Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, 2017'de İsviçre'nin Crans-Montana kentinde düzenlenen konferanstan bugüne Kıbrıs sorunu konusunda anlamlı denilebilecek bir görüşme süreci yaşanmadığını kaydederek, "Hep söylüyoruz. Bizim nihai hedefimiz Kıbrıs sorununun çözülmesidir" dedi. 'Cumhurbaşkanlığı'nda 100 Gün' konulu basın toplantısında, Cumhurbaşkanlığı görevindeki ilk 100 gününde kurulan çalışma birimlerine, yürütülen diplomatik temaslar ile etkinliklere ilişkin konuşan Erhürman'ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:
“Kıbrıs sorunu ile ilgili süreç nerededir? Bunu değerlendirmek için nereden devraldığımızı hatırlamakta fayda var. Biliyorsunuz geride bıraktığımız beş yıllık süreç içerisinde bu konuda en öne çıkan iki nokta Cenevre ve New York görüşmeleriydi. İkisi de 5+1 formatında gerçekleşmiş ve gayrı resmi görüşmeler olarak kabul edilmişti. Yani resmi bir müzakere süreci yoktu. Yine - basın mensubu arkadaşlarımız çok iyi hatırlayacaktır - seçim döneminde benim şöyle bir açıklamam olmuştu. Demiştim ki bu konular bugüne kadar bildiğimiz güven yaratıcı veya artırıcı önlemler başlığı altında toplanabilecek konulardır. ‘Bunların Cenevre’de ya da New York’ta 5+1 düzeyinde ele alınması anlamlı değildir’ açıklamasını biliyorsunuz ki seçimden önce de bu konulara ilişkin değerlendirmelerimde söylemiştim.
Sebebi de şuydu: Bunlar, bugüne kadar konuşulmuş konulardı. Sonuç da alınmış konular ama bunların konuşulması ya da bunlarda sonuç alınması için bir kere BM Genel Sekreterinin ve üç garantör ülkenin masada oturmasına gerek yok. Bu konular için 5+1 toplantıları fazla üst düzey kalıyor. Üstüne üstlük, 5+1 gerçekleştikten sonra sonuç alınmadan masadan kalkılması da hem BM hem üç garantör ülkenin ve iki liderin prestiji itibarı açısından da olumlu sonuçlar vermiyor. Çünkü bu kadar üst düzey bir toplantıda en azından belli sonuçlarla masadan kalkılması gerekiyor. Dolayısıyla göreve geldiğimiz ilk günden itibaren vurguladığımız bir noktaydı. 5+1 hiçbir şekilde kaçacağımız bir toplantı formatı değil, hangi toplantı söz konusu olursa katılırız. Ama bize göre doğru olan en azından masaya konulmuş Güven Yaratıcı Önlemler konusunda belli sonuçlara Lefkoşa’da ulaştıktan sonra 5+1’e gitmek ve dolayısıyla 5+1’in sonucunda da birtakım olumlu gelişmelerin açıklanmasına fırsat vermektir’ demiştik. Bu pozisyonumuzu koruduk.
"Güven yaratıcı önlemler paketi önerisini ilk toplantıda masaya koyduk"
Üç ay artı on gün içerisinde BM gözetiminde iki lider arasında gerçekleşen üç ayrı toplantı oldu. Bu üç ayrı toplantının birincisinde, seçimden çok önce ortaya koyduğumuz dört maddelik metodoloji önerimizi ilk toplantıda masada ortaya koyduk. Bununla birlikte on tane de yeni güven yaratıcı önlem önerimizi de masaya koyduk. Yeniden kastım şu: Tabii ki Cenevre ve New York’ta görüşülen konular halen görüşme masasının konusudur. Bunlara ek olarak 4 maddelik metodoloji önerisi ve yine bunlara ek olarak on maddelik yeni bir güven yaratıcı önlemler paketi önerisini de ilk toplantıda masaya koyduk. Bunların içinde yer alanlardan şu örnek verilebilir. Kayıp Şahıslar Komitesini birlikte ziyaret gibi son derece sıradan – Güven Yaratıcı Önlem bile değil bize göre – ama o dönemin ihtiyaçları içerisinde önemli olan. Neden? Hatırlayacaksınız Avrupa Parlamentosu’nda bir anıtın yapılması konusunda bir karar alınmıştı. Bu anıtın sadece Kıbrıslı Rum kayıpları ile ilgili öneri olarak ortaya çıkmıştı. Bu ziyaret aslında Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum kayıplarının hepsinin anılarını onurlandırmak ve hepsi ile ilgili KŞK tarafından araştırmalar yapıldığını hatırlatmak amacıyla bizler tarafından önerilmişti. Bu gerçekleşmişti.
Yine hatırlayacaksınız, çok uzun süredir devam eden Hellimin tescili konusunda Kıbrıs Rum yetkili makamının Bureau Veritas ile sözleşme imzalanması meselesi vardı. Bunun bir an önce tamamlanması gerektiğini söylemiştik. O toplantıdan kalktığımızda da Sn. Hristodulidis hatırlayacaksınız - Ocak sonu itibarıyla bunun tamamlanacağını söylemişti. Metehan’daki sıkışıklığı biraz olsun rahatlatmak açısından önerilerimiz vardı. Metehan’da kulübe sayısının yediye çıkarılması ve sürekli olarak orada görevli bulundurulması ve Bostancı ve Derinya kapılarında da seyrüsefer çıkarılmasının olanaklı kılınması önerilerimizdi. Bu konularda 31 Ocak itibarıyla sonuç alınacağı taahhüdü Sn. Maria Holguin Cuellar önünde yapılmıştı. Bu taahhütler şu ana kadar yedi kulübenin Metehan’a yerleştirilmesinin gerçekleştiğini gözlemledik ama orada yol yapımı Kıbrıslı Rum müteahhidin kısmı henüz tamamlanmadığı için bunların devreye girdiğini görmedik. Ama Derinya ve Bostancı’da seyrüsefer ile ilgili çalışma henüz başlatılmadı. Bunu da son toplantıda Sn. Hristodulidis’e bir kez daha hatırlattık. Hellim ile ilgili imzalanması gereken sözleşme henüz maalesef imzalanmadı.
"5+1’e gerek yok, bu konular Lefkoşa’da çözülmeli"
Bunun dışında o öneriler içerisinde, U14’lerin dostluk maçı yapması diye bir önerimiz vardı. Bu öneri ile ilgili nedense çok tartışma çıktı. Futbolda bu iş zor olur diye. Biz görüşme süreçleri boyunca dedik ki illa ki futbol değil, basketbol, hentbol, voleybol da olur dedik. Takımlar konusunda sıkıntınız varsa hatta bireysel katılımla atletizm veya jimnastik de olur. Derdimiz iki topluma iki halka mensup çocukların spor müsabakasında dostluk turnuvasında bir araya gelmesiydi. Bizim basınımızda yine o dönemde bazı eleştiriler yer aldı: Türkiye Cumhuriyeti’ni ikna edebildiniz mi ki böyle bir maç yapması konusunda ki siz bunu Kıbrıslı Rumlardan istiyorsunuz diye. Farkına varıldı mı bilmiyorum ben birkaç gün önce Girne’de Hentbol turnuvasındaydım. O turnuvada, Türkiye Cumhuriyeti, Özbekistan, Kosova ve Kazakistan’dan takımlar hentbol turnuvasına katıldılar. U14 de değildi, U16’ydı. Bunun yapılmasının önünde bir engel olmadığı aslında son derece açık, bizim bununla herhangi bir siyasi amaç gütmediğimiz de son derece açıktır. Ama maalesef bu konudaki önerimiz kabul görmedi. Bizim seçim öncesinde söylediğimiz 5+1’e böyle konulara gerek yok bu konular Lefkoşa’da çözülmelidir.
"Sekiz senede anlamlı denilebilecek hiçbir görüşme süreci yaşanmadı"
Şu anda BM Genel Sekreterinin Kişisel Temsilcisi Sn. Holguin’in yaptığı açıklama güven yaratıcı önlemlerde mesafe kaydedilmedikçe, çözümler üretilmedikçe 5+1 toplanmayacaktır açıklaması aslında bizim seçimden önceden beri ortaya koyduğumuz görüştür. Amacı da bellidir. Nihai hedefimiz Kıbrıs sorununun çözülmesidir. Kıbrıs sorununun çözülmesinin bu ülkede öngörülebilirlik ve görünürlük sağlanması açısından en önemli unsur olduğunu hep vurguluyoruz. Ama şunu da vurguluyoruz. Crans Montana’dan bugüne sekiz seneyi aşkın bir süre geçti. 8 senenin içerisinde anlamlı denilebilecek hiçbir görüşme süreci yaşanmadı. Sn. Holguin’in buraya ilk gelişinden bugüne de maalesef güveni olumsuz şekilde etkileyecek gelişmeler yaşandı. 21 Aralık’ta ilk defa yapıldığını tespit ettiğimiz yapılan bir açıklama gibi. Hani AB yetkilileri buraya geldiğinde - ben ona ‘delikten baktırma ritüeli’ adını veriyorum- o ritüelin tekrarlatılması gibi birtakım güveni olumlu etkilemediği açık olan gelişmeler yaşandı. Bir güveni olumlu yönden etkilemeyen gelişme de maalesef demin sözüne ettiğim 31 Ocak itibarıyla tamamlanacağı öngörülen noktaların en azından üç tanesinin Bostancı, Derinya’da seyrüsefer ve hellim meselesinin halen halledilmemesidir.
"Çözüme uygun bir iklime, atmosfer yaratmaya ihtiyaç var"
BM raporlarından alarak söylüyoruz, orada söylenen şey şudur, çözüme uygun bir iklime, atmosfer yaratmaya ihtiyaç var. Birinci adım budur. Bunun gerçekleşmesi üzerine 5+1 gerçekleşebilir ki 5+1 gerçekleştiğinde oradan olumlu bir havayla kalkılabilsin. Temel iddiamızda ki gerek dört maddeli öneriler konusunda gerek on maddeli öneriler konusunda gerekse Haspolat, Kiracıköy’den Eylence’ye ve Lüricina Akıncılar noktasında yeni kapıların açılması meselesi vardı. O meselelerde de temel hedefimiz sonuç alalım, iki halk da bu iki liderin sonuçlar alabildiğini görsün ve güven artsın. Dört maddelik öneri de aslında temel hedefe yöneliktir. O temel hedefin gerçekleşmesi için bu defa daha öncekilerden farklı olarak birtakım usul kuralları belirleyelim.
"Şu ana kadar ilerleme sağlanmadı"
Maalesef bunu ilk kez söylemiyorum. Bugün basında bazı haberlerde farklı değerlendirmeler gördüm. Ben şu ana kadar bu saydığım dört konu dışında herhangi bir konuda ilerleme sağlandığını kendi halkıma aktarmadım. ‘İki lider halklarına farklı şeyler aktarıyor ama Holguin gerçeği söylüyor’ şeklindeki değerlendirmeyi doğru bulmam. Son derece açık bir şekilde biz gerçeği söylüyoruz. Gerçek de şu ana kadar ilerleme sağlanmamış olduğudur. Sağlanmamasının sebeplerinden biri de o dört maddenin içinde dahi - ki güveni biraz olsun yaratacak şeylerdi - orada dahi ilerleme olmamasıdır. Dört maddeden kastım seyrüsefer, hellim kısmıdır. Bizim dört madde ile ilgili olarak söylediğimiz çok nettir. Usule, metodolojiye dairdir. Metodolojiye ve usule dair olmasının açık göstergesi de hepsinde ilkesel olarak vurgusu yapıyoruz. Siyasi eşitlik ile ilgili olarak dönüşümlü başkanlık konusunda örnek veriyorum sadece.
"Dönüşümlü başkanlık güvence altına alınmalı"
Çok açık şekilde söylediğimiz şudur: Biz dönüşümlü başkanlık meselesinin ikiye bir mi üçe bir mi dörde bir mi olduğunu şimdiden belirlemekten, içeriğinden bahsetmiyoruz. İlkesel olarak şunu söylüyoruz: herhangi bir yapı kurulacaksa ve burada siyasi eşitlik olacaksa, o yapının iki bileşeni olan Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumların belli dönemlerle o yapıya başkanlık edebileceğinin güvence altına alınması lazım. Öyle bir yapı tahayyül edebiliyor musunuz ki siyasi eşitlik var ama iki bileşenden biri tarih boyunca o yapının başkanlığını hiç yapamayacak? Bu baştan garanti edilecek. Bunun örneği 1960 Anayasasında vardı. Son dönemlerde 1963 olayları dolayısıyla rahmetli Dr. Küçük’ün yazdığı mektuplar tekrar yayınlandı. Oralara bakarsanız aslında dönüşümlü başkanlığın olmamasının nelere mal olduğunu nasıl kötü sonuçlar doğurduğunu görebilirsiniz.
"Kendi adıma bir hayal kırıklığı ya da moral bozukluğu içinde değilim"
Bizim iddiamız seçim öncesinin de çok öncesinden beri Sayın Guterres’in dediği gibi bu defa farklı olmalıdır. Bu defa farklı olacaksa ne olacak fark? Biz kendi önerilerimizi geliştirdik ve dedik ki bu defa farklı olacaksa en azından metodolojinin baştan belli olması lazım. Kurallar, usuller nedir koyalım. Ondan sonra esasa geçelim ve içeriği konuşalım. Bu geldiğimiz nokta, buna rağmen kendi adıma bir hayal kırıklığı ya da moral bozukluğu içinde olmadığımı çok açık söyleyeyim. Sebebi şu: 5 yıllık bir durgunluk dönemi ama geriye gidin beş yılı da aşkın 2017’dir Crans Montana, sekiz yıllık bir durgunluk dönemi. Benim seçilmemden itibaren KŞK konusunda, AB yetkililerinin buraya gelmesi, 21 Aralık gibi konularda yaşananlar varken görüşme süreci devam ediyor ve edecektir. Biz hep masada olacağız. Kırmızı çizgi demiyoruz. Bunlar bu ülkede güven yaratıcı önlem olarak uygulanması gereken şeylerdir. Eğer çözüm istiyorsak, bunlar üzerinden yürünmesi lazım diyoruz.
Son toplantıda Sn. Hristodulidis 5 maddelik başka bir şey getirdi. 5 maddelik başka bir şeyin bir maddesi güven yaratıcı önlemlere ilişkindir. Haspolat, Kiracıköy, Eğlence oraları kapsayan geçiş noktaları ile ilgilidir. New York’tan beri masada bir harita var Erenköy o masada yok. 5 maddenin içinde Erenköy de onun içine girdi. Konu, New York’tan bile daha uzlaşılması zor olan bir noktaya çekildi. Daha da uzlaşma açısından güçlük yaratan bir şey ortaya çıktı. Ne zaman çıktı? Üçüncü üçlü görüşmede çıktı. Arzu ettiğimiz bir noktada değiliz. Ama gönül rahatlığı ile söylüyorum daha üç ay oldu. Üç ay içerisinde elbette birtakım anlaşmazlık noktaları öne çıkacaktır. Ben de bu süreçlerin içerisinde yer almış biri olarak çok iyi biliyorum. Bir de GKRY’nin AB dönem başkanlığını yürüttüğü dönemdeyiz. Mayıs ayında güneyde genel seçimlerin yapılacağını bildiğimiz bir dönemdeyiz. Dolayısıyla bu dönemde çözümlere ulaşmanın zaman alacağı da açık şekilde görülebilir.
"Üç garantör ülkenin de evet diyeceği bir çözüm üretmek durumundasınız"
Bu çerçevede Türkiye Cumhuriyeti ile ilişkiler nasıl olacak sorusu soruluyordu. Zaten Kıbrıs sorunu ile ilgili olarak her zaman tüm liderlerimiz Türkiye Cumhuriyeti ile istişare içerisinde görüşme süreçlerini yürüttü. Baştan beri de bu konuda görüşme süreci Türkiye Cumhuriyeti yetkilileri ile istişare içerisinde yürütülüyor. Seçimden önce de bunun böyle olacağınız söylemiştik. Seçimden sonra da söylemiştik. Bu konuda gerek Türkiye Cumhuriyeti’nin gerek KKTC’nin farklı noktalarda farklı görüşleri olabilir. Önemli olan istişare sürecinin diplomatik ilişkilerin kesintisiz bir şekilde yürüyebilmesidir. Bu ülkede eğer çözümü gerçekten istiyorsanız, bu çözümde iki lider var üç de garantör ülke var. Üç garantör ülkenin de evet diyeceği bir çözüm üretmek durumundasınız. Kıbrıs Türk lider olarak da size düşen görev üç garantör ülke hem Türkiye Cumhuriyeti hem Kıbrıs Rum liderliği hem de bu dönem öyle bir dönem ki - daha da açık çıktı ortaya - onların dışındaki pek çok bölgesel etkili devlet ile de çok ciddi al ver süreci, diplomasi süreci, istişare süreci yürütmekle yükümlüsünüz."