Arçelik markasının Türkiye’deki herkes için bir anlam ifade etmesinin kökeninde, 20’nci yüzyılın son yarısında hızla değişen yaşam koşullarının simgelerinden biri olması yer alıyor. 1950’lerin ortalarında büyük kentlerdeki birkaç mağazada, nadiren ithal buzdolapları satılır, taşrada ise hiç rastlanmazdı. Elektrikli ev aletleri lüks olarak görülür, evlerde çamaşır makinesi bile olmazdı. Vehbi Koç’un Lütfü Doruk ile ortak girişimi Erel Çelik Eşya, doğrama ve profilden sonra gaz sobası üretimine geçtiğinde, yakın gelecekte gerçekleştirecekleri hayal dahi edilemezdi. Temelleri 1955’te İstanbul Sütlüce’de atılan, 1956 yılında Eisenwerk Hilden lisanslı çelik radyatör imalatına başlayan fabrika, ısınma ihtiyacını karşılama çabasına motor barındıran makineler üretmeyi de kattı. 18 Mart 1957 tarihli Genel Kurul kararıyla Arçelik adını alan şirketin mühendislerinin ilk hedefi, çamaşır makinesi yapmaktı.
Günümüzde yılda 30 milyon adetlik üretim kapasitesine sahip olan Arçelik, 1959’da 38 işçiyle ilk çamaşır makinesini ürettiğinde, yıllık hedefi mütevazıydı. Sağa sola dönerek çamaşır yıkayan merdaneli makine, büyük bir gurur yarattı ve yeni bir projeye ilham verdi: Yerli buzdolabı.
Buzdolabı heyecanı
Koç ve Doruk uzun arayışların sonunda Amcor Ltd. ile anlaşıp B1 tipi ilk ürünü 1960 yılında piyasaya sürdü, bu hamle ‘devrim’ niteliğindeydi. Sadece en zengin kesimin evindeki lüks beyaz eşyalar kapışılıyor; üretim, talebi karşılayamıyordu. Buzdolabı fiyatları yarı yarıya düşmüş, henüz elektriği olmayan köylerden bile sipariş geliyordu.
Arçelik yerli imalatı artırma hedefiyle birbiri ardına yeni ürünler çıkarttı. Fabrikada biçerdöver bile üretiliyordu. 1963’te İtalyan Innocenti ile anlaşıp triportör ve Lambretta skuter üretti. Kamyonet olarak da kullanılan bu motosikletler hem yük taşıyor hem de bana mısın demeden yokuş çıkıp PTT’nin favori aracı oluyordu.
1964 yılında atılan adım, General Electric ile yapılan yerli motor ve soğutucu sistem üretim anlaşması oldu. Ertesi yıl açılan pazarlama kursunun ilk öğrencileri de Arçelik acenteleriydi. Müşterilere elektrik süpürgesi kullanmanın inceliklerini öğretecek teknik servis elemanları yetişiyordu. Artık ürün ve reklamlarda Arçelik’i temsil edip tutarlılık sağlayacak bir amblem ihtiyacı da duyuluyordu. 1965’te düzenlenen ödüllü yarışma da iletişim tarihinde bir ilkti. Jüri 1204 taslak arasından Ahmet Güleryüz’ün çizimini seçti. Türkiye’nin her yerinde aynı simge görülecekti.
Bir Arçelik şehri
Sütlüce tesisinin yetersiz kalması üzerine mimar Aydın Boysan’ın “İstanbul tabelasını geçelim, ilk arsayı alalım” önerisi kabul gördü ve Çayırova’daki 700 dönümlük arazi yatırıma uygun bulundu. İnşaat sürerken yerleşim yerlerine uzaklığından dolayı çalışanlar için kooperatif evleri de yapıldı. Fabrika Türkiye’nin üretim odaklı ilk özel sektör sanayi tesisi olarak tasarlanmış, Lütfü Doruk “Burası bir okul olacak. Bir Arçelik şehri olacak” demişti. 1968’de faaliyete geçince çevresinde oluşan yan sanayi ile gerçekten öyle oldu. 1971 yılında Balkanlar, Tunus ve Irak’a buzdolabı ihracatına başlamasıyla Arçelik, Koç Topluluğu’nun amiral gemisi olarak anılmaya başlandı.
1985’te 30’uncu yılı kutlanırken üretimi 10 milyon adedi aşmış, beş fabrikasıyla Türkiye’nin yıldızı olmuştu. Rahmi M. Koç, Arçelik ile ilgili şu anısını paylaştı: “Keçiören’e elektrik gelip de Vehbi Koç evine ilk buzdolabını aldığında, babaannem ‘Ne lüzumu var masraf etmeye, kuyu ile pekala idare ediyorduk’ diye çıkışmış. Aradan iki sene geçtikten sonra, babaannem buzdolabını o kadar benimsemiş ve sevmiş ki, ‘Oğlum bir de kız kardeşine al’ demiş.”
1960’larda Ereğli Demir Çelik’teki sac üretiminin uygun vasıflı olması için çabalayan mühendislerin yerinde, bugün yapay zeka ve dijital teknolojileri süreçlere uyarlayan bilişimciler var. İlk nesil beyaz eşyaları kullananların torunları da alanında dünya liderlerini belirleyen WEF Sustainability Lighthouse statüsündeki Arçelik fabrikalarında üretilenleri kullanıyor. İşte Arçelik devriminin sonucu.