06 Haziran 2026, Cumartesi
Gece Modu Gece Modu Gündüz Modu Gündüz Modu
Haber Giriş: 28.02.2026 10:36 | Son Güncelleme: 28.02.2026 11:19

12 günlük İran-İsrail savaşında neler yaşanmıştı? Yeni ittifaklar, bölgesel dengeler, Trump ve bilançolar

İsrail ile İran arasında 12 gün süren doğrudan savaşta taraflar ilk kez açık çatışmaya girdi. İsrail’in nükleer tesislere yönelik hava harekatına İran balistik füzelerle karşılık verdi. Çatışmaların ardından ateşkes sağlanırken bölgede yeni eksenler ve ittifaklar doğmaya başladı
12 günlük İran-İsrail savaşında neler yaşanmıştı? Yeni ittifaklar, bölgesel dengeler, Trump ve bilançolar
A+ Yazı Boyutunu Büyüt A- Yazı Boyutunu Küçült

On yıllardır vekalet savaşları üzerinden yürüyen İsrail-İran gerilimi, 13 Haziran 2025 tarihinde doğrudan ve eşi benzeri görülmemiş bir sıcak çatışmaya dönüştü. İsrail, İran'ın nükleer programını "varoluşsal bir tehdit" olarak nitelendirerek, çok sayıda F-35 savaş uçağının da katıldığı devasa bir hava harekatı başlattı.

İlk dalgada Tahran, Tebriz ve İsfahan dahil olmak üzere birçok şehirdeki askeri üsler, hava savunma sistemleri ve nükleer altyapı hedefleri yoğun bombardıman altına alındı. İsrail istihbaratı Mossad da aynı süreçte İran içindeki kilit komutanlara ve nükleer bilim insanlarına yönelik eş zamanlı suikastlar düzenledi.

İran'ın yanıtı ne olmuştu?

Tahran’dan Tel Aviv’e Balistik Misilleme İsrail'in şok baskınına İran'ın yanıtı gecikmedi. "Stratejik sabır" politikasını terk eden Tahran yönetimi, İsrail'in gelişmiş hava savunma sistemlerini aşmak amacıyla yüzlerce insansız hava aracı (İHA), katı ve sıvı yakıtlı balistik füze ile misilleme başlattı.

Hedef alınan noktalar arasında askeri üslerin yanı sıra Hayfa petrol rafinerisi ve Beersheba'daki Soroka Tıp Merkezi gibi sivil ve endüstriyel alanlar da yer aldı. İsrail ve ABD savunma sistemleri füzelerin büyük kısmını havada imha etse de, İsrail topraklarına düşen füzeler ciddi hasara ve sivil kayıplara yol açtı.

B-2 bombardıman uçağı ve ABD...

Çatışmanın en kritik kırılma noktalarından biri, 22 Haziran'da yaşandı. İsrail'in kullandığı mühimmatların yer altındaki nükleer tesislere tam nüfuz edememesi üzerine Amerika Birleşik Devletleri savaşa doğrudan dahil oldu.

ABD ordusu, sığınak delici bombalar (bunker-buster) kullanarak İran'ın en kritik nükleer tesisleri olan Natanz, Fordow ve İsfahan'ı hedef aldı. Bu hamle, ABD'nin İran'a yönelik tarihindeki en doğrudan ve yıkıcı askeri müdahalesi olarak kayıtlara geçti. İran ise ertesi gün buna karşılık vererek ABD'nin Katar'daki en büyük askeri üssü olan El-Udeid Hava Üssü'ne füze saldırısı düzenledi.

ABD ordusu saldırıda radarlarda gözükmeyen B-2 hayalet uçağını kullandı.

Savaşın bölgesel bir felakete ve küresel enerji krizine dönüşme riski artarken, diplomatik kanallar devreye girdi. Sürdürülemez hale gelen askeri ve ekonomik maliyetler, her iki tarafı da masaya oturmaya zorladı.

ABD Başkanı Donald Trump'ın yoğun baskısı ve arabuluculuğu sonucunda 24 Haziran'da ateşkes ilan edildi. Trump, bu ateşkeste İran'ın nükleer kapasitesine vurulan darbenin etkili olduğunu savundu.

Trump, yaptığı açıklamada, "Eğer biz müdahale etmeseydik ve nükleer tesisleri o sığınak delici bombalarla yerle bir etmeseydik, dünya bugün çok daha karanlık bir yer olacaktı. İran’ın nükleer rüyasını bitirdik ve bölgeye gerçek bir barışı, kendi gücümüzle getirdik," ifadelerini kullandı.

İki taraf için bilanço neydi?

  • İran: Sağlık Bakanlığı ve uluslararası raporlara göre İsrail ve ABD saldırılarında İran'da 600'den fazla kişi hayatını kaybetti, 4 bin 800'e yakın kişi yaralandı. Üst düzey Devrim Muhafızları komutanları ve nükleer bilim insanları öldürüldü.
  • İsrail: İsrail kaynaklarına göre, İran'ın saldırılarında ve sığınaklara kaçış sırasındaki kazalarda toplam 29 kişi hayatını kaybederken, yaklaşık 3 bin 400 kişi yaralandı. On binlerce İsrailli evlerini tahliye etmek zorunda kaldı ve ciddi altyapı hasarları rapor edildi.

Bölgesel ittifaklara giden süreç

Savaşın ardından bölge güvenliği için en somut adım Suudi Arabistan ve Pakistan arasındaki stratejik yakınlaşma oldu. İran’ın füze kapasitesinin tamamen yok edilememesi ve bölgedeki Şii milis gücünün yarattığı tehdit algısı, Riyad’ı geleneksel müttefiki İslamabad ile tarihin en kapsamlı askeri entegrasyonuna itti. İki ülke arasında imzalanan "Stratejik Savunma ve Caydırıcılık Paktı" ile Pakistan, Suudi Arabistan’ın sınır güvenliğini ve kritik tesislerini korumak üzere bölgeye ek askeri birlikler ve hava savunma uzmanları gönderme kararı aldı.

Nitekim İsrail kanadı da benzer arayışlara girdi...

Türkiye'nin de katılımı gündeme geldi

Geride kalan haftalarda bu güvenlik paktına Türkiye'nin de katılacağı yönünde iddialar ortaya atıldı.
Suudi Arabistan’ın finansal gücü ve Pakistan’ın nükleer caydırıcılığını bir araya getiren mevcut ortaklığa, Ankara’nın operasyonel tecrübesi ve devasa savunma sanayii kapasitesiyle katılması, uluslararası basında "Müslüman NATO’su" olarak yorumlandı.

Özellikle Ocak 2026 itibarıyla hız kazanan diplomatik temaslarda, Türkiye’nin NATO’nun ikinci büyük ordusu olarak bu yapıya eklemlenmesinin, Ortadoğu’daki güç dengelerini kökten değiştireceği ve İsrail’in bölgesel manevra alanını kısıtlayacağı vurgulandı.

Kaynak: Gazete Oksijen