Artemis görevleri kapsamında Ay’a gidecek astronotlar, insanlığın bugüne kadar karşılaştığı en zorlu yaşam koşullarından biriyle yüzleşecek. Aşırı sıcaklık farkları, radyasyon, tozlu ve havasız bir çevre ile birlikte, Dünya’dan günlerce uzakta yaşamanın getirdiği yalnızlık, görevlerin en büyük sınavlarından biri olacak.
NASA astronotu Victor Glover, uzayın çoğu zaman hafife alınan bir zorluk barındırdığını söylüyor. Glover’a göre uzay, dışarıdan göründüğünden çok daha sert ve affetmeyen bir ortam. Bu gerçeğin yeterince dile getirilmediğini vurgulayan deneyimli astronot, son yıllarda yaşanan aksaklıkların bunu açıkça ortaya koyduğunu ifade ediyor.
BBC'nin haberine göre Glover ile, Starliner uzay aracının Uluslararası Uzay İstasyonu’na yaptığı ve itki sistemindeki arıza nedeniyle mürettebatın sekiz ay boyunca uzayda mahsur kaldığı talihsiz görevden kısa süre önce yapılan görüşme, bu zorlukların somut bir örneğini sunuyor. Yaşananlar, uzay görevlerinde hata payının ne kadar düşük olduğunu bir kez daha gösterdi.
Yakın zamanda Artemis II görevinde Orion kapsülünün kontrolünü devralacak olan Glover, insanlığın Ay’ın ötesine ilk kez mürettebatlı olarak gideceği bu yolculukta, üç astronotla birlikte 10 gün boyunca son derece dar bir yaşam alanını paylaşacak. Bu süre boyunca her kaynak sınırlı olacak.
Glover, uzayda en temel ihtiyaçların bile geri dönüşü olmayan şekilde tüketildiğini hatırlatıyor. Su içildikçe azalıyor, yiyecekler yendikçe bitiyor ve görev sırasında yeni bir ikmal imkanı bulunmuyor. Bu durum, astronotların her kararı büyük bir disiplinle almak zorunda olduğu anlamına geliyor.
Mahremiyetin olmadığı bir hayat
Ay yolculuğunda ve gelecekteki Ay üslerinde, gündelik hayatın en basit ayrıntıları bile sorun haline gelebilecek. Glover’a göre uzayda gerçek anlamda bir mahremiyet yok. Atık ve hijyen bölmesine girip kapıyı kapatmak bile sessizlik açısından mümkün değil. Sistemler çalıştırıldığında çıkan gürültü, kapsüldeki herkesi uyandırabiliyor.
Bu tür küçük ama sürekli tekrar eden rahatsızlıklar, astronotların psikolojik dayanıklılığını ciddi şekilde test ediyor. Glover, bu nedenle Ay görevlerinin yalnızca fiziksel değil, çok farklı bir psikolojik hazırlık gerektirdiğini söylüyor.
Ay üsleri ve uzun süreli yalnızlık
Artemis II, insanlığın Ay’a kalıcı dönüşünün yalnızca ilk adımı. ABD öncülüğündeki program kapsamında, ilerleyen yıllarda Ay’ın güney kutbu yakınlarında kalıcı bir üs kurulması planlanıyor. Astronotlar, Dünya’dan günlerce uzakta, aylar boyunca kapalı alanlarda birlikte yaşamak zorunda kalacak.
Ay’da gecelerin iki hafta sürmesi, dış ortamın son derece tozlu ve havasız olması, aşırı sıcaklık farkları ve yüksek radyasyon seviyesi, görevleri Apollo döneminden çok daha karmaşık hale getiriyor. Bu nedenle astronot seçimi, programın en kritik aşamalarından biri olarak görülüyor.

“Doğru insan” nasıl seçiliyor?
Avrupa Uzay Ajansı’nın (ESA) uzay tıbbı ekibinin başındaki Sergi Vaquer Araujo’ya göre astronot seçimi, neredeyse imkansıza yakın bir denge gerektiriyor. Amaç, tek bir alanda üstün yeteneklere sahip “süper insanlar” bulmak değil. Asıl hedef, her alanda yeterince iyi, dengeli bireyler seçmek.
1950’lerde NASA’nın ilk astronotları, fiziksel olarak zirvede test pilotları arasından seçiliyordu. Günümüzde ise fiziksel mükemmeliyet tek başına yeterli değil. Kronik hastalıklar, solunum problemleri, kalp rahatsızlıkları ya da renk körlüğü gibi durumlar hala eleme nedeni olabiliyor. Bunun nedeni, uzayda gelişmiş tıbbi müdahale imkanlarının bulunmaması.
Psikoloji, en az fizik kadar önemli
Modern astronot seçimlerinde bilişsel beceriler ve psikolojik uyum, fiziksel kriterlerin önüne geçmiş durumda. Geçmişte bireysel başarıya odaklanan, son derece rekabetçi profiller tercih edilirken, bugün ekip uyumu ve birlikte çalışabilme yeteneği en önemli faktörler arasında yer alıyor.
ESA’nın son seçim sürecinde adaylar, ekip çalışmasına dayalı görevlerde gözlemlendi. Bu aşamada bireysel kazanımlar değil, ekibin başarısı ön plandaydı. Hatta kimi zaman başarıya ulaşmak için bireysel olarak geri planda kalmak gerekiyordu.
Antarktika, Ay’ın provası
Ay’da yaşamın zorluklarını anlamak için Dünya’daki en iyi örneklerden biri Antarktika. İngiliz cerrah Nina Purvis, ESA programı kapsamında Concordia araştırma istasyonunda 12 kişiyle birlikte bir kış geçirdi. “Beyaz Mars” olarak anılan bu istasyon, aşırı soğuk, karanlık ve izolasyon koşullarıyla uzay görevlerine benzetiliyor.
Aylarca tamamen dış dünyadan kopuk yaşayan ekip, yiyecekten tıbbi bakıma kadar her konuda kendi kendine yetmek zorundaydı. Purvis’e göre bu tür ortamlarda çalışabilmek için teknik yeterlilikten önce, birlikte çalışılabilir bir insan olmak gerekiyor.
Araştırmalar, uzun süreli izolasyonda can sıkıntısının en büyük tehditlerden biri olduğunu gösteriyor. Bu nedenle yoga, sanat çalışmaları ve mindfulness gibi düşük maliyetli ama yüksek etkili aktivitelerin, gelecekte astronot programlarının vazgeçilmez bir parçası olması bekleniyor.
Ay’da ev kurmanın psikolojisi
Pandemi döneminde, mimar Sebastian Aristotelis ve ortağı Karl-Johan Sørensen, Kuzey Grönland’da Ay üssü prototipinde 60 gün geçirerek bu yaşamın sınırlarını test etti. Dar ve kapalı bir alanın, doğru tasarımla kısa sürede “ev” hissi yaratabildiğini gözlemlediler.
Aristotelis’e göre Ay’da yaşayacak insanlar için en kritik unsur, küçük rahatsızlıkların önceden öngörülüp çözümlerinin tasarımla giderilmesi. Bu deneyim, bugün uzay ajanslarıyla çalışan şirketinin temelini oluşturdu.
Victor Glover, yıllardır Artemis görevleri için hazırlanıyor ve bir gün Ay’da yaşamaya aday astronotlardan biri. Kendisine, Dünya’dan bu kadar uzak kalmaya psikolojik olarak hazır olup olmadığı sorulduğunda ise net bir yanıt vermiyor.
Bu sorunun cevabının, ancak görevden döndükten sonra verilebileceğini söylüyor.
Kaynak: Gazete Oksijen




