Bir otomobil yalnızca hareket etmek için mi tasarlanır? Yoksa tasarım, teknoloji ve sanat bir araya geldiğinde otomobil yeni bir ifade alanına dönüşebilir mi? 212 Photography Istanbul’un ana destekçisi Peugeot Marka Direktörü Gupse Kaplan “Bizim için otomobil yalnızca bir mobilite ürünü değil; tasarımın, teknolojinin ve duygunun bir araya geldiği bir deneyim” diyor. Otomobil meraklıları için arzu nesnesine dönüşen, sanatseverler için yeni bir ifade aracı olarak da görülebilen otomobillerin sanatla ilişkisini Gupse Kaplan anlattı.

“Amaç farklı bakış açılarını geniş kitlelerle buluşturmak”
Mardin Bienali’nin ardından yine bir sanat etkinliğinin ana sponsorusunuz. Sanata verdiğiniz destek Türkiye’de giderek artıyor. Burada temel motivasyonunuz nedir?
Peugeot olarak kültür ve sanatı, markamızın tasarım, yaratıcılık ve yeniliğe açık yaklaşımını besleyen çok önemli bir alan olarak görüyoruz. Dolayısıyla burada temel motivasyonumuz, yalnızca bir sanat etkinliğine destek vermenin ötesinde; farklı bakış açılarını, yeni fikirleri ve yaratıcı üretimleri daha geniş kitlelerle buluşturabilmek.
Bizim için otomobil yalnızca bir mobilite ürünü değil; tasarımın, teknolojinin ve duygunun bir araya geldiği bir deneyim. Sanat da benzer şekilde insanlara alışılmışın dışında düşünme, görme ve hissetme imkanı sunuyor. Bu ortak zeminin bizim marka dünyamızla çok güçlü bir bağ kurduğuna inanıyoruz.
Mardin Bienali ile çağdaş sanatın farklı coğrafyalar ve kültürler arasında kurduğu diyaloğa eşlik ettik. 212 Photography Istanbul’da ise fotoğrafın dünyaya farklı perspektiflerden bakmamızı sağlayan gücünü odağımıza alıyoruz. Bizim için bu iş birliklerinin sürdürülebilir olması önemli. Çünkü sanatla kurduğumuz ilişkiyi dönemsel bir sponsorluk yaklaşımından ziyade, uzun vadeli bir marka yaklaşımının parçası olarak görüyoruz.
Yıllardır farklı disiplinlerden sanatçılarla projeler gerçekleştiriyorsunuz. Otomobil tasarımının sanata yakınlığı konusunda ne söylersiniz?
Otomobil tasarımının sanatla çok doğal bir ortaklığı olduğunu düşünüyorum. Her ikisinin de çıkış noktasında yaratıcılık, estetik ve insanlarda bir duygu yaratma arzusu var. Ancak otomobil tasarımının önemli bir farkı, bu estetik dünyayı günlük hayatın içine taşıması. Bir otomobile baktığınızda yalnızca biçimini değil, onun sizde yarattığı hissi de deneyimliyorsunuz.
Tasarımlarıyla hayran bırakan otomobiller sanatla yan yana durunca sanat izleyicisinde ve otomobil meraklılarında nasıl bir etki yaratıyor?
Otomobille sanatı yan yana getirdiğinizde, sanatseverler ve otomobil meraklıları için iki farklı dünyanın bir araya geldiği bir alan oluşuyor. Sanatseverler otomobile tasarım ve yaratıcılık açısından farklı bir gözle bakabilirken, otomobil meraklıları da sanatın farklı disiplinleriyle daha yakından buluşma fırsatı yakalıyor.
Bizim açımızdan baktığımızda ise bu birliktelik, tasarım anlayışımızı yalnızca otomotiv dünyası içinde değil, farklı yaratıcı alanlarla birlikte anlatmamıza olanak sağlıyor. Büyük sanat etkinlikleriyle kurduğumuz iş birliklerinde bizim için önemli olan, markanın yalnızca görünür olması değil, etkinliğin bir parçası olarak gerçek bir katkı sunması. 212 Photography Istanbul’da da bunu farklı sergiler, Art on Cars projesi, şehir rotası ve sanatçı buluşmalarıyla gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Böylece PEUGEOT’nun tasarım ve yaratıcılık anlayışını doğrudan anlatmak yerine, insanların bunu deneyimleyebileceği alanlar yaratıyoruz.
“Bir sürüş, bir sanat eserine dönüşebilir mi?”
Art ON Cars projesinde Erdal İnci, Ozan Türkkan ve Selçuk Artut’un işleri otomobilleri adeta hareketli birer tuvale dönüştürüyor. Neden özellikle bu üç sanatçı ve bu üç farklı yaklaşım?
Bu projede bizim için önemli olan, sanatı otomobil üzerinden ifade etmeleri değildi. Farklı üç sanatçının kendi dünyalarını ve üretim biçimlerini bir otomobille buluşturmalarını istedik. “Bir sürüş, bir sanat eserine dönüşebilir mi?” sorusunun cevabını aradık.
Erdal İnci, Ozan Türkkan ve Selçuk Artut’un çalışmalarında farklı ifade biçimleri ve teknolojiyi kullanma şekilleri görüyoruz. Bu çeşitlilik, PEUGEOT’nun tasarım ve teknolojiye yaklaşımıyla da güçlü bir diyalog kuruyor. Üç farklı sanatçının üç farklı bakış açısı sayesinde otomobilin aynı zamanda nasıl farklı ifadelere dönüşebileceğini göstermek istedik.
“Yalnızca marka mesajı,sanatın özgürlüğünü kısıtlar”
Bu projede sanatçıların özgür üretimi ile marka kimliği arasında nasıl bir denge kuruldu?
Bir sanat projesini yalnızca marka mesajımızı görünür kılmak amacıyla kurguladığınızda, sanatın kendi doğasındaki özgürlüğü ve sürpriz unsurunu kaybetme riski ortaya çıkıyor. Biz bu nedenle sanatçılara kendi üretim dillerini koruyabilecekleri bir alan açmayı önemsedik.
Peugeot marka kimliği ise projenin, sanatçının üretimine müdahale eden bir sınır olmaktan ziyade, üzerinde buluştuğumuz ortak zemini oluşturdu. Tasarım, teknoloji, yaratıcılık ve duygu bizim için bu ortak zeminin temel başlıklarıydı.
Sonuçta ortaya çıkan işlerin birbirinden farklı olması da aslında bizim için projenin en değerli taraflarından biri. Çünkü kendi tasarım anlayışımızı tek bir yorumla sınırlandırmak yerine, farklı sanatçıların gözünden yeniden düşünme fırsatı bulduk. Bence gerçek anlamda yaratıcı iş birlikleri de tam burada başlıyor: Marka kendi kimliğini korurken sanatçıya da kendi sesini duyurabileceği özgür bir alan bırakabiliyor.