18 Temmuz 2026, Cumartesi
Gece Modu Gece Modu Gündüz Modu Gündüz Modu
Haber Giriş: 26.06.2026 04:30 | Son Güncelleme: 27.06.2026 11:39

Kimsenin artık beyaz yakalılara eskisi kadar ihtiyacı yok

Bu sözler Nobel ödüllü eski IMF baş ekonomisti Simon Johnson’a ait. Yapay zekanın istihdam üzerindeki etkisinin ne olacağının ekonomi çevrelerinde konuşulan neredeyse tek konu haline geldiğini söyleyen Johnson, gençlerin önünde iki yol olduğunu belirtti…
Johnson şu anda son 200 yılda gördüğümüz en büyük 5 değişimin birinden geçtiğimizi söylüyor. (Fotoğraf: Getty Images)
Johnson şu anda son 200 yılda gördüğümüz en büyük 5 değişimin birinden geçtiğimizi söylüyor. (Fotoğraf: Getty Images)
A+ Yazı Boyutunu Büyüt A- Yazı Boyutunu Küçült

Delphine Strauss-Sam Fleming/The Financial Times

Nobel ödüllü eski Uluslararası Para Fonu baş ekonomisti Simon Johnson’a göre yapay zekanın istihdam üzerindeki etkisi “şu anda ekonomi alanında neredeyse tek gündem konusu”. İnovasyonu teşvik etme potansiyeline sahip bu teknoloji, şu anda çok sayıda şirket tarafından işçilerin yerini alacak bir araç olarak görülüyor. Bu durumdan en çok etkilenenler ise gençler.

MIT Sloan Yönetim Okulu’nda profesör olan Johnson, bu nedenle Birleşik Krallık hükümetinin davetini kabul ederek, yapay zekanın benimsenmesi konusunda politikacılara yardımcı olmayı hedefleyen ve böylece mevcut eşitsizliklerinin daha da kötüleşmesinin önüne geçmesini hedefleyen Yapay Zeka Ekonomi Enstitüsü’nün başkanlığını üstlendi.

Johnson’a göre asıl risk, kitlesel işsizlikten ziyade 1990’lar ve 2000’lerde otomasyon ve küreselleşmenin en ağır yükünü omuzlayan toplum kesimlerinin bir şok daha yaşaması. Daha yüksek gelirliler uzmanlıklarını yapay zeka ile harmanlayarak daha üretken hale gelirken, alt-orta sınıftakilerin kabiliyetleri artık ihtiyaç duyulmayan hale gelebilir.

FT ile yaptığı sohbette Johnson, gençlerin kendilerine yeni kariyer yolları yaratabileceğini söyledi; tabii uzmanlıklarını doğru seçer ve gerekli yetenekleri geliştirirlerse.

Yeni Yapay Zeka Ekonomi Enstitüsü’nün başkanı olarak öncelikleriniz neler olacak?

İnsanları, verileri ve firikleri bir araya getirmeyi planlıyoruz. Ayrıca politikacılarla bu veriler arasında köprü rolü oynayacağız.

Otomasyon yapay zekanın bir parçası olmak zorunda. Dolayısıyla insanları işinden edecek. Bu insanlara ne olacağına odaklanılmalı. Daha iyi bir yere geçmesi sağlanabilir mi diye düşünmeliyiz. Ayrıca yapay zeka ile yeni ürünler, hizmetler doğacak; bu doğrultuda yeni iş ve görevler ortaya çıkacak.

Peki bu yeni görevlendirmeleri alanlar kim olacak? Gençler mi yoksa daha yaşlı insanlar mı? Bu insanlar, yapay zeka yüzünden işini kaybedenler mi olacak? Geçmişte iş gücünün dışında olan insanlar istihdam edilebilecek mi? Şu anda herkesin kafasındaki sorular bunlar.

Şu anki gidişata baktığınızda bu konuda ne kadar iyimsersiniz?

Daron Acemoğlu ile birlikte 2023’te yayımladığımız İktidar ve Teknoloji (Power and Progress) kitabımızda, önümüzde bir yol ayrımı olduğunu söylemiştik. Yapay zeka ya gerçekten çok iyi bir noktaya evrilecek ya da iş gücü piyasasındaki mevcut kutuplaşmayı daha da derinleştirecekti.

“Henüz verilere yansımasa da...”

Farklı alanlardan çok başarılı meslektaşlarımla konuştuğumda, genelde hep benzer hikayeler duyuyorum:

“Artık o gençlere eskisi kadar ihtiyacımız kalmadı.” Genç avukatlara, hedge fonlarındaki araştırma asistanlarına ya da çömez yazılımcılara eskisi kadar talep yok. Tabii bu durumu henüz genel verimlilik veya istihdam verilerinde net bir şekilde görmüyoruz.

Avrupa’da birçok kişiyle bu konuda konuştum, kısa süre önce Asya’daydım. ABD’de ekonomi çevrelerinde şu anda neredeyse tek konu bu.

Örneğin radyologların yerini teknolojinin almadığı, aksine onların daha fazla hastaya hizmet edebilmek için teknolojiden yararlandıklarını sık sık duyuyoruz...

Eğer belirli bir uzmanlık eşiğinin üzerindeyseniz yapay zeka sizi daha da güçlendiriyor. Fakat çalıştığınız kurumun gözünde o eşiğe ulaşmadıysanız yerinizi yapay zeka alıyor. Böyle bir yol ayrımında olduğumuzu düşünüyorum.

Fakat benim hakkında endişelendiğim kişiler radyologlar değil. Benim asıl endişem; idari işleri, evrak süreçlerini yürüten beyaz yakalı çalışanlar hakkında. Bahsettiğim kitle, radyologlaran daha farklı geçmişlere ve becerilere sahip olanlar. Yani “orta kesim”. Tıpkı 1990’lar ve 2000’lerde otomasyon ile küreselleşmenin bir araya gelerek vurduğu o aynı orta kesim gibi.

Yani kitlesel bir işsizlik senaryosundan ziyade, ‘Çin şoku’nun bir benzerini mi yaşayacağız? (Oksijen’in notu: Çin şoku; Çin’in ucuz iş gücü, devlet sübvansiyonları ve devasa üretim kapasitesiyle küresel pazarları domine etmesi ve bu durumun diğer ülkelerdeki yerel sanayi ve istihdam üzerinde yarattığı ekonomik sarsıntı)

Çin şoku, belirli sektörlerdeki şirketlerde yoğunlaşmıştı. Bu durum ise ekonominin genelinde çok daha yaygın olacak gibi görünüyor. Örneğin, artık hiç kimsenin eskisi kadar beyaz yakalı çalışana ihtiyacı yok. Ya da çağrı merkezlerini düşünün; şu an sektördeki insanlardan duyduğum oran şu: “Eskiden çağrı merkezinde çalıştırdığım her sekiz kişiye karşılık, şu an altı ya da yedi kişiye ihtiyacım var.”

ABD’de veya İngiltere’de kitlesel bir işsizlik dalgası yaşanacağını sanmıyorum. Asıl mesele, yapay zekanın getireceği faydaların gelir dağılımının geneline adil bir şekilde yayılıp yayılmayacağı.

Bu sürecin getireceği faydaların adaletsiz dağılımından bahsettiniz. Bu adaletsizlik coğrafi açıdan da kendini gösterecek; sadece toplumların kendi içinde değil, yapay zekayla bağdaştırılan zenginliğin çok büyük bir kısmı ABD’de ve biraz daha az olmakla birlikte Çin’de toplanıyor gibi görünüyor.

Bence bu durumu geçmişteki diğer büyük sanayi dönüşümlerinin merceğinden okumak gerekiyor. Bu dönüşümlerin hepsinde birileri hep lider konumdadır, öncü rolü üstlenir. Malum, 19. yüzyılda bu güç İngiltere’ydi; ABD ise onu takip eden, arayı kapatmaya çalışan taraftı.

Şu an yaşananın da aslında aynısı olduğunu düşünüyorum; tek fark, bu kez büyük laboratuvarların ev sahibi İngiltere değil, ABD. Öte yandan Çin de yapay zekanın farklı bir versiyonuyla herkesin ensesinde bitmek üzere. Dolayısıyla şu an neyin kullanımda olduğuna bakmak ve yeni ortaklıklar kurmak gerekiyor.

Bu devrimin izlerini verimlilik verilerinde henüz daha net bir şekilde görememiş olmamıza şaşırıyor musunuz? Süreç, bu tür büyük dönüşümlerden normalde bekleyeceğiniz bir hızda mı ilerliyor?

Elektrik teknolojisiyle kesinlikle bir paralellik olduğunu düşünüyorum. Şirketler elektriğe ancak yeni fabrikalar kurarken geçiş yaptılar ve o yeni fabrikaların inşa edilmesi onlarca yıl sürdü. Yapay zeka kullanmak için yeni bir fabrika ya da yeni bir ofis binası inşa etmenize gerek yok, yine de birçok geleneksel işletme bu teknolojiyi benimsemekte biraz yavaş kalıyor. Bu durum tamamen kurumsal hantallıktan kaynaklanıyor; insanları işten çıkarmak pek de cazip bir şey değil.

Avrupalı şirketlerden kesin olarak duyduğumuz bir şey var: “Yapay zeka nedeniyle şu an elimizde olan kadar çalışana ihtiyacımız yok, ancak iş kanunları ve yasal engeller yüzünden insanları doğrudan işten çıkarmayacağız. Sadece yeni alım yapmayacağız, böylece doğal emeklilik, istifa vb. gibi durumlar her yıl %5 ila %10‘luk azalmayı kendiliğinden halledecek.“

Elbette bu durum, gençler için en büyük korku kaynağı.

Şu anda yaşadığımızın demiryolları kadar toplumu kökten değiştirecek bir dönüşüm olduğunu düşünmüyorum; çünkü bence nerede yaşayacağımızı, ne yiyeceğimizi ya da mesafe algımızı değiştirmiyor.

Yine de bunun çok köklü bir değişim olduğuna inanıyorum. Son 200 yılda gördüğümüz en büyük ilk beş dönüşümden biri kesinlikle bu.

Giriş seviyesindeki eğitimlerin nasıl olması gerektiğini gerçekten yeniden düşünen şirketlerle veya eğitimin geleceğini masaya yatıran üniversitelerle karşılaştınız mı?

Bu bana en çok sorulan soru. Şirketler bazında, bence özellikle dikkat çeken bir örnek Schneider Electric. Şirket, veri merkezlerinin bakım ve servisinde görev alacak bazı çalışanları eğitiyor. Bu son derece zorlu, hatta tehlikeli bir iş; bu yüzden üniversite diploması olmayan kişilerin yetkinliklerini artırmak için yapay zekadan yararlanıyorlar.

ABD’de yöneticilerin ilk konuştuğu şey otomasyon ve çalışan sayısını azaltmak oluyor. Yeni görevlerden ve yeni ürünlerden de bahsediyorlar elbette ama bu çok daha arka planda kalıyor. Avrupa Birliği‘ndeki yöneticilerle yaptığımız pek çok mülakattan çıkardığımız güçlü izlenim de bu yönde.

Gelecekteki iki kariyer yolu

Üniversitelerin bu konuda biraz sorunlu olduğunu düşünüyorum. MIT’de yapay zekanın her şeyi değiştirdiğinin elbette farkındayız. Öğrencilerin sınıfların arkasında, buldukları her fırsatta yapay zeka kullandıklarını da biliyoruz. Asıl soru şu: Bu durum eleştirel düşünme becerisini nasıl etkiliyor? Kontrol hâlâ insanda mı, yoksa yapay zekaya aşırı mı bel bağlıyorlar?

MIT’de yapay zekayı müfredata dahil etmenin ama aynı zamanda girişimcilik boyutunu, yeni ürün ve hizmetlerin yaratılmasını, eleştirel düşünmenin geliştirilmesini daha da güçlü bir şekilde teşvik etmenin yollarını bulmak için çok çabalıyoruz.

Önümüzde az çok netleşen iki kariyer yolu olduğunu görüyorum. Birincisi, yüksek katma değerli bir işe sahip olmak. Eğer alanınızda uzmanlaşır ve o bahsettiğim “uzmanlık eşiğinin” üzerine çıkarsanız, işiniz yolunda demektir.

İkinci yol; yeni bir genel amaçlı teknoloji olan yapay zeka çağında, “genel amaçlı ineklere” ihtiyacımız var. Genel amaçlı inek; hafta sonu en son yapay zeka teknolojisini yalayıp yutabilen, pazartesi ve salı günleri gerçek insanlarla yüz yüze görüşüp onlardan bir şeyler öğrenebilen, çarşamba günü henüz dijitalleştirilmemiş 50 yıllık bir kitabı okuyup ondan anlamlı sonuçlar çıkarabilen ve bunu nasıl kullanacağını çözen kişidir. Eğer sadece Brezilya’daki borsa verilerini araştıran bir araştırma asistanıysanız, yapay zeka bunu artık gayet iyi yapabiliyor. Ancak parçaları birbirine bağlayabilen, sorunları çözebilen ve karar vericiye çok daha hızlı çözümler sunabilen bir araştırma asistanıysanız, işte bu gerçekten çok caziptir.

© The Financial Times Limited 2026