Küresel yatırımcılar, Orta Doğu’daki savaşın enerji arzını sekteye uğratması halinde 1970’lerde yaşanana benzer bir stagflasyon şokunun ortaya çıkabileceğini ciddi şekilde değerlendirmeye başladı.
Reuters'ın haberine göre stagflasyon, yüksek enflasyon ile zayıf ekonomik büyümenin aynı anda yaşandığı bir ekonomik ortamı ifade ediyor. Yaklaşık 50 yıl önce küresel enerji arzındaki kesintiler enflasyonu hızla artırmış ve ekonomik büyümeyi ciddi şekilde baskılamıştı.
RBC BlueBay Asset Management portföy yöneticisi Kaspar Hense, “1970’lere benzer bir senaryonun ortaya çıkma riski giderek artıyor” dedi.
Hense’ye göre Orta Doğu’da uzun süreli bir savaşın petrol fiyatlarını daha da yükseltmesi durumunda, devlet tahvilleri dahil birçok varlığın güvenli liman statüsü sorgulanabilir. Bu bağlamda Hense'nin değerlendirmesi şöyle:
'Petrol fiyatlarının ciddi biçimde yükseldiği uzun süreli bir savaş yaşanırsa, devlet tahvillerinin güvenli liman özelliği risk altına girer ve bu durum neredeyse tüm varlık sınıflarını etkiler'
Petrol fiyatları stagflasyon korkusunun merkezinde
Stagflasyon endişelerinin merkezinde petrol fiyatlarındaki sert yükseliş bulunuyor. Küresel piyasaların en büyük sorusu ise bu fiyatların ne kadar süre yüksek kalacağı.
Brent petrolün varil fiyatı pazartesi günü 100 doların üzerine çıkarak 2020’deki COVID-19 krizinden bu yana en büyük günlük yükselişine yöneldi.
Petrol fiyatları yıl başından bu yana yaklaşık yüzde 70 artarken Avrupa’da toptan doğal gaz fiyatları da son üç yılın en yüksek seviyesine ulaştı. Bu durum enflasyon açısından ciddi bir risk oluşturuyor.
Capital Economics’e göre petrol fiyatlarında yüzde 5’lik bir artış, gelişmiş ekonomilerde enflasyonu yaklaşık 0,1 puan yükseltiyor.
Petrol fiyatlarındaki yükseliş aynı zamanda ekonomik büyümeyi de zayıflatabiliyor. Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) tahminlerine göre petrol fiyatlarında kalıcı yüzde 10’luk artış küresel ekonomik üretimi yüzde 0,1 ila 0,2 oranında düşürüyor.
Tarihi veriler de bu ilişkiyi doğruluyor. Petrol fiyatlarındaki sıçramalar ABD’de 1973, 1980, 1990 ve 2008 resesyonlarına katkıda bulundu.
Merkez bankaları için zor denklem
Petrol fiyatlarının yükselmesi, merkez bankalarını zor bir ikilemin içine sokuyor. Enflasyonu kontrol altına almak için faiz artırmak ekonomik büyümeyi daha da zayıflatabilir.
Chicago Fed Başkanı Austan Goolsbee, Wall Street Journal’a yaptığı açıklamada “oldukça rahatsız edici bir stagflasyon ortamının ortaya çıkabileceğini” söyledi.
Piyasalar artık Avrupa Merkez Bankası’nın bu yıl en az bir faiz artırımı yapabileceğini fiyatlamaya başladı. Oysa savaş öncesinde yatırımcılar faiz indirimi ihtimalini yaklaşık yüzde 40 olarak değerlendiriyordu.
Benzer şekilde İngiltere Merkez Bankası için de daha önce beklenen iki faiz indirimi ihtimali zayıflarken, artık bir faiz artırımı ihtimali de fiyatlara yansımaya başladı.
Commerzbank faiz stratejisti Rainer Guntermann, petrol fiyatlarının geri çekilmemesi halinde faiz artırımı beklentilerinin kolay kolay ortadan kalkmayacağını belirtti.
Tahvil piyasalarında satış baskısı
Stagflasyon riski tahvil piyasalarında da satış dalgasına yol açtı. Yatırımcılar, enflasyonun sabit getirili varlıkların gelecekteki getirisini erozyona uğratacağı endişesiyle tahvillerden çıkış yapıyor. En sert hareket kısa vadeli tahvillerde görülüyor.
İngiltere’de iki yıllık devlet tahvili getirileri son bir haftada yaklaşık 50 baz puan yükselerek 2022’deki bütçe krizinden bu yana en sert satış dalgasını yaşadı.
Aynı dönemde Almanya ve Avustralya’nın iki yıllık tahvil getirileri 30 baz puandan fazla yükselirken ABD iki yıllık tahvil getirilerindeki artış daha sınırlı kalarak yaklaşık 13 baz puan oldu.
Bu ortamda yatırımcılar enflasyona endeksli tahvillere yöneliyor. Bu tür tahvillerde hem anapara hem de faiz ödemeleri enflasyon oranına bağlı olarak değişiyor.
İngiltere’de beş yıllık enflasyon beklentilerini gösteren “breakeven” oranı Şubat sonundan bu yana 28 baz puan artarak yaklaşık yüzde 3,5’e yükseldi. Bu seviye geçen nisan ayından bu yana en yüksek nokta.
ABD’de de beş yıllık enflasyona endeksli tahvil getirileri son bir haftada 4,2 baz puan yükselirken aynı vadeli nominal tahvil getirileri 15 baz puan arttı.
ABD ekonomisi daha dayanıklı olabilir
Analistler stagflasyon riskinin ABD ekonomisini Avrupa ve Asya’ya kıyasla daha az etkileyebileceğini düşünüyor. Rabobank kıdemli küresel stratejisti Michael Every, ABD’nin özellikle enerji ve bazı temel emtialarda kendine yeterli bir konumda olduğunu belirtti.
Every’e göre ABD ve Amerika kıtası, Hürmüz Boğazı’ndaki olası kesintilerden doğrudan veya dolaylı olarak etkilenebilecek birçok emtiada kendi üretimine sahip.
Bunlar arasında petrolün yanı sıra gübre ve yarı iletken üretiminde kritik öneme sahip helyum da bulunuyor.
Bu nedenle ABD piyasaları küresel piyasalara göre daha dirençli bir performans sergiledi.
Geçen hafta S&P 500 endeksi yüzde 2 düşerken Avrupa borsaları yüzde 5,5, Japonya hariç Asya-Pasifik endeksi ise yüzde 6,3 geriledi.
ABD tahvilleri de aynı dönemde Alman tahvillerine kıyasla daha iyi performans gösterdi.
ABD ekonomisi de tamamen bağışık değil. Şubat ayında ABD’de istihdam beklentilerin aksine geriledi ve bu hafta açıklanacak verilerin enflasyonda yeniden artışa işaret edebileceği tahmin ediliyor.
Güvenli liman arayışı
Stagflasyon senaryosu yatırımcılar için en zor ortamlardan biri olarak görülüyor. Çünkü hem hisse senetleri hem de enflasyona endeksli olmayan tahviller değer kaybedebiliyor.
Altın bile bu süreçte beklenen performansı göstermedi. Değerli metal geçen hafta yüzde 2 geriledi ve pazartesi günü de düşüşünü sürdürdü.
Analistler bu düşüşte yatırımcıların başka varlıklardaki zararlarını telafi etmek için altın satmasının etkili olduğunu belirtiyor.
Savaşın başlamasından bu yana en güçlü performansı gösteren güvenli liman ise ABD doları oldu. Dolar, gelişmiş ülke para birimlerinin çoğuna karşı değer kazandı.
Societe Generale döviz stratejisi başkanı Kit Juckes, ABD’nin büyük bir petrol üreticisi olması nedeniyle petrol şoklarına daha dayanıklı olduğunu söyledi.
Juckes, “ABD bir petrol şokuna dayanabilir ancak bunun siyasi sonuçları olacaktır. Aynı durum Avrupa için geçerli değil, özellikle de Birleşik Krallık için” değerlendirmesinde bulundu.
Kaynak: Gazete Oksijen





