Yeni Zelanda’ya iş için giden proje yöneticisi Andrew Davies, Londra–Singapur uçuşunun ilk etabında beklenmedik bir sarsıntıyla sarsıldı. “Kendimi bir lunapark treni üzerindeymiş gibi hissettim. Koltuğuma gömüldüm, düşme anında iPad’im kafama çarpıp kahvem her yanımı ıslattı. Kabin tam bir kaosa döndü; insanlar ağlıyor, etrafa savrulan eşyalar arasında panik yaşanıyordu.” Davies şanslıydı; ancak yanındaki bazı yolcular ciddi şekilde yaralanırken, 73 yaşındaki Geoff Kitchen ise kalp krizi geçirerek hayatını kaybetti.
BBC'den Simon King'in analizine göre türbülans kaynaklı ölümler istisna olsa da, türbülansa bağlı yaralanmalar giderek artıyor. ABD Ulusal Ulaştırma Güvenlik Kurulu’nun verilerine göre, 2009’dan bu yana yalnızca Amerikan havayollarında 48 saatten uzun hastanede yatış gerektiren 207 ciddi yaralanma kaydedildi. İçlerinde uçuş ekibi de var, ancak çoğu yolcu kemerini çözdüğü anda koltuklarından fırlayıp yaralanıyor.
Temel neden iklim değişikliği
İklim değişikliği, üst atmosferdeki sıcaklık dengelerini değiştirerek türbülansın hem sıklığını hem de şiddetini artırıyor. Reading Üniversitesi’nden Prof. Paul Williams’a göre, “Önümüzdeki birkaç on yıl içinde ciddi türbülans vakalarının sayısı dünya genelinde iki, hatta üç katına çıkabilir. Bugün 10 dakikalık şiddetli türbülans yaşıyorsak, yarın 20–30 dakika olabilir.”
Özellikle Kuzey Atlantik rotasında, 1980’lerden bu yana şiddetli türbülans olayları %55 artış gösterdi. Bunun arkasında üç temel faktör var: fırtınalardan kaynaklı konvektif türbülans, dağlık arazinin hava akımlarını bozduğu orografik türbülans ve radarla bile tespit edilemeyen clear‑air (görünmez) türbülans. Clear‑air türbülansı, pilotlar için en zor olanı; çünkü aniden, hiçbir uyarı vermeden ortaya çıkabiliyor.
İklim değişikliği, atmosferdeki nem oranının ve sıcak havanın taşıyabileceği su buharı miktarının artmasıyla daha yoğun gök gürültülü bulutlar (kümülonimbus) oluşmasına neden oluyor. Bu dev bulutların içindeki şiddetli yukarı–aşağı hava akımları, uçağın birkaç saniyede onlarca metre düşmesine veya yükselmesine yol açabiliyor. Geçen yıl Myanmar semalarında seyreden bir uçak, 4,6 saniyede 54 metre düşüş yaşadı ve bu sırada yolcular ciddi yaralar aldı.
Peki bu şiddetli türbülanslara karşı neler yapılmalı?
Peki pilotlar bu tür beklenmedik sarsıntılardan nasıl kaçınıyor? Öncelikle emniyet kemeri takılı tutulmalı; çünkü yaralanmaların büyük kısmı kemerini çözen yolcularda meydana geliyor. Ayrıca modern uçağın hava radarı, büyük kümülonimbus bulutlarını tespit etmekte yeterli. Pilotlar, havayolları kontrol merkezlerinden aldıkları güncel hava tahmin raporlarını takip ederek riskli bölgelerden geçit vermeye çalışıyor.
Gelecekte ise hem uçuş planlama sistemlerinin atmosferik verileri daha sık kullanması hem de yolcu eğitiminin artırılması gerekiyor. Türbülansın eksiksiz önlenmesi mümkün olmasa da, kemerlerin daima bağlı tutulması ve hava durumu uyarılarına titizlikle uyulması, hem yaralanma hem de panik riskini önemli ölçüde azaltacaktır. Uçak yolculuğunda rahatınızı korumak için en basit ama en etkili kuralı unutmayın: Kemerinizi çıkarmayın!