San Diego Comic-Con sahnesi, Marvel için hiçbir zaman yalnızca yeni filmlerin duyurulduğu bir yer olmadı. Binlerce hayran aynı salonda hangi karakterin geri döneceğini, hangi filmin ne zaman vizyona gireceğini, kimin ilk kez Marvel evrenine adım atacağını öğrenmek için bekler. Işıklar kısılır, ekran kararır, salondaki uğultu bir anda yükselir. Ama bazı duyurular takvime eklenen yeni bir filmden daha fazlasıdır. Bazen bir karakterin geleceği, bir hikayenin yönü ve bir rolün bundan sonra kime emanet edileceği açıklanır.
- David Jonsson nasıl yeni Black Panther olarak seçildi?
- David Jonsson kimdir?
- Tiyatro ekolünden gelen bir oyuncu
- David Jonsson hangi film ve dizilerde rol aldı?
- Neden şimdi herkes David Jonsson’ı konuşuyor?
- Black Panther oyuncuları David Jonsson için ne dedi?
- Black Panther 3’ün konusu ne olacak, Chadwick Boseman’ın mirası nasıl taşınacak?
- Black Panther 3 ne zaman vizyona girecek?
- Damson Idris beklenirken David Jonsson nasıl öne çıktı?
- Hollywood neden süper kahramanlarını İngiliz oyunculara emanet ediyor?
Black Panther 3 duyurusu da tam olarak böyle bir andı.
Sahneye çıkan isim Ryan Coogler’dı. Sinners ile son dönemin en çok konuşulan yönetmenlerinden birine dönüşen Coogler, Marvel tarihinde de ayrı bir yerde duruyor: Black Panther ile siyahi kültürünü ana akım süper kahraman sinemasının merkezine taşıyan, Wakanda’yı yalnızca fantastik bir ülke değil, milyonlarca izleyici için güçlü bir aidiyet fikrine dönüştüren yönetmen. Comic-Con’da önce beklenen haberi verdi: Black Panther 3, 15 Aralık 2028’de sinemalarda olacak.
Fakat salondaki asıl beklenti başka bir sorudaydı: Chadwick Boseman’ın ardından Black Panther kim olacaktı?
Bu, Marvel için sıradan bir oyuncu seçimi değildi. Black Panther, 2018’den beri yalnızca başarılı bir süper kahraman filmi olarak anılmıyor. 1,3 milyar doları aşan gişesi, En İyi Film dalında Oscar’a aday gösterilen ilk süper kahraman filmi olması ve siyahi kültürünü beyazperdede temsil etme biçimiyle Marvel evreninin sınırlarını aşan bir kültür olayına dönüştü. Kostümünden müziğine, aksanından politik hayaline kadar popüler kültürde başka bir alan açtı.
Chadwick Boseman’ın 2020’deki ölümünden sonra ise Wakanda hikayesi klasik devam filmi akışından tamamen çıktı. Artık mesele yalnızca yeni bir kötü karakter, yeni bir savaş ya da yeni bir gişe başarısı değildi. Serinin bundan sonra hangi duyguyla, hangi karakterle ve hangi kuşak üzerinden devam edeceği Marvel’ın en hassas kararlarından biri haline geldi.
Sonunda isim açıklandı: David Jonsson.
Jonsson, Black Panther 3te T’Challa ve Nakia’nın oğlu Toussaint’in, yani T’Challa II’nin yetişkin halini canlandıracak. Marvel böylece Chadwick Boseman’ın T’Challa’sını yeniden oynatmak yerine, onun hikayesinden doğan yeni kuşağı merkeze alıyor. Bu tercih, duyuruyu basit bir oyuncu seçimi haberinden çıkarıyor; Wakanda’nın bundan sonra nasıl büyüyeceğine dair büyük bir işarete dönüştürüyor.
David Jonsson nasıl yeni Black Panther olarak seçildi?
David Jonsson’ın yeni Black Panther olarak seçilmesinin en dikkat çekici tarafı, sürecin büyük bir stüdyo arayışı gibi başlamamış olması. Marvel’ın önünde uzun listeler, deneme çekimleri ve aylar sürecek oyuncu görüşmeleri olabilirdi. Ama Ryan Coogler için karar çok daha erken verilmişti.
Marvel Studios Başkanı Kevin Feige’in anlattığına göre Coogler, resmi arama süreci başlamadan onu aradı ve yalnızca şunu söyledi: “Onu buldum.”
Feige önce kimi kastettiğini anlamadı. Coogler’ın cevabı ise tek bir isimdi: David Jonsson.
O sırada Marvel tarafında beklenti, Coogler’ın Sinners sonrası yoğun takvimi bittikten sonra Black Panther 3 için oyuncu arayışına başlanacağı yönündeydi. Fakat Coogler, Jonsson’ı izledikten sonra beklemeye gerek duymadı. Oyuncuyla basına yansımayan kapalı bir görüşme yaptı; ardından Feige’i yeniden arayıp kararını netleştirdi. Ona göre doğru kişi Jonsson’dı. Coogler, bu kararı yalnızca iyi bir performans gördüğü için değil, Jonsson’ın rolün taşıdığı duygusal ve kültürel sorumluluğu kaldırabileceğine inandığı için vermişti.
Bu ayrıntı önemli. Çünkü Black Panther gibi kültürel karşılığı güçlü bir seride oyuncu seçimi yalnızca “rolü kim iyi oynar?” sorusundan ibaret değil. Chadwick Boseman’ın ardından bu hikayeye katılacak kişinin, seyircinin karakterle kurduğu bağı da taşıyabileceğine inanılması gerekiyor. Coogler’ın Jonsson için bu kadar erken karar vermesi, seçimin yalnızca teknik bir performans değerlendirmesiyle yapılmadığını gösteriyor.
Marvel’ın bu sırrı beş-altı ay boyunca saklaması da kararın ağırlığını anlatıyor. Jonsson, Comic-Con sahnesinde takdim edildiğinde çok uzun konuşmadı. Bu ailenin bir parçası olmanın kendisi için bir onur, ayrıcalık ve büyük bir lütuf olduğunu söyledi; ardından asıl konuşmayı beyaz perdenin yapmasını istediğini ekledi. Salondan yükselen “Wakanda Forever” sesleri ise sahnenin duygusunu zaten tamamlıyordu.
David Jonsson kimdir?
David Jonsson, Marvel seyircisi için yeni bir yüz gibi görünebilir; ama İngiliz sinema ve televizyonunu yakından takip edenler için birkaç yıldır dikkat çeken oyunculardan biri. 1993 doğumlu Jonsson, Londra’nın doğusunda, Newham’daki Custom House çevresinde büyüdü. Dört kardeşin en küçüğüydü. Babası Heathrow Havalimanı’nda bilişim mühendisi olarak çalışıyordu; annesi ise Londra Metropolitan Emniyeti’nde görev yapan ilk siyahi kadın memurlardan biriydi.
Onun hikayesi, klişeleşmiş bir “yükselen yıldız” anlatısından daha katmanlı. 11 yaşındayken anne babasının ayrılığıyla sarsıldı; ergenlik döneminde okulda zorlandı ve bir kavga nedeniyle okuldan atıldı. Daha sonra o günleri anlatırken kendisini “yaramaz bir çocuk” olarak değil, yönünü bulmaya çalışan biri olarak tarif edecekti. Oyunculuk fikri de tam bu dönemde hayatına girdi.
Hammersmith’teki yeni okuluna gitmek için Londra’nın bir ucundan diğerine yaklaşık 90 dakikalık bir yolculuk yapıyor, okul oyunlarında sahneye çıkıyordu. 16 yaşında New York’taki American Academy of Dramatic Arts için burs kazandı. İngiltere’ye döndükten sonra National Youth Theatre’a katıldı; ardından RADA’ya, yani Royal Academy of Dramatic Art’a kabul edildi. Jonsson’ın Marvel sahnesine gelmeden önce uzun bir eğitim, sahne disiplini ve kendini adım adım kurma sürecinden geçtiğini unutmamak gerekiyor.
Tiyatro ekolünden gelen bir oyuncu
Jonsson’ın oyunculuğunda dikkat çeken şeylerden biri, kamera karşısına geçmeden önce sahne disiplininden geçmiş olması. RADA’daki eğitimini tamamlamadan, Juliet Stevenson’la birlikte Mary Stuart oyununda rol almak için okuldan ayrıldı. Bu prodüksiyon daha sonra Londra’nın West End sahnelerinde de izleyiciyle buluştu. 2021’de Almeida Theatre’daki And Breathe… performansıyla Black British Theatre Award, yani Siyahi İngiliz Tiyatro Ödülü kazandı.
Bu tiyatro geçmişi önemli. Çünkü Jonsson, yalnızca ekranda iyi görünen bir oyuncu değil; metinle, bedenle, sessizlikle ve karakterin iç ritmiyle çalışan bir yerden geliyor. Ryan Coogler gibi oyuncu yönetimi güçlü bir sinemacının onda gördüğü şey de muhtemelen burada saklı: Jonsson rolü büyütmeye çalışmıyor, içine yerleşiyor.
National Youth Theatre’ın sanat yönetmeni Paul Roseby, Jonsson’ı yıllar önce Pigeon English uyarlamasında izlediğinde sahnede hemen fark edilen, parlak ve güçlü bir enerji taşıdığını söylüyor. Bugünkü yükselişinde yalnızca yeteneği değil; sahne arkasında koruduğu sakinliği, cömertliği ve çalışma disiplini de sık sık vurgulanıyor.
David Jonsson hangi film ve dizilerde rol aldı?
David Jonsson’ın geniş kitleler tarafından fark edilmesi HBO/BBC dizisi Industry ile oldu. Dizide, Londra’nın yüksek tempolu finans dünyasına adım atan genç mezunlardan Gus Sackey’i canlandırdı. Bu rol, onun sınıf, aidiyet, hırs ve dışarıdan gelme duygusunu fazla göstermeden taşıyabildiğini gösterdi.
Industry sonrası söylediği “Hayat kısa, sanat uzun” cümlesi, kariyerinin o dönemki kırılmasını iyi anlatıyor. Jonsson, onu tanınır kılan dizide kalıp güvenli bir çizgide ilerlemek yerine, daha riskli ve farklı alanlara açılan bir yol seçti.
Ardından Rye Lane geldi. Raine Allen-Miller’ın 2023 yapımı romantik komedisinde Dom karakteriyle başrole geçti ve Sundance’te ilgi gören filmle İngiliz bağımsız sinemasının en dikkat çekici yeni yüzlerinden biri oldu. Rye Lane, Jonsson’ın yalnızca dramatik ağırlık taşıyan rollerde değil; kırılgan, komik, sıcak ve gündelik bir karakterde de ne kadar iyi çalışabildiğini gösterdi.
2024’te Alien: Romulus ile daha büyük ölçekli bir tür filminin içine girdi. Andy rolü, ona BAFTA Rising Star ödülünü kazandırdı. Ardından Stephen King uyarlaması The Long Walk ve İngiliz hapishane filmi Wasteman geldi. Wasteman, oyuncuya ikinci British Independent Film Award adaylığını getirdi.
Kısa sürede oluşan bu filmografi dikkat çekici: Bir finans draması, Londra’da geçen romantik komedi, bilimkurgu-korku, distopik bir Stephen King uyarlaması, hapishane filmi. Jonsson’ın Marvel’a taşıdığı şey de tam olarak bu çeşitlilik. Kariyerinde kaslı bir süper kahraman imajından önce, karakterin iç dünyasını taşıyabilecek bir oyunculuk esnekliği var.
Neden şimdi herkes David Jonsson’ı konuşuyor?
David Jonsson bugüne kadar bir anda parlatılmış bir yıldız gibi değil, yavaş yavaş güçlenen bir oyuncu gibi ilerledi. Black Panther 3 ise onu küresel popüler kültürün merkezine taşıyor. Bu yükselişin ilginç tarafı, arkasında tek bir büyük çıkış anından çok, Londra’nın doğusundan tiyatro sahnesine, televizyondan bağımsız sinemaya, oradan bilimkurguya uzanan sabırlı bir birikim olması.
Jonsson’ı bu rol için dikkat çekici kılan şey yalnızca kariyerindeki çeşitlilik değil. Oynadığı rollerin neyi temsil ettiğinin farkında olan bir oyuncu. Kendisini hangi karakterde izlersek izleyelim, önce siyahi bir erkek olarak görüldüğünü ve bunun sorumluluğunu taşıdığını açıkça söylüyor. BAFTA Rising Star ödülünü alırken çocukluğunda Denzel Washington ve Idris Elba gibi isimlerin kendisine ilham verdiğini, ama kendi kuşağı için daha fazla alan açılması gerektiğini vurgulamıştı.
Bu yüzden Black Panther 3, Jonsson için yalnızca büyük bir kariyer sıçraması değil. Zaten siyahi kültürünün ekrandaki karşılığı üzerine düşünen bir oyuncunun, Wakanda gibi popüler kültürde güçlü anlam taşıyan bir dünyanın merkezine geçmesi, kendi yolculuğuyla da örtüşüyor.
Black Panther oyuncuları David Jonsson için ne dedi?
David Jonsson’ın yeni Black Panther olarak açıklanmasının ardından, serinin oyuncularından gelen mesajlar da seçimin olumlu karşılandığını gösterdi. Duyuru sırasında sahnede Ryan Coogler’a, Marvel Studios Başkanı Kevin Feige ile serinin iki tanıdık ismi eşlik ediyordu: Shuri’yi canlandıran Letitia Wright ve M’Baku rolündeki Winston Duke. İki oyuncunun da üçüncü filmde geri dönmesi bekleniyor.
Letitia Wright’ın tepkisi kısa ama anlamlıydı. Wright, Jonsson için “Hadi başlayalım, yeğenim” yorumunu yaptı; çünkü Shuri, T’Challa II’nin halası. Bu cümle hem karakterlerin hikayedeki bağını hem de yeni filmin aile çizgisi üzerine kurulacağını hatırlattı. Wright daha sonra Jonsson’la kişisel bir bağı olduğunu söyleyerek Wakanda Foreverın sonunda Shuri’nin küçük Toussaint ile tanıştığı sahneyi hatırlattı. O sahnede ilk kez gördüğümüz çocuk, şimdi yetişkin haliyle hikayenin merkezine geçiyor.
Winston Duke’un yaklaşımı ise daha çok set içi dayanışmaya odaklanıyor. M’Baku karakteriyle serinin en sevilen figürlerinden birine dönüşen Duke, Jonsson’la ilk kez duyuru günü konuştuğunu ve ona destek olmak istediğini anlattı. Çünkü Black Panther, Duke’un ilk uzun metraj filmiydi; o dönemde kendisine gösterilen güveni şimdi Jonsson’a hissettirmek istediğini söyledi.
Bu sözler, Black Panther kadrosunun Marvel içindeki sıradan bir ekipten daha fazlası olduğunu hatırlatıyor. Chadwick Boseman’ın ardından bu oyuncular yalnızca yeni bir film çekmedi; hikayeyi birlikte yeniden kurdu ve Wakanda’nın nasıl devam edeceğine dair ortak bir sorumluluk taşıdı.
Michael B. Jordan’ın tepkisi de dikkat çekiciydi. İlk filmde Erik Killmonger’ı canlandıran Jordan, Ryan Coogler sinemasının en güçlü yüzlerinden biri. Üçüncü filmde yer alıp almayacağı henüz açıklanmadı; ancak David Jonsson seçimi sorulduğunda heyecanını saklamadı. Seçimi harika bulduğunu ve filmi sabırsızlıkla beklediğini söyledi. Jordan’ın desteği önemli; çünkü Killmonger yalnızca Black Panther mitolojisinin en unutulmaz karakterlerinden biri değil, aynı zamanda Boseman’la kurduğu bağ nedeniyle serinin duygusal hafızasında da ayrı bir yerde duruyor.
Bu tepkiler, Jonsson’ın yalnızca Marvel’ın yeni oyuncusu olarak değil, Black Panther ailesinin içine dahil edilen biri olarak görüldüğünü gösteriyor. Yeni film için asıl mesele de tam burada başlıyor: T’Challa II, yalnızca babasının adını değil, Wakanda’nın seyirciyle kurduğu bağı da devralacak.
Black Panther 3’ün konusu ne olacak, Chadwick Boseman’ın mirası nasıl taşınacak?
Black Panther 3’ün asıl ağırlığı, T’Challa’nın oğlu Toussaint’in yani T’Challa II’nin yetişkin haliyle hikayeye dönmesinde yatıyor. Onu ilk kez Wakanda Foreverın finalinde, Nakia’nın Haiti’de büyüttüğü küçük çocuk olarak görmüştük. O sahne bir sürprizden fazlasıydı; serinin bundan sonra nereye gideceğine dair ilk güçlü işaretti.
Marvel burada en hassas yolu seçiyor. Chadwick Boseman’ın T’Challa’sını başka bir oyuncuyla yeniden kurmak yerine, hikayeyi onun oğluna devrediyor. Böylece T’Challa adı silinmiyor; ama Boseman’ın performansı da tekrar edilmeye çalışılmıyor. Yeni film bu yüzden bir “yerine geçme” hikayesinden çok, bir ismin ve sorumluluğun yeni kuşakta nasıl karşılık bulduğunu anlatacak gibi görünüyor.
Bu tercih, Black Panther evreni için özellikle önemli. Çünkü 2018’de vizyona giren ilk film yalnızca Marvel’ın büyük gişe başarılarından biri olmadı; kostüm tasarımı, özgün müzik ve yapım tasarımı dallarında üç Akademi Ödülü kazandı. Ayrıca En İyi Film Oscar’ına aday gösterilen ilk süper kahraman filmi olarak popüler kültürde ayrı bir yer açtı. Ama Black Panther'in asıl etkisi rakamlardan çok daha derindeydi. Wakanda, siyahi kültürünü teknoloji, gelecek, krallık, aidiyet ve güç fikriyle aynı hikayede buluşturdu. Bu yüzden T’Challa karakteri de yalnızca bir süper kahraman değil, daha geniş bir temsil alanının taşıyıcısıydı.
Boseman’ın 2020’de 43 yaşında hayatını kaybetmesi, bu temsil alanını daha da hassas hale getirdi. Wakanda Forever, T’Challa’nın yokluğunu görmezden gelmedi; tam tersine, filmi kaybın ardından ayakta kalmaya çalışan bir ülkenin hikayesi olarak kurdu. Shuri’nin Black Panther kostümünü giymesi de bu yüzden yalnızca yeni kahramanın kim olacağına verilen bir cevap değildi. Kardeşini kaybetmiş bir karakterin acının içinden geçerek sorumluluk almasıydı.
Üçüncü film şimdi bu dönemin sonrasına bakacak. T’Challa II, babasının adını taşıyan ama kendi kimliğini kurmak zorunda olan bir karakter olarak hikayeye girecek. Nakia tarafından “tahtın baskısından uzakta” büyütülmüş olması da bu çatışmayı daha ilginç hale getiriyor. Wakanda’ya döndüğünde yalnızca kim olduğunu değil, bu ismin ve bu ülkenin kendisinden ne beklediğini de anlaması gerekecek.
Bu noktada Shuri ve M’Baku’nun konumu belirleyici olabilir. Wakanda Foreverın sonunda Shuri kraliyet iddiasından uzaklaşmış, M’Baku ise tahta meydan okumaya hazırlanmıştı. T’Challa II’nin yetişkin haliyle ortaya çıkması, Wakanda’daki güç dengesini yeniden değiştirebilir. Film bu nedenle yalnızca yeni Black Panther’ın doğuşunu değil; aile bağlarını, liderlik meselesini ve Wakanda’nın geleceğinin kime emanet edileceğini de anlatabilir.
David Jonsson’ın rolü bu yüzden kolay değil. T’Challa II yalnızca kostümü giyecek yeni kahraman değil; babasının adını, ailesinin geçmişini ve Wakanda’nın beklentisini aynı anda taşıyacak biri. Yeni Black Panther’ın asıl sınavı da muhtemelen burada başlayacak: T’Challa adını taşırken kendi hikayesini kurabilmek.
Black Panther 3 ne zaman vizyona girecek?
Black Panther 3, 15 Aralık 2028’de sinemalarda olacak. İlk iki filmi yöneten Ryan Coogler, üçüncü filmde de yönetmen ve senarist olarak geri dönüyor. Bu, serinin devamlılığı açısından kritik; çünkü Wakanda’nın bugünkü sinemasal kimliği büyük ölçüde Coogler’ın kurduğu görsel dil, politik alt metin ve duygusal ton üzerinden şekillendi.
Filmin kadrosunda David Jonsson’ın yanı sıra Letitia Wright’ın Shuri olarak geri dönmesi bekleniyor. Winston Duke’un da M’Baku rolüyle yeniden seride yer alması öngörülüyor. Kadroyla ilgili en dikkat çekici bilgilerden biri ise Denzel Washington. Ryan Coogler, üçüncü filmde Washington için bir rol yazdığını açıklamıştı. Washington’ın hangi karakteri canlandıracağı henüz bilinmiyor; ancak böyle bir ismin Wakanda evrenine katılması, Black Panther 3ü yalnızca Marvel takvimindeki yeni bir devam filmi olmaktan çıkarıp oyuncu kadrosu açısından da büyük ölçekli bir sinema olayına dönüştürüyor.
Film hakkında hâlâ yanıt bekleyen sorular var. Lupita Nyong’o’nun Nakia olarak dönüp dönmeyeceği, Danai Gurira’nın Okoye hikayesinin nasıl devam edeceği ve Michael B. Jordan’ın Killmonger olarak üçüncü filmde yer alıp almayacağı henüz netleşmedi. Angela Bassett’ın canlandırdığı Kraliçe Ramonda ise Wakanda Foreverda ölmüştü; ancak karakterin serinin hafızasındaki yeri hâlâ güçlü.
Şimdilik kesin olan şu: Black Panther 3, yeni bir kahramanı tanıtmaktan daha fazlasını yapacak. Ryan Coogler’ın dönüşü, David Jonsson’ın T’Challa II olarak seçilmesi ve Denzel Washington detayı, filmin Marvel’ın son yıllardaki en kritik projelerinden biri olacağını gösteriyor. Wakanda’nın yeni döneminde soru artık yalnızca “Black Panther kim olacak?” değil; bu hikayenin hangi karakterlerle ve hangi duyguyla devam edeceği.
Damson Idris beklenirken David Jonsson nasıl öne çıktı?
David Jonsson açıklanmadan önce, yeni Black Panther için adı en çok konuşulan oyunculardan biri Damson Idris’ti. Snowfall ile geniş bir hayran kitlesi kazanan, ardından F1: The Movie ile Hollywood’daki görünürlüğünü artıran Idris, uzun süre T’Challa çizgisi için “mantıklı aday” olarak anıldı. Sosyal medya yorumları, hayran teorileri ve röportajlarda ona yöneltilen sorular da bu beklentiyi büyüttü.
Idris ise bu söylentilere hiçbir zaman net bir onay vermedi. Black Panther dünyasını sevdiğini, böyle bir evrende yer almanın heyecan verici olacağını söyledi; ama konuşulanların büyük ölçüde söylenti olduğunu da vurguladı. Yani ortada açıklanmış bir oyuncu seçimi ya da Marvel tarafından doğrulanmış bir süreç yoktu. Daha çok internetin kendi beklentisiyle büyüyen bir adaylık havası vardı.
Bu yüzden Comic-Con sahnesinde David Jonsson’ın adının duyulması ilk anda daha şaşırtıcı bulundu. Idris daha tanınır, daha görünür ve hayranların zihninde rol için çoktan yerleşmiş bir isimdi. Jonsson ise daha az görünürlüğe sahip, daha az imaj yükü taşıyan, oyunculuğunu farklı türlerde adım adım kanıtlamış bir profildi.
Ryan Coogler’ın tercihi bu açıdan önemli. Marvel en çok konuşulan isme değil, karakterin duygusal yükünü taşıyacağına inanılan oyuncuya yöneldi. T’Challa II için gereken şey yalnızca yıldız karizması değil; soy, aidiyet, beklenti ve kendi yolunu bulma gerilimini aynı anda taşıyabilecek daha ince bir oyunculuk alanıydı. Jonsson’ın seçilmesi bu yüzden sürpriz olduğu kadar bilinçli bir karar gibi duruyor.
Hollywood neden süper kahramanlarını İngiliz oyunculara emanet ediyor?
David Jonsson’ın yeni Black Panther seçilmesi, son yıllarda Hollywood’da giderek belirginleşen bir eğilimi de yeniden gündeme getiriyor: Amerikan popüler kültürünün en büyük kahramanları, sık sık İngiliz oyunculara emanet ediliyor. Andrew Garfield ve Tom Holland’ın Spider-Man’i, Christian Bale ve Robert Pattinson’ın Batman’i, Henry Cavill’in Superman’i, Benedict Cumberbatch’in Doctor Strange’i, Charlie Cox’un Daredevil’ı… Liste uzadıkça soru da büyüyor: Büyük stüdyolar neden bu kahramanları İngiliz oyunculara emanet ediyor?
Bunu “Hollywood artık Amerikalı oyuncu çıkaramıyor” diye okumak cazip; ama mesele yalnızca yetenek eksikliği değil. İngiltere’den gelen oyuncuların çoğu tiyatro, konservatuvar ve sahne disipliniyle yetişiyor. Metinle çalışma, aksan değiştirme, bedeni karaktere göre kurma, büyük dramatik yükleri taşıma gibi beceriler, bu oyuncuların eğitiminde daha erken ve daha sistemli bir yer tutuyor. Süper kahraman rolleri dışarıdan yalnızca fiziksel görünse de aslında tam olarak bunu istiyor: Bir kostümün içinde hem mitolojik hem insani kalabilmek.
Bir başka neden de imaj meselesi. Amerikan stüdyo sistemi uzun süredir genç yıldızlarını sosyal medya görünürlüğü, franchise bilinirliği ve popüler kültür dolaşımı üzerinden büyütüyor. İngiliz oyuncular ise çoğu zaman magazinden uzak, daha az rolleriyle ön plana çıkan ve karakterin içinde kaybolmaya daha açık profiller olarak geliyor. Bu da özellikle büyük geçmişi olan roller için avantaj yaratıyor. İzleyici oyuncunun eski imajına değil, karakterin doğuşuna bakabiliyor.
Jonsson tam bu noktada duruyor. Ne tamamen bilinmeyen biri ne de üzerine fazla yıldız imajı yüklenmiş bir oyuncu. Industry, Rye Lane ve Alien: Romulus ile dikkat çekti; ama Marvel seyircisi için hâlâ keşfedilecek kadar yeni. T’Challa II gibi hem büyük bir geçmişi hem de yeni bir başlangıcı taşıması gereken bir karakter için bu denge değerli.