İzzeddin Çalışlar
“Üzüme alaca düştükten sonra”
Ankaralı Kütükçüzadelerin kızı Fatma ile Hacı Bayram Veli soyundan Koçzade Hacı Mustafa Efendi’nin ilk çocuğu, 1901 yılında, annesinin deyişiyle “Üzüme alaca düştüğü zaman” doğdu. Yaygın yoksulluğun kaderden bilindiği kasabada, su ancak hamamda, ışık da nadiren gaz lambasında görülürdü. Sünnet hediyesi bisiklet değil, bir merkepti. Ankaralı bu çocuk, Vehbi Koç, Topal Hoca’nın falakalı mahalle mektebinden sonra beş sınıflı iptidai mektebine kaydoldu. Okulu birincilikle bitirip Taş Mektep İdadisi’ne geçti. İlk otomobili Meşrutiyet’ten sonra bir Katolik tüccarın Ankara’ya getirmesiyle görmüştü.
Kuruluş: İlk adımlar 1920’ler
Babasıyla bakkal dükkanı açtığında 16’sındaydı. Bir gün gelip de Ankara’da coğrafyanın kader olmadığının kanıtlanacağına dair en ufak bir belirti yoktu.
Onun ve etrafındaki herkesin dünyasını değiştiren Mustafa Kemal Paşa’nın namını duyduğunda 18 yaşındaydı. Heyet-i Temsiliye ile geldiğinde karşılayan kalabalığa karışmış, görmek için parmaklarının ucuna kalkmıştı.
Meclis kurulurken alkışları, düşman Polatlı’ya dayandığında top seslerini duyanlardandı. Ankara boşaltılırken Çankırı yolunda mermi taşıyan kağnıların, İnebolu’dan vapura binerken orduya yollanan cephane sandıklarının yanından geçti. Kurucu Meclis’in düzeltmen yardımcısı olarak memuriyete, Muhafız Kıta Komutanlığı’nda askerliğe başladı. 25 yaşında Sadberk Hanım ile evlendi. Esnaflıktan tüccarlığa geçmeye kararlıydı. Mal almak için İstanbul’a gidip gelmeye başladı. Babası işten elini çekince tek sahibi olarak kaldığı ticarethaneyi Ankara Ticaret Odası’na kaydettirdi. 31 Mayıs 1926 günü, Koçzade Ahmet Vehbi firması adıyla… O günden bugüne tam yüz yıl geçti.
31 Mayıs 1926 tarihinde Ankara Ticaret Odası’na “Koçzade Ahmet Vehbi” adıyla kaydettirdi.
Kasabası başkent olmuş, yeniden inşa ediliyor, her köşesi bir çağdaşlaşma laboratuvarını andırıyordu. Çevresinde yaratılan mucizenin tanıklarından ve 1927 sayımındaki 13,5 milyon vatandaştan biriydi. Diğerlerinden farkı, bir mucizeye de onun imza atacak olmasıydı. Aynı yıl çıkan Serbest Mıntıka Kanunu sayesinde hükümetten izin alıp Tophane rıhtımında montaj bantlarında otomobil ve kamyon üretimine başlayan Ford Company’nin Ankara acentesi oldu. Yıl 1928’di. Yeni şirketi Otokoç’un tabelası yeni harflerle yazıldı. Aynı yıl otomobilleri yürüten yakıtı üreten Standard Oil’in Ankara temsilciliğini de aldı. Bunlar onun otomobil ve gaz, benzin işindeki ilk adımları oldu. Büyük hikaye yazılmaya başlamıştı.
Kurumsallaşma ideali 1930-1940’lar
İnşaat, boru, kibrit, hırdavat derken ülkenin neye ihtiyacı varsa, onu var etmeye adanmış bir girişimciydi artık. 1938’de ilk anonim şirket olan Koç Ticaret’i kurduğunda, hedefi “müessese olmak”, güncel tabirle kurumsallaşmaktı. O günlerde hayalden ibaret olan müessese, sonrasında sektörler yaratacak, ilk Türk-Amerikan ortaklığı olan General Electric Ampul Fabrikası’yla ışığı gaz lambasından çıkartıp ülkeyi aydınlatacak yeni alanlara yönelecekti.
İkinci Dünya Savaşı’nın etkileri görülmeye başlandığında ticari faaliyetini İstanbul’a kaydırması, piyasa dinamiklerini keşfedip olağanüstü koşullar altında doğabilecek fırsatları değerlendirmesini sağladı.
Kurduğu Motör Ltd. Şti. otomotiv sektörünün geleceğine olan inancını gösteriyordu. 1944’te yaptığı bu yatırım da nasıl olsa savaşın bir gün biteceğine, sonrasında da piyasaların canlanacağına dair öngörüsünün sonucuydu. ABD’ye ziyaretlerinde hep Ford Company ile anlaşma niyeti vardı ve hedefi ticaretten sanayiye geçebilmek için gereken sermaye birikimine erişmekti.
Otomobil sevdası 1950’ler
50’li yıllarda Münir Nurettin Selçuk’un Otomobil Uçar Gider şarkısı dillerdeydi. Onun otomobil sevdası ise Ford bayiliğiyle sürüyor, yaşam kalitesini yükselttiğini düşündüğü bu aracı erişilebilir kılıp yaymak için fırsat arıyordu. Daha önce kapısını çaldığı Ford’dan randevu almakta zorlanan Ankaralı bayi, aradığı fırsatı 1956’da buldu. Ford’un 34 Yakın Doğu ülkesindeki acenteleri arasında açtığı kota doldurma yarışını Türkiye’deki acentesi kazanmış, takdirname töreni için ABD’ye davet edilmişti. O daha fazlasının peşinde olduğundan önce bir rapor hazırlayıp Ford’a gönderdi. Ardından Başbakan Adnan Menderes’i ziyaret edip onun Henry Ford II’ye yazdığı iyi niyet mektubunu cebine koydu ve yola çıktı.
Queen Mary transatlantiğinden çektiği telgrafta, 30 Ekim’de New York’ta olacağını, “Büyük Patron Henry Ford II” ne zaman kabul ederse, görüşmeye hazır olduğu yazıyordu. New York’ta kendisini karşılayan şirket yöneticisi John Miller’dan görüşmenin o haftaki ABD başkanlık seçiminden sonra olmasını rica etti. Bu çaptaki bir iş insanıyla aklı seçimdeyken iş konuşulmazdı. Eisenhower 6 Kasım’da yeniden başkan seçildi. Üç gün sonra, saat 12.15’te Henry Ford II’nin ofisindeydi. Ford Motor Company’nin 11 yıllık başkanı tarafından buyur edildi.
Misafir, Ford ilk seri otomobil üretimine başladığında yedi yaşında olan ve o an Ford’un 7 bin acentesinden biri olmaktan başka özelliği bulunmayan biriydi. Yemeğe geçtiler. 1928’de Tophane’deki montaj fabrikası girişimi, şirket kayıtlarına Türkiye’yi olumsuz yatırım bölgesi olarak geçirdiğinden Türkiye’deki acentenin projesini ancak kredi yoluyla destekleyebileceğini, ortaklık düşünmediğini söyledi.
Memlekete ne lazımsa
Vehbi Koç’un dönüş yolunda yeni bir yatırım planı düşünmesi gerekecekti. Artık bu tür uzun seyahatlerde gözü arkada kalmıyordu. İşlerin başında güvendiği adamları vardı. Zaten “müesseseleşmek” de bu demekti. İzmir’deki otomobil satışlarını yürüten Egemak’ı en genç yöneticisi Can Kıraç’a teslim etmişti. Tıpkı Kıraç gibi tahsili bitmek üzere olan oğlu Rahmi’yi de yetiştirmesi için Bernar Nahum’un yanına, Ankara’daki Otokoç’a gönderme niyetindeydi.
Hikayenin diğer bir kahramanı olan Bernar Nahum, patronları tarafından başkente gönderilmiş, TBMM bitişiğindeki oto galerisine komşu gelmişti. İşe kendisinden bile erken gelip geç çıkan bu adamın çalışkanlığı dikkatini çektiğinden bir gün iş teklif edip şu cevabı almıştı: “Eğer beni Otokoç’a ortak eder, müdür yaparsan seninle çalışırım.” Kabul etti. Zaten ortak seçmede pek mahirdi. Sütlüce’de çelik doğrama ve profil imalatından gaz sobası üretimine geçen Arçelik’teki (o dönemki adıyla Erel Çelik) ortağı Lütfü Doruk da gece vardiyasını kontrol edebilmek için fabrika lojmanında yatıp kalkacak kadar takipçiydi.
Merak etme, Koç yapar
Memlekete traktör mü lazım? Buzdolabı hâlâ Amerika’dan mı geliyor? İnşaat yapacak malzeme mi yok? Turist geliyor otel mi bulamıyor? 50’li yıllar öyle bir dönemdi ki, bunlar gibi birçok sorunun yanıtı “Merak etme Koç yapar” oluyordu. Biri, diğerinden zorlayıcı bir talepte bulunduğunda da “Ben Vehbi Koç muyum?” yanıtı alınır olmuştu. Bugün sanayi devi olan birçok kuruluşun temeli birbiri ardına o yıllarda atıldı. Yerli üretime dair birçok ilkin altında da aynı imza vardı. 1954’te kurulan, 1955’te ilk traktörünü üreten TürkTraktör misyonunu adında taşıyor, 1956’da İstanbul Elmadağ’da açılan Divan Oteli çağdaş turizm tesisi standartlarını belirliyor, 1955’te İstanbul Sütlüce’de kurulan, 1959’da ilk çamaşır makinesini üreten Arçelik ise sürekli geliştirdiği dayanıklı tüketim mallarıyla her eve girmeyi hedefliyordu.
Dünya devleriyle kol kola 1960’lar
1960’lara girerken farklı ortaklıklarla yeni sektörlere yatırımlar başladı. 1961’de Aygaz kuruldu, LPG dolum ve dağıtımı başladı. Bu, Arçelik’in ürettiği ocaklara hortumla tüp gaz bağlanması ve mutfaklarda bir dönüşüm yaşanması, aynı zamanda tüm kentlere, kasabalara, evlere ulaşabilecek bir bayi teşkilatlanması demekti. Kapı çaldığında binlerce evden aynı ses duyulmaya başlamıştı: “Aygaz geldi.”
1964’te Uniroyal iş birliğiyle Türkiye’nin ilk yerli otomobil lastiği üretimini başlattı. Hızlı büyüme ve genişleyen faaliyet alanları artık daha etkin bir yönetim tarzına kavuşmalıydı. Öncülü olmayan bu yapı da ancak bir ilk olabilirdi. 1963’te Türkiye’nin ilk holdingleşmesi görüldü. Adı Koç Holding A.Ş., Yönetim Kurulu Başkanı Vehbi Koç’tu.
Holdinge yeni şirket katılımları ertesi yıl (1964) gümrüksüz satış mağazası işletmeciliği yapan Setur’la başladı. 1966’da asıl büyük rüyasını gerçekleştirme aşamasına gelmişti. Ford ortaklığıyla kurulan Otosan ilk yerli seri üretim otomobil olan Anadol’u üretmeye hazırdı.
70’ine gelip çevresine baktığında bir ülkeyi nasıl değiştirebildiğini gördü. Artık Holding’in genel koordinatörü oğlu Rahmi M. Koç’tu. Torino’da Giovanni Agnelli ile buluşup Tofaş’ın ortaklık sözleşmesini birlikte imzaladılar. İki yıl sonra üretime girecek fabrikanın temeli 1969’da atıldı. Fabrikanın kurulduğu Bursa’da doğan Osmanlı hükümdarı Murat’ın ismini alan otomobil Türkiye’nin bir otomotiv ülkesi olma yolunu müjdeliyordu. O muradına ermiş, “müessese” ise ülkesinin en büyüğü olmuş, ikinci nesille gözünü dünya devleri arasına girmeye dikmişti. Kurucu artık hep ülkesine hizmet olarak gördüğü sanayileşmenin yanına eğitim, sağlık, kültür ve sanatı da ekleyebilir, ilk toplumsal katkı yapılanmasına da adını verebilirdi. Aynı yıl Vehbi Koç Vakfı’nı kurdu. Artık okullar, yurtlar, hatta özel müzeler bile kurulabilirdi.
İhracata odaklanma 1970’ler
1970’lere Türkiye’nin bir başka ilki, Ram Dış Ticaret’in kurulmasıyla girildi. Birçok mevcut iş alanında ihracat adetleri büyürken ihracat bölgeleri çeşitlendi. 1971’de Murat 124’ler Tofaş’ın üretim bantlarından inmeye başladı.
1970’li yıllar Türkiye’de yaşayan herkes için ekonomik belirsizliklerin siyasi tedirginliklerin ve sosyal travmaların yaşandığı bir dönemdi. Buna rağmen Koç Holding sanayileşme ve kurumsallaşmadan ödün vermedi. Otomotivden beyaz eşyaya kadar genişleyen faaliyet yelpazesinde yatırıma ve ihracat odağından ayrılmamaya özen göstererek güçlü sermaye yapısı kimliğini korudu. 1973’te otomotiv yan sanayii için döküm parçaları üreten Döktaş’ın faaliyete geçmesi, 1974’te ilk oto kiralama şirketi Avis Setur Oto Kiralama’nın kurulup 1975’te de perakende zinciri Migros’un holding çatısı altına girmesi, kurumsal yapıda iş odaklılığının olgunlaşma göstergeleriydi.
Girişimciliğin dönüştürücü gücü
Bernar Nahum’un öncülüğünde sisteme eklemlenen Ar-Ge aşısı tutmuş, 1975’te holding bünyesinde kurulan ilk özel sektör Ar-Ge merkezi, otomotivden enerji sektörüne, turizmin niş alanlarından bankacılık ve finansa, bilişimden sınır ötesi yatırımlara kadar geleceği şekillendiren analitik bilgiyi kurumsal genlere işlemeye başlamıştı. Sonuçlar hep pozitifti. Arçelik beyaz eşya üretiminde, Otosan, Tofaş otomotiv üretiminde başarılı neticeler alıyordu. 1979’da basında TürkTraktör’ün Pakistan’a ilk ihracatı gerçekleştirdiğine dair haberler çıktığında bundan en büyük gururu duyan muhtemelen sektörün 78 yaşındaki duayeniydi. Sonuçta motorlu bir araç döviz kazandırıyordu ve ülkesinin en büyük ihtiyacı buydu.
Vehbi Koç, çok uluslu şirketlerle kurduğu uzun ve kararlı ortaklıkları, yerli sanayi yatırımına dönüştürdüğü temsilcilikleri ve ülkesi ile şirketlerinin çıkarları arasında kurduğu uyumla ortaya bir kalkınma modeli koydu. Bu model ticaretin rasyonelliğine dayalı, çağın gereklerine göre güncellenen, haklılık ve meşruiyet temelli olduğundan sonraki yıllarda da görkemli hikayeler yazmaya devam edildi. Görünmez kuralları ve yazılı ilkeleriyle ailenin üçüncü kuşağına taşınan vizyon, girişimciliği küresel bir oyuncuya dönüştürme gücünü kanıtlıyordu.
Kalkınma modeliyle büyüme ve Koç etkisi 1980’ler
Vehbi Koç 1984’te Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı oğlu Rahmi M. Koç’a devretti. Geride kalan yıllarda kurumsallaşmayla strateji oluşturma süreçleri ve karar alma mekanizmaları profesyonelleşirken aile üyelerinin taşıdığı saygınlık da toplam algının önemli bir parçası olmuş, Koç soyadı bir marka titizliğiyle yönetilmişti. Görevi devralan Rahmi M. Koç, kurumsal tutarlılığı bankacılık sektörüne taşırken akabinde yaşanacak küreselleşme hareketinin de altyapısını kurdu. 1986’da American Express Company ortaklığıyla Koç-Amerikan Bank’ın kurulması, Holding’in finans sektörüne girmesini ve uluslararası bankacılık birikiminin Türkiye’ye taşınmasını sağladı.
Globalleşme ve Koç etkisi 1990’lar
1990 yılında Ram Dış Ticaret ihracatta yarım milyar doları aşan ilk şirket oldu. Yeni 10 yıllık dönemde Arçelik Avrupa’nın en büyük beyaz eşya üreticileri arasına girecek, Beko dünya markası olacak, Koç-Amerikan Bank 1993’te Koçbank’a dönüşecek, Tofaş da 1995’te Tempra’yı Avrupa’ya ihraç etmeye başlayacaktı. Bu dönemde Türkiye’de yaşanan hızlı ekonomik liberalleşme, artan tüketim kültürü ve medyanın çeşitlenerek gelişimi Koç Holding’in kitlelerle kurduğu iletişimin etkisini artırdı. Popüler kültür kurumsal sosyalleşmeyi de getiriyor, Topluluk’taki her şirket için farklı düzey ve eğilimlerde markalaşma süreçleri başlıyordu. Türkiye’yi dış dünyadan izole eden kabuk kırıldıkça ülkeye yayılmış olan Koç etkisi daha görünür oluyordu.
Bu etki Holding’in Şeref Başkanı Vehbi Koç’un son anına kadar çalışmayı sürdürdüğü 95 yıllık ömrünün sona erdiği 1996 yılının 25 Şubat günü yaşanan acının paylaşımında da hissedildi. Koç, kızı Sevgi Gönül ve damadı Erdoğan Gönül ile bayram tatilini geçirmek için Antalya’ya gitmişti. Şehirde Migros mağazasına uğrayıp “İşler nasıl gidiyor?” diye sormuş, Talya Oteli’ne döndüğünde hiç beklenmedik şekilde aniden vefat etmişti. Cenazesinde Fatih Camii’ni dolduran on binlerce kişi, onun vatandaşlarla kurduğu ilişkiye ayna tutuyor gibiydi. “Angaralı” çınar artık yoktu ama kurduğu on binlerce kişilik aile kadar, 21. yüzyıla bu denli hazır olan başka bir “müessese” de görülmemişti.
Kerim Koç, İnan Kıraç. Ayaktakiler soldan sağa: Aylin Koç, Ali Y. Koç, Mustafa V. Koç, İpek Kıraç,
Ömer Koç, Caroline N. Koç, Esra Koç, Nevbahar Koç. (2013)
3. nesille geleceğin inşası 2000’ler ve sonrası
Rahmi M. Koç Holding Başkanlığı’nı 4 Nisan 2003’te 3. nesilden Mustafa V. Koç’a devrederken yatırım alanları çeşitleniyordu. 2006’da Tüpraş’ın Topluluk bünyesine katılması ve Yapı Kredi ile KoçBank’ın birleşmesi sonucunda Türkiye’nin en büyük özel bankalarından birinin oluşması bu dönemin stratejik hamleleri arasında yer alıyordu.
Ford Otosan’ın 2009’da ABD’ye araç ihraç eden ilk otomotiv kuruluşu olması, Arçelik’in 2011’de Afrika’nın en büyük beyaz eşya üreticisi Defy Appliances’ı satın alması gibi adımlar büyümenin yurt dışında da genişlediğine örnek oluşturuyordu. 3. neslin farkı, şirketlerdeki verimlilik artışı, teknoloji güncelleştirmesi, ürün geliştirme ve kapasite artırımında da görülüyor, BM Küresel İlkeler Sözleşmesi’nin imzalanmasıyla bir tüzel kişiliğin de dünya vatandaşı olabileceği gösteriliyordu.
Bugünden geleceğe
Mustafa V. Koç’un 21 Ocak 2016 günündeki zamansız vefatının ardından, başkanlık görevini Ömer Koç üstlendi. Uzun vadeli değer yaratma felsefesinin sözcüsü de gözcüsü de artık o olacaktı. Aynı dönemde, CEO Levent Çakıroğlu liderliğinde Topluluk genelinde Kültürel Dönüşüm Programı başlatıldı. Geçmişte elde edilmiş başarıların gelecekteki başarıları garanti etmeyeceği anlayışıyla değişime açık bir kültür yaygınlaştırılıyordu. Bu kapsamda başlatılan Dijital Dönüşüm Programı ile Topluluk şirketlerinde bugüne kadar 2 bin 500’ün üzerinde proje hayata geçirildi. Dijitalleşmenin hızlandığı, kurum içi girişimciliğin desteklendiği, çevik yönetimin benimsendiği bu dönemde çalışanların yeni nesil yetkinliklere sahip olması için de olanaklar çeşitlendirildi.
Hâlâ süren bu iklimin de etkisiyle büyüme devam etti. Tüpraş ülkenin akaryakıt ihtiyacını karşılarken, ihracat ve satış hacmini büyüttü; Aygaz sektör liderliğini sürdürürken en yaygın otogaz dağıtım ağlarından birini yarattı; Opet karayollarındaki perakende yakıt zincirinden havayollarına taştı; Entek yenilenebilir enerjide yeni santralleri portföyüne kattı. On yıllardır otomotiv sektöründe biriken deneyim, Ford Otosan’ın Romanya yatırımı, elektrikli araç vizyonu, Tofaş’ın Stellantis Türkiye’nin operasyonlarını devralması gibi önemli adımlarla yeni bir aşamaya geçti. Finans sektöründe Yapı Kredi’de en yüksek hissedar konumuna yükselen Koç Topluluğu, bankacılıktaki güçlü konumunu sürdürürken, dayanıklı tüketimde de Arçelik küresel yolculuğuna Bangladeş ve Mısır’da yaptığı yatırımlarla devam etti. Topluluk, turizm perakende alanında özellikle marinacılıkta büyüme hamlesi gerçekleştirmeyi sürdürürken, sağlık sektörünü de yine gelecekte büyüyeceği alanlardan biri olarak konumluyor.
Bugün, Koç Topluluğu gelirleri, ihracatı, Borsa İstanbul’daki payı ve istihdamıyla Türkiye’nin en büyük sanayi ve hizmet şirketleri grubu. Koç Holding dünya ölçeğinde en büyük 500 şirket arasındaki tek Türk şirketi. Ve bu “müessese” iş dünyasının en büyüğü olmakla yetinmiyor. Verimlilik kadar toplumsal etkisiyle de diğer girişimcilere ilham vermeye, yüzyıl öncesiyle günümüz arasında fark yaratan hikayesini yazmayı sürdürüyor.Devamı merakla bekleniyor.