14 Şubat 2026, Cumartesi
Haber Giriş: 23.01.2026 04:43 | Son Güncelleme: 23.01.2026 11:30

20 saniyelik gecikme yarım asırlık karanlık getirdi

Yeşilköy Havalimanı’nda elektrikler kesildiğinde 2 saniye yerine 22 saniyede devreye giren jeneratörler tercih edildiğinden, 31 Ocak 1975 tarihinde Bursa isimli uçak Marmara Denizi’ne düştü. 42 kişinin hayatını kaybettiği uçağın enkazının radar görüntüsü ilk kez tespit edildi
F-28 yolcu uçağından 1967-1987 yılları arasında 241 adet üretildi ve 48’i düştü.
F-28 yolcu uçağından 1967-1987 yılları arasında 241 adet üretildi ve 48’i düştü.
A+ Yazı Boyutunu Büyüt A- Yazı Boyutunu Küçült

Marmara’nın derinliklerinde 51 yıldır bir uçak enkazı yatıyor. Bu enkaz, Türkiye’nin ilk ve tek denize düşmekle sonuçlanan uçak kazasının ardında kalan tek şey. 1975’ten beri enkazına ulaşılamayan uçağın peşine YouTuber Nedim Kuru ve ekibi düştü. Su altı drone’u aracılığıyla uçağın enkaz parçalarının peşine düşen Kuru, sonar aramayla radarda denizin derinliklerinde uçağa dair bir görüntü tespit etti. Peki, bunca yıldan sonra enkazına ilk defa ulaşılan uçağın hikayesi ne? Gelin, bu elim kazayı 51’inci yıldönümü yaklaşırken hatırlayalım.

THY 1973 yılında Hollanda’dan beş F-28 aldı ve bu uçaklara “Bursa, Van, Sivas, Samsun, Trabzon” isimlerini verdi.

Elektriklerin kesildiği an

Yıl 1975, ocak ayının son günü… İstanbul üzerinde şiddetli bir fırtına hakim. Kara bulutlar yere yaklaşmış, yağmur iyiden iyiye bastırmış durumda. Yeşilköy Havalimanı’nın pist ışıkları, karanlığın kalbinde soluk bir çizgi halinde uzanıyor. İzmir’deki Cumaovası Havalimanı’ndan kalkan Türk Hava Yolları’nın (THY) 345 sefer sayılı uçağı İstanbul semalarına ulaşmış. Fokker F-28 tipi bu yolcu jetinin ismi “Bursa”. Sorunsuz bir uçuşun ardından iniş yapmak üzere. Kokpitte kaptan pilot Mehmet Topçuoğlu var. Topçuoğlu; yirmi yıl deneyime sahip usta bir havacı. Türk Hava Kuvvetleri’nde yarbaylık rütbesine kadar erişmiş. Kanada’da uçuş eğitimi almış. Üç yıldır THY’de uçuyor. Henüz geride bir eş ve dört çocuk bırakacağından, uçakta bulunan 42 kişi Marmara’nın derinliklerine gömüleceklerinden habersiz. Yanında ikinci pilot Nusret Demirel oturuyor. Evli ve bir çocuğu olan Demirel, sadece bir yıldır THY’de çalışmakta. Mürettebatın geri kalanı ise hostesler Serap Özşahin ve Leyla Önal. 20’li yaşlarında olan iki genç kadın THY’de çalışmaya başlayalı henüz 1.5 yıl olmuş. Dört dakika geçiyor… Saat 18.39. Uçağın tekerlekleri açılıyor, kuleyle irtibat kuruluyor. “Bursa”, tam piste iniş yapacakken havalimanının elektrikleri kesiliyor. Pist bir anda karanlığa gömülüyor. Kulenin mesajı: “Pas geçiniz. Işıklar yanmıyor. Pas geçiniz.”

Uçağın enkazı hiçbir zaman bütün olarak çıkarılamadı. Parçaları Bandırma’ya kadar sürüklendi.

“TK345 seni kaybettim”

Topçuoğlu tereddüt etmeden uçağı tekrar yükseltiyor. Hangar önüne çıkan personel, Ataköy’e doğru tırmanan uçağın ışıklarını seyrediyor. Işıklar karanlıkta uzaklaşıyor, uzaklaşıyor, kayboluyor. Ne acı ki İETT Genel Müdürü Saffet Gürtav elektrik kesintisinin gerçekleşeceğini saat 18 ve 18.10’da iki defa havalimanı yönetimine bildirmişti. Havalimanında elektriğin kesileceği biliniyordu. Ama Türkiye’nin en büyük havalimanının jeneratörü, ancak 22 saniye gibi uzun bir süre sonra devreye girdi. Havalimanında jeneratör devreye girdiğinde ve ışıklar tekrar yandığında uçak çoktan Marmara’ya doğru yönelmişti bile. Aynı sırada pistte kalkış için Pan-Am’e ait bir Boeing 707 bekliyordu. Kule, Topçuoğlu’na bunu bildirdiğinde kaptan pilot centilmence yanıtladı: “Tabii, kalkabilir. Müsaade verebilirsiniz.” Amerikan uçağı kalkış yapana kadar Marmara Denizi üstünden bir tur daha atıp havalimanına iniş için döneceğini kuleye iletti. Aradan dakikalar geçti ama Bursa uçağından hiçbir sinyal yoktu… Saat 18.52’de kule çağrı yapmaya başladı: “TK345 seni kaybettim. Beni duyuyor musun?” Sessizlik. Tekrar tekrar denediler. O sırada uçuş yapan diğer pilotlar da kendi telsizleriyle Bursa’ya ulaşmaya çalıştılar. Hiçbir frekanstan cevap alınamıyordu. Cumhuriyet gazetesinin kaza sonrası yayımlanan nüshasına göre ise Topçuoğlu’ndan son bir sinyal alınabilmişti. Topçuoğlu kuleye şu sözlerle sesleniyordu: “Rüzgar altındayım. Kötü…” Gazetenin haberine göre Topçuoğlu’nun son sözleri bunlardı.

YouTuber Nedim Kuru ve ekibi Marmara Denizi’nin derinliklenide Bursa uçağının enkazını ilk kez radar ile saptadı

42 kişiden 2’sinin bedenine ulaşılabildi

Uçakta 37 yolcu, 4 mürettebat olmak üzere 41 yolcu olduğu sanılıyordu. Fakat kazanın ardından hostes Leyla Önal’ın 2.5 yaşındaki yeğeni Elif’i de İzmir’den İstanbul’a giderken kayıtsız olarak yanına aldığı ortaya çıktı. Yani toplam 42 kişi Marmara’nın sularına gömüldü. Dalgalarla biri Bandırma biri de Marmara Adası’na taşındığı için sadece Günay Gönülkapan ve Orhan Taşangil’in bedenlerine ulaşılabildi. 40 kişinin cansız bedeni ise hala denizin dibinde. Onlardan birinin kardeşi kaza akşamı arkadaşlarıyla evde oturuyordu. Ünlü şarkıcı Seyyal Taner birdenbire televizyonda kardeşinin fotoğrafını gördü. Kardeşi Serap Özşahin uçağın iki hostesinden biriydi. 20 yaşındaydı. O gün aslında uçuşu yoktu ama uçakta görevli olan hostes gelemeyince son saniyede görevlendirilmişti. Gazeteci Eylem Türk’ün Bursa uçağı kazasına ilişkin olarak 2011’de yayımlanan “Beklerken” adlı kitabında Taner o geceyi şöyle anlatıyordu: “Bir an var, hatırlıyorum, ev haliyle sokaklarda koşuyordum. Arkamdan arkadaşlarım adımı bağırıyorlar. Ben koşarak havaalanına gidiyorum.” Sonra kendini fırtınanın arasında, kıyafetleriyle denize girerken bulmuştu. “Serap! Serap!” diye bağırarak karanlık sularda kardeşini aradığını söylüyordu. Annesi yedi yıl boyunca pencere kenarından kalkmadı. Kızının geri dönmesini bekledi. “Hepimiz hastalandık,” diyordu Seyyal Taner yıllar sonra yaptığı bu açıklamalarında. “Hala da sağlıklı değiliz. Kardeşimin bir mezarı bile yok.”

Nedim Kuru

“Bir mezarı bile yok”

Uçaktaki bir başka yolcu da Fatih Terim’in kayınpederi Kamuran Aksu’ydu. Henüz otuz dört yaşındaydı. Arkadaşları ölümünün bir şaka olduğunu düşünerek “Kamuran çok iyi yüzücüydü, yüzerek geri dönecek” umuduyla onu senelerce beklediler. En yakın dostları yıllar boyunca her 30 Ocak’ta Ambarlı sahiline gittiler. Aksu’nun en sevdiği çiçek olan ve kızına da isim olarak verdiği fulya çiçeklerini, bir şişe viskiyi ve bir kadehi her anmada denize bıraktılar. Fulya Terim babasını yitirdiğinde on beş yaşındaydı. Kazadan tam 30 yıl sonra verdiği gazete ilanında babasına şöyle seslenmişti: “Bir mezarı bile yok… Sadece babamın değil, o kazada kaybettiğimiz kimsenin mezarı yok… Sevgili babacığım, hayallerini kurduğun her şeyi gerçekleştirmek için büyük mücadeleler verdim ve başardım. Çok şükür isteklerinin tümü gerçekleşti. Bunu babama duyurmak istedim. Bu bir ilan değil, babama mektup.”

5 uçağın 5’i de düştü

Bursa uçağı, havacılık tarihinde nadir görülen bir kara talih silsilesinin halkalarından biriydi aslında. THY 1973 yılında Hollanda’dan beş F-28 almıştı ve bu uçakları “Bursa, Van, Sivas, Samsun, Trabzon” olarak isimlendirmişti. Van, 1974 yılında İzmir’de düştü. Bursa, 1975’te Marmara’ya gömüldü. 1979’a gelindiğinde Trabzon Ankara’da kaza geçirdi. Bunun üzerine THY kalan iki uçağı da elinden çıkardı ama “uğursuzluk” sürüyordu: Sivas adlı uçak 1989’da Kanada’da, Samsun adlı uçak ise 1994’te İran’da düştü. Beş uçağın beşinin akıbeti de kaza oldu. Türk havacılık tarihi uzmanlarından araştırmacı yazar Stuart Kline, Bursa uçağının düşüşü ile ilgili yanıtlanmamış bir sürü soru olduğunu söylüyor: “Alanda kaç jeneratör vardı? Kaç tanesi çalışıyordu? Bu jeneratörlerin verdiği elektrik yeterli miydi? Bant kayıtlarında çok normal bir ses tonuyla cereyan eden konuşmalar bulunuyor. Pilotta bir heyecan belirtisi yok. THY’nin o dönemki belgelerinde kazanın durumu ‘Bazı ceset ve uçak parçaları Marmara Denizi’nin güney sahillerinde bulunmuş fakat ana enkaz yeri bulunamamıştır. Kazanın hakiki sebebi tespit edilememiştir’ şeklinde geçiyor. Aradan 51 yıl geçti ama hala kazayla ilgili hiçbir resmi açıklama yapılmadı. Soruların hiçbirine cevap verilmedi. Kaza nedenleri büyük ölçüde teoriden öteye gitmiyor. Belki de gerçeği hiçbir zaman bilemeyeceğiz.”

22 saniye uzun süre

Bursa uçağı kazasını bir de 55 yıldır gazetecilik yapan Özkan Altıntaş’a sorduk. Altıntaş, 1971-1978 yılları arasında Yeşilköy Havalimanı’nda muhabirlik yapıyordu. Altıntaş sözlerine “Kazayla birlikte aileler havalimanına akın etti” diyerek başlıyor ve şöyle devam ediyor: “Her gün havalimanına geldiler. Havalimanı meydanında yatanlar bile oldu. Bir ümitle bekliyorlardı. Çünkü başlangıçta hücumbotlar, tekneler, gemiler açılıp havalimanına rapor veriyordu. THY’nin kaza sonrası kurduğu bir büro da insanları rapor aldıkça bilgilendiriyordu. Bir noktadan sonra ‘Bari bedenlerini bulsunlar’ demeye başladılar. Doğruyu söylemek gerekirse Fokker F-28’ler iyi imal edilmiş uçaklar değildi. Kanatları buzlanmaya müsaitti. Bursa uçağının düşüşünde de en çok dile getirilen görüş bu. Türkiye’nin aldığı 5 uçaktan 5’inin de düşmesi akıl almaz bir olay. Öte yandan F-28’ler 1967-1987 yılları arasında 241 adet imal edildi. Bunların dörtte biri kaza geçirdi. Elektrik konusuna gelince, havalimanında otomatik jeneratör olmadığı söyleniyor fakat vardı. Ama bu jeneratör 22 saniyede devreye giriyordu. 22 saniye çok uzun bir süre. 2 saniye içinde devreye giren jeneratörler vardı ama havalimanına bunlardan alınmamıştı. Bir diğer ilginç yanı, kaza sonrası Hollanda Prensi Bernhard’ın Türkiye’ye yaptığı ziyaret…”

Özkan Altıntaş

Örtbas edildi

Altıntaş bu ziyareti niçin ilginç buluyor derseniz, o sorunun yanıtı da Stuart Kline’da. Kline, Prens Bernhard’ın Fokker şirketinin ortaklarından biri olduğunu söyleyerek ekliyor: “Prens Bernhard aynı zamanda Bilderberg toplantılarının kurucularından biri. 1954’ten beri yılda bir kez düzenlenen bu toplantılara ticaret, basın, politika, akademi gibi alanlarda dünya çapında etkili isimler davet edilir. Türkiye bu toplantılara şimdiye dek üç kez ev sahipliği yaptı. Bunlardan biri, kazadan yalnız üç ay sonra Çeşme’de gerçekleştirildi. Hollanda’nın kaza sonrasında sus payı olarak Türkiye’ye bir miktar para verdiği çok dile getirilen bir iddia. Bazı iddialara göre arama çalışmalarının Bilderberg’den bir ay önce sonlandırılması ve uçağın kara kutusunun hala suyun altında bırakılması da prensin şirketinin zarar görmemesi için yapılmış şeyler. Türkiye’nin arama kurtarma çalışmalarını sürdürecek kaynağının tükendiği, Fokker’a başvurunca bu teklifin reddedildiği, hayatını kaybedenlerin yakınlarına verilecek tazminatlarda şirketin destek olacağını vaat etmesiyle kazanın örtbas edildiği de söyleniyor.”

Hâlâ bir anıt yok

Kazanın üzerinden 51 yıl geçti. Uçağın kara kutusu ve yaşamını yitirenlerin bedenleri hala denizin dibinde. Ölenlerin yakınlarının tek isteği bir anıt mezardı. 1974 yılında Paris-Londra seferi yaparken Paris’e yaklaşık bir saatlik mesafede düşen THY uçağının anısına Fransızların diktiği abide, Ermenonville Ormanı’nda hala duruyor. Türkiye topraklarında düşen Bursa uçağı için bunca yıl sonra hala bir çakıl taşı dahi dikilmiş değil. (Oksijen’in notu: Kazada yaşamını yitirenlerin ailelerine de ulaşıp konuşmak istedik ama hadise onlara acı verdiğinden konuşamayacaklarını üzülerek belirttiler.)