Reid J. Epstein / The New York Times
Eski halk sağlığı yetkilisi ve Demokrat Parti'nin ilerici kanadının öne çıkan isimlerinden Dr. Abdul El-Sayed, Michigan'daki Senato ön seçiminde rakibi Haley Stevens'ı çok az farkla geride bırakarak zafer kazandı. Bu sonuç, Demokrat Parti'nin sol kanadı açısından bu yıl elde edilen en önemli siyasi başarı olarak değerlendiriliyor.
El-Sayed, seçim kampanyası boyunca kendisinin kritik öneme sahip bir salıncak eyalette genel seçimi kazanamayacağını savunan Temsilciler Meclisi üyesi Haley Stevens'a karşı oldukça çekişmeli geçen yarıştan galip çıktı.
Şimdi El-Sayed, ilerici kanadın uzun süredir savunduğu "sol görüşlü adayların Cumhuriyetçilere karşı salıncak eyaletlerde seçmeni sandığa taşıyabileceği" tezini sınayacak.
El-Sayed, Kasım ayındaki seçimde, 2024 Senato yarışını çok az farkla kaybeden ve bu yılki Cumhuriyetçi ön seçiminde rakipsiz olan eski Temsilciler Meclisi üyesi Mike Rogers ile karşı karşıya gelecek. İki aday, emekliye ayrılan Demokrat Senatör Gary Peters'ın boşalttığı koltuk için yarışacak.
Bu seçim hem Rogers hem de El-Sayed açısından iki yıl öncesine kıyasla daha büyük önem taşıyor. Michigan, Senato'da çoğunluğun belirlenmesi açısından kilit eyaletlerden biri olarak görülüyor. Ayrıca El-Sayed gibi ilerici bir adayın kasım ayında Demokratların mutlaka kazanması gereken bir eyalette göstereceği performansın, 2028 başkanlık seçimleri öncesinde Demokrat seçmenlerin adayların ideolojik çizgisi ve seçilebilirliğine ilişkin değerlendirmelerini de etkilemesi bekleniyor.
İşte Michigan ve dört diğer eyalette gerçekleştirilen ön seçimlerden öne çıkan sekiz sonuç:
İlerici kanat kazandı, ancak sınırları da ortaya çıktı
Abdul El-Sayed, seçim kampanyasını büyük ölçüde Demokrat Parti'nin siyasi yönetimine karşı yürüttü. Bu strateji ön seçimi kazanmasına yetti, ancak Haley Stevens'a verilen destek, parti yönetiminin taban üzerindeki etkisini hâlâ koruduğunu da gösterdi.
Stevens, özellikle Detroit ve Flint'teki siyah seçmenlerden güçlü destek alırken, üniversite kentleri ve turizm bölgeleri dışında kalan kırsal ilçelerin büyük bölümünü kazandı.
El-Sayed ise en yüksek desteği genç seçmenlerin, üniversite öğrencilerinin ve eğitim düzeyi ile gelir seviyesi yüksek beyaz seçmenlerin yaşadığı bölgelerde buldu. Bu seçmen koalisyonu ona ön seçimi kazandırdı ancak kasım ayında Cumhuriyetçi Mike Rogers'ı yenebilmek için daha geniş bir seçmen kitlesine ulaşması gerekecek.
Sonuçlar, Michigan'da ortaya çıkan seçim haritasının, dış politikada Senatör Bernie Sanders'tan da daha solda konumlanan ve kendisini güçlü biçimde ilerici olarak tanımlayan bir adayın şimdilik ulaşabileceği seçmen tabanının sınırlarını da gözler önüne serdi.
İsrail yanlısı Demokratların siyasi zemini değişiyor
Demokrat Parti içinde İsrail'e verilen desteğin son yıllarda hızla gerilediği; kamuoyu yoklamaları, seçim sonuçları ve Kongre oylamalarıyla ortaya konmuştu.
Ancak Abdul El-Sayed'in Michigan'daki ön seçim zaferi, birçok gözlemciye göre ABD'deki Filistin yanlısı hareketin bugüne kadarki en önemli siyasi başarısı ve İsrail yanlısı Demokratlar açısından en büyük gerilemelerden biri oldu.
Mısırlı göçmen bir ailenin Michigan doğumlu oğlu olan El-Sayed, seçim kampanyasının merkezine İsrail'i yerleştirdi. Gazze Şeridi'nde yaşananları "soykırım" olarak nitelendiren El-Sayed, ABD'nin İsrail'e yaptığı askeri yardımları kesmesi gerektiğini savundu. Ayrıca İsrail'in açık biçimde Yahudi devleti olarak varlığını sürdürmesi gerektiğine inanmadığını söyledi.
Kampanya boyunca El-Sayed, rakibi Haley Stevens'ı İsrail yanlısı tutumu nedeniyle sert şekilde eleştirdi. Stevens ise Amerikan İsrail Halkla İlişkiler Komitesi'nin (AIPAC) kendisine verdiği destekle ilgili soruları sürekli yanıtsız bırakarak savunmada kaldı.
El-Sayed, aylardır yaptığı açıklamalarda Senato'ya seçilmesi halinde ABD'nin İsrail politikasını etkilemeye çalışacağını, özellikle de Demokrat Parti'nin 2028 başkanlık adaylığı yarışına katılacak isimler üzerinde etkili olmayı hedeflediğini dile getiriyor. Demokratik Ulusal Komite de geçen ay Michigan'ın 2028 başkanlık ön seçim takviminde ilk oylama yapılacak eyaletlerden biri olmaya aday olduğunu açıklamıştı.
AIPAC pahalıya mal olan bir yenilgi yaşadı
Bu yıl Demokrat adaylar arasında Haley Stevens, Amerikan İsrail Halkla İlişkiler Komitesi'nin (AIPAC) en güçlü şekilde desteklediği isim oldu.
AIPAC'a bağlı süper siyasi eylem komitesi (Super PAC), Stevens'ın kampanyasına destek için en az 30 milyon dolar harcadı. Bu rakam, 2026 ön seçimlerinde herhangi bir aday için dış gruplar tarafından yapılan en yüksek harcama olarak kayıtlara geçti. Ancak bu destek, Stevens'a seçimi kazandırmaya yetmedi.
Sonucun çok az farkla gelmesine rağmen, yenilgi AIPAC açısından önemli bir darbe olarak değerlendiriliyor. Zira lobi kuruluşu son yıllarda desteklediği Demokrat adayların ön seçimlerde büyük bölümünü zafere taşımayı başarmıştı.
El-Sayed ise bu yıl AIPAC'ın desteklediği adayları mağlup eden diğer Demokrat siyasetçiler gibi, kuruluşun kendisine karşı yürüttüğü kampanyayı dezavantaj yerine siyasi bir avantaja dönüştürdü ve bunu seçmen nezdinde destek toplamak için kullandı.
El-Sayed, iletişim becerisiyle rakibinin önüne geçti
İki aday arasındaki iletişim tarzı belirgin bir tezat oluşturdu. Biri sosyal medya hesaplarında Taylor Swift şarkıları eşliğinde dans ettiği videolar paylaşırken, diğeri seçim kampanyasının son reklamında "internetteki havalı çocuklardan" yakınmayı tercih etti.
Bu tablo, hangi adayın seçmenle daha güçlü bir bağ kurabildiğini ortaya koydu.
Etkili hitabetiyle öne çıkan Abdul El-Sayed, miting konuşmalarını sosyal medyada hızla yayılan kısa videolara dönüştürmeyi başardı. Nisan 2025'te kampanyasını başlatmasının ardından Michigan'ı defalarca dolaşan El-Sayed, eyalet genelinde 500'den fazla yüz yüze etkinlik düzenledi.
Haley Stevens ise buna kıyasla daha sınırlı sayıda halka açık etkinlik gerçekleştirdi. Kampanyasında sık sık Michigan'a ve eyaletin imalat sanayisine duyduğu bağlılığı vurguladı. Bu başlıklar Michigan seçmeni için önemli olsa da, Donald Trump yönetimine öfke duyan Demokrat seçmeni harekete geçirmekte yeterli olmadı. Stevens'ın bire bir seçmen temasında başarılı olduğu kabul edilse de, yaklaşık 10 milyon nüfuslu bir eyalette bunun tek başına seçim kazanmaya yetmediği görüldü.
Demokratik sosyalist adaylar için karışık sonuçlar
Salı günü yapılan ön seçimler, bu yıl ilerici Demokratlar açısından en kritik seçim gecelerinden biri oldu.
Gecenin en dikkat çeken ismi Abdul El-Sayed olsa da, Demokratik sosyalizmle bağlantılı üç Temsilciler Meclisi adayı da seçmenin karşısına çıktı.
Bir dönem kendisini demokratik sosyalist olarak tanımlayan ancak artık bu ifadeyi kullanmayan ve Sunrise Movement'ın kurucularından Will Lawrence, Michigan'ın merkezindeki kritik bir seçim bölgesinde üç adaylı ön seçimi kazandı.
Michigan'da yarışan bir diğer sol görüşlü aday ve hâlen demokratik sosyalist kimliğini sürdüren Donavan McKinney ise, hem seçim bölgesinde hem de Kongre'deki meslektaşları arasında yeterli desteği bulamayan Temsilciler Meclisi üyesi Shri Thanedar'ı az farkla mağlup etti.
Demokratik sosyalist Yousef Rabhi de Michigan'ın Ann Arbor kentinde görevdeki Belediye Başkanı Christopher Taylor'ı ön seçimde geride bıraktı.
Buna karşılık Missouri'de daha ılımlı çizgideki Temsilciler Meclisi üyesi Wesley Bell, iki yıl önce koltuğunu elinden aldığı demokratik sosyalist Cori Bush'un rövanş niteliğindeki meydan okumasını bu kez de rahat bir farkla geri püskürttü.
Anketler Michigan yarışını doğru tahmin edemedi
Michigan'daki Demokrat Senato ön seçimi, kamuoyu yoklamalarının öngördüğünden çok daha çekişmeli geçti.
Seçim öncesinde yayımlanan son sekiz kamuoyu araştırmasının tamamı, Abdul El-Sayed'i çift haneli farkla önde gösteriyordu. Bu anketlerden üçü El-Sayed'i destekleyen gruplar tarafından yaptırılırken, biri de Cumhuriyetçilerin desteklediği ve genel seçimde El-Sayed'i daha zayıf rakip olarak gören bir kuruluş tarafından yayımlanmıştı.
Ancak sandık sonuçları beklentilerin aksine başa baş bir yarışa işaret etti. El-Sayed'in galibiyeti, oy sayımı tamamlandığında yaklaşık 1 puanlık farkla kesinleşti.
Sonuçlar, seçim öncesi kamuoyu yoklamalarının kesin sonuçlar olarak değerlendirilmemesi gerektiğini bir kez daha ortaya koydu. Uzmanlara göre seçim kampanyaları ve onları destekleyen gruplar, adaylarını güçlü göstermek amacıyla kamuoyu araştırmalarını stratejik biçimde kullanabiliyor; bu da anket sonuçlarının her zaman sahadaki gerçek tabloyu yansıtmamasına neden olabiliyor.
Michigan sonucu Senato Azınlık Lideri Schumer için bir başka hayal kırıklığı oldu
Michigan'daki ön seçim sonucu, Demokrat Senato Azınlık Lideri Chuck Schumer açısından bu yaz yaşanan ikinci önemli yenilgi oldu.
Bu yıl öncesine kadar Schumer'in destek verdiği bir Demokrat Senato adayının ön seçimi kaybetmesi uzun yıllardır görülmeyen bir durumdu. Ancak bu yaz aynı tablo ikinci kez yaşandı.
Schumer'in Haley Stevens'a verdiği destek, bağışçıların kampanyaya yönelmesini sağlamış olsa da, Stevens'ı parti yönetiminin adayı olarak konumlandırdı. Demokrat seçmenin parti yönetimine yönelik tepkisinin arttığı bir dönemde bu durum, aday için dezavantaja dönüştü.
Bununla birlikte Schumer açısından yılın tamamı olumsuz geçmedi. Alaska, Kuzey Carolina ve Ohio'da desteklediği adaylar ön seçimde rakipsiz ilerledi ve kasım seçimleri öncesinde güçlü konumlarını koruyor. Iowa'da desteklediği aday da ön seçimi rahat kazandı. Ayrıca Michigan'da Stevens, Schumer'in ilk tercihi değildi; Schumer başlangıçta Michigan Valisi Gretchen Whitmer'i aday olmaya ikna etmeye çalışmıştı.
Ancak Michigan'ın yanı sıra Maine'de de istediği sonucu alamayan Schumer, kritik öneme sahip iki salıncak eyalette, seçim kampanyalarını açıkça kendisine karşı yürüten Demokrat adaylarla genel seçime gitmek zorunda kaldı. Maine'de destek vermek istediği Vali Janet Mills ise ön seçimden bir ay önce yarıştan çekilmişti.
Cumhuriyetçiler şimdi hedefe El-Sayed'i koyacak
Haley Stevens, ön seçimin son haftalarında Cumhuriyetçilerin Abdul El-Sayed'in aday olmasını istediğini, çünkü kasım ayındaki genel seçimde onu yenmenin daha kolay olacağını düşündüklerini sık sık dile getirmişti.
Ön seçimin ardından Cumhuriyetçiler, Stevens'ın bu iddiasını doğrulama fırsatı bulmuş oldu.
Cumhuriyetçi kampanyanın, El-Sayed'i "aşırı solcu" bir aday olarak göstermeye odaklanması bekleniyor. Bu kapsamda Demokrat seçmenlerin ön seçim sürecinde yeterince incelemediği bazı geçmiş bağlantılarının da gündeme taşınacağı belirtiliyor. Bunlardan biri, geçmişte "Amerika 11 Eylül'ü hak etti" ifadesini kullanan ve daha sonra bu sözlerinden geri adım atan sol görüşlü yayıncı Hasan Piker ile ilişkisi.
Cumhuriyetçilerin Senato seçim kampanyasını yürüten kuruluş, çarşamba günü yayımladığı dijital reklamda Piker'in bu sözlerine ve El-Sayed'in bunları açıkça reddetmemesine dikkat çekti. Reklamda Demokrat adayın tam adı olan Abdulrahman Mohamed El-Sayed kullanılırken, kendisi "Amerika'nın en radikal adayı" olarak nitelendirildi.
Bu stratejinin seçim sonucunu etkileyip etkilemeyeceği ise belirsizliğini koruyor. Donald Trump'ın düşük kamuoyu desteği nedeniyle Demokratlar daha önce kazanılması zor görülen seçim bölgelerinde de iddialı olmayı hedefliyor. Ancak geçmiş seçimlerde hem Demokrat hem de Cumhuriyetçi partilerde ön seçimlerde büyük rüzgâr yakalayan ideolojik olarak uçtaki bazı adaylar, genel seçimlerde partilerinin kazanabileceğine kesin gözüyle baktığı yarışları kaybetmişti.
© 2026 The New York Times Company
Kaynak: Gazete Oksijen