11 Eylül 2026, Cuma
Gece Modu Gece Modu Gündüz Modu Gündüz Modu
Haber Giriş: 07.08.2026 04:37 | Son Güncelleme: 07.08.2026 14:50

On binlerce Faslı neden bir günde İspanya’ya yüzdü?

İspanya Yüksek Mahkemesi ‘Denizden gelen göçmenler kara sınırını aşmış sayılmaz’ diye bir karar aldı. Karar sosyal medyada ‘İspanya kapıları açtı’ diye yorumlanınca 70 binden fazla Faslı bir anda İspanya’nın Afrika’daki toprağı Ceuta’ya denizden akın etti
On binlerce Faslı neden bir günde İspanya’ya yüzdü?
A+ Yazı Boyutunu Büyüt A- Yazı Boyutunu Küçült

Her şey, İspanya Yüksek Mahkemesinin önüne gelen tek bir göçmenin davasıyla başladı. Ceuta’ya yüzerek ulaşmaya çalışan göçmen, denizde yakalandıktan sonra herhangi bir idari işlem yapılmadan Fas’a geri gönderilmişti. İspanyol makamları bu uygulamanın, Ceuta ve Melilla sınırlarında “sınırdan derhal geri çevirme” imkanı sağlayan özel düzenleme kapsamında olduğunu savundu. Yüksek Mahkeme ise 8 Temmuz’da verdiği kararla bu yorumu reddetti. Mahkemeye göre Göç Yasası’nın söz konusu hükmü, sınır hattındaki çit, tel örgü veya benzeri fiziksel engelleri aşmaya çalışan kişiler için hazırlanmıştı. Denizden yüzerek gelen kişi herhangi bir “sınır engelini” aşmadığından aynı yöntemle anında geri gönderilemezdi. Bu, yüzerek Ceuta’ya ulaşan herkesin İspanya’da kalacağı anlamına gelmiyordu. Karar yalnızca kişinin kimliği, yaşı, sağlık durumu, sığınma talebi ve sınır dışı edilmesini engelleyen özel koşullar incelenmeden denizde yakalanıp doğrudan Fas’a bırakılamayacağını söylüyordu. İspanya, olağan idari prosedürü uyguladıktan sonra kişinin geri gönderilmesine hâlâ karar verebilirdi. Ancak mahkeme kararlarının diliyle sosyal medyanın dili aynı değildi.

Hukuki karar beş kelimelik vaat

Kararın açıklanmasının ardından TikTok, Instagram, Facebook ve mesajlaşma gruplarında Ceuta ve Melilla’ya denizden ulaşanların artık geri gönderilemeyeceği yönünde paylaşımlar yayıldı. Başarılı yüzme girişimlerini gösteren videolar, “İspanya kapıları açtı”, “Denizden giden kalıyor” ve “Şimdi geçme zamanı” türünden mesajlarla dolaşıma sokuldu. Avrupa birkaç yüz metre ötedeydi ve bu kez hukuk onları koruyacaktı. Temmuz ayının son günlerinde hava sakindi. Deniz, yılın diğer dönemlerine göre yüzmeye daha elverişliydi. Bu durum sosyal medyadaki hukuki söylentiyle birleştiğinde Ceuta’nın iki ucundaki klasik deniz rotaları yeniden hareketlendi. Batıda göçmenler Fas’ın Belyounech kıyısından suya girerek Ceuta’ya bağlı Benzu kıyılarına ulaşmaya çalışıyordu. Doğudaysa Fnideq’ten sınırın hemen güneyindeki Fas sahiline yürüyenler, Tarajal sınır dalgakıranının ucunu dolaşarak Ceuta’daki Tarajal Plajı’na çıkıyordu. Kimi yüzme paleti, otomobil iç lastiği veya can simidi kullanıyor; kimi yalnızca üzerindeki kıyafetlerle denize giriyordu. Aralarında çocuklar, kadınlar ve bebek taşıyan aileler de vardı.

Söylenti tetikledi

30 Temmuz sabahı Fnideq’e ulaşan kalabalığın büyüklüğü artık sınır birliklerinin kapasitesini aşıyordu. Binlerce kişi sahile, Tarajal sınır kapısına ve dalgakırana yöneldi. İlk saatlerde yüzlerce kişi denizden geçti. Ardından sayı binlere çıktı. Bazıları Tarajal dalgakıranının ucundan dolaştı, bazıları kara sınırındaki kontrol hatlarını aştı, bazı gruplarsa kapıların açılması veya güvenlik kordonunun kırılması üzerine Ceuta’ya doğru koştu. İspanyol televizyonları insanların yüzerek, iç lastiklerle ilerleyerek ve sınır geçitlerinden koşarak kente girdiği görüntüleri yayımladı.

Deniz, dalgakıran ve izdiham

İspanya İçişleri Bakanlığı yalnızca ilk 24 saatte yaklaşık 49 bin kişinin Ceuta’ya geçtiğini hesapladı. Sonraki değerlendirmelerde toplamın 50 bin ile 70 bin arasında olduğu bildirildi. Ceuta’nın normal nüfusu yaklaşık 84 bindi; kent birkaç saat içinde nüfusunun yarısından fazlasına denk gelen bir kitleyle karşı karşıya kaldı. Geçişlerin hızı kadar şaşırtıcı olan, Fas güvenlik güçlerinin binlerce kişiyi neden durduramadığıydı. Rabat yönetimi sınırın bazı noktalarında müdahale edildiğini, su sıkıldığını ve Melilla yönündeki girişimlerin engellendiğini açıkladı. Buna rağmen görüntülerde büyük kalabalıkların bazı bölgelerde ciddi bir engelle karşılaşmadan ilerlediği görülüyordu.

Kitlesel hareketlilik kısa sürede bir ölüm tablosuna dönüştü. İnsanların bir bölümü yüzme sırasında boğuldu; bir bölümü dalgakıranın beton blokları arasında veya sınır çevresinde oluşan izdihamda hayatını kaybetti.

Başbakan Pedro Sanchez, 31 Temmuz’da Ceuta’ya giderek yaşananları İspanya’nın egemenliği ve toprak bütünlüğünün ihlali olarak nitelendirdi. Hükümet, güvenlik güçlerini ve askerleri bölgeye gönderdi; hukuki kalış hakkı bulunmayanların en kısa sürede Fas’a döndürülmesini istedi.

Sanchez krizin oluşumunda Yüksek Mahkeme kararının yanlış yorumlanmasının rol oynadığını söyledi. Sanchez’in açıklaması yargı çevrelerinde, hükümetin siyasi bir başarısızlığın sorumluluğunu mahkemeye yüklediği şeklinde algılandı.

Hakimlerden cevap

Brussels Signal’a konuşan bazı Yüksek Mahkeme üyeleri, Sanchez’in mahkeme kararına atıfta bulunmasını “yakışıksız” olarak nitelendirdi. İsimleri açıklanmayan yargıçlar, mahkemenin yalnızca dar kapsamlı bir hukuki soruyu çözdüğünü ve kitlesel geçişin asıl nedeninin Fas güvenlik güçlerinin binlerce kişinin ilerlemesine izin vermesi olduğunu savundu. Yargıçlardan biri krizi “Fas’ın Sanchez’e çıkardığı bir fatura” olarak tanımladı.

İspanya, gelenlerin büyük bölümünün ilk 48 saat içinde Fas’a döndüğünü açıkladı. Bazıları İspanyol makamlarınca geri gönderildi; bazılarıysa Ceuta’da barınma, yiyecek ve ulaşım imkânı bulamayınca gönüllü olarak geri döndü.

Madrid ayrıca Ceuta’ya girmenin İspanya ana karasına veya Avrupa’nın geri kalanına geçiş hakkı sağlamadığını vurguladı. Ceuta’dan İber Yarımadası’na geçiş ayrıca kontrol ediliyor. Sosyal medyada yayılan bir başka söylentinin aksine, İspanya’da uzun süredir yaşayan belgesiz göçmenleri kapsayan düzenlemeler de yeni gelenlere otomatik oturum hakkı vermiyordu.

Ekonomik uçurum

Mahkeme kararı krizi harekete geçiren kıvılcım olabilir; ancak on binlerce kişinin birkaç video ve mesaj üzerine hayatını tehlikeye atmasını açıklayan daha derin bir neden var.

Dünya Bankası verilerine göre Fas’ta kişi başına düşen nominal gayrisafi yurt içi hasıla yaklaşık 4.600 dolar. Ceuta’nın bağlı olduğu İspanya’da aynı gösterge yaklaşık 38.600 dolar. İki ülke arasında kişi başına ekonomik üretim bakımından yaklaşık 8.3 katlık fark bulunuyor.

Fas’ın çalışma çağındaki nüfusu son on yılda yüzde 11.4 büyürken, istihdam edilenlerin sayısı yalnızca yüzde 1.5 arttı. Dünya Bankası bu farkı ülkenin karşı karşıya olduğu “yapısal iş yaratma sorunu” olarak tanımlıyor.

Fas Yüksek Planlama Komisyonuna göre 2025’te genel işsizlik yüzde 13, 15-24 yaş grubundaki işsizlik ise yüzde 37.2 düzeyindeydi. İşsiz sayısı 1 milyon 621 bine ulaşmıştı. Genç işsizliği genel oranın yaklaşık üç katıydı.

Aşırı sağ için beklenen fırsat

İspanyol aşırı sağı, sınırdaki görüntüleri saatler içinde siyasi kampanyaya dönüştürdü. Vox lideri Santiago Abascal Ceuta’ya giderek yaşananları “işgal” ve Fas tarafından teşvik edilen bir “savaş eylemi” olarak tanımladı.

Abascal, sınırın kalıcı biçimde askerîleştirilmesini, Fas ile Avrupa Birliği arasındaki anlaşmaların askıya alınmasını ve düzensiz giriş yapanların derhal çıkarılmasını istedi. Sanchez’i Fas karşısında zayıflık ve ihanetle suçladı.

Aşırı sağın anlatısında mahkeme kararının hukuki ayrıntıları yer almıyordu. Kriz, açık sınırlar, kontrolsüz göç ve hükümetin egemenliği koruyamaması üzerinden anlatılıyordu.

Buna karşılık hükümet temsilcileri, aşırı sağcı siyasetçileri insani bir trajediden yararlanmak, Ceuta’daki farklı topluluklar arasında korku ve gerilim yaratmakla suçladı.

Fas neden müdahale etmedi?

İspanya hükümeti kamuoyu önünde Fas’ı doğrudan suçlamaktan kaçındı. Madrid, Rabat’la işbirliğinin sürdüğünü ve Fas güvenlik güçlerinin binlerce geçiş girişimini önlediğini söyledi.

Ancak Ceuta’daki yöneticiler ve muhalefet bu açıklamaya kuşkuyla yaklaştı. On binlerce kişinin Fnideq’te toplanması, sahile yönelmesi ve sınırı aşması saatler sürdü. Bu ölçekte bir hareketin Fas makamlarınca görülmemiş olması mümkün değildi.

İspanyol istihbaratının ilk değerlendirmeleri, krizin baştan itibaren Rabat tarafından planlanmış bir operasyon olduğuna ilişkin kanıt bulunmadığını; ancak Fas’ın oluşan hareketliliği bir süre engellemediğini ve sonrasında siyasi baskı aracı olarak kullanmış olabileceğini belirtiyor.

Rakamlarla kriz

70 bin: İlk büyük dalgada Ceuta’ya geçtiği tahmin edilen kişi sayısı

75: İspanya’nın açıkladığı asgari ölüm sayısı

84 bin: Ceuta’nın normal nüfusu

862: Koruma altındaki refakatsiz çocuk sayısı

4.600 dolar: Fas’ta kişi başına nominal GSYH

38.600 dolar: İspanya’da kişi başına nominal GSYH

8.3 kat: İki ülke arasındaki kişi başına ekonomik üretim farkı

Yüzde 13: Fas’taki genel işsizlik

Yüzde 37.2: Fas’taki 15-24 yaş işsizliği

ABD’nin açıklaması Fas’ı kızdırdı

Ceuta’daki kitlesel geçişin ardından İspanya’da bazı siyasetçiler, Fas’ın ABD ve İsrail’in desteğiyle Pedro Sanchez hükümetine baskı uyguladığı iddiasını gündeme getirdi. Bu iddiayı kanıtlayacak bir operasyonel delil bulunmuyor; ancak Washington’dan Ceuta ve Melilla’nın statüsüne ilişkin gelen dikkat çekici mesajlar şüpheleri büyüttü.

ABD Temsilciler Meclisi Tahsisatlar Komitesinin Nisan 2026 tarihli raporunda Ceuta ve Melilla, “Fas topraklarında, İspanyol yönetimi altında bulunan şehirler” olarak tanımlandı. Raporda ABD Dışişleri Bakanına, iki şehrin “gelecekteki statüsü” konusunda Fas ile İspanya arasında diplomatik görüşmeleri teşvik etmesi çağrısı da yapıldı.

Bu yaklaşımın önde gelen savunucularından Cumhuriyetçi Kongre üyesi Mario Diaz-Balart da Ceuta ve Melilla’nın İspanyol toprağı olmadığını açıkça ileri sürdü. İspanya Dışişleri Bakanı Jose Manuel Albares ise iki şehrin İspanya’ya ait olmasının tartışmaya açık olmadığını söyledi.

İsrail’in Birleşmiş Milletler Büyükelçisi Danny Danon’un kriz sırasında Ceuta ve Melilla’yı İspanya’nın Afrika’daki “sömürgeci yerleşimleri” olarak gündeme getirmesi de Madrid’deki kuşkuları artırdı. Bu çıkış, İspanya ile İsrail arasında Gazze politikası nedeniyle yaşanan gerilimin ortasında geldi.

Ceuta neden İspanya’ya bağlı?

Ceuta, Cebelitarık Boğazı’nın Akdeniz girişindeki stratejik konumu nedeniyle antik çağlardan beri farklı devletlerin kontrolü altında kaldı. 1415’te Portekiz kuvvetleri kenti ele geçirdi. Ceuta, Portekiz’in Avrupa dışındaki ilk önemli askerî ve ticari üslerinden biri oldu. İspanya ve Portekiz taçlarının 1580’de aynı hükümdar altında birleşmesiyle kent İspanyol monarşisinin yönetimine girdi. Portekiz 1640’ta yeniden bağımsız olduğunda Ceuta İspanya’yla kalmayı seçti. Bu durum 1668 Lizbon Antlaşması ile resmileşti. Ceuta 1995’te İspanya’ya bağlı özerk şehir statüsü kazandı. Bugün Melilla ile birlikte Avrupa Birliği’nin Afrika kıtasındaki iki kara sınırından biri. Fas, Ceuta üzerindeki İspanyol egemenliğini kabul etmiyor. Madrid ise kentin statüsünün tartışmaya açık olmadığını söylüyor.

Kaynak: Gazete Oksijen