06 Ekim 2026, Salı
Gece Modu Gece Modu Gündüz Modu Gündüz Modu
Haber Giriş: 30.09.2026 10:22 | Son Güncelleme: 30.09.2026 13:01

Almanya'nın eski dışişleri bakanı yazdı: "Alman Sorunu" geri dönüyor

Almanya'da aşırı sağın yükselişi ve ana akım partilerin gerilemesi, ülkenin İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan demokratik ve stratejik sütunlarını sarsarken, Avrupa'yı bir kez daha tarihsel "Alman Sorunu" ile karşı karşıya getiriyor
Almanya'nın eski dışişleri bakanı yazdı: "Alman Sorunu" geri dönüyor
Joschka Fischer Biyografi
Joschka Fischer, 1998 ve 2005 yılları arasında Dışişleri Bakanlığı görevinin yanısıra Şansölye Yardımcılığı görevlerini üstlendi. 20 sene boyunca Yeşiller Partisi'nin Genel Başkanı olarak görev yaptı.

6 Eylül'de, aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partisi, Almanya'nın Saksonya-Anhalt eyaletinde oyların %43,8'ini alarak mutlak çoğunluğa yaklaştı. Federal Cumhuriyet'in kuruluşundan bu yana ilk kez, ideolojik olarak Nasyonal Sosyalizme yakın bir siyasi platform üzerinden kampanya yürüten, açıkça etno-milliyetçi (hatta ırkçı) bir parti hükümet iktidarını ele geçirmeye bu kadar yaklaştı.

Saksonya-Anhalt'ın küçük bir eyalet olması bir teselli sebebi değil. Orada yaşananlar başka yerlerde de yaşanabilir ve aşırı sağın getirdiği riskleri deneyimlemeye oldukça yakınız. AfD, Almanya'nın NATO'dan, Avrupa Birliği'nden ve eurodan çekilmesini istiyor. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'i açıkça destekliyor ve ülkenin dış politika yönelimini Batı'dan Kremlin'e kaydırmayı hedefliyor.

Seçim günündeki şok, Saksonya-Anhalt'ın iktidar partisi olan merkez sağ Hristiyan Demokrat Birliği'nin (CDU) zayıf performansı, hatta tam anlamıyla çöküşüyle daha da katlandı. Önemli ölçüde daha yüksek seçmen katılımına rağmen oy oranı fiilen yarı yarıya düştü. Sonuçtan dolayı genel olarak Berlin'deki koalisyon hükümeti ve özellikle Şansölye Friedrich Merz suçlandı — ki bu haksız da değildi.

CDU'nun dağılması ülke genelinde gerçekçi bir ihtimal haline geldi ve Berlin'de bir koalisyon ve hükümet krizinin habercisi oldu. Ne de olsa Almanya, ısrarla devam eden düşük büyüme oranıyla ve vergi sistemi ile emeklilik, sağlık ve uzun süreli bakım dahil temel sosyal güvenlik programlarında acilen ihtiyaç duyulan reformları hayata geçirememekle mücadele ediyor.

Siyasi istikrar ve öngörülebilirlik, 1990'daki yeniden birleşmeden önce de sonra da Almanya'nın savaş sonrası demokrasisinin her zaman önemli sütunları olmuştur. Federal Cumhuriyet'in güçlü hukuk devleti yapısı, Batı'daki stratejik çapa konumu ve Avrupa entegrasyonu projesine olan sadık bağlılığı, komşularıyla ve eski savaş düşmanlarıyla güven inşa etmesini sağladı. Yeniden birleşmeyi mümkün kılan da bu taahhütlerdi.

Tüm bunlar sona mı ermek üzere? Sütunlar çöküyor mu? Eğer öyleyse, Avrupa'nın geri kalanı bir kez daha "Alman Sorunu" ile karşı karşıya kalacaktır. On yıllardır ilk kez Avrupalılar, aralarındaki en büyük ve en güçlü ülkenin hangi tarafa mevzilendiğini merak etmek zorunda kalacaklar. Almanya'nın Avrupa'ya ve NATO'ya sıkı sıkıya bağlı olup olmadığından ya da bir kez daha kendi ulusal yolunu izleyip izlemediğinden artık emin olamayacaklar.

Fransa'yla birleştiğinde AB için yıkıcı sonuçları olabilir

Henüz hiçbir şey kararlaştırılmış değil elbette. Ancak tehlike gerçek ve Fransa'da yaklaşmakta olan siyasi krizle birleştiğinde Avrupa Birliği için sonuçları yıkıcı olabilir. Avrupa'nın geri kalanı artık hem Fransa'nın hem de Almanya'nın —AB'nin iki büyük ve vazgeçilmez üye devletinin— içsel bir zayıflık konumundan hareket ettiği ve her birinin içeriden kendi yeni milliyetçilik versiyonuyla tehdit edildiği gerçeğini hesaba katmak zorunda.

Avrupa kâbus senaryosunun işaretleri şimdiden görünür durumda. Fransız-Alman ortaklığını sıkıntıya sokan siyasi ve ekonomik krizlerin birleşmesi durumunda ne anlama geleceğini düşünün. Ren Nehri'nin batı yakasında, parlamento çoğunluğundan yoksun, zayıf büyüme ve fahiş düzeyde yüksek kamu borcuyla mücadele eden bir hükümet; doğu yakasında ise yine zayıf büyüme, federal düzeyde öngörülebilir siyasi istikrarsızlık ve bariz bir kimlik kriziyle boğuşan bir ülke.

Bu senaryoda, AB'nin yeri doldurulamaz Fransız-Alman motoru durma noktasına gelecek. En büyük ve en önemli iki üye devlet siyasi olarak yeniden milliyetçileşmeye yenik düşerse, AB'nin ve euronun hayatta kalabileceğini hayal etmek zor.

Daha da kötüsü, AB için yaklaşmakta olan bu varoluşsal kriz; Ukrayna'da devam eden savaş, Rusya'nın kıtaya yönelik kalıcı tehdidi ve Amerika'nın Avrupa'dan askeri olarak çekilmesi gibi gelişmeleri takip ediyor. Önümüzdeki haftalar ve aylar Avrupa için belirleyici olabilir. Yeni milliyetçilik, savaş sonrası Avrupa projesine açık bir ihaneti ve Rusya lehine bir oyu temsil ediyor. Avrupa egemenliğinin, değerlerinin ve özgürlüğünün bu yıl ve 2027'de hayatta kalıp kalamayacağı artık ucu açık bir soru haline geldi.

Telif Hakkı: Project Syndicate, 2026. www.project-syndicate.org