05 Ekim 2026, Pazartesi
Gece Modu Gece Modu Gündüz Modu Gündüz Modu
Haber Giriş: 02.04.2026 11:22 | Son Güncelleme: 02.04.2026 12:04

Londra’nın konuştuğu genç ressam: Lâl Yılmaz

Londra’da henüz ilk sergisiyle adından söz ettiren genç Türk sanatçı Lâl Yılmaz’ın 8 Holland Street’teki eserlerini görmek için 3 Nisan son gün. Resim, şiir, hafıza arasında bir yolculuk yapmak için 8hollandstreet.com adresine göz atabilirsiniz
Fotoğraf: Gazete Oksijen
Fotoğraf: Gazete Oksijen
Ela Demiral

Ela Demiral

24 yaşındaki Lâl Yılmaz, Londra’daki 8 Holland Street’te açılan ilk kişisel sergisi “As Above So Below” ile son bir yıl içinde ürettiği işlerini bir araya getiriyor. Çizim, şiir ve farklı coğrafya ve dönemlerden beslenen görsel referanslar etrafında şekillenen sergi, sanatçının üretim pratiğine ve düşünsel kaynaklarına yakından bakma imkânı sunuyor.

Central Saint Martins’te tekstil eğitimi alan, halen Royal Drawing School’da öğrenimini sürdüren Yılmaz, üretimini kendisiyle ve çevresiyle ilişki kurmanın bir yolu olarak tanımlıyor.

Central Saint Martins’te tekstil üzerine eğitim aldınız. Bu eğitim, sanat üretiminizi nasıl şekillendirdi?

Çizim her zaman üretimimin merkezindeydi. Tekstil eğitimi de zamanla benim için bir tasarım disiplininden çok, fikirlerimi geliştirebildiğim bir alana dönüştü. Eğitim sürecinde işlerime işlevsellikten çok sanat üretimi açısından baktım. Özellikle baskı tekstili, bugün resim ve çizimde sürdürdüğüm yüzey, malzeme ve ifade arayışını besleyen önemli bir temel oldu.

Sergide bazı eser başlıklarının Türkçe olduğunu görüyoruz. Dil seçimi, işlerinizin anlam dünyasını nasıl etkiliyor?

Bu sergideki bazı başlıklar yazdığım şiirlerin dizelerinden geliyor. Hem İngilizce hem Türkçe yazıyorum ama bazı Türkçe kelimelerin başka bir dile tam çevrilemeyen bir duygusu ve ağırlığı var. Başlıkları, resmi açıklayan etiketler olarak değil, işlerin görsel dünyasının bir uzantısı olarak düşünüyorum.

Çalışmalarınızda farklı kültür ve dönemlerden beslenen bir görsel dil dikkat çekiyor. Bu düşünsel ilham kaynakları üretiminizde nasıl bir rol oynuyor?

Kadim bilgi ve anlatılar bende güçlü bir yankı uyandırıyor; çünkü çoğu zaman tüm varlıkların birbiriyle bağlantısını daha ruhani bir düzlemde ele alıyorlar. İşlerim büyük ölçüde figüratif olsa da, insanı merkeze alan anlatılardan uzak durmaya çalışıyorum. İnsan bedenini daha çok çevresindeki dünyayla rezonans kuran ve onu yansıtan bir taşıyıcı olarak görüyorum.

Sergide çalışmalarınız 8 Holland Street’te vintage mobilyalarla birlikte yer alıyor. Bu mekânsal yerleşim, işlerin algılanışını nasıl etkiliyor?

Galeri mekânını, bu işleri adeta saran ve onlara ev sahipliği yapan bir yer olarak düşünmek hoşuma gidiyor. Burası canlı, yaşayan bir mekân gibi hissettiriyor. Sergide yer alan tüm işlerin odalar arasında birbirleriyle iletişim kurduğunu, çerçevelerinin sınırlarını aşarak daha bütünlüklü bir anlatının parçası hâline geldiklerini hayal etmeyi seviyorum. Alternatif dünyalar ve bir tür sahne duygusu yaratma fikriyle ilgileniyorum; bu nedenle işler, hem birbirleriyle hem de izleyiciyle etkileşime girerek bizim dünyamızın içinde ama aynı zamanda onun dışında var olan bir evrende yaşamayı sürdürüyor.

Bu sizin ilk kişisel serginiz. Daha önce yer aldığınız grup sergileriyle karşılaştırdığınızda, bu deneyim sizin için nasıl ayrıştı?

Grup sergilerinde çoğu zaman yalnızca birkaç iş gösterebildim. Bu sergide ise büyük bölümü son bir yıl içinde üretilmiş 41 işi bir arada görmek benim için çok özeldi. Serginin hikâyesi de ayrıca anlamlı: Daha önce galeri için sipariş üzerine bir iş üretmiştim; ardından ekip portfolyomu görmek istedi ve bu karşılaşma sergi teklifine dönüştü. Süreç boyunca üretmeye devam ettim. Bu aynı zamanda oldukça hassas bir süreçti. İşler çok kişisel bir yerden geliyor ve çoğunu sergiye kadar benden başka kimse görmemişti. Stüdyoda günler ve geceler boyunca çalıştım. En ham duygularımdan yola çıkarak, insanların da bağ kurabileceğini umduğum dürüst bir alan yaratmaya çalıştım. Sonunda bütün bu işleri bir anda dışarıya açmak büyük bir bırakma hâliydi.

Bugün geriye dönüp baktığınızda, bu süreçte sizin için en belirleyici etken neydi?

Üretmek ve bağ kurmak. Dışarıdan bir onay için değil, gerçekten ihtiyaç duyduğun için üretmek. Kendinle, insanlarla, doğayla ve daha büyük bir şeyle bağ kurmak. Bir de konfor alanının dışına çıkmak. Özellikle Londra gibi bir şehirde bunun çok belirleyici olduğunu düşünüyorum.

Kaynak: Gazete Oksijen