Rahmi M. Koç Müzesi’nde dolaşmak, sanayi tarihinde zaman yolculuğu yapmak demek. Eski otomobiller, makineler, deniz araçları sadece birer obje olarak değil, insanın makineyle ve üretimle kurduğu ilişkinin birer tanığı olarak çıkıyor karşınıza. Bu hikaye, aslında oldukça kişisel bir yerden başlıyor; Rahmi M. Koç’un çocukluk yıllarında, babasının Almanya’dan getirdiği elektrikli trenden… Bu küçük oyuncak, zamanla endüstriyel objelere duyulan derin bir ilginin çıkış noktası. 1950’lerde Koç Topluluğu’nun sanayi alanında yaptığı atılımlar bu kişisel merakı başka bir yere taşıyor. Dünyanın büyük şirketlerinin kendi tarihlerini müzeler aracılığıyla koruduğunu görmek, özellikle Henry Ford Müzesi’ni gezmek, Rahmi M. Koç’un zihninde bir sorunun filizlenmesini sağlıyor: “Neden biz de yapmayalım?” Yurt dışı gezilerinde görülen müzeler, satın alınan objeler, kurulan hayali besliyor. Yıllar geçtikçe büyüyen koleksiyon, bir noktada evlere, ofislere ve depolara sığmaz oluyor. Ve karar veriliyor: Bu koleksiyon tek bir çatı altında toplanmalı. Aranan mekan, Haliç’te bulunuyor: Temelleri 12’nci yüzyıla dayanan, 1730’larda donanmaya çıpa ve döküm parçaları yapımında kullanılan, daha sonra depo olarak kullanılan ve bir yangın sonrası terk edilen “Lengerhane”. Tuğla rengiyle aslında bir kilise ya da camiyi andıran yapı, 1990’ların başında yeniden ele alınıyor, restore ediliyor, 1994’te kapılarını açıyor.
Üç şehir, tek hikaye
Zamanla hikaye genişliyor; yakındaki Hasköy Tersanesi de müzenin parçası haline geliyor, 19. yüzyıldan kalma yapı, yeni bir sergi alanına dönüşüyor ve Rahmi M. Koç Müzesi, gerçek boyutlu nesnelerle gerçekten yaşanan bir deneyim alanı haline geliyor.
Ankara: Tarihin içinde sanayi
İstanbul’da Haliç kıyısında başlayan hikaye, başkent Ankara’ya oradan da Ayvalık’a uzanıyor. Müzelerin ortak noktası, biriktirilenlerin yalnızca nesne değil, zaman, hafıza ve geçmiş olması.
Rahmi M. Koç Müzesi, Ankara Kalesi’nin hemen karşısında konumlanıyor. 2005’te ziyarete açılan müze üç ana binadan oluşuyor: Çengelhan, Safranhan ve RMKM Çocuk.
Cunda: kilise müze oluyor
Ege’nin en güzel bölgelerinden Ayvalık- Cunda’da sessizliğe terk edilmiş Taksiyarhis Kilisesi, yeniden açılıyor. İstanbul ve Ankara müzelerinden izler taşısa da, içindeki teneke oyuncaklar, buharlı modeller, zaman ölçüm aletleri ve bebek arabalarıyla bulunduğu bölgenin ruhunu hissettiriyor.
Manzarasıyla ünlü kitaplık
Aynı adada, bir manastır şapeli içinde yer alan manzarasıyla ünlü kitaplık ise 17’nci ve 18’inci yüzyıllardan kalan eserleri, dini metinleri barındırıyor ve oldukça zengin bir koleksiyona sahip.
Endüstriyel mirastan müzeye
Ayvalık Rahmi M. Koç Müzesi, Ayvalık’ın yaklaşık 200 yıllık endüstriyel mirasını günümüze taşıyor. 19’uncu yüzyıldan kalma özgün bir fabrika olan yapı RMK Kültür Faaliyetleri tarafından satın alındı ve Ark İnşaat tarafından aslına sadık kalınarak restore edildi. Giriş katında klasik otomobil, motosiklet bebek arabaları ve buhar makineleri, üst katında lokomotif modelleri, oyuncak ve denizcilik tarihinden objeler sergileniyor. Koleksiyonda arkeolojik eserler de yer alıyor. Deniz kıyısındaki müze kafesi ile LoCanda Restaurant da Ayvalık manzarasıyla eşsiz bir deneyim sunuyor.