15 Eylül 2026, Salı
Gece Modu Gece Modu Gündüz Modu Gündüz Modu
Haber Giriş: 07.08.2026 04:30 | Son Güncelleme: 07.08.2026 23:39

"Ailemin yaşadığı ırkçılığı küçük yaşta gördüm; evimiz hep hak mücadelesi verenlerle doluydu"

Bu sözler, anketlere göre Berlin’in ilk Türk kökenli eyalet başbakanı olması beklenen Sol Parti adayı Elif Eralp’e ait. Hızla Almanya’nın en popüler solcu siyasetçilerinden biri haline gelen Eralp, siyasi serüvenini Oksijen’e anlattı
Eralp’in ailesi, 12 Eylül 1980 darbesinden sonra artan baskılar nedeniyle Eralp’a hamileyken Almanya’ya sığınmak zorunda kalmış.
Eralp’in ailesi, 12 Eylül 1980 darbesinden sonra artan baskılar nedeniyle Eralp’a hamileyken Almanya’ya sığınmak zorunda kalmış.

Almanya’nın başkenti Berlin’deki ünlü Alexanderplatz meydanının yakınlarında “Kızıl Rotes Rathaus”, yani Kızıl Belediye Binası bulunur. Adını kırmızı tuğlalı cephe tasarımından alan bu şık kırmızı bina eyalet başbakanına, başkentteki adıyla “Berlin’e hükümet eden belediye başkanı”na ev sahipliği yapar. Bugünlerde “Kızıl Belediye Binası artık gerçekten kızıl olmalı” diyen solcu bir aday bu göreve yürüyor. Başarırsa kendisi Berlin’in ilk Türk asıllı eyalet başbakanı olacak.

Sol Parti’nin (Die Linke) Berlin Eyalet Başbakanı adayı Elif Eralp’ın ailesi 12 Eylül 1980 darbesinden sonra Türkiye’den Almanya’ya kaçtı. Annesi, ülkeden kaçtıkları sırada geleceğin siyasetçisine hamileydi. Eralp, 1981’de Münih’te dünyaya geldi. Oksijen’e verdiği söyleşide, “Ailemden dolayı sol bir ortamda büyüdüm ama annemle babam hiçbir zaman beni ideolojik olarak yönlendirmedi” diyen Eralp, henüz çocuk yaşta haksızlıklara karşı çok duyarlı olduğunu söylüyor. Çocukluğunda evlerinde hep solcular, mülteciler ve hak mücadelesi veren işçiler olurmuş. Resmi dairelerde ırkçılığa tanıklık etmiş. Bu da onu gençliğinden itibaren ırkçılığa ve kira eşitsizliğine karşı mücadeleye itmiş.

Aslında bir avukat olan Eralp, aktif siyasete 2010’da Sol Parti’yle girdi. Halen Berlin Belediye Meclisi üyesi olarak görev yapıyor. Sol Parti, Berlin’de onun liderlik ettiği kampanya ile anketlerde az bir farkla da olsa birinci sıraya oturmuş durumda. Anketler haklı çıkarsa koalisyon kurma hakkı Sol Parti’ye verilecek ve Eralp kurulan koalisyon sonucunda eyalet başbakanı olacak. Kendisi şu anda Almanya’nın en ünlü sol siyasetçilerinden, hatta sıkça New York’un sosyalist Belediye Başkanı Zohran Mamdani ile kıyaslanıyor. Eralp ile bu kıyaslamaları, çocukluğunu, siyasi yolculuğunu ve aşırı sağın yükselişi karşısında sol siyasetçilerin ne yapması gerektiğini konuştuk.

Aileniz 1980 darbesi sonrası Almanya’ya sığındı. Siyasi olarak aktif göçmen bir aile evinde büyümek siyasi vizyonunuzu ve siyasete girme kararınızı nasıl şekillendirdi?

Annem ve babam sendikacı ve sosyalist oldukları için Türkiye’deki 1980 darbesinden sonra, Almanya’ya geldiler. Ailemden dolayı sol bir ortamda büyüdüm. Ama annemle babam hiçbir zaman beni ideolojik olarak yönlendirmedi. Evimizde hep solcular, mülteciler, burada işçi olarak hak mücadelesi veren insanlar olurdu. Çocuk yaşta haksızlıklara karşı çok duyarlıydım. Resmi dairelerde, günlük hayatta, ailemizin ve çevremizin yaşadığı ırkçılığı gördüm. Daha 12 yaşımda iken hukuk okumaya ve insan hakları alanında çalışmaya karar verdim. Gençliğimden itibaren ırkçılığa karşı ve kira konusunda sivil toplum kuruluşlarında aktiftim. Sonra Sol Parti’nin sosyal adalet ve insan hakları konusunda en etkili mücadele eden parti olduğunu düşündüğüm için üye olmaya karar verdim. Bu açıdan ailemin, siyasi gelişimim ve siyasi görüşlerim üzerinde büyük bir etkisi oldu.

“Siyasete güveni artırmak gerekiyor”

Aşırı sağın güçlendiği bir dönemde Sol Parti’nin adayı olarak Berlin anketlerinde birinci sıradasınız. Sol ve sosyal demokrat partiler nasıl aşırı sağın yükselişini önleyebilir?

AfD’nin güçlenmesinin birkaç nedeni var. Birincisi, insanların siyasete güveni azaldı. Son yıllarda skandallar, krizler ve verilen sözlerin tutulmaması bu güvensizliği artırdı. İkincisi, ekonomik durumu iyi olmayan ya da geleceğinden korkan insanlar daha kolay suçlu arıyor. Eskiden bu suçlu Türkiye kökenlilerdi, bugün Suriyeliler ya da başka göçmen grupları oluyor. Oysa asıl sorun bu değil. İnsanların maddi durumunu düzeltmek ve demokrasiye, siyasete olan güveni yeniden artırmak gerekiyor.

Sosyalist siyasetçilerin Batı yerel siyasetinde yükselen bir güç haline geldiği yorumları yapılıyor. Gözlemciler, Berlin’deki çalışmalarınız ile New York’taki Zohran Mamdani ile aranızda paralellikler kuruyor. Kendinizi küresel, kentsel bir sosyalist hareketin parçası olarak görüyor musunuz?

Sol ve sosyalist partiler ve hareketler sınırların ötesinde birbirlerinden öğreniyorlar. Mamdani’nin başarısı Berlin’deki bizler ve birçok başka büyük şehir için bir örnek ve aynı zamanda sınıf temelli bir politikanın, tüm emekçi insanları ve göçmen toplulukları kapsadığında başarılı olabileceğinin bir teyidi oldu. Kendimi ve Berlin Die Linke’yi, zenginleri adil biçimde vergilendirmeye, herkese iyi bir yaşam sağlamaya, insan hakları ve savaşlara karşı mücadele eden enternasyonalist sosyalist bir hareketin parçası olarak görüyorum.

Geçmişte Türk diasporasının ilk jenerasyonlarının bir bölümünün ‘sosyalizm’ ve ‘sol politikaya’ mesafeli olduğunu görüyorduk. Sol siyaseti Berlin’deki Türk diasporasının farklı kuşaklarına nasıl aktarıyorsunuz?

Biz sadece solcular için politika yapmıyoruz. Biz bütün insanlar için politika yapıyoruz. Çünkü bizim politikamız sosyal haklar üzerinden şekilleniyor ve bu herkesin hayatını ilgilendiriyor.

Türkiye kökenli olsun ya da olmasın; herkesin onurlu ve iyi bir hayat sürmesini istiyoruz. Türkiye kökenli insanlar da diğer Berlinlilerle aynı sorunlarla yüzleşiyorlar. Bu sorunların en başında da pahalılık geliyor. Berlin giderek daha pahalı bir şehir haline geliyor. En büyük sorun da konut ve kira sorunu. İnsanlar artık ihtiyaçlarına göre ev bulamıyorlar. Örneğin çocuk sahibi olunca ya da yaşlanıp zemin katta bir ihtiyaç duyunca. Kreuzberg’de yıllardır dört çocuğuyla iki odalı bir evde yaşayan Türkiyeli bir kadının ev bulmasına yardımcı olmaya çalışıyorum.

Giderek yükselen kiralar, insanların geçimini ciddi şekilde zorlaştırıyor. Birçok insan yüksek kiralar yüzünden semtinden ayrılmak zorunda kalıyor. Yüksek kiralar, şehrimizdeki yoksulluğun da başlıca nedenlerinden biri. Artık her dört çocuktan biri yoksulluk içinde yaşıyor. Neukölln veya Marzahn’ın bazı mahallelerinde ise bu oran her iki çocuktan birine kadar çıkıyor.

Buna karşılık, gelirleri milyonları bulan insanların sayısı son on yılda üç katına çıktı. Biz alacağımız önlemlerle kiraların düşmesini sağlayacağız. Yeni bir Eyalet Kiracıları Koruma Dairesi kurmak istiyoruz. Bu kurum, yasa dışı kira artışlarına ve yasa dışı olarak işletilen tatil amaçlı kiralık konutlara karşı mücadele edecek.

Kira tavanı gibi düzenlemeleri yeniden gündeme getirmek istiyoruz. Önümüzdeki 10 yıl içinde 75 bin yeni, uygun fiyatlı konut inşa etmek istiyoruz. Burada yalnızca en yoksul kesimlerin değil, orta gelirli insanların da karşılayabileceği sosyal konutlardan söz ediyoruz. Berlin’in böyle uzun vadeli ve kapsamlı bir konut programına ihtiyacı var.

Ayrıca büyük emlak şirketlerinin sahip olduğu geniş konut portföylerini kamulaştırmak istiyoruz. Berlinlilerin yaklaşık yüzde 60’ı bir halk oylamasında bu yönde oy kullandı. Kamulaştırma yoluyla kira fiyatları üzerinde daha fazla etki ve denetim sağlayabiliriz.

Ayrıca otobüs ve toplu taşıma ücretlerini düşürmek, çöp sorununu sona erdirmek, eğitimde fırsat eşitliğini sağlamak ve ırkçılığın yanı sıra her türlü ayrımcılığa karşı mücadele etmek istiyoruz.

Bunlar her yaştan insanın olumlu karşıladığı konular. Şu anda Türkiyeli toplumundan da hem gençlerden hem de yaşlılardan çok büyük destek görüyorum.

Eğer kazanırsanız 16 Alman eyaletinin 2’sine Türk kökenli siyasetçiler liderlik ediyor olacak. Bu diaspora için ne anlama geliyor ve günümüz Almanyası hakkında ne anlatıyor?

Uzun zaman aldı, ancak bu durum, Almanya’da uzun zamandır var olan gerçekliğin artık nihayet bir ölçüde siyasette de yansımaya başladığını gösteriyor. Göçmen kökenli insanlar, özellikle de Almanya’nın kuruluşuna ve gelişimine katkıda bulunan ve her gün bu ülkenin şekillenmesine katkı sunan Türkiye kökenli birçok insan, nihayet önemli siyasi görevlerde de yer almaya başlıyor. Bu, daha da ileriye taşınması gereken bir başarıdır.

Ancak elbette Cem Özdemir ile benim aramda siyasi farklılıklar da var. Göçmen kökenli bir kişinin ilk kez onunla birlikte bir eyalet başbakanı olmasını olumlu buluyorum. Fakat benim gözlemime göre kendisi, göçmen kökenli insanların hakları için yeterince güçlü mücadele etmedi ve etkili sosyal politikalar izlemedi. Oysa sağa kayışın ve toplumsal güvencesizliğin arttığı bu dönemde tam da buna acilen ihtiyaç var.