2000’lerin başında The Sopranos, Six Feet Under ve The Wire ile modern televizyonculuğu kökünden değiştiren HBO, 2010’larda ise Game of Thrones gibi ekrana sığmayan yapımlarla televizyon ve sinema arasındaki sınırları neredeyse tamamen ortadan kaldırdı. Kanalın 2020’lere girerken, platformların yükselişiyle ortak izleme deneyiminin parçalandığı dönemi tanımlayan dizilerinin başında ise tabii ki Succession ile birlikte Euphoria geliyor. Hatta Amerikalıların uzun yıllar mesafeli durduğu seksi ve uyuşturucuyu merkezine alan gençlik anlatılarını, İngiliz fenomeni Skins çizgisinde ana akıma taşıyan ilk büyük işlerden biri demek de mümkün. Üstelik televizyon ile sinema arasındaki bütçe makasının daralması sayesinde, “auteur” yaklaşımına alan açılan bir dönemin ürünü bu. Yalnızca hikayesiyle değil, görsel dünyası ve yönetmen vizyonuyla da kimlik sahibi bir yapım kısacası.