Fisun Yalçınkaya
Bazen sanat tarihindeki eski öykülerini anımsamak güncel bir sergiyi yakalamak için yararlı olur. Bu öykü de anlatacağım sergi için işinize yarar umarım: 19. yüzyılda metal tüpler bulunmuş yani boya dediğimiz nesne, atölyeden çıkarıp, cebinize atıp götürebileceğiniz bir teknolojiyle muhafaza edilebilmiş. Böylelikle sanatçılar, yani akımlarıyla söyleyelim “izlenimciler”, yanlarına boyalarını alıp özgürce doğaya çıkmış ve izlenimlerini an be an kayda geçirebilmişler. Atölye denen “ev” artık istendiği zaman dönülebilecek bir yuvaya dönüşmüş. Bu ne demek? Artık doğa kayda geçirilebilir olmuş ve eğer “resmedebildiğim yer yuvamdır” dersek tüm dünya yuvaya dönüşmüş. Göçü, taşınabilmeyi ve kendini yapabilmeyi daha güzel anlatan bir akım var mı?