1258’den beri Santa Rosa Festivali’nin düzenlendiği Viterbo, küçük bir İtalyan şehri. Son festivalde iki Türk yakalandı. Başta terör saldırısı şüpheleri uyandı. Başbakan Meloni bile açıklama yaptı. Ama aslında ikili, Daltonlar’ın rakip çete Casperlar’ın liderini öldürmek için gönderdiği tetikçilerdi. Biri cezaevinde intihar etti, diğeri hala hapiste
5 Şubat sabahı Nicandro Izzo Cezaevi’ndeki gardiyanlar rutin devriyeleri sırasında 25 yaşındaki Abdullah Atik’i hücresinde asılı halde buldular. Cezaevi yetkilileri Atik’in intihara meylini fark ederek özel gözetime almışlardı. Psikolojik durumu takip ediliyordu. Ama yine de kendini asmasının önüne geçemediler. Atik’in ölümü İtalya’daki cezaevlerinde bu yılın yedinci intiharı olarak kayıtlara geçerken, hikayenin kökünde daha da karanlık bir şey yatıyor. Türkiye’deki çete savaşları artık Avrupa hapishanelerinde can alıyor. Şimdi gelin, isterseniz hikayenin başladığı noktaya, beş ay öncesine gidelim.
Pansiyonda yakalandılar
Roma’nın yaklaşık 100 kilometre kuzeyinde, nüfusu 70 bini bile bulmayan küçük bir kent Viterbo… Her yıl 3 Eylül günü Viterbo’da hayat durur. “Facchino” yani “hamal” diye adlandırılan yüz kişi; şehrin koruyucu azizesi Viterbo’lu Santa Rosa şerefine yapılmış, 30 metre boyunda, 5 ton ağırlığındaki ışıklı kuleyi sırtlanır. Şehrin dar sokaklarında yürümeye başlarlar. Viterbo’nun bütün sokak lambaları söndürülür. Kent, yalnızca kulenin ışığıyla aydınlanır. Festival, UNESCO’nun “somut olmayan kültürel miras” listesinde. Her eylülde on binlerce turist Viterbo’ya akın ediyor. Eylül ayı için otel rezervasyonları aylar öncesinden doluyor. Ama 2025’in 3 Eylül’ü, öncekilere benzemiyordu. Festivalin başlamasına birkaç saat kala Santa Rosa Manastırı’nın hemen karşısındaki pansiyona giren İtalyan polisi bir odanın kapısını kırdı.
Terör değil çete savaşı çıktı
Odada Türk uyruklu iki kişi konaklıyordu: 25 yaşındaki Abdullah Atik ile 22 yaşındaki Barış Kaya. Polis, yaptığı aramada 9 mm’lik bir Browning ve bir Tokarev buldu. İtalya o gün alarm durumuna geçti. Santa Rosa Festivali’ne bir terör saldırısı yapılacağı iddiaları yayılmaya başladı… Başbakan Giorgia Meloni vakit kaybetmeden gerçekleştirdiği konuşmasında “Saldırı önlendi” dedi. İçişleri Bakanı Matteo Piantedosi güvenlik güçlerini tebrik etti. Başbakan Yardımcısı Matteo Salvini “İtalya’da teröre müsamaha yok” çıkışını yaptı. 767’nci kez düzenlenen Santa Rosa Festivali, ilk kez sokak lambaları yanarken gerçekleştirildi. Sekiz asırlık gelenek terör korkusuyla askıya alındı. Fakat soruşturma ilerledikçe tablo değişti. Ortaya çıkan manzara teröre değil, İstanbul’dan Viterbo’ya uzanan bir kan davasına işaret ediyordu.
Organize suçun İtalya’daki üssü
İtalyan yetkililer Atik ve Kaya’nın telefonlarını, banka hesaplarını, kayıtlarını didik didik inceledi ama terör örgütleriyle bağlantı yerine Türkiye’nin en şiddetli çete savaşlarından birinde, Daltonlar ile Casperlar arasındaki çatışmada taraf olduklarını keşfettiler. Daltonlar, Atik ile Kaya’nın bağlı olduğu suç örgütüydü; Casperlar ise onların rakibiydi. İki grup arasındaki hesaplaşma yıllarca Türkiye’deki sokaklarda kan dökülmesine yol açtıktan sonra artık Avrupa’ya sıçramıştı. Ocak 2025’te İstanbul Bahçelievler’de Casperlar üyesi Ahmet Cangi sokak ortasında öldürüldü. Ağustosa gelindiğinde ise Daltonlar üyesi Caner Koçer misilleme olarak İspanya’nın Marbella kentinde infaz edildi. Viterbo operasyonu da bu kanlı zincirin son halkasıydı. Savcıların tespitine göre Atik ve Kaya, Casperlar’ın lideri “Hamuş” lakaplı İsmail Atız’ı öldürmek için şehre gelmişti. Atız, ikilinin yakalanmasından yalnızca sekiz gün önce, yine Viterbo’da, yine bir pansiyonda, kara para aklama ve gasptan tutuklanmıştı. Viterbo zaten Türk yeraltı dünyasına yabancı bir şehir değildi. Daltonlar’ın geçmişte altında çalıştığı Barış Boyun, 2024 yılının mayıs ayında aynı şehirde, Türkiye’nin kırmızı bülteniyle yakalanmıştı. Bu küçük İtalyan kenti sessizce Türkiye’deki organize suçun deyim yerindeyse Avrupa üssü haline gelmişti.
“İntihar riski” notu
Atik ve Kaya’nın yakalandığı operasyonda ekipler iki koldan hareket etti: Bir kol Via Santa Rosa’dan, diğeri Via Mazzini’den pansiyonu çepeçevre sardı. İhbar pansiyonun işletmecisi Sergio Albertelli’den gelmişti. Atik ve Kaya, pansiyonda 2-9 Eylül tarihleri arası için rezervasyon yaptırmışlardı. Odaya yiyecek ve sigara dolu poşetler istiflediler ve konakladıkları süre boyunca dışarı hiç çıkmadılar. Perdelerini hep kapalı tuttular. İkili ayrı ayrı polis araçlarına bindirilerek götürüldü. Sorgularında ikisi de sessiz kalma hakkını kullandı. Ruhsatsız silah bulundurmakla suçlanıyorlardı. Doğruca cezaevine gönderildiler. Abdullah Atik ve suç ortağı Barış Kaya bir süre Nicandro Izzo’da aynı hücreyi paylaştı. Sonra yönetim ikisini ayırdı: Atik’e Fas kökenli yeni bir hücre arkadaşı denk düşmüştü. Cezaevi yetkilileri Atik’in psikolojik durumunun giderek bozulduğunu görüyordu. “İntihar riski” notuyla özel gözetim altına alınmıştı.
“Türk teröristler” olarak görüldüler
Atik ile Kaya’nın avukatı Mario Angelelli ile görüştük. Av. Angelelli “Abdullah hassas ve kırılgan bir gençti. Katliam planladıklarına yönelik ağır ithamlar ve cezaevindeki sert koşullar onun üzerinde yıkıcı bir etki bıraktı” diyerek sözlerine başlıyor ve devam ediyor: “İntihar ettiğinde hücresinde yalnızdı. Cezaevinde mahkumlar tıpkı Abdullah gibi genelde 2’şer kişilik hücrelerde kalır. Ama intihar ettiği sırada hücredeki Fas vatandaşı diğer mahkum orada değildi. Barış’la Abdullah’a isnat edilen suç silah bulundurmak. Fakat yakalanan silahlardan Tokarev ağır silah statüsünde olduğundan, sıradan silah bulundurma suçundan daha fazla mahkumiyet riski teşkil ediyordu. Yine de haklarında istenen ceza çok ağır değildi. 4 ila 7 yıl arasında bir hapis cezasına çarptırılabilirlerdi. Duruşmaları 12 Mart’ta görülecekti. İkisiyle de birçok kez görüştüm. Abdullah, Barış’a göre daha içine kapanık bir genç gibi görünse de intihar edeceğini düşündürecek hiçbir şey yoktu. Elbette hapishanede koşulları çok sert. Ayrıca tutuklandıkları zamanki iddialar yüzünden çok iyi muamele görmediklerini belirtmek lazım. Evet silah bulundurmadan yargılanıyorlardı ancak tutuklandıklarında basın onları ilk olarak Santa Rosa’ya saldırı düzenlemek isteyen teröristler şeklinde duyurdu. Hapishanede bu algı sonraki süreçte de çok değişmedi. Gardiyanlar, diğer personeller ve mahkumlar için onlar Türk teröristlerdi. Ailelerini arama hakları diğer mahkumlara kıyasla onlara daha az tanınıyordu. Şimdi savcılık intihara ilişkin bir soruşturma başlattı, 10 gün içinde otopsi yapılacak.”
Her 9 mahkumdan 1’i tecritte
Peki nasıl bir cezaevi burası? Nicandro Izzo, sıradan bir cezaevi değil. 405 kişilik cezaevinde İtalyan ceza infaz sisteminin en ağır rejimi olan 41-bis kapsamında 45 kişi yatıyor. 41-bis, ilk olarak İtalya’daki suç örgütü liderleri için yasayla tasarlanmış sert bir hapis rejimi. Bu rejim kapsamındakilerin dış dünyayla teması tamamen kesiliyor. Tek kişilik hücrelerde tecrit altında tutuluyorlar. Avukatlarıyla bile cam arkasından görüşebiliyorlar. Cezaevinin ismi de İtalya tarihindeki meşum bir cinayetten geliyor. 1983 yılında mafya tarafından öldürülen gardiyan Nicandro Izzo’nun adını taşıyor. 2024 yılının haziran ayında düzenlenen törenle cezaevine Napoli’de katledilen bu gardiyanın adı verildi.
Cezaevleri patlamak üzere
Cezaevinin gerçekliğine bir de rakamlarla bakmak lazım. Bunun için İtalya İnfaz Memurları Sendikası Genel Sekreteri Gennarino De Fazio ile konuştuk. De Fazio’nun aktardığı veriler, cezaevinin içinde olduğu krizi bütün çıplaklığıyla ortaya koyuyor: Kapasitesi aslında 405 kişilik olan cezaevinde 697 mahkum var. Yani cezaevinin doluluk oranı kapasitesinden yüzde 72 fazla. De Fazio “471 infaz memuru istihdam edilmesi gerekirken görevde 275 personel bulunuyor. Bu yüzden 26 saate varan kesintisiz vardiyalarla çalışıyorlar” diyor. Cezaevinin vaziyetini “patlamak üzere olan bir düdüklü tencereye” benzetiyor De Fazio: “Basınç artıyor, valf sıkışıyor, tencere patlamak üzere.” Bu, İtalya’nın geneline yayılmış bir kriz aslında. De Fazio İtalya’daki cezaevlerinin kapasitesinin 46 bin 78 olduğunu ancak bu cezaevlerinde 63 bin 770 mahkumun bulunduğunu söylüyor. Yüzde 38 daha fazla. İnfaz memuru sayısındaki açık ise De Fazio’ya göre 20 bin düzeyinde.
Türkiye’de de sicili temiz değil
Geride suç ortağı Barış Kaya kaldı. Av. Angelelli, Kaya’nın durumundan da “son derece kaygılı”. Barış Kaya, Viterbo’da yakalandığında 22 yaşındaydı ama suç dünyasına çok daha erken yaşta çekilmişti. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2024 yılında Barış Boyun suç örgütüne yönelik hazırladığı iddianamede 38 numaralı sanık olarak yer alıyor. Hiyerarşik olarak “Daltonlar” kanadında. Doğrudan Daltonlar’ın lideri Beratcan Gökdemir ve kardeşi Batıncan Gökdemir’le görüşebilen biri. Bu yüzden de Barış Boyun grubu ile Daltonlar ayrıştığında Daltonlar’dan yana saf tutması şaşırtıcı değil. İddianame Barış Kaya’yı “Suç örgütünün eylem ve faaliyetlerini gerçekleştirmek amacıyla motosiklet temini ve hırsızlığı yapan üye” olarak tanımlıyor. Suç örgütüne üyelik, resmi belgede sahtecilik, uyuşturucu ticareti ve silah kaçakçılığı suçları isnat ediliyor. 22 yaşındayken İtalyan polisi tarafından Viterbo’da yakalanan Kaya’nın 20 yaşındayken Türkiye’deki sicili böyle. Atik ve Kaya’ya yapılan suçlamalar şimdilik silah kaçakçılığı düzeyinde. Savcılar, suikast tasarısına dair yeterli kanıt bulamadıklarını açıklasa da bu ihtimal soruşturma kapsamında halen değerlendiriliyor. Abdullah Atik’in otopsisi önümüzdeki günlerde gerçekleştirilecek. Ölümüne dair başka bir soruşturma dosyası açıldı. Ama Daltonlar ile Casperlar’ın savaşı hala bitmedi. İki çetenin kan davası İstanbul’dan Marbella’ya, Marbella’dan Viterbo’ya sıçradı. Bir sonraki durak neresi olacak? Kimse bilmiyor.