Umur Çağın Taş
Cnbc-e sayesinde hafızalarımıza kazınmış ikonik dizilerin birer ikişer Netflix kitaplığına eklenmesi, bu yazın en güzel gelişmesi olabilir. Bu bit pazarına nur yağdırma şenliğinde sıra nihayet The Tudors’a geldi. Muhteşem Yüzyıl nasıl ki bizim ekranlarımızda Osmanlı tarihini milyonlara yeniden öğretip uluslararası sulara açıldıysa, İngiliz tarihinin en sansasyonel hanedanını aynı popüler damardan ekrana taşıyan The Tudors da vakti zamanında benzer bir etki yaratmıştı. Tarihi, pembe dizi iştahıyla ele alan, iktidar mücadelelerini ağırbaşlı bir üslupla anlatmaktansa entrikaya, ihtirasa ve sekse yaslayan 2007 tarihli yapım, artık bir kumanda uzağımızda.
İngiliz yapımlarını takip eden herkesin, Tudor ve Boleyn isimlerini barındıran sayısız göndermeden aşina olduğu aileden alıyor adını dizi. Ne var ki merkezinde tek bir hükümdar var: VIII. Henry. Bugün hâlâ yaptığı altı evlilik ve yeni bir eş alabilmek uğruna papalıkla bağlarını koparıp İngiltere Kilisesi’ni kurmasıyla anılan kralın saltanatındaki en çalkantılı yılları dört sezona yayarak anlatıyor The Tudors. Hikaye, Henry’nin Aragonlu Catherine ile evliliğinin çatırdamasıyla başlıyor; tarihin en merak edilen kadınlarından Anne Boleyn’in saraya gelişiyle yalnız İngiltere’nin değil, tüm Avrupa’nın siyasi dengelerini değiştiren olaylar zincirine uzanıyor.
Erkek fantezileri
Michael Hirst imzalı The Tudors ile ilgili olarak bilmeyenlere peşinen bir uyarı yapmak gerek: Bu dizinin tarih kitaplarına harfiyen uymak gibi bir derdi yok! Zaten tarihçiler de hiçbir zaman çok sevmedi diziyi. Ama milyonlarca izleyici 16. yüzyıl İngiltere’siyle ilgili eğitimini burada tamamladı. Libidosunun beslediği tarihsel serbestliğinin içerisinde göze hitap eden manzaralar çıkarmaktı dizinin derdi. Prestij televizyonuna doğru evrilen dönemin tanımlayıcı yapımlarından biri olurken, yaşlandıkça obezleşen VIII. Henry’yi son bölüme kadar adeta bir rock yıldızı gibi dolaştırdı mesela. Geçmişi yeniden inşa ederken siyasi oyunları sık sık yatak odalarındaki ilişkilerin gölgesine bırakmayı tercih etti. Bugünden baktığımızda dizinin bakışının büyük ölçüde erkek fantezileriyle şekillendiğini söylemek mümkün. Öte yandan VIII. Henry kadar eşlerinin arzularına, öfkelerine ve iktidar mücadelelerine de geniş yer ayırması, kadın karakterleri yalnızca hikâyeyi süsleyen figürler olmaktan çıkarıyor.
Allı pullu dönem dramaları
Diziye dönmek için en önemli sebep kadrosundaki yıldızlar geçidi. Anne Boleyn performansıyla kariyerinde sıçrama yapan Natalie Dormer, Superman pelerinini giymeden çok önce uluslararası izleyicinin radarına giren Henry Cavill ve 2000’ler boyunca herkesin rüyalarını süsleyen Jonathan Rhys Meyers dışında yan rollerde de tanıdık simalar görmek mümkün. Peter O’Toole ve Max von Sydow gibi sinema devleri de bu dünyaya kısa süreliğine uğrayan isimlerden birkaçı.
Gösterişli kostümleri ve setleriyle Tudor estetiğini de hafızalara kazıyan yapım, teknik meziyetleriyle 15 Emmy adaylığı ve altı ödül sığdırdı yayın hayatına. Yakın tarihte izlediğimiz Wolf Hall’un kasvetli politik atmosferi ve tarihsel titizliğinin antitezi gibi, 16. yüzyıl kılığına bürünmüş hâliyle aslında düpedüz 2000’lerin ortalarından sesleniyor. Allı pullu dönem dramalarına hasret kalanlar başta olmak üzere, nostalji tünelindeki dizi mesailerinin bir köşesine eklensin!