07 Eylül 2026, Pazartesi
Gece Modu Gece Modu Gündüz Modu Gündüz Modu
Haber Giriş: 19.01.2026 23:03 | Son Güncelleme: 19.01.2026 23:09

Yol yok, telefon yok, turist yok: İtalya'nın cennet adası Palmarola neden asırlardır ıssız?

Palmarola’da kasaba yok, yol yok. Elektrik yok, cep telefonu çekmiyor ve feribot iskelesi de bulunmuyor. Çoğu gün adaya ulaşmanın tek yolu, Tiren Denizi üzerinden beş mil ötede bulunan Ponza’dan küçük bir tekneyle gelmek
Yol yok, telefon yok, turist yok: İtalya'nın cennet adası Palmarola neden asırlardır ıssız?
A+ Yazı Boyutunu Büyüt A- Yazı Boyutunu Küçült

Ada, Roma’nın batısında yer alıyor; bir günlük geziyle ulaşılabilecek kadar yakın, ancak İtalya’nın başkentindeki trafik, kalabalık ve bitmeyen hareketliliğin yanında adeta başka bir gezegen gibi izole bir halde. Roma’nın forumları, çeşmeleri ve meydanları milyonlarca ziyaretçi çekerken, Palmarola seyahat rotalarının büyük bölümünde yer almıyor. Pek çok turist adını bile bilmiyor. Pek çok Romalı ise bilse de gitmeyi tercih etmiyor.

CNN International'ın haberine göre, adaya geçmeyi seçenleri çeken şey altyapı ya da konfor değil, bunların yokluğu. Palmarola, denizden dik şekilde yükselen volkanik kayalıklardan oluşuyor; bu kayalıklar deniz mağaraları ve dar koylarla bölünmüş durumda. Tek bir plaj ve iç kesimlere uzanan bir patika ağı bulunuyor.

Roma’dan adaya ulaşmak; Anzio limanına trenle gitmeyi, oradan Ponza’ya feribotla geçmeyi ve ardından bir balıkçı ya da özel tekne sahibiyle gidiş-dönüş için anlaşmayı gerektiriyor. Kalıcı sakini olmayan Palmarola, turizmden çok hava koşulları, jeoloji ve mevsimler tarafından şekillenen bir destinasyon.

Adada tek bir otel var, gecelik oda fiyatları 150 eurodan başlıyor

Adada yalnızca tek bir restoran var: O’Francese. Mekân taze balık servis ediyor ve kayalıklar boyunca eski balıkçı mağaralarına oyulmuş, sınırlı sayıda oda kiralıyor. Misafirler aylar öncesinden rezervasyon yapıyor ve tam pansiyon konaklıyor. Gecelik oda fiyatları 150 eurodan (yaklaşık 175 dolar) başlıyor.

Kuzey İtalya’daki Treviso’dan 44 yaşındaki uzaktan çalışan bilişim uzmanı Maria Andreini, her yaz eşi Mario ve 15 yaşındaki oğulları Patrizio ile birlikte Palmarola’yı ziyaret ediyor.

Fotoğraf: ShutterStock

Andreini, adaya ilişkin şu ifadeleri kullandı:

“Yapacak çok şey var ve aynı zamanda hiçbir şey yok. Günlerimizi restoranın önündeki, pembe mercan çakıllarından oluşan plajda şnorkelle yüzerek ve güneşlenerek geçiriyoruz. Geceleri plajda uzanıp yıldızları izliyoruz, el fenerleriyle dolaşıyoruz. Gün doğumunda işletme sahipleri bizi uyandırıyor ve güneşin doğuşunu izlemek için adanın en yüksek noktasına yürüyüşe çıkarıyor. Büyüleyici”

Antik kalıntılar

Patikalar, bu küçük adanın iç kesimlerine doğru uzanıyor; Orta Çağ’dan kalma bir manastırın kalıntılarına ve tarih öncesi bir yerleşimin izlerine kadar tırmanıyor.

Andreini, “Akşam yemeğinde ağdan çıkan taze balığı yiyoruz. Bir hafta boyunca kendimizi ilkel, ıssız ada deneyimi yaşıyor gibi hissediyoruz; biraz da tatildeki Çakmaktaşlar ailesi gibiyiz” sözlerini kaydetti ve adaya gelmeyi düşünenlere plaj kıyafetlerinin yanı sıra yürüyüş botları getirmelerini önerdi.

Maldivler dâhil pek çok yere seyahat ettiğini söyleyen Andreini, Palmarola’nın eşsiz olduğunu düşünüyor. Manzarayı “büyüleyici” olarak tanımlayan Andreini, “Ve bu yer arka bahçemde, İtalya’da. Böyle bir yere sahip olmamız inanılmaz” dedi.

Ana plajın dışında, adanın kıyıları en iyi şekilde şişme botla keşfediliyor. Kayalıklar deniz sütunları, tüneller ve mağaralar oluşturuyor; çevresindeki sular şnorkelle yüzenleri, kano meraklılarını ve dalgıçları kendine çekiyor. Karada ziyaretçilerin karşılaşabileceği tek hayvan türü ise yabani keçiler.

Tarihçi Silverio Capone, “Bu, mağara insanlarının silah ve alet yapımında kullandıkları, kayalıklardaki siyah damarlar halinde hâlâ görülebilen değerli siyah obsidyen taşını aramak için buraya geldikleri tarih öncesi zamanlara bir yolculuk” dedi ve ekledi:

“O zamandan bu yana manzarada çok az şey değişti”

Capone, Palmarola’ya en yakın ada ve geçiş noktası olan Ponza’da yaşıyor ve adayı düzenli olarak ziyaret ediyor; bazen ergenlik çağındaki oğlunu arkadaşlarıyla birlikte vahşi kamp için buraya bırakıyor. Adanın tarih boyunca yerleşimsiz kaldığını söylüyor.

Palmarola hep ıssız bir adaydı

“Palmarola her zaman ıssız bir ada oldu, onu özel kılan da bu” diyen Capone, “Antik Romalılar burayı imparatorluk donanmaları için Tiren Denizi’nde stratejik bir gözetleme noktası olarak kullandı, ancak hiçbir zaman kolonileştirmediler” şeklinde konuştu.

Adanın mülkiyeti 18. yüzyıla dayanıyor. O dönemde Ponza’yı kolonileştirmek üzere gönderilen Napolili ailelere Palmarola’yı kendi aralarında paylaşma izni verildi. Bugün ada, hâlâ Ponza’da yaşayan ailelere ait çok sayıda parselden oluşan özel mülkiyet durumunda.

Fotoğraf: ShutterStock

Kayalıkların üzerinde, bazıları beyaz ve maviye boyanmış küçük mağaralar basit özel konutlara dönüştürülmüş durumda. Balıkçılar bu mağaraları tarih boyunca fırtınalardan korunmak için kullandı ve birçok sahip, Ponza’ya dönüşü engelleyen hava koşulları ihtimaline karşı burada hâlâ erzak bulunduruyor.

Bir deniz kayasının tepesinde, Aziz Silverius’a adanmış küçük beyaz bir şapel bulunuyor. Altıncı yüzyılda papa olan Saint Silverius, Palmarola’ya sürgün edildi ve burada öldüğüne inanılıyor.

Her haziran ayında balıkçılar, San Silverio yortusu için Ponza’dan Palmarola’ya yelken açıyor; şapele çiçekler taşıyor ve azizin ahşap heykelini teknelerle dolaştırıyor. Katılımcılar, ana sunağın bulunduğu en yüksek nişe ulaşmak için dik kaya basamaklarını sırayla tırmanıyor; dua ediyor ve meditasyon yapıyor.

“Bu kutsal bir ritüel. Ona her gün dua ediyoruz” diyen Capone, “Ponza’lı birçok erkek, benim gibi, adını bu azizden alır; çünkü o bizim koruyucu azizimiz. Ruhunun hâlâ Palmarola’nın sularında yaşadığına inanıyoruz” şeklinde konuştu.

Yerel efsaneler, fırtınaya yakalanan ve Aziz Silverius’a dua eden denizcilerin kurtulduğunu anlatıyor.

Capone şöyle devam etti:

“Azizin sudan yükselen bir sureti onları kurtardı; denizcilere yol göstererek güvenli şekilde Palmarola’ya dönmelerini sağladı. Orada mağara barınaklarında haftalarca hayatta kaldılar”