Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun ABD tarafından kaçırılması, Washington’un Latin Amerika’daki Hizbullah varlığını ortadan kaldırma hedefinde önemli bir eşik olarak görülüyor.
France 24'un aktardığına göre ABD yönetimi, Lübnan merkezli Şii örgütün bölgede uyuşturucu ticareti, silah satışı ve kara para aklama gibi suç faaliyetlerine karıştığını savunurken, İran’ın da bu ağın en önemli destekçisi olduğunu vurguluyor.
Karakas’a düzenlenen ölümcül ABD saldırıları ve Maduro’nun ele geçirilmesi, yalnızca Venezuela’da değil, Beyrut’un güney banliyölerinde de yankı buldu. Burası, uzun yıllardır Hizbullah’ın en güçlü olduğu bölgelerden biri olarak biliniyor.
Rubio'dan Hizbullah ve İran'a açık mesaj
Washington, Maduro’nun yakalanmasını Hizbullah liderliğine ve İran’a açık bir mesaj olarak kullandı. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, saldırıdan bir gün sonra CBS’e yaptığı açıklamada, Trump yönetiminin bu konuda geri adım atmayacağını net sözlerle dile getirdi.
“Bu çok basit” diyen Rubio, “21. yüzyılda, Trump yönetimi altında, kendi yarımküremizde Hizbullah, İran ya da dünyanın başka herhangi bir kötü niyetli gücü için bir merkez işlevi gören bir ülkeye izin vermeyeceğiz. Böyle bir şey artık olmayacak” ifadelerini kullandı.
Rubio, NBC News’e verdiği bir diğer demeçte ise Venezuela topraklarında herhangi bir Hizbullah ya da İran varlığının tamamen ortadan kaldırılacağını söyledi. ABD, Hizbullah’ı 1997 yılında “yabancı terör örgütü” ilan etmişti.
Maduro’nun yakalanmasının ardından ülke, geçici olarak Başkan Yardımcısı Delcy Rodriguez’in liderliğine geçti. Rubio, yeni yönetimi İran ve Hizbullah’la bağlarını koparmaya çağırdı. Aynı dönemde İran da, hayat pahalılığıyla başlayan protestoların büyümesiyle baskı altında. Trump, İran güvenlik güçlerinin barışçıl göstericileri öldürmesi halinde doğrudan müdahale tehdidinde bulunmuştu.
Latin Amerika’da uzun süredir izlenen ağ
ABD, Hizbullah’ın Latin Amerika’daki faaliyetlerini uzun süredir yakından takip ediyor. ABD Uyuşturucuyla Mücadele Dairesi (DEA), 2008’den bu yana Hizbullah’ın uyuşturucu ticareti, silah satışı ve kara para aklama yoluyla kendini finanse ettiğini belirtiyor. DEA verilerine göre bu faaliyetler, örgüte yılda yaklaşık 1 milyar dolar gelir sağladı.
Venezuela özelinde ise ABD’li soruşturmacılar, Maduro’nun selefi Hugo Chavez’e kıyasla Hizbullah’a çok daha geniş bir alan açtığını savunuyor. İddialara göre Karakas, örgüt için güvenli bir sığınak haline geldi ve başkentte komuta yapıları kuruldu.
Hem Venezuela hem de Hizbullah bu suçlamaları reddediyor. Hizbullah, uyuşturucu ticareti ve benzeri faaliyetlerin “İslam’a aykırı” olduğunu savunuyor. Buna rağmen örgütün, Suriye iç savaşı sırasında Beşar Esad rejimiyle birlikte Orta Doğu’da captagon adlı uyuşturucunun kaçakçılığında kilit rol oynadığı yönünde çok sayıda rapor bulunuyor.
Güvenli liman iddiaları
ABD’li yetkililer, Hizbullah’ın Venezuela’daki faaliyetlerini kısmen Lübnanlı ve Suriyeli diasporalar üzerinden yürüttüğünü öne sürüyor. Washington merkezli Atlantic Council düşünce kuruluşunun 2020 tarihli raporuna göre, Hizbullah’ın Venezuela’daki destek ağı, aile bağlarına dayalı, kapalı klan yapıları üzerinden işliyor.
Raporda, bu yapıların Maduro rejiminin kontrolündeki yasa dışı ekonomiyle ve devlet bürokrasisiyle iç içe geçtiği belirtiliyor. “Bu ilişkiler karşılıklı fayda sağlıyor; Hizbullah küresel suç ve terör faaliyetleri için güvenli alan bulurken, Maduro rejimi de Orta Doğu’dan gelen yasa dışı destekten yararlanıyor” ifadeleri yer alıyor.
New Lines Institute for Strategy and Policy’de askeri ve ulusal güvenlik programlarını yöneten Caroline Rose’a göre, Latin Amerika’daki uyuşturucu ticareti Hizbullah için hayati bir finansman kaynağı sundu.
“Bu ilişki genellikle Venezuela’nın Hizbullah için bir ‘üs’ olduğu şeklinde basitleştiriliyor,” diyen Rose, tablonun çok daha karmaşık olduğunu vurguluyor. “Örgüt, Venezuela’nın yerleşik uyuşturucu kaçakçılığı rotalarına yakınlığını, Batı Afrika’da olduğu gibi, alternatif gelir kaynaklarını çeşitlendirmek için kullanıyor.”
Rose’a göre Chavez’in 2013’teki ani ölümünden sonra Hizbullah’ın Venezuela’daki faaliyetleri daha da yoğunlaştı. Özellikle ülkenin kuzeydoğusundaki Margarita Adası, örgüt için kritik bir lojistik merkez olarak öne çıkıyor. Ada, finansal faaliyetler, istihbarat çalışmaları ve olası uyuşturucu trafiği açısından kilit bir nokta olarak değerlendiriliyor.
2011 yılında ABD Kongresi’nde yapılan bir oturumda Margarita Adası’nın, Paraguay, Brezilya ve Arjantin arasındaki meşhur “Üçlü Sınır” bölgesini geride bırakarak Hizbullah’ın Amerika kıtasındaki başlıca dayanağı haline geldiği ifade edilmişti.
Ekim 2025’te Senato’da konuşan eski ABD Hazine Bakanlığı terör finansmanı yetkilisi Marshall Billingslea ise, Chavez döneminde Venezuela’nın Hizbullah’a kapılarını açtığını, hatta Margarita Adası’nda paramiliter bir eğitim alanına izin verdiğini öne sürdü.
Yeni bir küresel denklem
Rubio’nun sert çıkışları, Hizbullah için son derece hassas bir döneme denk geliyor. Örgüt, yeni lideri Naim Kasım’ın yönetiminde, hem ABD hem de İsrail’in yoğun baskısı altında.
Son çatışmalarda askeri ve siyasi olarak ciddi kayıplar veren Hizbullah; uzun yıllar liderliğini yapan Hasan Nasrallah’ı, üst düzey askeri kadrosunu ve Suriye’deki Esad müttefikini kaybetti. Buna rağmen örgüt silah bırakmayı kesin bir dille reddediyor.
Rose’a göre 2025, Hizbullah için bir “geçiş yılı” oldu. İsrail’in örgütün komuta yapısına, altyapısına ve mali kaynaklarına ağır darbeler indirmesi, Hizbullah’ı Lübnan’da daha düşük profilli bir pozisyona itiyor. Bu da örgütün, uyuşturucu kaçakçılığı gibi alternatif gelir kaynaklarına yönelmesini teşvik ediyor.
Ancak Rose, Trump yönetiminin Venezuela’ya yönelik saldırısının ve kartelleri terör örgütü ilan etmesinin, Hizbullah için Latin Amerika’yı çok daha riskli bir alan haline getirdiğini savunuyor.
“Trump yönetiminin uluslararası hukuku ihlal eden bu hamleleri, Güney Amerika’yı Hizbullah gibi aktörler için daha tehlikeli bir coğrafyaya dönüştürüyor,” diyen Rose’a göre örgüt, faaliyetlerini sessizleştirip Batı Afrika gibi daha az dikkat çeken bölgelere ya da Güneydoğu ve Orta Asya gibi yeni alanlara kaydırabilir.
Maduro’nun devrilmesiyle birlikte Washington’un mesajı net: Venezuela artık Hizbullah için güvenli bir arka bahçe olmayacak. Bu politikanın Latin Amerika’daki dengeleri nasıl değiştireceği ise önümüzdeki aylarda daha da netleşecek.
Kaynak: Gazete Oksijen
