BBC Travel, dünyayı gezmek isteyenler için özel bir liste hazırladı. 2026’da öne çıkan destinasyonlar yalnızca doğal güzellikleriyle değil, sürdürülebilir turizm anlayışıyla da dikkat çekiyor. Uzman gazeteciler ve seyahat yazarlarının katkılarıyla hazırlanan liste, kültürel mirası koruyan, yerel halkı destekleyen ve çevreye duyarlı destinasyonlara odaklanıyor. Yeni açılan rotalar, yeniden keşfedilen şehirler ve sessiz doğa alanları, 2026’nın seyahat trendlerine yön verecek.
İşte, BBC’nin derlediği 2026’da görülmeye değer 20 özel yer:
1. Abu Dabi, Birleşik Arap Emirlikleri
Neden gidilmeli: Kültür dolu bir yıl ve yeni tema parklarıyla dolup taşan bir şehir.
Mike MacEacheran: Çöl havasında bir beklenti hissediliyor. Yıllardır süren hazırlıkların ardından, 2017’de Louvre Abu Dhabi’nin açılmasıyla temelleri atılan Saadiyat Kültür Bölgesi artık tamamlanma aşamasına yaklaşıyor.
Dünyanın en büyük dijital sanat müzesi olan TeamLab Phenomena kısa süre önce kapılarını açtı. Ardından gelen Zayed Ulusal Müzesi, petrol öncesi dönemde ülkenin nasıl bir hayal kurduğunu anlatıyor. Müze, inci dalışından Arapçanın yayılmasına, İslam kültürünün etkisinden ülkenin kurucu lideri Şeyh Zayed bin Sultan Al Nahyan’ın vizyonuna kadar zengin bir hikayeyi gözler önüne seriyor.
Müze yarışına son olarak, bölgenin jeolojisinden esinlenen dev şeker küpleri biçimindeki Doğa Tarihi Müzesi Abu Dhabi katıldı. Ancak en çok konuşulan ve merakla beklenen proje hiç kuşkusuz dünyanın en büyük Guggenheim Abu Dhabi müzesi. Dev modern sanat galerisi, muhtemelen 2026 sonuna doğru ya da daha geç tamamlanacak.
Kültürün ötesinde Abu Dabi, tema park turizmine de ağırlık veriyor. Yas Adası’ndaki dev eğlence bölgesi büyümeye devam ediyor: Warner Bros. World Abu Dhabi “Harry Potter” temalı yeni bir alan açarken, Yas Waterworld de devasa bir su kaydırağı bölgesi ekliyor. Ayrıca Orta Doğu’nun ilk Disneyland’ının da bu adada temellerinin atılması planlanıyor. Tüm bu gelişmeler, bir zamanlar sadece avlular ve kum kaleleriyle tanınan kentin nasıl dönüşüm geçirdiğini gösteriyor.

2. Cezayir
Neden gidilmeli: Roma kalıntıları, uçsuz bucaksız kum tepeleri ve kültürel mirasın korunması
Sarah Reid: Görkemli Roma kalıntılarına, sürreal çöl manzaralarına ve tarih dolu şehirlere ev sahipliği yapan Cezayir, karmaşık vize sistemi nedeniyle uzun süre turistlerden uzak kaldı. Ancak Afrika turizminin “uyuyan güzeli” nihayet uyanıyor.
Ülke, 2030’a kadar yıllık 12 milyon yabancı turist hedefiyle büyük adımlar atıyor. Yeni uygulamalar arasında organize turlara gelen ziyaretçilere vize kolaylığı, Air Algérie’nin yeni iç hat şirketi Domestic Airlines’ın 2025’te faaliyete başlaması ve 460.000 el sanatları ustasının desteklenmesi gibi girişimler bulunuyor.
Yeni açılan turlar sayesinde 2026’da ülkeyi gezmek hiç olmadığı kadar kolay. Çoğu ziyaretçi turuna sahil başkenti Cezayir’den başlıyor. Fenike dönemine uzanan şehir, tarih boyunca farklı uygarlıkların izlerini taşıyor. Unesco Dünya Mirası Listesi’ndeki Konstantin ise üç bin yıllık tarihi kalıntılarıyla öne çıkıyor. Yakınlardaki Timgad ve Djémila antik kentleri, kalabalıksız Roma harabeleriyle dikkat çekiyor.
Ülkenin güneyinde uzanan Cezayir Sahrası, yüzlerce kilometrelik dev kum tepeleriyle göz kamaştırıyor. Djanet ise bu çölün keşif üssü olarak biliniyor.
3. Colchagua Vadisi, Şili
Neden gidilmeli: Şarap, kovboy kültürü ve yıldız gözlemi
Alexandra Marvar: Santiago’nun iki saat güneyinde yer alan Colchagua Vadisi, karla kaplı And Dağları’ndan Pasifik kıyısına kadar uzanıyor. Birçok turist, Şili’yi sadece Patagonya veya Atacama Çölü’ne geçiş noktası olarak görse de, başkentten güneye doğru yapılacak bir yolculuk ülkenin şarap kalbini, tarihi çiftliklerini ve huzurlu kırsalını gözler önüne seriyor.
Daha Vik Şaraphanesi 2025’te “dünyanın en iyi şaraphanesi” seçilmeden önce bile, Viu Manent, Casa Silva ve MontGras gibi köklü bağ evleri ziyaretçilerini tadım etkinlikleriyle cezbediyordu. Bölgenin gastronomik sahnesinde ise Francis Mallmann’ın ateşle pişirme konseptiyle öne çıkan Fuegos de Apalta adlı restoranı başı çekiyor.
Ziyaretçiler, Clos Apalta’nın asmalarla çevrili modern villalarında konaklayabiliyor. Şili’nin geleneksel gaucho kültürünü yaşatan köylerde rodeolardan yıldız gözlemine, el sanatları pazarlarından kolonyal dönem malikanelerine kadar çok sayıda deneyim sunuluyor.
2026, Şili’nin ilk Şarap Rotası’nın 30. yılına denk geliyor. Bölge hala dünyanın en iyi yemek, şarap ve dinlenme kültürlerinden birini barındırıyor.
4. Cook Adaları, Polinezya
Neden gidilmeli: Erişimi kolaylaşan, doğayla iç içe bir cennet
Craig Tansley: Cook Adalılar, Güney Pasifik’in en misafirperver insanları olarak bilinir. Yine de turist sayısı Fiji gibi diğer Polinezya destinasyonlarına kıyasla oldukça düşüktür, bu da ziyaretçilerin kendilerini bir tatil köyünde değil, yerel halkın dünyasında hissetmelerini sağlar.
En büyük ada olan Rarotonga, yalnızca 67 kilometrekarelik bir alana sahip, fakat Polinezya’nın tüm güzelliklerini bir araya getiriyor: Tahiti’yi andıran üçgen zirveler, mavi lagünle çevrili vahşi ormanlar ve köklü Polinezya kültürü. Balayı adası olarak bilinen Aitutaki dışında, keşfedilmeyi bekleyen 13 ada daha var.
2026, adalar için çevre koruma ve kültürel miras açısından dönüm noktası olacak. Marae Moana Deniz Parkı’nda yeni koruma alanları oluşturulurken, Aitutaki lagünündeki üç küçük adacık özel statü kazandı. Hükümet ayrıca derin deniz madenciliği araştırmalarını 2032’ye kadar erteledi. Rarotonga’daki Maungaroa Vadisi, Unesco Geçici Listesi’nde yer alıyor ve el değmemiş yağmur ormanlarıyla dikkat çekiyor. Ayrıca adalara ulaşım hiç bu kadar kolay olmamıştı: Hawaiian Airlines ve Jetstar yeni uçuş hatlarıyla bağlantıyı güçlendiriyor.
5. Kosta Rika
Neden gidilmeli: Eşsiz biyolojik çeşitlilik ve sürdürülebilir turizm örneği
Pier Nirandara: Bu küçük Orta Amerika ülkesi, doğa ve ruhsal yenilenmeyi bir arada sunuyor. Yağmur ormanları boş sahillere kadar uzanıyor, renkli makav kuşları turkuaz koylarda uçuşuyor, dalgalar kıyıya vururken ormanın içinde sayısız canlı türü yaşıyor.
Ziyaretçiler sabah maymun sesleriyle uyanıyor, biyolüminesan mangrov ormanlarında kano yapıyor, Corcovado Ulusal Parkı’nda yürüyüşe çıkıyor. 2026’da hem karada hem denizde yeni koruma alanlarıyla jaguar koridorları ve göç eden köpekbalıkları için güvenli bölgeler güçlendirilecek. Yerel girişimler arasında Lamangata Surf Resort ve Blue Osa Yoga Retreat öne çıkıyor. Kosta Rika’nın Osa Yarımadası, doğa ile insanın uyum içinde olabileceğini gösteren en iyi örneklerden biri.
6. Hebridler, İskoçya
Neden gidilmeli: Viskiler, kadim taş daireler, beyaz kumlu plajlar ve dost canlısı topluluklar
Mike MacEacheran: İskoçya’nın batı kıyısında uzanan Hebrid Adaları, binlerce yıldır mistik taş anıtları, ıssız plajları ve samimi halkıyla gezginleri büyülüyor. 2026’da adalarda yeni gelişmeler dikkat çekiyor.
Outer Hebrides’in kuzey ucundaki Lewis Adası, binlerce yıllık Calanais Taşları için yeni bir ziyaretçi merkezine kavuşuyor. İlk kez ziyaretçi ücreti alınacak; gelirler, 5.000 yıllık bu tarihsel mirasın korunmasına aktarılacak. Güneydeki Barra Adası, gelgitli plaj pistine sahip havaalanı ve Orta Çağ’dan kalma Kisimul Kalesi ile geçmişe yolculuk sunuyor. 2026’da adaya ilk viski damıtımevi açılıyor. Viskinin adeta genetik kodunda bulunduğu Islay Adası’nda ise iki yeni damıtımeviyle sayı 14’e çıkacak.
Bunlardan ilki Laggan Bay Distillery, ikincisi ise LVMH grubuna ait Portintruan Distillery ve lüks Ardbeg House oteli olacak. Mayıs ayında düzenlenen ünlü Fèis Ìle Viskifestivali için rezervasyonlar şimdiden dolmaya başladı.
7. Ishikawa, Japonya
Neden gidilmeli: Geleneksel el sanatları ve ödüllü sake üretimi
Mizuki Uchiyama: Eyaletin güneyindeki Kanazawa şehri, Tokyo’dan hızlı trenle ulaşılabiliyor. Kenrokuen Bahçesi, ülkenin en ünlü parklarından biri. Altın varak atölyeleri ve Kaga Yuzen ipek boyama deneyimleriyle zanaat gelenekleri hala canlı.
Depremden en çok etkilenen Noto bölgesinde, aile işletmesi “çiftlik konukevleri” konuklara pirinç ekimi gibi mevsimlik etkinlikler sunuyor. Gelirler, yüzyıllık Shiroyone Senmaida teras pirinç tarlalarının korunmasına katkı sağlıyor.
Noto sake ustalarının ürettiği içkiler ülke genelinde ödüller kazanmaya devam ediyor. “Don’t Stop the Noto Sake” adlı girişim, gelirlerini depremden zarar gören içki üreticilerine aktarıyor. Yerel otellerde konaklamak, yeniden açılan restoranlarda yemek yemek veya geleneksel el sanatlarını satın almak, Ishikawa’nın kültürel dirilişine doğrudan destek sağlıyor.
8. Komodo Adaları, Endonezya
Neden gidilmeli: Tarih öncesi canlılar, mercan resifleri ve doğa koruma çalışmaları
Pier Nirandara: Turkuaz renkli Flores Denizi’nden yükselen Komodo Adaları, dünyanın en etkileyici doğal yaşam sahnelerinden biri. Pembe kumlu plajlar, savanlarla kaplı tepeler ve mercan bahçeleriyle süslü bu Unesco Dünya Mirası alanı, vahşi Komodo ejderlerinin doğal yaşam alanı.
2026’da parkın 45. yılı kutlanırken yeni koruma programları ve ziyaretçi yönetimi uygulamaları hayata geçirilecek. Singapur ve Kuala Lumpur’dan Labuan Bajo’ya doğrudan uçuşlar sayesinde erişim kolaylaştı. Sıkı izin sistemi ve rehberli yürüyüşler, turizm gelirinin yerel halk ve doğa korumasına aktarılmasını sağlıyor.
Ziyaretçiler, geleneksel phinisi yelkenlileriyle adalar arasında dolaşabiliyor, ekolojik otellerde konaklayabiliyor veya gün boyu süren turlar yapabiliyor. Komodo, doğayla iç içe bir macera arayanlara eşsiz bir denge sunuyor: hem insan hem doğa için kazançlı bir deneyim.

9. Loreto, Baja California Sur, Meksika
Neden gidilmeli: Vahşi yaşam zenginliği, çöl adaları ve doğa koruma odaklı maceralar
Diane Selkirk: Loreto Körfezi Ulusal Parkı’nın 30. yılı yaklaşırken, bölgenin çevre koruma hikayesi daha da derinleşiyor. Park, Kaliforniya Körfezi’nde 200.000 hektardan fazla alanı koruma altına alıyor; bu sular mavi balinalar, deniz kaplumbağaları ve Kaliforniya deniz aslanı kolonilerine ev sahipliği yapıyor. Loreto, Meksika’nın tabandan yükselen çevreci başarı hikayelerinden biri olarak kabul ediliyor.
Şimdi bölge, koruma alanlarını genişletiyor. Nopoló ve Loreto II adlı iki yeni milli park, dikkatle planlanan koruma çalışmaları kapsamında oluşturuluyor. Bu alanlar, binlerce hektarlık çöl kanyonlarını, mangrov ormanlarını ve vahşi yaşam koridorlarını ziyaretçilere açacak.
Loreto’nun cazibesi yalnızca doğasında değil; koruma bilinci halkın günlük yaşamına işlemiş durumda. Balıkçılıktan doğa rehberliğine geçmiş yerel halk, çöl adalarında kano turları ve balina gözlem turları düzenliyor. Katılımcılar mavi balinaların göç rotalarını takip ediyor, sahil temizleme etkinliklerine veya koruma festivallerine katılarak bilimsel çalışmalara destek veriyor. Tarihi misyon binaları, beyaz badanalı sokakları ve arkasında yükselen Sierra de la Giganta Dağları ile Loreto hem küçük kasaba sıcaklığını hem de geniş, özgür bir doğa hissini bir arada sunuyor.
10. Karadağ (Montenegro)
Neden gidilmeli: Göz kamaştıran Kotor Körfezi ve el değmemiş vahşi doğa
Shafik Meghji: Yaklaşık 650.000 nüfusa sahip Karadağ, İliryalılardan Romalılara, Osmanlılardan Yugoslavya’ya kadar birçok kültürün izlerini taşıyor. Özellikle Kotor Körfezi’ndeki Venedik surlarıyla çevrili eski kentleri, Karadağ’ın Akdeniz kıyılarını Avrupa’nın en gözde turizm rotalarından biri haline getirdi.
Ancak çok az ziyaretçi ülkenin iç kesimlerini keşfediyor. Oysa burada, nehir vadileri yerini kireçtaşı kayalıklarına ve keskin dağ zirvelerine bırakıyor. Cetinje eski kraliyet başkenti olarak, manastırları ve saraylarıyla ülke tarihine ışık tutuyor. Skadar Gölü ise Avrupa’nın en önemli kuş cennetlerinden biri; 281 tür kuşa ev sahipliği yapıyor.
Asıl cazibe ise Prokletije Dağları. Kurtların ve ayıların yaşadığı, buzul göllerle süslü bu vahşi dağlar, kıtanın son “dokunulmamış” bölgelerinden biri. Ayrıca, Arnavutluk ve Kosova’dan da geçen 192 km’lik “Balkan Zirveleri Rotası” burada bulunuyor.
11. Oregon Kıyısı, ABD
Neden gidilmeli: Amerika’nın en dramatik sahil şeridini keşfetmenin yeni yolları
Eliot Stein: 370 mil (yaklaşık 600 km) boyunca uzanan Oregon Kıyısı, kuzeydeki Columbia Nehri geçitlerinden güneydeki dev sekoya ormanlarına kadar doğanın gücünü ve zarafetini buluşturuyor. Dalgaların çarptığı kayalık kıyılar, sisli ufukta beliren deniz fenerleri ve göç eden balinalar… Üstelik 1967’de çıkarılan bir yasayla, Oregon kıyılarının tamamı herkese açık ve ücretsiz.
Kaliforniya sahiline kıyasla daha az ziyaret edilen bu rota, ABD’nin en ikonik yol seyahatlerinden biri. 2026’da bölgeye erişim daha da kolaylaşacak: Portland’ı kıyı yerleşimlerine bağlayan yeni sezonluk otobüs hattı ve elektrikli araç şarj ağı sayesinde, sürdürülebilir seyahat artık çok daha pratik hale geliyor.
Sustainable Travel International’dan Kaitlyn Brajcich, “Birçok kasabada bisiklet kiralama noktaları açıldı, ayrıca 370 millik sahil boyunca kesintisiz bir bisiklet rotası oluşturuldu,” diyor.
Ayrıca, Oregon’un yerel balıkçılık ürünlerini bölgede tutma girişimi sayesinde taze deniz ürünleri artık doğrudan yerel topluluklara gelir sağlıyor. Kıyılara serilen Mobi-Mat yolları ve ücretsiz sahil tekerlekli sandalyeleri, herkesin sahili deneyimlemesini kolaylaştırıyor. Wheel the World ortaklığı ise engelli dostu konaklama ve aktiviteleri haritalıyor. Her otel rezervasyonu, sahil ekosistemlerini koruyan çevre kuruluşlarına bağış yapıyor.
12. Oulu, Finlandiya
Neden gidilmeli: 2026 Avrupa Kültür Başkenti olarak kutlama yılına giren yaratıcı bir kuzey şehri
Laura Hall: Kuzey Kutup Dairesi’nin hemen altında yer alan Oulu, 2026’da Avrupa’nın Kültür Başkentlerinden biri olacak. Şehir zaten “Dünya Hava Gitar Şampiyonası”nın ve “kış bisikleti başkenti” unvanının ev sahibi.
Ocak ayından itibaren, Oulu ve çevresindeki köylerde bir yıl sürecek kültür programı düzenlenecek. Etkinlikler, sokak partilerinden sanat enstalasyonlarına kadar uzanan dev bir festival havasında geçecek.
Öne çıkanlardan biri, bölgenin kuzey lezzetlerini tanıtan Arctic Food Lab projesi. Bir diğeri ise sanatçılar ve bilim insanlarının birlikte yarattığı Climate Clock adlı açık hava sanat rotası; iklim değişikliği, yaratıcılık ve doğayla uyum temalarını işliyor.
Ziyaretçiler, rüzgarlı adaları, gün batımı yürüyüş yollarını ve tabii ki Fin sauna kültürünü de deneyimleyebilecek. 2026’da Oulu, doğa, kültür ve yenilikçiliği birleştiren sakin ama etkileyici bir kuzey destinasyonu olacak.
13. Philadelphia, ABD
Neden gidilmeli: ABD’nin 250. kuruluş yılı ve büyük spor etkinlikleri yılı
Mizuki Uchiyama: Amerika Birleşik Devletleri’nin doğduğu yer olan Philadelphia, 2026’da 250. yıl kutlamalarının merkezi olacak. Şehir, yıl boyunca tarih, sanat ve sporla dolu bir programa ev sahipliği yapacak.
Öne çıkan etkinliklerden biri “52 Weeks of Firsts”. Her cumartesi farklı bir mahallede düzenlenecek bu festival serisi, Philadelphia’nın yenilikçi geçmişini kutlayacak. Çift odaklı gözlüğün icadı ve Mother Bethel AME Kilisesi’nin kuruluşu gibi pek çok “ilk” canlandırılacak.
Franklin Institute, Şubat–Eylül arasında “Universal Theme Parks” sergisiyle tema park tasarımının perde arkasını gösterecek. Mural Arts Philadelphia ise halka açık atölyelerle yeni bir “demokrasi duvarı” oluşturacak; ziyaretçiler sanatçılarla birlikte eser üretebilecek.
Spor tutkunları için şehir tam bir merkez olacak: FIFA Dünya Kupası, MLB All-Star Maçı, NCAA turnuvası ve PGA Şampiyonası burada yapılacak. Ayrıca “RockyFest”, filmin 50. yılı onuruna düzenlenecek
14. Phnom Penh, Kamboçya
Neden gidilmeli: Yenilenen başkentte sürdürülebilir şehircilik ve yaratıcı girişimler
Claire Turrell: Uzun süre Siem Reap’in gölgesinde kalan Phnom Penh, 2026’da büyük bir değişim yaşıyor. Ülkenin en büyük altyapı projesi olan Techo Uluslararası Havalimanı, yeni uçuşlarla Kamboçya’yı dünyaya bağlıyor.
Bir zamanlar yalnızca bir trafik lambasıyla anılan şehir, bugün sürdürülebilir şehir turizminin örneklerinden biri. Yeni açılan Chaktomuk Yürüyüş Caddesi, hafta sonları Khmer sokak yemekleri, el sanatları ve müzikle dolu bir etkinlik alanına dönüşüyor. Rosewood Phnom Penh otelinin elektrikli tuk-tuk’ları ise çevre dostu ulaşım sağlıyor.
Ünlü mimar Vann Molyvann’ın “hiçbir bina Kraliyet Sarayı’ndan yüksek olamaz” kuralı hâlâ geçerli. Onun 1960’lardan kalma evi, 2026’da tasarım odaklı bir kafe ve mini müze olarak yeniden açıldı.
Genç Kamboçyalılar, şehirde sürdürülebilir butik mağazalar, yerel içki üretim yerleri ve modern kahve mekânları açarak kente yaratıcı bir enerji kazandırıyor. Ziyaretçiler burada yerel bitkilerden üretilmiş ödüllü içkileri tadabilir ve uzun yıllar yasaklı kalmış geleneksel Khmer yemeklerini yeniden keşfedebilir.
15. Guimarães, Portekiz
Neden gidilmeli: Portekiz’in doğum yeri ve 2026 Avrupa Yeşil Başkenti
Norman Miller: Porto’nun 65 km iç kesiminde yer alan Guimarães, 12. yüzyılda Portekiz’in ilk başkenti olarak ülkenin doğum yeri sayılıyor. Taş döşeli sokakları, ortaçağ sarayları ve teraslı restoranlarıyla koruma altındaki bu şehir, Unesco Dünya Mirası statüsünü 25 yıldır gururla taşıyor.
Şehir aynı zamanda Portekiz’in en eski üniversitelerinden birine ev sahipliği yapıyor; nüfusun neredeyse yarısı 30 yaşın altında. Ortaçağ atmosferiyle çağdaş kültür iç içe geçmiş durumda: modern sanat galerileri, eski manastırların içinde yer alan müzeler ve dönüştürülmüş endüstri binalarında hip mekanlar göze çarpıyor. 2026’da Guimarães, hem Unesco’daki 25. yılını hem de Avrupa Yeşil Başkenti unvanını kutlayacak.
16. Samburu, Kenya
Neden gidilmeli: Kalabalıktan uzak doğa, nadir hayvan türleri ve gökyüzü turizmi
Alicia Erickson: Uzun süre göz ardı edilen Samburu bölgesi, 2026’da açılacak yeni astro-turizm projesi ve iki doğa koruma kampıyla öne çıkıyor. Bölge ayrıca yenilenebilir enerji ve ağaçlandırma odaklı bir iklim planı yürütüyor.
Ewaso Nyiro Nehri çevresindeki yarı kurak arazilerde, ziyaretçiler Samburu halkının kültürünü tanıtan projelere katılabiliyor. Soroi Samburu Lodge’da yerel halkla kamp ateşi başında hikâye paylaşımı gibi etkinlikler düzenleniyor. Bölgedeki dokuz koruma alanında, yalnızca burada yaşayan “Samburu Beşlisi” adlı nadir hayvan türleri korunuyor. Ziyaretçiler gergedan izleme turlarına katılabiliyor veya Reteti Fil Yetimhanesi’nde yavru fillere destek verebiliyor.
Kenya’nın ilk astro-turizm merkezi olan Samburu Sopa Lodge, yıldız gözlemleriyle eşsiz bir deneyim sunuyor. Yerli rehberler eski yıldız hikâyelerini anlatırken, ziyaretçiler “yıldız yataklarında” açık gökyüzü altında geceleyebiliyor.
17. Santo Domingo, Dominik Cumhuriyeti
Neden gidilmeli: Yenilenen şehirde spor, müzik ve kültürle dolu bir kutlama atmosferi
Eva Sandoval: 2026’da Santo Domingo büyük bir şölen havasında olacak. 24 Temmuz–8 Ağustos tarihleri arasında 25. Orta Amerika ve Karayip Oyunları’na ev sahipliği yapacak. Bu yıl aynı zamanda yarışların 100. yılı olacak.
Hazırlıklar çoktan başladı. 2025’te Zona Colonial bölgesindeki 15 tarihi bina ve 11 taş döşeli sokak restore edildi. Juan Pablo Duarte Olimpiyat Merkezi, görme engelliler için yönlendirme yollarıyla erişilebilir hale getirildi.
Şehir, beyaz kumlu plajları ve merengue ile bachata müziğinin kalbi olarak biliniyor. Şubat Karnavalı ve yaz aylarındaki Merengue Festivali, sokakları dansla dolduruyor. Isle of Light festivali Mart’ta, 10 yıl aradan sonra geri dönen Presidente Festivali ise yılın en büyük müzik etkinliklerinden biri olacak.
Yeni otel yatırımları arasında yazın açılacak Hyatt Place Santo Domingo Piantini ve Samaná Yarımadası’ndaki Ocama Villa Oteli öne çıkıyor. Ocama, Santo Domingo’dan helikopter transferi sunarak ziyaretçilere unutulmaz bir Karayip deneyimi vaat ediyor.
18. Slocan Vadisi, Britanya Kolombiyası, Kanada
Neden gidilmeli: Kanada tarihine ışık tutan yeni bir yürüyüş rotası
Diane Selkirk: Purcell ve Selkirk dağları arasında, berrak göller ve sık ormanlarla çevrili Slocan Vadisi, 2026’da Japon-Kanada Miras Rotası ile yeni bir anlam kazanıyor.
Bu 60 km’lik kendi kendine rehberli rota, II. Dünya Savaşı sırasında zorla yerlerinden edilen 22.000 Japon-Kanadalının yaşadığı kampları, müzeleri ve anı bahçelerini birbirine bağlıyor. 1942–1946 arasında, sahil kasabalarından sürülen Japon kökenli aileler burada yaşam kurdu; okullar, bahçeler ve kültür merkezleri inşa ettiler.
Ziyaretçiler arabayla, bisikletle veya yürüyerek bu rotayı takip edebiliyor; aralarda Slocan Gölü’nde kano yapabiliyor, yerel atölyeleri gezebiliyor, sıcak su kaynaklarında dinlenebiliyor. Bu rota, Kanada tarihinin karanlık ama öğretici bir dönemini, doğayla iç içe, düşünmeye davet eden bir biçimde anlatıyor. Aynı zamanda bölge halkı için geçmişle yüzleşirken geleceği korumanın bir yolu.
19. Uluru-Kata Tjuta, Avustralya
Neden gidilmeli: Kutsal topraklara dönüş ve yeni yürüyüş rotası
Ellie Cobb: Ekim 2025, Uluru’nun 40. yıl dönümünü işaret etti. Bu kutsal yerin Anangu halkına iadesinin yıl dönümü. 2019’da kaya tırmanışının yasaklanmasından sonra bölge, yerli halkın hikayelerini kendi anlatımıyla sunan bir kültürel merkez haline geldi.
2026’nın en önemli yeniliği, Uluru-Kata Tjuta Signature Walk olacak: beş gün, dört gece süren bu yürüyüş, Kata Tjuta kubbelerini Uluru’nun etekleriyle birleştiriyor. 54 km’lik rota, normalde halka kapalı çöl meşe ormanları, kırmızı kum tepeleri ve yerli halkın belirlediği kutsal alanlardan geçiyor.
Katılımcılar, doğayla uyumlu eko kamplarda konaklayacak ve gelirin bir kısmı doğrudan yerli topluluklara aktarılacak. Ayrıca 2026’da iki özel gece deneyimi dikkat çekiyor: Anangu rehberli drone-ışık gösterisi Wintjiri Wiru ve 10. yılını kutlayan Field of Light enstalasyonu.
20. Uruguay
Neden gidilmeli: Flamingolu lagünler, dünya çapında biftekler ve sürdürülebilir yaşam
Shafik Meghji: Brezilya ve Arjantin arasında sıkışmış küçük bir ülke olan Uruguay, yüzölçümüne rağmen Güney Amerika’nın en yenilikçi ve güvenli destinasyonlarından biri. Ülke elektriğinin %98’ini yenilenebilir kaynaklardan elde ediyor ve LGBTQ+ seyahat güvenliği açısından kıtanın lideri.
Başkent Montevideo, hem liman kenti hem de sahil tatil beldesi havasını bir arada yaşatıyor. Tango’nun doğduğu şehirlerden biri olan Montevideo, dünya standartlarında biftekleri ve 40 günü aşan karnaval kutlamalarıyla ünlü.
Başkent dışında, Colonia del Sacramento kolonyal mimarisiyle büyülüyor. Pampas düzlüklerinde dünyanın en kaliteli sığır etleri üretiliyor. Kıyılarda ise Cabo Polonio’nun kum tepeleri, Laguna Garzón ve Laguna de Rocha’nın flamingolu lagünleri, sessiz balıkçı kasabaları ve sörf plajları yer alıyor. Uruguay, doğa, kültür ve sürdürülebilirliğin mükemmel birleşimiyle 2026’nın en özel destinasyonlarından biri olmaya aday.
Kaynak: Gazete Oksijen