Bir hikayeyi takip ederken karakterleri hatırlıyor, davranışlarının ardındaki nedenleri anlamaya çalışıyor, henüz yaşanmamış olayları zihnimizde canlandırıyoruz. Dışarıdan bakıldığında sakin bir uğraş gibi görünen okuma sırasında zihin pek çok işi bir arada yürütüyor. Cambridge Üniversitesi’nden Barbara Sahakian ve ekibinin yeni değerlendirmesi, keyif için sürdürülen bu alışkanlığın dikkat ve hafızadan ruh sağlığına, sosyal ilişkilerden sağlıklı yaşlanmaya kadar uzanan katkılarını ele alıyor.
İncelemenin çıkış noktası, ruh sağlığını korumada gündelik alışkanlıkların oynayabileceği rol. Araştırmacılar, okumanın stresle baş etme kapasitesini ve yaşlanmayla birlikte ortaya çıkabilen bilişsel kayıplara karşı bir tür dayanıklılık sağlayan “bilişsel rezervi” destekleyebileceğini belirtiyor.
Çocuklukta başlayan okumanın izleri
İncelemede öne çıkan araştırmalardan biri, Sahakian’nın da yazarları arasında bulunduğu, ABD’deki ABCD beyin gelişimi çalışmasının verilerine dayanan araştırma. Başlangıçta 9-11 yaşlarında olan katılımcıların verileri ve 11-13 yaşlarındaki takip değerlendirmeleri, erken yaşlarda keyif için okumaya başlayanların dikkat, hafıza ve dürtülerini kontrol etme gibi becerilerde daha iyi performans gösterdiğini ortaya koydu. Bu grupta daha az ruh sağlığı sorunu, daha düşük stres ve depresyon düzeyleri görülürken daha fazla uyku ve daha az ekran süresi de dikkat çekti.
Beyin görüntülemelerinde ise erken okuma alışkanlığı, dil, biliş ve duyguların düzenlenmesiyle ilişkili bazı bölgelerde daha geniş yüzey alanları ve daha büyük hacimlerle bağlantılı bulundu. Üstelik yaş, cinsiyet, aile yapısı, ebeveynlerin eğitim düzeyi ve hane geliri gibi etkenler hesaba katıldığında da ilişkiler devam ediyordu. Bu sonuç, bulguların yalnızca daha yüksek gelirli veya daha eğitimli ailelerin sunduğu olanaklarla açıklanamayacağını gösteriyor.
Kitapla kurulan bağ, sosyal ilişkileri destekleyebilir
Okumanın beyinle ilişkisi, bir metindeki sözcükleri tanımaktan daha fazlasını kapsıyor. İncelemede, 19-26 yaşlarındaki kişilerin katıldığı bir çalışmada, katılımcılar edebi metinler okurken beyin etkinlikleri işlevsel MR ile izlendi. Sosyal içerik bakımından zengin yazılar, başkalarının ne düşünebileceğini veya nasıl davranabileceğini anlamayla ilişkili beyin ağlarını harekete geçirdi. Daha sık kurmaca okuduğunu belirtenler, sosyal biliş değerlendirmelerinde de daha iyi performans gösterdi.
Yetişkinlerle yapılan anketler bu tabloya okurların kendi deneyimlerini ekliyor. İncelemede yer verilen 4 bin kişilik bir ankette, okurların yüzde 64’ü başkalarının duygularını daha iyi anladığını belirtirken okumayanlarda bu oran yüzde 48’di. Katılımcılar kitapları stresle baş etmenin ve rahatlamanın yollarından biri olarak da tanımlıyordu.
Okumanın yaşlanan beyinle ilişkisine dair bulguların önemli bir bölümü, uzun süreli takip araştırmalarından geliyor. İncelemede aktarılan bir çalışmada, 55 yaş ve üzerindeki, başlangıçta bilişsel açıdan sağlıklı 5 bin kişi beş yıl boyunca izlendi. Okuma ve satranç gibi zihinsel uğraşlara daha sık katılanlarda bilişsel bozulma gelişme olasılığı daha düşüktü.
Sahakian, 64 yaş üzerindeki 2 bin kişinin 14 yıl boyunca takip edildiği bir araştırmada haftada en az bir kez okumanın, değerlendirmelerinde daha düşük bilişsel gerileme riskiyle ilişkili bulunduğunu belirtiyor. Bu bulguları “bilişsel rezerv” kavramıyla birlikte ele alıyor. Zihinsel açıdan uyarıcı deneyimler, beynin yaşlanma veya hastalıkla ilişkili değişiklikler karşısında işlevlerini sürdürme kapasitesini destekleyebilir. Okuma da bu kapasiteye katkıda bulunabilecek gündelik uğraşlardan biri olarak değerlendiriliyor.
Alışkanlığın başlangıcında merak var
Araştırmacıların üzerinde durduğu keyif için okuma, kişinin kendi isteğiyle ve okuyacağı metinden haz almayı bekleyerek sürdürdüğü bir uğraş. Romanların yanı sıra dergiler, çizgi romanlar, grafik romanlar ve dijital yayınlar da bu tanıma dahil. Kesin bir okuma süresi ya da herkes için aynı faydayı sağlayacak bir kitap türü yok ancak Sahakian’a göre asıl önemli olan, ne okuduğumuzdan çok okumaktan keyif almamız. Çünkü sevdiğimiz bir kitaba daha sık dönüyor, sayfalarında daha uzun süre kalıyoruz. Okumanın sağlığa uzanan faydalarından yararlanmanın ilk adımı elimizden bırakmak istemediğimiz kitapları bulmak.
Türkiye’den rakamlar
TÜİK’in 2025 Kütüphane İstatistikleri’ne göre halk kütüphanelerine kayıtlı üye sayısı bir yılda yüzde 6.4 artarak 7 milyon 160 bin 225’e ulaştı. Türkiye’deki bin 302 halk kütüphanesinde yaklaşık 26 milyon kitap bulunuyor.
TÜİK’in 2024 Çocuklarda Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması’na göre ise 6-15 yaş grubundaki çocukların yüzde 34.4’ü ekran başında daha fazla zaman geçirdiği için daha az kitap okuduğunu belirtiyor. Bu bulgu, okuma alışkanlığı kazandırırken gündelik hayatta okumaya ayrılan zamanı da düşünmek gerektiğine işaret ediyor.