Joseph E. Stiglitz / Project Syndicate
ABD Başkanı Donald Trump Venezuela’daki yaptıkları, uluslararası hukuk ihlalleri, süregelen normları hiçe sayması, ayrıca Danimarka ve Kanada gibi müttefikleri de dahil birçok ülkeye tehditleri nedeniyle yoğun bir eleştiri dalgasıyla karşı karşıya. İşlerin hem ABD hem de dünyanın geri kalanı için iyi sonuçlanmayacağı ise şimdiden belli. Sadece askeri harcamaları dünyanın geri kalanının toplam harcamasına eşit olan bir ülkenin günün birinde silahlara başvurup diğerlerine hakim olmaya kalkması kaçınılmazdı.
Trump Amerikan halkının iradesine de hiçbir zaman önem vermedi. New York’taki Beşinci Cadde’de birini vursa bile oy kaybetmeyeceğini söyleyip övünmekten çekinmiyor. Partisinin de başkandan hiçbir şekilde hesap sormayacağı kesinleşti.
Netanyahu’yu kimse almadı
Venezuela diktatörü Nicolás Maduro’nun yakalanması alenen yasa dışı ve anayasaya aykırıydı. Hiçbir ülke başka bir ülkenin egemenliğini ihlal edemez ve bırakın devlet başkanını, yabancı uyruklu herhangi birini kendi ülkesinden kaçıramaz. İsrail Başbakanı Netanyahu, Rusya Devlet Başkanı Putin ve daha birçok isim de savaş suçlarından yargılanıyor ancak kimse onları yakalamak için asker göndermeye kalkmadı.
Trump’ın sonraki açıklamaları daha da küstahtı. Venezuela’yı kendi hükümetinin “yöneteceğini” ve petrolü de kendilerinin alacağını iddia etti. Venezuela’nın kendi petrolünü en yüksek fiyatı veren ülkeye satmasına izin vermeyeceğini kast ediyor. Tüm bu planlar yeni bir emperyalizm çağının başlangıcına işaret ediyor. Artık güçlü olan her zaman haklı ve başka hiçbir şeyin önemi yok. Uyuşturucu kaçakçısı olduğu iddia edilen onlarca kişiyi yargısız infazla öldürmek gibi ahlaki meseleler ve hukukun üstünlüğü bir kenara itilmiş durumda.
Birçok yorumcu son gelişmelerin dünyadaki barış ve istikrara olası etkisini değerlendiriyor. ABD “Donroe Doktrini” olarak anılan bu yeni anlayışı benimseyip Batı Yarımküre’yi kendi etki alanı ilan eder ve Çin’in Venezuela petrolüne erişimini engellerse, Çin neden Doğu Asya’yı kendi etki alanı ilan edip ABD’nin Tayvan yapımı çiplere erişimini engellemesin? Bunun için Çin’in Tayvan’ı “yönetmesine” bile gerek yok. Politikaları, özellikle de ABD’ye ihracata izin veren politikaları kontrol etmesi yeterli.
Unutmayalım ki 19. yüzyılın büyük emperyal gücü olan Birleşik Krallık için işler 20. yüzyılda pek de iyi gitmemişti. Bugün diğer ülkeler yeni Amerikan emperyalizmine karşı işbirliği yaparsa - ki yapmalılar - ABD’nin uzun vadedeki akıbeti daha da kötü olabilir.
Üstelik Trump emperyalizminin ne tutarlı bir ideolojisi ne de bir ilkesi var. Açgözlülük ve iktidar arzusu üzerine kurulu. Amerikan toplumunun içinden çıkabilecek en açgözlü ve yalancı ahlaksızları kendine çekecek. Böyle karakterler zenginlik getirmez. Enerjilerini rant peşinde koşmaya harcayıp piyasa gücü, aldatma ve doğrudan sömürü yoluyla başkalarını soyarlar. Rant peşinde koşanların hakim olduğu ülkeden birkaç zengin çıkabilir ama ülkeye refah gelmez. Refah için hukukun üstünlüğünü gerekir. Yoksa her yeri belirsizlik kaplar.
Umarız “Trump’ın zirve dönemi” geride kalmıştır ve bu distopik kakistokrasi 2026 ve 2028 seçimleriyle sona erer. Ancak Avrupa, Çin ve dünyanın geri kalanı sadece bu umuda tutunamaz. Dünyanın ABD’ye ihtiyacı olmadığını gösteren acil durum planları geliştirilmesi şart.
Dünyanın ABD olmadan yapamayacağı ne var? ABD ne gibi eşsiz olanaklar sunuyor? Silikon Vadisi devlerinin olmadığı bir dünya hayal etmek mümkün çünkü sundukları önemli teknolojiler zaten yaygın kullanıma girdi. Bu alana başkaları da girerek çok daha güçlü koruma önlemleri alabilirler. Üniversiteler ve bilim açısından da Amerika’nın lider olmadığı bir dünya düşünülebilir. Trump bu kurumları güçten düşürmek için halihazırda elinden geleni yapıyor. Diğer ülkelerin ABD pazarına bağımlı olmadığı bir dünya da hayal etmek mümkün. Ticaretin fayda getirdiği doğru ancak emperyal bir güç pastadan orantısız pay almaya kalkınca bu faydalar azalıyor. Dünyanın geri kalanının ABD’nin süregelen ticaret açığının yarattığı “talep açığını” karşılaması, ABD’nin işin arz tarafıyla başa çıkmasından çok daha kolay olacak.
Gücünü suistimal eden ve diğer ülkeleri zorbalıkla sindiren hegemonlar yalnız bırakılmalı. Bu yeni emperyalizme direnmek geri kalan herkesin huzur ve refahı için hayati önemde. Dünyanın geri kalanı en iyisini umarken en kötü senaryoya da hazırlıklı olmalı. En kötüsüne hazırlıklı olmak içinse tek alternatif ekonomik ve sosyal dışlama gibi görünüyor. Belki de ABD’yi sınırlama politikasından başka çare kalmamıştır.
© Project Syndicate, 2026