İsveç’te Karolinska Institutet liderliğinde yürütülen çalışmada, 1985–2020 yılları arasında İsveç’te doğan kişilerin otizm tanı oranları incelendi. Takip edilen 2,7 milyon kişinin yüzde 2,8’ine, iki ila 37 yaşları arasında otizm tanısı konduğu belirlendi.
Araştırma, 20 yaşına gelindiğinde kadınlar ve erkekler arasındaki tanı oranlarının neredeyse eşitlendiğini ortaya koyarak, otizmin erkeklerde daha yaygın olduğu yönündeki yerleşik kabulleri sorguladı.
The Guardian'a konuşan çalışmanın başyazarı Dr. Caroline Fyfe, “Bulgularımız, otizmin kadınlar ve kız çocuklarında yeterince tanınmaması ya da geç tanı alması nedeniyle, cinsiyetler arasındaki farkın daha önce düşünüldüğünden çok daha düşük olduğunu gösteriyor” dedi.
Araştırmaya göre çocukluk döneminde erkek çocuklar, kızlara kıyasla ortalama üç yıl daha erken tanı alıyor. Tanı için ortanca yaş kızlarda 15,9 iken, erkeklerde 13,1 olarak hesaplandı. Genel olarak erkek çocuklar 10 yaşından önce otizm tanısı alma konusunda kızlara göre üç ila dört kat daha avantajlı durumda. Ancak ergenlik döneminde tanı oranlarının hızla artmasıyla, kızların 20 yaşına kadar bu farkı büyük ölçüde kapattığı görülüyor.
Araştırmacılar, “Bu bulgular, kadınların neden erkeklere kıyasla daha geç tanı aldığının araştırılması gerektiğini ortaya koyuyor,” değerlendirmesinde bulundu.
BMJ’de yayımlanan çalışmada, son 30 yılda 10 yaş altındaki çocuklarda cinsiyetler arasındaki tanı farkının görece sabit kaldığı, ancak daha ileri yaş gruplarında bu farkın hızla azaldığı da belirtildi. Araştırmacılar, “Otizmde erkek-kadın oranı zamanla ve tanı yaşı arttıkça düşüyor; İsveç’te bu fark yetişkinlikte neredeyse ayırt edilemez hale geliyor,” ifadelerini kullandı.
Çalışmaya eşlik eden bir editoryal yazıda hasta ve hasta hakları savunucusu Anne Cary, bulguların tanı oranlarındaki farkın “gerçek bir görülme sıklığı farkından değil, tanı süreçlerindeki sistemik önyargılardan” kaynaklandığını desteklediğini yazdı. Cary, belirtilerin gizlenmesi ve semptomların geç ortaya çıkmasının rol oynadığını kabul etmekle birlikte, otizm tanı araç ve yöntemlerinin de önyargılı olabileceğini ve gözden geçirilmesi gerektiğini vurguladı. Bu önyargılar nedeniyle, otizm tanısı alacak bir kız çocuğunun 10 yaşından önce tanı alma olasılığının üçte birden az olduğunu ifade etti.
Cary ayrıca, “Otizmli kızlar ve kadınlar doğru tanıyı beklerken, sıklıkla duygu durum ya da kişilik bozuklukları gibi psikiyatrik tanılar alıyor ve uygun destek için kendi haklarını savunmak zorunda kalıyorlar. Oysa onlar da erkek akranları kadar otistik” dedi.
Araştırmaya yanıt veren otizm alanında çalışan sivil toplum kuruluşları, cinsiyet kalıp yargılarıyla mücadele için daha fazla adım atılması gerektiğini vurguladı. National Autistic Society’nin kanıt ve araştırma direktörü Dr. Judith Brown, “Cinsiyet, otizm tanısı alma ve doğru desteğe erişim önünde asla bir engel olmamalı,” dedi. Brown, geçmişte otizmin çoğunlukla erkeklerde görüldüğü yönündeki yanlış varsayımın, kadınlar ve kızların yaşadığı zorlukların gözden kaçmasına yol açtığını söyledi.
Ambitious about Autism İcra Kurulu Başkanı Jolanta Lasota da, “Otizmli kızlar, erkeklerden farklı deneyimler yaşıyor ve bu durum çok uzun süre radarın dışında kaldı” diyerek, ihtiyaçlarının yanlış anlaşılması nedeniyle pek çoğunun hayati desteklerden mahrum kaldığını ve bazı vakalarda ruh sağlığı krizlerine sürüklendiğini belirtti.
Öte yandan, eski Royal College of Psychiatrists otizm sorumlusu ve Leeds Otizm Tanı Servisi’nin klinik lideri Dr. Conor Davidson, kız çocuklarında otizmin çocuklukta fark edilme olasılığının daha düşük olduğunu, belirtilerin çoğu zaman ergenlikte ya da erken yetişkinlikte ortaya çıktığını söyledi. Davidson, yetişkin nörogelişim kliniklerinde son yıllarda erkeklerden daha fazla kadının başvurduğunu, ancak hem çocuklar hem de yetişkinler için bekleme listelerinin kabul edilemez derecede uzun olduğunu vurguladı.
Uzmanlara göre, tanı süreçlerinin iyileştirilmesi ve destek hizmetlerinin, otizmin kızlar ve kadınlardaki farklı görünümlerini dikkate alacak şekilde yeniden yapılandırılması, artan ihtiyaca yanıt verebilmek açısından kritik önem taşıyor.
Kaynak: Gazete Oksijen