Tutuklandıktan sonra görevinden uzaklaştırılan eski İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da aralarında olduğu 77'si tutuklu 414 sanığın yargılandığı İBB davasının dokuzuncu haftası davanın 32. celsesiyle devam ediyor.
İlk duruşma 9 Mart Pazartesi günü görüldü. Davanın ilk duruşmasından bugüne kadar 37 kişinin savunması alındı. Cuma günü duruşma görülmezken duruşmalara haftanın 4 günü devam ediliyor.
İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti, tutuklu sanıklar Emrah Yüksel, İsmet Korkmaz, Mehmet Çağlar Kuru, Ulaş Yılmaz, Yusuf Utku Şahin, Çağlar Türkmen, Adem Soytekin, Seyhan Özcan, Nuri Cem Ceylan, Esma Bayrak, Murat Keleş, Fatih Özçelik, İsmail Akkaya, Harun Cengiz Beğenmez, Mehmet Kaya hakkında tahliye kararı verdi.
Tahliye kararının ardından İmamoğlu, duruşma salonundan ayrılırken "Çok güçlü olun, pazartesi yeni bir gün başlayacak, bu sabahtan daha güçlüyüz" ifadelerini kullandı.
"Adem Soytekin bizim sıramızı alarak tahliye oldu"
Turgay Tokdemir'in savunmasının ardından hem Hasan Tahsin Sönmez'in hem de Tugay Tokdemir'in avukatı olan Halil Bostancı söz aldı.
Bostancı savunmasında şunları söyledi:
"Sayın Başkan, Sayın Heyet, sayın iddia makamı; gerek Hasan Tahsin Sönmez'e, müdafii bulunduğum Hasan Tahsin Sönmez ve Turgay Tokdemir'e isnat edilen suç, suç örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etme ve sahte fatura düzenleyerek örgütün para aklamasını sağlama şeklinde, yani 59 numaralı eylem kapsamında ileri sürülen suçlamadır. Şimdi öncelikle bu örgüte yardım konusunu ele almak istiyorum. Örgüte yardımla ilgili müsaade ederseniz bir anekdotla başlamam gerekiyor. Birkaç gün önce burada Adem Soytekin dinlendi ve sayın iddia makamı, Adem Soytekin'e şöyle bir soru yöneltti. Hepimiz bunu hatırlıyoruz, hatta burada okumak istiyorum, kayda bu şekilde geçsin: "Ekrem İmamoğlu tarafından Beylikdüzü Belediye Başkanlığı süresince başlayan, öncelikli hedef olarak İBB Başkanlığı, sonrasında da Cumhurbaşkanlığı için gerekli sermayeyi toplamak amacıyla kurulan, Beylikdüzü'nde temelleri atılıp İstanbul'un tamamına yayılan çıkar amaçlı suç örgütünün tüm yapısı ve faaliyetleri hakkında bildiğin, gördüğün ve dahil olduğun tüm olayları anlatarak etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak istiyorum Bu konuyu açar mısınız? Bu konuyu detaylandırır mısınız?" dedi sayın iddia makamı.
Sanık Adem Soytekin (ki bizim savunma sıramızı alarak tahliye oldu, onu da parantez içinde belirtiyorum yoksa biz tutuk incelemesine savunmamızı vermiş olarak girecektik, bunun da durumu etkileyeceğini düşünmekteyim neyse, kaldığım yerden devam ediyorum parantezi kapattım), Adem Soytekin bu soruya şöyle cevap verdi: "Ya bu bir şablon soru şablon, ben nereden bileyim örgüt 2014 yılında kurulmuş da daha sonra genişlemiş, bunları ben nereden bileyim?" dedi. Şimdi Sayın Başkanım, Sayın Heyet ve sayın iddia makamı şunu çok ciddi bir şekilde soruyorum. 30 eylemden yargılanan, 30 civarında eylemden yargılanan (yargılandığınız eylem sayısını tam bilmiyorum), 400 yıl civarında hapis istenen ve örgütün (iddia konusu örgütün) önde gelen kadrolarından olduğu kabul edilen kişi bu cevabı veriyorsa; "Ya ben nereden bileyim 2014 yılında Ekrem İmamoğlu aday olacaktı da Beylikdüzü'nde seçilecekti de daha sonra Büyükşehir Belediyesi seçilecekti, bunları ben nereden bileyim?" dedi, verdiği cevap bu. Şimdi ben soruyorum, Cebeci Köyü'nde bulunan ilkokul mezunu Turgay Tokdemir, eğer ortada bir İmamoğlu örgütü varsa (Sayın İmamoğlu siz bundan alınmayın lütfen), böyle bir örgüt varsa bunu nereden bilecek? Böyle bir örgüte yardım edecek de bilerek ve isteyerek üstelik.
Yani iddia bu kadar sert bir iddiayla üzerimize geliniyor ve bundan dolayı da tutuklu her iki müvekkilim. Ne Hasan Tahsin Sönmez'in böyle bir örgütün varlığını bilme imkanı var ne Turgay Tokdemir'in böyle bir örgütün varlığını bilme imkanı var. Dolayısıyla bu örgüte yardım iradeleri asla oluşamaz. Haliyle "bilerek ve isteyerek" iddiası arkası tamamen dayanaksız olsa bile son derece sert bir iddiadır ve bu tür bir iddia dayanaksız bir şekilde bir hukuk makamı tarafından ileri sürülmüş olmamalıydı. Bu iki müvekkilimle ilgili örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme hususunda şu ana kadar, şimdiye kadar yapılan yargılamada ve yapabildiğimiz (dosya bu kabarık dosyada yapabildiğimiz) incelemede hiç kimse şey iddiasında bulunamadı, hiçbir delil elde edilemedi. Yani gösterilen bir dayanak oluşturulamadı. Gösterilen dayanak bu sahte fatura konusudur, ona geleceğim; ama örgüte bilerek ve isteyerek yardım iddiası tamamen yersiz, boş ve temelsizdir. Bu nedenle müvekkillerimin bu suçtan serbest bırakılmalarını en son söyleyeceğim ama yani bu iddianın kaldırılmasını talep ediyorum müvekkillerim üzerinden.
Bu sahte fatura konusuna gelince; bu sahte fatura konusunu Şükrü Kaynar isimli bir tanık söylemiş, demiş ki işte bu şirketin sahibi (yani Sönmez Su şirketinin sahibi) Turgay gözükse de esasen Hasan'ındır, Hasan Sönmez'indir demiş (ismini de eksik veya yanlış söylemiş). Böyle bir iddiada bulunmuş, "o firma zaten" demiş "sahte fatura işi yapar" demiş. Şimdi bu iddia Şükrü Kaynar yönünden bu merkezde. Bu konuda başka bir iddia ileri süren Cem Çelik ise şöyle bir şey söylüyor: Diyor ki; bize firmamızın, yani kendisi Kuzey Cebeci, Kuzey İstanbul Modern şirketinde Mali Müşavir konumunda olduğu için, üst düzey görevli olduğu için şirketi çok bilimiyor. Ama 'Bu şirketle ilgili yaptığımız işin hacmi bu kadar olmayabilir' diyor, bir tahminde bulunuyor. Şimdi iki firma arasında ticari ilişkinin varlığı konusunda bir tereddüt yok. Zaten Cem Çelik de 'Bu ticari faaliyet hiç olmamıştır' demiyor. Sadece diyor ki; 'Bu faaliyetin hacmi bu çapta olmayabilir.' Bunu da ne zaman söylüyor? Şirkete kayyum atandıktan sonra. Her iki şirkete de kayyum, şirkette şu anda kayyumda ve her iki şirket de şu anda ticari faaliyete devam ediyorlar.
Yani sanki bu Turgay (Tokdemir) tutuklanmamış, sanki bu işten Hasan tutuklanmamış gibi ticari faaliyetler yine devam ediyor, kayyumlar yönetiyor. Bu sefer Murat Gülibrahimoğlu yok, Turgay Tokdemir yok ama kayyumlar hiçbir şey değişmemiş olarak aynı faaliyeti sürdürüyorlar. Geçen gün bir meslektaşımız burada söylemişti; demişti ki 'Ben Cebeciköy tarafından geliyorum' -biz oraya köy diyoruz Sayın Başkanım, eskiden köy olduğu için o mahalle olarak geçiyor resmen ama- 'Ben Cebeciköy tarafından geliyorum, şu anda kamyonlar hala orada vızır vızır çalışıyorlar ve hafriyat döküyorlar' dedi. Doğru, biz de görüyoruz. Yani sanki ortada şey vardı da, nasıl telaffuz edeyim, büyük bir gizlilikle yürütülen bir döküm faaliyeti vardı da bunun önü ayağı kesildi gibi bir imaj yaratılıyor. Oysa az önce Hasan Tahsin Sönmez’in söylediği gibi; burada 50 yıldır gerek yasal gerekse kaçak döküm hep vardı, hala da aynı şekilde, belki o kısmını bilemiyorum, devam ediyor. Yani burada bir döküm sahası olarak burası hala devam ediyor.
Şimdi gelelim şeye, bu sahte fatura kısmına. Yani buraya gelmiştik ama devam edelim sahte fatura kısmına. Bu Murat Gülibrahimoğlu’nun temsilcisi olduğu İstanbul Modern (Kuzey İstanbul Modern) şirketi ile müvekkilim Turgay Tokdemir’in temsilcisi olduğu şirket (Sönmez su) arasında bu ticari faaliyetin çapıyla ilgili bu zamana kadar yapılmış bir araştırma, inceleme yok. İddianamede de var, diğer belgelerde de var; söylenen şu kadar. Deniyor ki; Vergi Kaçakçılığı Denetim Daire Başkanlığı'na geçici ön rapora göre, Turgay Tokdemir’in temsilcisi olduğu Sönmez su firmasıyla ilgili 2022 ve öncesi yıllara ilişkin bir inceleme başlatıldığı, henüz sonuçlanmadığı söyleniyor. Sonuçlansa herhalde bilirdik. Yani dosyaya girerdi en azından, şu ana kadar dosyaya giren bir şey yok. 2023 ve sonraki yıllar için de bir inceleme yapılması gerektiği soruşturma aşamasında talep edilmiş. Bu konuda bir talepte bulunulması gerektiği de yazılı şeyde.
Bu belirttiğim son iki hususun bir tek anlamı var: Ortada ne bir rapor var, ne bir belge var, ne bir vergi tekniği incelemesi yapılmış, ne bir vergi suçu oluşturulmuş ama denmiş ki; 'Bu iki firma arasındaki ticari faaliyet hacminden daha büyük gösterilmiş ve sahte fatura var' denilmiş, iddia edilmiş. Şimdi ya olabilir de, yani biz şunu söylemiyoruz hani mutlaka böyledir veya değildir demiyoruz ama ortada bunu destekleyen bir veri yok. Haliyle bu veri olmadan bu insanların tutuklu kalmasının hukukta bir karşılığı yok Sayın Başkan. Dolayısıyla şimdiye kadar tahliye edilmiş olmaları gerekirdi. Haksız yere yatıyorlar. Anayasa 19. maddesine, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 5. maddesine aykırı şekilde özgürlük ve güvenlik hakları ihlal ediliyor. Bundan dolayı bence bu oturum sonunda da talebim vardır; bu iki kişinin özel durumu da gözetilerek haklarında bir tutuk incelemesi yapılmasını talep ediyorum.
Bunun dışında ekleyeceğim hususlara bakacak olursak; şimdi sahte fatura olayında biraz önce Turgay Tokdemir izah etmeye çalıştı. Aynı soruları Sayın Savcımın sorduğu soruları ben de sordum kendisine görüşmelerimizde. Dedim ki; 'Ya bak 2022 yılında bu kadar bir hacminiz var, 2023 yılında biraz artmış, 2024 yılında artmış... Bunlar' dedim, 'nasıl alışverişlerdir?' Burada işte yarım yamalak anlatmaya çalıştı. Bu bölgede, biraz önce meslektaşların sorduklarında da anlaşıldı, bu bölgede yani Cebeci maden sahası bölgesinde çok büyük bir ıslah çalışması var. Yani orayı maden şirketleri, biraz önce Hasan Tahsin’in bahsettiği 16 tane maden şirketleri oraları mahvettiler. 20, 30, 40, 50 yıl boyunca mahvettiler. Haliyle buralar artık ıslah edilmek zorunda kalındığı için bu proje yapıldı 2022 yılında. Ve ondan sonra zaten ıslah projesi başladı. Yapılan dolgu malzemesi alımları, yani Gülibrahimoğlu’nun şirketine satılan dolgu malzemeleri; çeşitli kum, işte diğer mıcır, üst yüzey satıhlara serilen malzemeler... Neyse bunlar zaten bu sebeple yapıldı ve proje hızlandırıldığı için rakamlar yükseldi. Yani Sayın Savcıma hak vermiyor değilim; yani 2022 yılında 48 milyonken 2023’te 1 milyar olmuş, 2024’te yine 1 milyar seyretmiş. Tamam doğru, bu kadar faaliyet var. Sayın müvekkilimin bana aktardığını söyleyeyim size; dedi ki 'Bu rakamlar bu işler için küçük rakamlardır.' Yani sizlere büyük rakamlar olarak görünebilir ama hafriyat işleri gündeme geldiğinde bu rakamlar küçük rakamlar dedi.
Zaten müvekkillerim, kâr marjlarının çok düşük olduğunu ve küçük farklarla çalıştıklarını, dolayısıyla "bu paraları kazanıp yolsuzluk yapmışız" gibi bir imajın oluşmaması gerektiğini özellikle izah ettiler. Kendisi ilkokul mezunudur; burada kendisini ne kadar ifade edebildiğini gördünüz, ben onun adına bu durumu anlatmaya çalışıyorum. Şeye gelince; bu rakamların yanında Sayın Savcım'ın eksik bıraktığı bir husus var: 102 milyon TL'lik bir çek tahsilatı mevcuttur. Bu çek tahsilatının yapılması bir suçun delili gibi gösterilmiş; oysa iki şirket arasındaki ticari faaliyetin ödemesi zaman zaman nakit yapılabilecekken, bazen de çek olarak yapılabilir. Bu, ticari hayatın olağan akışından ibarettir, başka bir anlamı yoktur. Sayın Başkanım, Sayın Heyet; size bir dosya verdim, üzerinde zaten bir sayfalık özeti mevcuttur. Bu şirket, geçen yılın Mayıs ayı itibariyle kayyum atanması nedeniyle konkordato başvurusu yapmak zorunda kaldı. Bu dönemde alınmış bir "makul güvence raporu" bulunmaktadır. Bu rapora göre şirketin 2025 Mayıs ayındaki aktif mal varlığı —yani bütün borçlar ve yükümlülükler düşüldükten sonra— 23 milyon TL küsur aktif fazlasına sahiptir.
Yine İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesinde görülmekte olan 2025/36019 esas sayılı dava dosyasında sunulan bilirkişi raporu mevcuttur. Bu raporu biz yaptırmış değiliz; mahkemenin tayin ettiği bilirkişi heyeti hazırlamıştır. Tüm malzemelerin, kamyonların, dorselerin ve araçların tespitini hem güncel rayiç değer hem de kayıtlı değer üzerinden hesaplayarak raporunu sunmuştur. Şirketin 06.06.2025 tarihi itibariyle 149.674.000 TL araç ve mal varlığı bulunmaktadır. Sayın Başkanım, bu tablo bir sahte fatura iddiasıyla örtüşmemektedir. Sahte fatura işi yapan bir şirket —ki hepimiz bu memlekette nelerin olduğunu biliyoruz— neden elinde kum, çakıl, kamyon, dorse ve araç bulundursun? Neden 150 milyon TL'lik mal varlığı tutsun? Bunlar hâlâ durmaktadır. Ticari faaliyet devam ettiği için bu rakamlar, tutuklamaya yakın bir tarihteki rapordan alınmıştır. Haliyle sahte fatura iddiası gerçeklikle, şirketin iç yapısıyla ve sermaye yapısıyla uyuşmamaktadır.
Artık müvekkillerime isnat edilecek bir suç kalmamıştır. Her ikisi yönünden de söylüyorum: Hasan Taci Sönmez’in zaten şirketle hiçbir alakası yoktur. Hasan Taci Sönmez size söylemeyi unuttu; "Bana bu şirketi versinler, 150 milyon TL'lik mal varlığı için cezasını da yatarım, malını da alırım" diyordu, size söyleyemedi ama durum budur. Saat de ilerliyor, bitirmek istiyorum. Sayın Başkanım, Sayın Üyeler; bir tefrik talebim var. Bu konunun geçildiğini biliyorum, belki bana kızacaksınız ama bu iki müvekkilin durumu o kadar bariz ki, bu dosyada olmalarına gerek yoktur. Bu nedenle tefrik hususunu yeniden değerlendirmenizi talep ediyorum. İkinci olarak, mevcut delil durumu ortadan kalktığı için yeni bir inceleme günü beklenmeksizin tahliye edilmelerini talep ediyorum. Son olarak müvekkillerimin izniyle şunu söylüyorum: Şu anda hiçbir suç delili yoktur. "Bizi tahliye etsinler; eğer ki sahte fatura raporları gelirse tekrar tutuklasınlar" diyorlar. Bizim de talebimiz bu; müvekkillerimizi tahliye ediniz."
Mahkeme başkanı duruşmayı bitirdi. İBB Davası 33. günde Volkan Ateş'in savunmasıyla devam edecek.
"Akrabalarım, komşularım, her şeyim araştırılsın, benden bir iğne bile düşmedi"
Hasan Tahsin Sönmez’in avukatı Serhat Aydoğan’ın tahliye talebinden sonra bir diğer tutuklu sanık Turgay Tokdemir’in savunması başladı.
Tokdemir savunmasında şunları söyledi:
"Sayın Başkanım, Sayın Heyet, Sayın Savcım öncelikle kolaylıklar dilerim. Sayın Başkan ben Sönmez Su İnşaat firmasının sahibiyim. Hakkımda sahte fatura düzenlemeyle alakalı suçlama bulunmaktadır. Bu sebeple tutuklandım. Şirketimle alakalı vergi incelemeleri bulunmaktadır fakat tespit edilmiş herhangi bir vergi raporu bulunmamaktadır. Tanımadığım bir kişinin benimle alakalı bir iddiası bulunmaktadır. Kişinin ismini iddianamede gördüğüm kadarıyla Şükrü Kaynar’dır. Hiç hayatımda görmediğim, duymadığım, ismini bile duymadığım kişidir kendisi. Üç senedir şirketimi inceleyen vergi memurları bir tespit olmamasına rağmen bu kişi sahte fatura düzenlediğimi kanısına nereden varmıştır? Ben bunu bilmemekteyim. Benden sahte fatura işi yapıyor diyorlar. Benim kime borcum var? Zaten 150 milyonluk malım var. Böyle sahte fatura işi yapan bir insanın mal varlığı olur mu? Akrabalarım da araştırılsın, bütün her şeyim, bütün komşularım da araştırılsın benden bir iğne bile düşmedi. Akrabalarımda da yok hiçbir şey de yok. Bütün mal varlığım şirketimin üstünde. Burada da bir ayrımı yapalım efendim; Hasan Tahsin Sönmez benim kuzenimdir. Benim şirketimin ismi de Sönmez olduğu için burada karıştırılıyor. Benim sebebimle de hemen hemen bir senedir yatıyor. Suçsuz yere bir senedir tutuklu yatmaktayım. Tahliyemi ve beraatımı istiyorum efendim. Ben efendim ilk savunmamı da sizin karşınızda yapıyorum. Herhangi bir savcıyla tam bir savunma yapmadım.
Savcı: Turgay Bey, bu Sönmez İnşaat Madencilik Ltd. Şirketi'nin faaliyet alanı nedir acaba? Hangi işlemle meşgul?
Turgay Tokdemir: Efendim nakliye, kum, mıcır, çakıl.
Savcı: Şirketin yıllık cirosu ne kadar acaba?
Turgay Tokdemir: Yıllık cirosu 1 milyar, 2 milyar civarında.
Savcı: Şimdi vergi inceleme raporu var. Raporda 2022 yılında 8 milyon TL alış, 9.5 milyon TL satış faturaları var. 2023 yılında 1 milyar TL alış, 72 milyon TL satış; 2024 yılında 1.2 milyar alış, 86 milyon TL satış gibi rakamlar var. Şirkette 2022 yılında ilişkili sahte belge incelemesi şeklinde.
Turgay Tokdemir: Şirket incelemeleri vardır efendim, onu beyan ettim.
Savcı: O da satışlarla ilgili 2023 yılında 1 milyar TL, 72 milyon TL satış vesaire.
Turgay Tokdemir: Ben Kuzey İstanbul’da çalışıyordum. Kuzey İstanbul’da çalışıyordum. Buraya dolgu malzemesi getirerek, kum alarak, mıcır alarak bu şirketi...
Savcı: Ne kadarlık bir satış yaptınız Kuzey İstanbul’a bu süreçte?
Turgay Tokdemir: Efendim binlerce kamyon. Nakliyecilerim vardı, kendi araçlarım vardı, ekipmanlarım vardı. Binlerce kamyon getirdiler efendim.
Savcı: Binlerce kamyon ne? İçerik ne tam olarak?
Turgay Tokdemir: Portakal gibi taşlar, karpuz gibi büyüklükte taşlar. Bunlar yol düzenleme, ondan sonra hafriyatın çöktüğü yerlere dolgu malzemesi. Bu şekilde.
Savcı: Kaç yıl çalıştınız Kuzey İstanbul’da?
Turgay Tokdemir: Efendim 2022’den bu yıla kadar çalışıyorduk, yani bir sene öncesine kadar. Kayyum atanmadan önce çalışıyorduk efendim.
Savcı: Peki bu binlerce kamyonluk sevkiyattan bahsediyorsunuz. Bununla ilgili sevk irsaliyesi vesaire fatura?
Turgay Tokdemir: Hepsi mevcuttur efendim. Vergi memurları zaten gerektiğinde, istenildiği zaman veriliyor efendim bunlar. Binlerce fatura, irsaliye bulunmaktadır bizde. İstedikçe vereceğiz efendim.
Savcı: Şirkette tamamen size ait, doğru mu?
Turgay Tokdemir: Evet doğrudur efendim.
Savcı: Herhangi bir ortak, gizli ortak vesaire?
Turgay Tokdemir: Kimse yok efendim. Tek malın sahibi benim."
"Buraya 40 yıldan beri döküm yapılıyor"
Fatih Keleş'in avukatı Nergis İnce, Volkan Ateş'in avukatı Oğuz Can Bahar ve Murat Gülibrahimoğlu'nun avukatı Abdullah Kaya ise Hasan Tahsin Sönmez'e şunları sordu:
Avukat Nergis İnce: Hasan Tahsin Bey, geçmiş olsun. Bu 20 Mayıs tarihinde tanık olarak ifade verdiğiniz görülüyor savcılıkta.
Hasan Tahsin: Evet.
Avukat Nergis İnce: Tanık olarak nasıl çağırıldınız? Size bir davetiye mi geldi, usulü nasıl oldu? Ya da sizin bilginizden veya tanıklık yapabileceğiniz hususundan neden bir kanıya vardığını biliyor musunuz?
Hasan Tahsin: Ben neden bir kanıya vardığını bilmiyordum ama telefonla arandım. Cumhuriyet Başsavcılığı'ndan aradılar, bilgi amaçlı. Ben öyle tahmin ediyorum ki akrabalarım ve buradaki arazilerle alakalı Murat Gülibrahimoğlu ile görüştüğümden dolayı yapılan incelemelerde benim adım geçmiş. Nasıl geçtiğini de bilmiyorum. Beni çağırdılar; buradaki arazilerle, yerlerle alakalı bilgime başvurdular. Ben de anlattıklarımı anlattım, dosyada da mevcuttur zaten.
Avukat Nergis İnce: Az önce avukatınızın sorusuna cevap verirken "MAPEG isimli şirket" diye bir ifade kullandınız. MAPEG’in Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü olduğunu ve Bakanlığa bağlı olduğunu biliyor muydunuz?
Hasan Tahsin: Evet, biliyorum.
Avukat Nergis İnce: Dolayısıyla bu proje başladığında bunun bir devlet projesi olduğunu biliyor muydunuz?
Hasan Tahsin: Yani tapularımızın üzerinde şerh olduğundan dolayı biz soruşturduk. Soruşturmaların sonucunda maden sahası ilan edildiğini, bunun Enerji ve Tabii Kaynaklar'ın bir kurumu olduğunu öğrenmiştik.
Avukat Nergis İnce: Cebeci köyünden olduğunuz için bu soruyu sormak istiyorum: 2018 senesinde burada çok fazla ruhsat sahibi olduğunu ve bunların arasında problemler olduğunu söylediniz.
Hasan Tahsin: Evet.
Avukat Nergis İnce: Bu ruhsat sahiplerinin nasıl problemleri vardı? Orada neler yaşanırdı? Bölgede bir çevre kirliliği var mıydı? İş kazaları yaşanır mıydı? Suç işlenir miydi? Oradan olduğunuz için çok iyi bildiğinizi öngörüyorum. Çünkü Cebecik köyünün o dönemde yaptığı çeşitli basın açıklamaları da var; internete yansıyan, sosyal medyaya yansıyan... 2018 döneminde bu ruhsat sahiplerinin kendi aralarında yaşadıkları problemler nelerdir ve bölge nasıldı?
Hasan Tahsin: Her sene mutlaka bir taş ocağında ölüm olurdu. İş kazaları mutlaka oluyordu. Her sene kendi aralarında mutlaka kavgalar yaparlardı; sınır kavgaları... İşte daha kaçak hafriyat dökümleri oluyordu bu bölgede 2018 yılından önce. Dereye pisliklerini akıtırlardı. Köyün içinden, yaşam yerlerimizin içerisinden hafriyat kamyonları, mıcır kamyonları geçerdi; kötü bir durumdaydı burası.
Avukat Nergis İnce: Buranın içerisinde sanırım sizin bir arsanız mı var? Buraya yakın mı, sınırda mı?
Hasan Tahsin: Biz burada, dediğim gibi, 100 yıldır yaşayan bir aileyiz. Bizim tapulu arazilerimiz var buranın içerisinde.
Avukat Nergis İnce: Bir de Adem Başer'in ifadesinde de geçmişti: İşgalli yerler olduğu, bunlar için Sultangazi Belediyesi ile birlikte orada çalışma yapıldığı, Murat Gülibrahimoğlu'nun da burada yer sahiplerine paralar ödeyerek bunların tahliyesini sağladığı gibi bir durum konuşulmuştu. Bununla ilgili bir bilginiz var mı? Buranın içerisinde işgalci ya da işte gecekondu diyebileceğimiz yerler var mıydı? Sultangazi Belediyesi'nin veya bu Kuzey grubunun, Murat Gülibrahimoğlu'nun bununla ilgili bir faaliyeti oldu mu?
Hasan Tahsin: Yani gecekonducular vardı; siz işgalci diyorsunuz, biz gecekonducu diyoruz. Burada 100 gecekondu vardı. Bunların hepsi de 50 yıllık, 60 yıllık gecekondular; peki, daha eskisi bile vardır. Bu gecekondular maden sahasının içinde kaldığı için Murat Gülibrahimoğlu gelip bu gecekondularla anlaşıp hepsine bir şekilde para verip veya daire alıp buradan çıkardı. Ben biliyorum, bir de şahit oldum.
Avukat Nergis İnce: Sultangazi Belediyesi'nde bununla ilgili bir birim kuruldu mu ya da orada Sultangazi Belediyesi'nin bir çalışması oldu mu? Haberdarsanız eğer, bilginiz varsa...
Hasan Tahsin: Evet, o konuyla alakalı bilgi sahibi değilim, bilmiyorum.
Volkan Ateş avukatı Oğuz Can Bahar soruyor
Avukat Oğuz Can Bahar: Az evvel vermiş olduğunuz cevaba istinaden bir soru sorma ihtiyacı duydum. Dediniz ki; Murat Gülibrahimoğlu’ndan önce, bu sahayı işletmesini, işletme ruhsatını almadan önce de bu sahada birçok firma vardı, aralarında nizalar dahi oluşuyordu ve buraya döküm de yapılıyordu dediniz. Hangi yıldan beri bu sahaya döküm yapılıyor efendim?
Hasan Tahsin Sönmez: Buraya 40 yıldan beri döküm yapılıyor efendim. Yani 8 bin dönüm bir araziden bahsediyoruz. Ben kendimi bildim bileli, çocukluğumdan beri bu bölgede; Habibler tarafı var, Gazi tarafı var, bizim Cebeci tarafı var... Yani ben kendimi bildim bileli bu bölgelere kaçak göçek de dökülüyordu yani. Ha böyle binlerce kamyon, on binlerce kamyon olarak değil ama devamlı kaçak döküm dökülüyordu bu bölgeye.
Avukat Oğuz Can Bahar: Öngörünüz nedir yani; hangi yoğunlukta kamyonlar geliyordu? İlk zamanlar yani 'yerleşim yerlerinin içerisinden geçiyordu' dediniz kamyonlar...
Hasan Tahsin Sönmez: Bizim olduğumuz yerde yerleşim yerinin içerisinden geçiyordu, diğer yerlerde yerleşim yerinin dışında olan yerler de vardı. Ha, önceden kontrol altında değil miydi? Yani Murat Bey işletmeyi devraldıktan sonra bir kontrol oldu orada. Daha önce taş ocakçıları, 16 tane taş ocakçısı kendisi olduğundan dolayı kendileri de yapıyorlardı. Yani onlar kendi kontrollerinde döküm yapabiliyorlardı.
Murat Gülibrahimoğlu avukatı Abdullah Kaya soruyor
Avukat Abdullah Kaya: Biraz önceki meslektaşımın sorusuna binaen verdiğiniz cevaba istinaden bu soruyu soruyorum. Murat Gülibrahimoğlu ile pek geçinemezdim dediniz yanlış anlamadıysam.
Hasan Tahsin Sönmez: Evet, doğrudur.
Avukat Abdullah Kaya: Şimdi iddianame kapsamında Cebeci bölgesinde özellikle bu sahanın faaliyete geçirilmesi sürecinde iddianamede ve bazı sözde tanıkların beyanlarında Murat Gülibrahimoğlu'nun insanları orada tehdit ettiğine ve zorla çıkarttığı şeklinde birtakım iddialar var. Böyle bir şeye şahit oldunuz mu?
Hasan Tahsin Sönmez: Ben, Murat Gülibrahimoğlu'nun hatta bir ifadede de okudum yedi sekiz tane korumayla geziyormuş, işte insanları korkutuyormuş. Ben Murat Gülibrahimoğlu'nun bugüne kadar hiçbir korumayla gezdiğini görmedim. Onlarca defa da burada kendisini gördüm. Kimseyi de zorla yerinden çıkarttığını duymadım da görmedim de. Her geldiğinde de buranın bir maden projesi olduğunu, buranın bu maden ruhsat alanı içerisinde olduğunu, kendisinin de bu projeyi işletmek üzere aldığını, insanlarla da bir şekilde uzlaşarak, anlaşarak, para vererek, kimine yer değiştirerek hepsiyle uzlaşarak, anlaşarak gönderdi.
Abdullah Kaya: Peki aynı sorumu buradaki faaliyet gösteren maden şirketleri, eski maden şirketlerinin hisse alımı konusunda duyumlarınız oldu mu? Bir tehdit edilme veya bizi buradan zorla çıkartıyorlar şeklinde?
Hasan Tahsin Sönmez: Öyle öyle bir duyumum olmadı ama diğer maden şirketleri öyle onun bunun tehdidiyle yerini satacak insanlar değillerdir. Hepsi de kendine göre büyük bir aile, hepsinin de kendine göre İstanbul'da, Türkiye'de isimleri olan insanlar. Öyle onun bunun korkutmasıyla malını satacak adamlar değiller.
"Murat Gülibrahimoğlu ile aramızda sadece çıkar ilişkisi vardı"
Hasan Tahsin Sönmez'in savunmasının ardından avukatı Halil Bostancı müvekkiline şu soruları yöneltti:
Halil Bostancı: Hasan Tahsin Sönmez, şunu sormak istiyorum. 20 Mayıs 2025 tarihli bir ifadeniz var, tanık olarak ifade vermişsiniz. Yani bu soruşturma kapsamında sizi tanık olarak çağırmışlar, bir beyanda bulunmuşsunuz. Şimdi bu beyanda bu Cebeci dosyasının en büyük unsuru diyeyim, Murat Gülibrahimoğlu ile bir tanışıklık şeyiniz var. Ben şimdi o tarihteki ifadede olduğu için özellikle onu sormuyorum, şunu soruyorum. Şimdi iddianamede Murat Gül İbrahimoğlu ile yakın ilişki içinde olduğunuz belirtilmiş. Onun için özellikle bunu sorma ihtiyacı duydum. Murat Gülibrahimoğlu ile ne kadar tanışırsınız? Bir yemeğe, bir işte düğüne, bir gezmeye, seyahate, efendime söyleyeyim gazino hayatı, lüks hayat, pavyon hayatı neyse yani herhangi bir yere gitmişliğiniz var mı? Yani bu anlamda bir arkadaşlık ilişkiniz oldu mu?
Hasan Tahsin Sönmez: Beşinci ayda Cumhuriyet Başsavcılığı beni ifadeye çağırdı Murat Gülibrahimoğlu ile alakalı. Nasıl tanıştığımı sordu. Ben de bu 59. eylemde konu olan Cebeciköyü'nde dediğim gibi yüzyıldır yaşayan bir aileyiz. Burada arazilerimiz var. Benim akrabalarım, ailem, araziler var. Burada 16 tane taş ocağı vardı. 2018 yılında da Murat Gülibrahimoğlu ortada yokken, Ekrem Bey belediye başkanı değilken, 2018 yılında bu ocaklar kapanacak diye bekliyorduk biz, işte arazilerimiz değerlenecek, imar gelecek veya kullanacağız arazilerimizi diye. O ara 2018 yılında birdenbire bu maden sahası biz kapanacak diye beklerken genişletilerek eski arazilerimiz yanında evimizin dibine kadar evimizin olduğu arazi maden sahası ilan edildi. Arazilerimizin üzerine MAPEG denilen şirket şerh koydu. Yani tapularımızın üzerinden bizim haberimiz olmadan maden arama ruhsatı vermiş, arazimize şerh koydu. Bu 16 tane ocak çalışıp bir araya getirip bu çalışmaları devam ettireceklerken kendileri anlaşamadılar. Değişik insanlardı. Hepsi kendi başına bir patrondu. Birbirleriyle anlaşamadıklarından dolayı burası çalışamaz bir hale geldi. Mezbeler bir hal aldı artık. İş yerlerine de gelmemeye başladılar. Çukurlar oluştu, işte çukurlara su doldu. Alkoliklerin, uyuşturucu torbacıların yatağı haline geldi burası.
Sonra 2021 yıllarıydı, kapanmadı kimse, ilgisiz burası böyle boş kaldıktan sonra 2020 mi 21 yıllarıydı, tekrar faaliyete başladı. Çalışmalar başladı bu bölgede. Biz de gidip kim bu diye çalışmaları kim başlattı diye bakmaya gittiğimizde işte burayı Kuzey İstanbul firmasının aldığını, bundan sonra burayı Kuzey İstanbul firmasının çalıştıracağını, buralarda rehabilitasyon projesi yapılacağı söylendi. O zamana kadar Murat Gül İbrahimoğlu ne ismini duydum ne de şirketinin ismini duydum. Tamamen bilmediğim bir adamdı. Bizim arazilerimize kazmaya çalışmaya başlayınca biz bu çalışmaları durdurduk. Sonra bu Murat Gülibrahimoğlu denilen kişi geldi, dedi ki "Ben bu bir devlet projesi, buraları maden sahası ilan edildi. Ben de bu devlet projesinin müteahhidiyim, taşeronuyum. Bundan sonra buraları ben işletip ben çalıştıracağım" dedi. Biz de tapumuzun, tapulu arazilerin anayasal bir hak olduğunu, bizden izinsiz buraları çalıştıramayacağını söyledik. Kendisiyle öyle orada tanıştık.
Kendisiyle ne bugüne kadar bir yemek yemişliğim vardı ne de bir dostluğum vardı ne de bir arkadaşlığım vardı. Hatta birbirimizi çok sevmeyiz. Fakat karşılıklı ilişkiler, çıkarlar, pay durumu olunca, eğer ki kendisiyle anlaşamama durumumuzda ben de iyi biliyorum ki bu Güney Cebeci şirketi ve bu maden sahasının kurulmuş olduğu şirket bu arazilerimizi bizden habersiz dahi kamulaştırma yapabiliyor. Biz de arazilerimizin kamulaştırılmasını istemediğimizden dolayı kendisinin bize teklifleri var. İşte maden sahasının içinde kalan yerleri kiralayıp size kira ödeyeyim, işte evimizin olduğu yer var, işte evinizi oradan kaldırıp aşağıda başka bir arazinizde bir ev yapma izni de size veririm, masraflarını da ben karşılarım dedi. Aramızdaki ilişki sadece buradaki arazilerle alakalı çıkar ilişkisidir. Kendisiyle başka hiçbir ilişkim bulunmamaktadır, hiçbir dostluğum da yok.
"Bir örgütten bahsediyorsak bu Türkiye Cumhuriyetidir"
Hasan Tahsin Sönmez’in avukatı Serhat Aydoğan, müvekkilinin örgütün varlığından dahi haberdar olmadığını ifade etti ve “Karşısında Bakanlık, Valilik ve İBB vardır. Bir örgütten bahsediyorsak bu Türkiye Cumhuriyetidir” dedi.
Aydoğan savunmasına şunları söyledi:
"Başkanım, biz öncelikle şundan bahsetmek istiyoruz. Biz, örgüt üyesi olarak 10 aydır tutuklu bulunmaktayız. Ama geldiğimiz süreçte savcılık tespitinin yanlış olduğunu anlamış olacak ki davayı örgüte yardım etmekten dolayı yürütmektedir. Günün sonunda, yargılama bittiğinde beraat edeceğimizi umut ediyoruz. Şimdi örgüte yardım etmenin unsurlarına baktığımızda … bir tanesi bilmektir. Dolayısıyla örgütün varlığından da haberdar olmak zorunda. Müvekkil gerek oturduğu yer gerekse karşılaştığı insanlar dikkate alındığında; Enerji Bakanlığı, Valilik ve İstanbul Belediyesi'nin olduğu bir güçlüyle karşı karşıya kalmıştır. Dolayısıyla biraz önce Hakan Bey'in bahsettiği gibi, ortada bir örgüt varsa bu örgüt Türkiye Cumhuriyeti örgütüdür. Keza müvekkil böyle bir yerde söz konusu olacaksa buna bilerek ve seve seve yardım etmeye de devam edecektir.
Beyanlarında belirttiği gibi bahsettiğimiz şu: Bir müfteri bir iftira atmış ve bir deli kuyuya bir taş atmış 40 akıllı kuyuya attığı taşı çıkarmaya uğraşıyoruz. Yaptığımız bundan başka da bir şey değildir. Kendi şirketleri söz konusu; Kuzeyin hariç ilişkisi yok. Vekaletname ilişkisi yok, imza ilişkisi yok. Fakat bu beyandan kaynaklı biz 10 aydır burada tutukluyuz. Dosyada bunun haricinde başka hiçbir delil de yok. Son olarak ortaya koyabileceğimiz ya da savunmaya çalışabileceğimiz bir şey yok. Dolayısıyla bizim savunmamız da bu yüzden çok kısa olacaktır. Biz, tutuklu kaldığımız süre de dikkate alınarak tahliyemizi talep ediyoruz."
"Ben diyorum psikoloğa götürelim, iddia makamı diyor hocaya gönderelim"
Müvekkilinin tahliyesini talep eden avukat Ahmet Kurtuluş'un ardından bir diğer tutuklu sanık Hasan Tahsin Sönmez'in savunması başladı. Sönmez, savunmasında şunları söyledi:
"Sayın Başkan, Saygıdeğer Mahkeme Heyeti, Sayın Savcı; benim adım Hasan Tahsin Sönmez. Sultangazi Cebeci köyünde 100 yılı aşkın süredir yaşayan bir ailenin üyesiyim. 15 yaşından beri ticaret ile uğraşıyorum; HTS Global, SVEI Denizcilik ve Sönmez Madeni Yağlar adında üç farklı şirketim mevcuttur. Biraz önce bahsettiğim Cebeci köyü, şu anki dosyada 59. eylemde konu olmuş bölgelerdir. Benim burada bulunma sebebim Şükrü Kaynar isimli bir şahıstır. Bu şahıs; bölgede Murat Gülibrahimoğlu'nun sahte fatura işi yaptığı Sönmez Su İnşaat isimli bir firma olduğunu, bu firmanın sahibinin de Hasan Sönmez olduğunu iddia ettiğinden dolayı karşınızda tutuklu bulunmaktayım. Adı geçen Sönmez Su İnşaat firması kuzenim Turgay Tokdemir'e aittir. Kendisi de bu yalan beyan üzerine tutukludur. Ben bu ifadeyi veren Şükrü Kaynar'ı tanımam; kendisi de beni tanımıyor ki zaten adımı yanlış söylemiştir. Benim adım Hasan Tahsin Sönmez'dir. Aynı şekilde bir de Cem Çelik isimli bir şahıs etkin pişmanlıkta bulunarak iki sefer ifade vermiş; 3. ifadesinde "Sönmez Su İnşaat firmasının temsilcisi Hasan Sönmez'dir" demiştir. Şükrü Kaynar isimli şahsın ifadesinden kopyala-yapıştır yapıldığını düşünüyorum çünkü bu kişi de beni tanımıyor, adımı yanlış söylüyor.
Sayın Başkanım, Mahkeme Heyeti; şu anda sahte fatura düzenleme ve Vergi Usul Kanunu'na muhalefet suçlamasıyla, bilerek ve isteyerek örgüte yardım etme suçlamasıyla karşınızdayım. Açıklamalarıma başlayacağım, birazdan izah edeceğim. Sayın Başkanım, değerli Mahkeme Heyeti; şöyle düşünelim: Ortada bir insan var, psikolojisi bozuk. Ben diyorum ki "Bu genci psikoloğa götürelim", iddia makamı diyor ki "Bu adam çarpılmış, hocaya götürelim." Hangi çağda, hangi devirde yaşıyoruz? Ortadaki durum aynen böyledir. İki tane cahil çıkmış diyor ki "Bu şirket Vergi Usul Kanunu'na muhalefet suçu işlemiş ve sahibi Hasan Sönmez'dir." Eğer Şükrü Kaynar ve Cem Çelik'in ifadeleri ile tutuklanacaksak onlarca vergi dairesine, binlerce vergi memuruna ve uzmanına ne gerek var? Niçin bunlara maaş ödeniyor ve milyonlarca liralık binalar yapılıyor? Şükrü Kaynar gibi bir şahsı yanlarına alsınlar, onlar karar versin; bize yapıldığı gibi istediklerine yargısız infaz yapsınlar. Kendimi burada böyle bir iddia yüzünden savunmaktan dahi utanıyorum; çünkü sahibi olmadığım bir şirketten, işlemiş olmadığım bir suçtan dolayı karşınızdayım ve 10 aydır da tutukluyum.
Bir şirketin Vergi Usul Kanunu'na muhalefet suçu işlediği, ancak vergi memurlarının incelemesi sonucu ortaya çıkar. Sönmez Su isimli firma 2022 yılında incelemeye alınmış olup bu inceleme hâlâ devam etmektedir. Ayrıca şu ana kadar yapılan incelemelerde herhangi bir olumsuz tespit edinilememiştir. Bir şirketin vergi denetim raporu yazılmadan o şirketin sahibini bile tutuklayamazsınız; bırakın beni, sahibini dahi tutuklayamazsınız. Söz konusu şirket dediğim gibi kuzenim Turgay Tokdemir'e aittir. Kendisi aile büyüğümdür, başarılarıyla da gurur duyarım. Kendisi de bu şirketin ona ait olduğunu kabul ediyor. Şirket hakkında da Vergi Usul Kanunu'na aykırılıktan dolayı düzenlenmiş bir belge veya tanzim edilmiş bir rapor mevcut değildir.
Sayın Başkanım, ben var olan bir suç üzerine savunma yapmıyorum; var olmayan bir suçtan suçsuzluğumu anlatmaya çalışıyorum. Ben üstüme bu suçu atan şahısları tanımıyorum, onların da beni tanıdıklarını düşünmüyorum; öyle olsaydı en azından benim adımı tam bilirlerdi. Dediğim gibi onlar "Hasan Sönmez" diyor, benim adım Hasan Tahsin Sönmez. Az önce de söylediğim gibi, bir firmanın sahte fatura düzenlediği ancak Vergi Denetim Müdürlüklerindeki vergi memurları ve vergi uzmanlarının denetimi sonucu ortaya çıkar. Şükrü Kaynar bu kanıya neden varmıştır ve iddia etme yetkisi var mıdır ki iddia makamı bu şahsı dikkate alarak bir usulsüzlük varmış gibi işlem yapıp bizi tutuklamıştır? Kuzenime ait olan Sönmez Su isimli firmaya atanan kayyumun raporunda; 150-200 milyon TL değerinde iş makinesi, kamyon ve ekipman olduğu belirtilmiştir. 455 milyon TL aktif değeri olduğu raporlarda sunulmuştur. Bir şirket sahte fatura düzenlemek için kurulmuş ise gidip bu şirket adına 150-200 milyon TL'lik ekipman alınmaz, 450-500 milyon TL'lik mal varlığı edinilmez. Buradan bile bu şirketin sahte fatura düzenlemek için kurulmadığı ortaya çıkmaktadır. Buradaki konuşmalar, ses kaydı dosyasından alınmış ve paragraflara bölünmüştür.
Sayın Başkanım, şu an sahip olmakta ve sahte fatura düzenlemekle itham edildiğim Sönmez Su firmasının ne temsilcisi ne vekili ne de yetkilisiyim. Bahsi geçen şirketin kayyum yönetiminde tespit edilmiş 150 milyon TL mal varlığı ve 500 milyon civarında aktif bağlılığı bulunmuş. Şimdi ben notere gitsem, "bu şirketin mallarını satıyorum" desem noter bana ne diyecek? "Sen kimsin? Bu şirketin müdürü müsün? Ya da imza yetkin mi var ya da sahibi misin?" Ben ne diyeceğim notere? "Sen nereden biliyorsun cahil? Cumhuriyet Başsavcılığı bu şirketin benim olduğunu iddia ederek beni tutuklamış, üzerime iddianame yazmış, üstüne 40. Ağır Ceza Mahkemesi bu iddianameyi kabul etmiş, sen onlardan daha mı iyi biliyorsun diyeceğim? Sat bu malları" mı diyeceğim? Böyle bir şey ne kadar mümkün değilse benim burada tutuklu kalmam da o kadar mümkün olmaması gerekiyor. Fakat yine dediğim gibi Şükrü Kaynar isimli bir şahsın bu şirketin sahibi benim olduğumu söyleyip yanında bir de sahte fatura düzenlediğini söylediğinden dolayı hem iddianame yazılmış hem Cumhuriyet Başsavcılığı beni tutuklamış, siz de tutukluluğumun devamına karar vermişsiniz. Olmayan bir suçu elimden geldiğince anlattım, benim ifadelerim kısa, diyeceklerim bu kadardır.
İçeride yaşadığımız bir dünya olumsuzluklar vardır; işte en kötüsü de daha geçen gün yaşadım, size de burada anlattım dedim ki örgüt üyesi olduğumuzdan dolayı cezaevindeki şartlarımız diğer mahkumlara göre biraz daha ağır. Telefon hakkımız yok, görüntülü konuşma hakkımız yok. Sağ olun size iddianamede sevk maddemde örgüt üyesi olmadığımdan dolayı siz de cezaevine yazı yazdınız, "hakları geri verilsin" diye. Bir günlüğüne hakkım geri verildi, kızımı aradım. Dedim "bundan sonra her gün seni arayacağım kızım, telefon haklarımız geri verildi". 10 aydır ben kızımı görmüyorum bu arada, cezaevine getirtmiyorum, buraya gelip beni burada görmesini istemiyorum. O da sevindi, "her gün arayacak mısın baba?" dedi, "arayacağım kızım" dedim. Üstüne çok sevindiğimden dolayı bir de söz verdim ona seni arayacağım diye. Buraya geldik, tekrar yargılama yapıldı, cezaevine gittik, sevinçle tekrar kızımı arayacağım diye telefona geldim, hakkımızı geri almışlar.
Bir gün bekledim, hakkımız tekrar geri verilmedi; "bir yanlışlık olmuştur" dedik. Ondan sonra duydum ki kızım her gece ben onu aradıktan sonra elinde telefonla "babam beni arayacak" diye elinde telefonla uyumuş. Yani bize bunları niçin yaşattınız, niçin yaşatıyorsunuz, hala da devam ediyorsunuz? Yani bir babanın kızına verdiği sözü tutamamasının ne demek olduğunu kelimelerle zaten anlatamam. Allah kimseye yaşatmasın, düşmanıma dahi yaşatmasın bunları. Benim yattığım 10 ay yattığım cezaevi hiç umurumda değil fakat en son yaşadığım bu olay beni çok yaralamıştır. Yani dediğim gibi Allah bana bunları yapanlara dahi yaşatmasın bu olayı. Biraz da sinirlendim, mümkünse tahliyemi talep ediyorum, diyeceğim bu kadar."
Ahmet Kurtuluş'un savunmasının tamamı
Hakan Karanis'in avukatı Ahmet Kurtuluş'ın savunmasının tam metni şöyle:
"Değerli Başkanım, dosyanın tümünü ifade eden 50 sayfa civarında bir evrakı daha önce dosyalarınıza ibraz etmiş ve bir kısım delilleri de ekinde takdim etmiştik. Ben, bizden sonraki bir arkadaşımıza en azından bir savunma imkanı verebilmek amacıyla bu yazılımla alakalı özet olarak arz ediyorum. Bugüne kadar hayatımda, samimiyetle ifade ediyorum, sakın yanlış anlaşılmasın, 50 yıla yakın bir avukatlık sürecim var; ben birçok davaya baktım ama kesinlikle sizleri herhangi bir amaçla da bunu ifade etmediğimizi de belirtmek istiyorum. Çok ağır dosyalara girdik; Sıkıyönetim Mahkemesi, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde… İnanın samimi söylüyorum, bu kadar basit bir davadan bu kadar zorlandığım bir olayı hatırlamıyorum. Ve buradan buradaki insanların huzurunda şunu da ifade ediyorum: 14 aydır tutuklu olan bu müvekkil hakkında tutuklama müzekkeresine baktığım zaman, 122. madde doğrultusunda bir değerlendirme yapılmış ve kendimi başarısız hissettiğimi özellikle de belirtmek istiyorum.
Değerli Başkan, bugün burada müvekkilime kurulan asılsız, mesnetsiz ithamlarla ilgili olan huzurlarınızdayım. İddianamede müvekkil Hakan ile ilgili ithamlara baktığımızda, özellikle örgüt üyeliği iddiasıyla 59. eylem başlığını ve buna dayanarak yapılan iddiaları incelediğimde karşımıza çıkan tablo şudur: Özellikle hemen arz edelim ki Hakan Karanis hakkında hiçbir soruşturma ve inceleme yokken, Sayın Ekrem İmamoğlu'nun geçen yılın Şubat ayındaki, yani 2025 Şubat ayındaki diploma davası duruşmasına yakın arkadaşı olması sebebiyle katılmış; o katılma sonrasında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nca malum dosyadan müvekkil hakkında bir araştırma yapıldığını maalesef dosya içerisindeki şu evrakla öğrenmiş bulunmaktayız. Peki bu evrakta ne diyor? Değerli Başkan, çok enteresan. İşte bu bahis konusu olan duruşmada müvekkilin fiziksel olarak göründüğünü tespit ettikten sonra şahsı hakkında araştırma yapılıyor, kimlik tespit ediliyor. Ve sayın soruşturma savcısı Cahit Cihat Sarı ile bilinen numarasından 24 Şubat 2025 saat 13.30 sıralarında emniyet müdürü görüşme yaparak, şahıs hakkındaki bilgilerin ve özellikle 135. maddenin kendisi hakkında tatbik edilerek bilgilerin kendilerine aktarılması isteniyor. Tarih 24 Şubat. Bu davada da malumunuz tutuklamaların başlandığı tarih 19 Mart idi. Yani bu 19 günlük süreci şöyle bir yaptığımız zaman, 25 günlük süreç içerisinde elde hiçbir delil yokken bizim müvekkille ilgili işte gözetim altına alınma, 4 gün sonrasında çıkarıldığımız savcılık ve mahkeme safahatından sonra samimiyetle ifade ediyorum, sakın yanlış anlaşılmasın, kimseyi de tenkit etmek amacıyla değil; ama o ifadeleri görüp de tutuklama verildiği zaman size hayatımın en zor gününü yaşadım.
Neden, niçin derseniz? Bakın, 2,5-3 sayfaya yakın süren bir öz geçmiş yazılmış müvekkille ilgili. Sonrasında o dosyanın huzurlarınızda ifadeleri ortada. 23 Mart 2025 tarihli ifadeye baktığımızda bütün detayları gördük; 10 sayfa. 10 sayfalık ifadenin 2,5-3 sayfası öz geçmiş. 110 tane resim gösteriliyor. 110 tane resim! "Bu resimlerden tanıdıklarınız var mı?" diye soruldu. Mali şubeye gitmiştik, ifade verdim yani. 11 tanesini tanıdığını ifade etti. Sonrasında da 11 kişiyi nasıl tanıdığı soruldu, onları dinledik. Sonra haritasından şirketleriyle ilgili bir ortaklığınız var mı denildi; "Hayır yok" dedi. Belediye ile ya da bir iştirakiyle herhangi bir şekilde bir münasebeti olup olmadığı ifade edildi. İnanın mali şubedeki polis memuruna şunu sordu: "Ya başka soru yok mu?" "Başka soru yok" denildi. Yani bir yanlışınız olmasın, bu anlatılanlar doğrultusunda biz buraya niye geldik falan diye düşündük; "Hiçbir sorun yok" denildi. O sözünüzde bakıldığında, 10 sayfalık ifadenin içerisinde bu benim anlattıklarımın dışında herhangi bir şeyin olmadığını açık ve net bir şekilde görürsünüz. Sonra biz tabii Sulh Ceza Yargıcı huzuruna çıktık. Gecenin saat 6.30'u zannediyorum, sabah 6.30-6.00 sıralarıydı ve tutuklama olayı gerçekleşti. Sonrasında ne yaptık? Tabii ki yasa olarak elimizdeki imkanlar doğrultusunda ne yapmamız gerekiyorsa yaptık; itiraz ettik. 30 günlük süre sonunda tahliye bekledik, tahliyeden sonra yine bir netice yok.
İnanın bu süreçler devam etti. Birkaç kez o günkü savcımız Aykut Bey’di, kendisiyle defaatle görüştüm. "Suçun ne olduğunu öğrenmek istiyoruz" dedim, "Bana bir şeyler ifade edin" diye. Ve hiçbir şey öğrenemedik. Bugün de işte Ekim ayıydı; ben inanın artık rahatsız oluyorum dosyadan. Ve müvekkil bana el çektirmiş olsa büyük mutluluk duyacaktım, o kadarını da ifade edeyim. Çünkü 7 aydır bir insan tutuklu ama tutuklamanın nedenlerini ve örgüt üyeliğinin bir delili, bir belgesi olacak ki ben de rahat edebileyim. Hiç öyle bir şey yok. Peki, ondan sonra samimiyetle ifade ediyorum. Saat yarımdı. Savcı Bey'in sekreteriyle görüştüm. 4 saat süreyle kapısında bekledim. "Bekleyin" dedi, "Sizinle görüşeceğiz." Sonrasında haber geldi: "Sizin savcınız değişmiş… Cahit Cihat Sarı." Ben de o gün, yani nasıl olur da bir savcıyla, bir hakimle avukat nasıl görüşemez düşüncesi içerisinde biraz ısrarlı bir şekilde bekledim. Adliye kapandı, kapılar kapandı, ışıklar söndü. Bir tane güvenlik ve ben 7. katta bekliyorum. Nihayetinde saat 18.30'da haber geldi, gittik. Odada kendisi yoktu. Kapının orada bir 45 dakika daha bekledik. Nihayetinde geldiğinde, yaşımız nedeniyle bugüne kadar herkesten hürmet ve saygı gördük; ancak bugün anlatamayacağım çok tatsız bir olay var.
Yani gerçekten zor, hakikaten zor. Kapıda, daha kapıdan içeri girmeden "Ne var?" dedi, "Niçin bekliyorsunuz?". "Ya Savcı Bey, 6,5 saattir bekliyorum. Bir oturalım, bir derdimi ifade edeyim" dedim. "Biliyoruz falan" dedi. Tamam biliyorsunuz ama müsaade edin; şu anda anlattığım dosyanın içerisinde işte Sulh Ceza Mahkemesi, elimizde bunlar var, başka bir şey yok, dosya gizli. Biz de bu doğrultuda şöyle bir değerlendirme yaptık: "Ben suçun ne olduğunu, niçin tutuklandığımı öğrenmek istiyorum, müvekkilime cevap vermeliyim" diye ifade ettim. Fakat maalesef aziz Başkanım, sonuç alamadık. Bağırmaktan başka herhangi bir şey yok. Çok özür dileyerek söylüyorum, "Müvekkiline söyle, paraların yerini söylesin" dedi. Ya Savcı Bey, yani ben size anlatmayayım; görevimiz, usul yasası ne yazıyor? Bunu söylerken utanır mısınız? O zaman böyle bir şey varsa, birileri müvekkille ilgili para getirdi götürdü diye bir şey varsa lütfen getirin buraya huzurunuza ve kendisine sorun dedim. Fakat maalesef istediğim cevabı alamadım. Bağırdı çağırdı, hatta çok affedersiniz burada söylemekten de rahatsızlık duyuyorum; "Sen" dedi, "Ekrem'e de söyle." Aynen böyle, tabir bu. "O da" dedi, "paraların yerini söylesin." "Ya Savcı Bey Allah aşkına" dedim, "ben bir garip avukat; Ekrem dediğin 5 milyon oy almış bir belediye başkanı, koca bir şehrin, dünyada saygın bir şehrin belediye başkanı. Allah aşkına nasıl böyle söyleyebiliyorsun? Git o zaman Ekrem Bey'i çağır, Ekrem Bey'in kendisine sor" gibi laflar oldu. Hiçbir şey öğrenemedik.
Nihayet iddialar yazıldı. Biz de olaylar geldiğinde baktık, hadiseyi öğrenmeye çalıştık. Öğrenince de biraz önce müvekkilim anlattı, bütün detayları sizlere ifade etti. Samimiyetle söylüyorum, gerçekten üzgünüm. Yani ben isterdim ki -hani istemem de- bir şey olsa da onun savunmasını yapalım. Fakat baktık, karşımıza çıkan hadiseler çok farklı ve bunun değerlendirmesini illaki sizler yapacaksınız ve neticede hak olan kararı vereceğiniz inancını taşımaktayım. İddianamenin yazılmasını müteakip müvekkille ilgili iddialara baktığımızda; 59. eylem ile ilgili elde edilen bilgi ve belgelerin, isimleri yazılı şahısların iddiaları, MASAK kayıtları, dosyada olan şeyler, BDDK, Orman Bölge Müdürlüğü yazıları, İBB kayıtları, HTS ve baz kayıtlarının olduğunu görmekteyiz. Başka da herhangi bir şey yok. Bunu ben söylemiyorum, iddianamede yazılı olan deliller bunu bu şekilde ortaya koyuyor. Şimdi 28 civarında insan ifadesi sayılmış; müvekkilim saydı, tekrar tekrar saymaya gerek görmüyorum. Bu şahısların bir tanesi, yani iki kişi hariç, müvekkilimi tanıyan, ismini zikreden, ifadesinde anlatan bir kimse değil. Dosyayla ilgili 59. eylemde Martı adındaki gizli tanığı dinlemişsiniz; bu zatın da müvekkilim hakkında herhangi bir beyanı olmadığını dosya muhtevası içerisinde görmüş bulunmaktayız.
Ancak ne var ki soruşturmanın devamı sürecinde, iddianamede 29 yerde ismi geçen, birkaç kez de ifadesine başvurulan —ki müvekkilim çok geniş kapsamlı izah etti— Sarp Yalçınkaya, özellikle iddianamenin 610. sayfasında başlayan ve 04.08.2025 tarihli ifadesinde, asla görgüye müstenit bilgisi olmamakla beraber, duyuma dayalı olduğu o ifadesi içeriğinde de yazılı olmasına rağmen; işte Murat Gülibrahimoğlu ile Ekrem İmamoğlu’nun tanışmasını sağlayan kişinin bir muhalefet lideri ile Hakan Karanis olduğu ve bunların Beylikdüzü Defne Restoran'da görüşmüş olduklarını, burada siyasetçi olan kişinin Hakan Karanis vasıtasıyla Murat Gülibrahimoğlu ile tanıştırıldığını iddia etmiştir. Aralarındaki konuşmanın tanığı olmamakla beraber bu hadiseyi kendi bir varsayımına göre anlatmış olduğu görülmüştür. Nitekim bu doğrultuda yapılan baz ve HTS çalışmalarında da örgüt yöneticisi Murat Gülibrahimoğlu ile örgüt üyesi Hakan Karanis’in 13.06.2020 - 19.09.2021 tarihlerinde Beylikdüzü'nde olduğu tespit edilmiştir. Defne Restoran deniliyor ama Defne Restoran olmadığını müvekkil açık ve net bir şekilde izah etti. O yöreye yakın olan farklı bir yerde restoranla birlikte oldukları tespit edilmiştir diye dosyada yazıyor. Bu şahsın alınan değişik tarihlerde ifadeleri var ama en önemlisi zannediyorum 04.08.2025 tarihli olanıdır. Öncesinde 18.07.2025 ve 03.12.2025 tarihli ifadelerine de baktığımızda, sonraki ifadelerinde müvekkilden de bahsetmiştir.
Bu ifadenin dışında ikinci şahıs olarak ifadesine başvurulan Karsal Örme Sanayi sahibi ve müvekkilin babasının tanıdığı Ali Köksal’ın oğlu Hüseyin Köksal’ın şoförü olan Servet Yıldırım adındaki şahsın vermiş olduğu 15.12.2025 tarihli beyanında; Hakan Karanis’in kendisini Beylikdüzü Defne Restoran'a davet ettiği iddia edilmiştir. İnanın müvekkilimle bu olayı tartışırken özellikle sordum: "Hakikaten bunu sen Defne Restoran'da yemeğe çağırdın mı?" "Tövbe billah" dedi, böyle bir hadise olmamış. Mümkün değil. Kim diyor? Müvekkilim o firmada sigortalı olarak çalışan bir müşteri temsilcisi; zatın kendisi de söylüyor zaten, "Ben onun şoförüyüm, orada başka şoförler var" diyor. Ben toplu bir şekilde yemek versem bile bu şahsı çağırmam için bir neden yok. Özellikle bunu kabul etmediğini kendisi de burada huzurlarınızda size ifade etti. "Yemek yediğimiz sırada," diyor, misafirlerinin geldiğini ifade ederek Hakan Karanis'in başka bir masaya geçtiğini; gelen şahsın bir siyasi partinin lideri olduğunu, Murat Gülibrahimoğlu ile beraber olduklarını ve bu görüşmenin sonrasında da İBB'nin hafriyat döküm işinin bu şahsa verildiğini bildiğini; Murat Gülibrahimoğlu'ndan para istediğinin şoförler arasında konuşulduğunu belirtmiştir. Hatta bir keresinde de —müvekkilim açıkça anlattı— 3.000.000 liranın az olduğu tartışmasının yapıldığı ve bu paranın Hakan tarafından da şahsa iade edildiğini belirtmiştir.
Dosyamız içerisinde ne var? HTS ve baz kayıtları. Baktığımızda, bu şahısların telefonlarının bahsettikleri olay yerinde HTS ve baz kayıtlarının olmadığını görmekteyiz birçok dosya içerisinde. Ama bu şahısların orada telefonları gerçekten baz vermiş olsaydı, bu anlattıklarına bir derece intikal etmek mümkün olabilirdi. Ama bakıyoruz ki öyle bir olay da yok. Orada gelen dosyanın içerisinde HTS ve baz kayıtlarına baktığımızda, bu şahısların orada baz vermediklerini ayrıca görmekteyiz. Görüldüğü gibi bu verilerin ışığı altında; ortada somut bir suç faaliyeti değil, sosyal ilişkilerin ve tamamen yasal işlemlerin zorlama bir kurguyla suç senaryosuna dönüştürülme çabası vardır. İddianamede 53. sayfada belirtildiği üzere; Murat Gülibrahimoğlu'nu Sayın Ekrem İmamoğlu ile tanıştıran kişinin Hakan Karanis olduğu bir varsayımdır. 53. sayfadan başlıyor, sonuna kadar müvekkilin isminin geçtiği yerlerde devamlı surette bu olay işleniyor. Ama onun belgesi bu iki tane baz kaydı; biraz önce yukarıda değindiğim baz kaydı.
Hemen belirtelim ki Kuzey TV'de müvekkil görevliyken, müvekkilim Hakan Karanis'i Trabzon'dan kendisinden 6-7 yaş küçük, hasebiyle tanıyan ve gencimiz olan Murat ile aralarındaki bu tanışıklığı varsayımlarla yorumlayıp, isnat edilen suçların merkezine oturtmak sağlıklı bir durum değildir. Sayın Başkan, hukukta tanışıklık tek başına bir suç delili olamaz. Müvekkilim ile Murat Bey arasındaki ilişki tamamen sosyal bir ilişkidir. Ne bir emir komuta zinciri vardır ne de hiyerarşik bir bağ. Dosyada müvekkilimin kimseden talimat aldığına veya bir hiyerarşiye dahil olduğuna dair tek bir somut veri dahi yoktur. Bir an için ifade ettiğimiz Sarp Yalçınkaya ve Servet Yıldırım'ın beyanları doğru olsa bile; bir kimsenin başka bir kişiyi tanıştırmış olması, bu kişinin ilerideki tüm ticari ve idari faaliyetlerinden sorumlu tutulmasını gerektirmez. Ceza sorumluluğu, hepimizin bildiği gibi şahsidir. "Tanıştıran suçludur" mantığı hukuk tekniğiyle değil, ancak niyet okumayla açıklanabilir. Bu iki beyan, hukuki temelden yoksun, ceza yargılamasında delil olarak kabul edilmeyecek kadar soyut, denetlenemez ve dayanaksız anlatımlardır.
Tanıklardan Servet Yıldırım'ın ifadesi bütünüyle duyuma dayalıdır. Tanığın bizzat şahit olduğu bir suç eylemi değil; kişiler arasında konuşulan iddiaları kişisel çıkarımları ile aktardığı bellidir. Sayın Başkan, bir ağır ceza yargılamasında "Konuşulurdu," "Duyulurdu" veya "Söylenirdi" gibi ifadelerle hürriyet kısıtlamasına gidilemez. Sanığın, müvekkilimin para taşıdığına dair iddiası; hiçbir banka kaydıyla, hiçbir fiziki takip tutanağıyla veya somut bir veriyle desteklenmemektedir. Maddi gerçekle örtüşmeyen, görgüye dayanmayan ve sadece zan içeren bu beyanlar hukuki birer delil değil, birer niyet okuma çabasıdır. Servet Yıldırım'ın ifadesi; soyut, duyuma dayalı ve çoğunluğu edilgen anlatımlardan oluşmaktadır. Tek başına hükme esas alınması imkansız ifadelerden ibarettir. İfade ettiğimiz gibi anılan şahıs bizzat şahit olduğu olayları değil, kişiler arasında konuşulan iddiaları yer ve zaman bağlantısından yoksun şekilde aktarmıştır. Örneğin, "Ekrem İmamoğlu'na paraları genellikle Hakan Karanis ve ekibi taşırdı" iddiasının somut bir dayanağından söz edilmemiştir. Buna ilişkin ne bir banka kaydı ne bir fiziki takip tutanağı ne de bir fotoğraf vardır. Kişileri bu şekilde suçlayıcı zan altında bırakıcı ifadelerle itham etmek ve bunları ciddiye alarak cezalandırılmayı talep etmek, bir hukuk devletinde asla kabul edilmeyecek son derece tehlikeli bir durumdur. Hiçbir somut dayanağı olmayan bu iddialar karşısında savunma yapıyoruz.
Nasıl savunma yapmamız beklenmektedir. Olumlu bir iddia ispatlanmalıdır. Olumsuz bir durum asla ispatlanamaz. "Çamur at izi kalsın" mantığı ile ortaya atılan bu iddialar, bizi olmayan bir şeyi ispat etmeye zorlamakta ve bu durum savunma yapmamızı oldukça güçleştirmektedir. İddia makamı somut bir delil sunmadan sadece ithamda bulunuyorsa; sanığa ya da müdafiye "Hadi bunun olmadığını kanıtla" demek, savunma hakkını teorik olarak yok saymaktır. Hukukta kural; "Suçsuz olduğun ispatlanana kadar suçlusun" değil, "Suçun şüpheye yer bırakmayacak şekilde ispatlanana kadar masumsun" ilkesidir. Yokluğun ispatını istemenin bu teraziyi tersine çevireceğini hepimiz bilmekteyiz. Dolayısıyla şoför Servet Yıldırım'ın "Paraları genellikle o ve ekibi taşırdı" gibi tarih içermeyen, miktar belirtmeyen, sadece zan içeren bir ifadeyle müvekkilimi hedef göstermesini asla kabul etmiyoruz. Servet Yıldırım'ın, yanlış hatırlamıyorsam diye başlayan; "yapılırdı, edilirdi, konuşulurdu, taşırdı" şeklinde devam eden, itibar suikastını hedeflediği açık olan dayanaksız ve soyut mahiyetteki açıklamalarının, maddi gerçeği aydınlatmak yerine dosyayı bulandırmaktan başka bir amaca hizmet etmediği izahtan varestedir. Bu sebeple Sarp Yalçınkaya ve Servet Yıldırım isimli şahısların maddi gerçek ile hiçbir bağı olmayan ve tamamen varsayıma dayalı anlatımları, ceza yargılamasına delil değil ancak kişisel yorum olarak nitelendirilebilir.
Değerli Başkan, iddianamede müvekkil hakkında ileri sürülen iddiaların dayanaklarından biri olarak müvekkilin banka hesap hareketlerine değinildiğini görmekteyiz. Ancak dosyada bulunan MASAK ve BDDK raporları incelendiğinde; müvekkil Hakan aleyhine, istinat edilen suçtan elde edilmiş herhangi bir kazanca veya suç gelirinin aklanmasına ilişkin tek bir tespit dahi bulunmadığı görülmektedir. Bilindiği gibi bu raporlar, ceza yargılamasında mali hareketlerin değerlendirilmesi bakımından en önemli teknik inceleme belgeleridir. Nitekim bu raporlar hazırlanırken banka kayıtları, para transferleri, hesap hareketleri ve mali ilişkiler ayrıntılı şekilde incelenmektedir. Ancak bu kapsamlı incelemelere rağmen müvekkilin herhangi bir suçtan gelir elde ettiğine, suç gelirini dolaşıma soktuğuna veya suçtan elde edilen bu parayı yönettiğine dair hiçbir bulguya dosya içerisinde rastlamak mümkün değildir. Bu husus son derece önemlidir. Çünkü eğer iddia edildiği gibi örgütsel bir faaliyet söz konusu olsaydı, bunun en doğal yansıması mali hareketlerde ve para trafiğinde görülmeliydi. Ancak dosyada bulunan resmi mali inceleme raporları, böyle bir durumun kesinlikle mevcut olmadığını açıkça ortaya koymaktadır.
Öte yandan iddianamede, özellikle müvekkil Hakan Karanis ile Murat Gülibrahimoğlu arasında gerçekleşen bazı para transferlerinden söz edilmektedir. Resmi raporlarda da ifade edildiği üzere bu transferlerin niteliği incelendiğinde; bunların tamamının taraflar arasındaki borç ilişkisine dayanan olağan para alışverişlerinden ibaret olduğu açıkça görülmektedir. Müvekkil Hakan Karanis, Murat Gülibrahimoğlu’ndan belirli dönemlerde borç almıştır. Daha sonra bu borçların yine banka kanalıyla, özellikle büyük bir kısmını banka kanalıyla geri ödemiştir. Bu işlemlerin tamamı banka sistemi üzerinden açık, kayıtlı ve denetlenebilir şekilde gerçekleştirilmiştir. Sayın Başkan, burada özellikle vurgulamak isterim ki; eğer ortada iddia edildiği gibi suçtan kaynaklanan bir para ilişkisi bulunsaydı, bu işlemlerin banka sistemi üzerinden bu kadar açık ve izlenebilir şekilde yapılması hayatın olağan akışıyla bağdaşmazdı. Nitekim dosyada bulunan MASAK ve BDDK raporları, bu para transferlerinin herhangi bir suç faaliyetiyle bağlantılı olduğunu ortaya koymamaktadır. Tam aksine yapılan incelemeler sonucunda; müvekkilin para hareketleri bakımından suç gelirine, suçtan elde edilmiş bir kazanca veya aklama faaliyetine ilişkin herhangi bir bulguya rastlanılmadığı açıkça görülmektedir.
Değerli Başkanım, bu para hareketleriyle ilgili bütün belgeler zaten dosyanızda var. BDDK bunların bütün bankalardan hesap hareketlerini istemiş ve onlara göre bir rapor tanzim etmiştir. Bakın o rapora baktığımız zaman; ben onların bütün belgelerini dosyaya koydum, onu özellikle ifade etmek istiyorum. Çok basit, bakın raporu açıyorum; hangi şeye itibar edeceğiz? Sıradan bir yerden alınmış bir evrak değil, en üst mercilerden bir tanesi. Bakın burada açık ve net bir şekilde belirtiliyor, müvekkilim de söyledi; 25. sayfanın sondan ikinci paragrafı: "Murat Gülibrahimoğlu'ndan Hakan Karanis'e toplam 10.161.100 TL gönderilmiş; anılan şahıs tarafından da Murat Gülibrahimoğlu'na 5.700.000 TL gönderilmiştir." Doğru. Bir 5.000.000 TL de müvekkil elden gönderiyor muhterem efendim. Yine kayıtlarda, yine burada yazılı olan kendisinin verdiği ve hemen arkasında vadeli mevduata yatırdığı fakat 15 gün sonra da kendisine iade ettiği bir para var. Nakit para geliyor, telefon görüşmeleri de odur zaten; çağırıyor kendisini, o parayı da çözüyor, oradan kendisine iade ediyor. 1.500.000 TL bir para da Garanti Bankası'ndan gidiyor. Yani toplamda müvekkilin kendisine resmi bankalardan verdiği paranın miktarı 12.200.000 TL'dir. Geri kalanı da biraz önce kendisi ifade etti, elden verdiğini rakamlandırdı. Bunun yanında bir de Murat Gülibrahimoğlu'ndan parça parça; yani 10.000 TL, 20.000 TL, 30.000 TL, 50.000 TL, 100.000 TL gibi rakamlar aldı. O da 1.650.000 TL'dir. Onun da parası yine Garanti Bankası'ndan kendisine gönderilmiş. Bakın burada...
Burada Hüseyin Köksal ile ilgili iddialarda bulunurken, müvekkilim de ona değinmedi. 8 ayda toplam 2 milyon TL para gönderildiği ifade ediliyor, müvekkilimin aldığı söyleniyor. Müvekkilim uzun yıllardır, bakın az bir süre değil, 6,5 yıldan fazladır çünkü oradan zaten emekli olmuş Kardemir Karabük Demir Çelik Sanayi’den. Orada çalışmasının karşılığı, getirdiği iş karşılığı almış olduğu parça parça paralardır ve bunun da toplamı 2 milyon değil, bakın biz ifade ediyoruz, 3 milyon 450 bin lira paradır. Bak 3 milyon 450, maaşları karşılığı aldığı paradır, getirdiği iş, yaptığı iş karşılığı aldığı paradır. Onun dışında herhangi bir para alışverişi dosyada işte şurada BDDK raporu, tek bir kelime ifade edemez müvekkilim. Ben bütün bunların belgesini mahkemeniz dosyası içerisine ibraz ettim, zaten de raporlarda da teyit edilmektedir. Sayın Başkan, Ceza Muhakemesi Kanunu 170. maddesinin 5. fıkrası uyarınca iddianamede yüklenen suçu oluşturan olayların mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklaması zorunludur. Ancak müvekkilim hakkında hazırlanan iddianame bu yasal zorunluluğu göz ardı etmiştir. Nitekim iddia makamı her ne kadar müvekkilin banka yoluyla Murat Gülibrahimoğlu’nun hesabına geçen paraları ifade etmiş, burada işte biraz önce ifade ettim, yani açık net bir şekilde belirtilen, yani aldığı paraların yazmamasını da gerçekten yani bir garabet olarak nitelendiriyorum. Bunu da sizlerin takdirine bırakıyorum. Suçunun lehine olan bir hususu eğer ifade etmiyorsa burada bir kasıt aramak lazım geldiğini düşünüyorum, takdir sizlerin.
Dosyada iddianamede yine çok ilginç bir olay var ve bunun birkaç yerini okumak durumundayım. 699. sayfada müvekkille ilgili olaylar anlatılırken bu para hareketi anlatılıyor aleyhine olan. Lehine olanları zaten zikretmek mümkün değil. Onlar anlatılıyor hemen arkasından da şu cümlelere yer verilmiş iddianame içerisinde. Diyor ki, bundan ayrı olarak müvekkil Hakan Karanis’in diğer şüpheliler hakkında, bakın diğer şüpheliler hakkında beyanda bulunmaktan kaçınarak diğer şüphelileri koruduğu, bu haliyle dosya kapsamında üzerine atılı suçu işledi. Bu benim cümlelerim değil, bunu bizzat iddia makamı sayın bu iddianameyi hazırlayan savcılık bu şekilde yazmış. Yani şüpheli hakkında beyanda bulunmaktan kaçınarak diğer şüpheliler hakkında buradaki iddia makamı, diğer şüphelileri koruduğu, bu haliyle de dosya kapsamında üzerinde atılı suçu... Eğer bu suçsa yani ben bin defa bu suçu işleyeyim, beni de atın içeri. Bu kadar açık ve net söylüyorum. Bunun suç neresi ben anlayamıyorum, gerçekten anlayamıyorum. Benim hukuk mantığım, anlayışım hakikaten buna yetmiyor. Şu cümlelerin buraya konulması beni ziyadesiyle üzmüştür. Hukukta, adalette böyle bir olayın olabilmesi mümkün değildir. Hakkında soruşturma yürütülen suç örgütüne ilişkin diğer şüphelileri korumak amacıyla şüphelinin örgüt hiyerarşisi içerisinde hareket ettiği anlaşılmakla cezalandırılmasının talep edildiği görülmektedir. Bu şekilde bağlamış iddianamenin içerisindeki olan bir paragrafı.
İddianamedeki bu haksız, subjektif hiçbir delile dayanmayan isnadın hukuki bir değerinin olamayacağı tartışmasızdır. Sayın mahkemenin bu hususu değerlendiren inancımız tam. Kabul etmelisiniz ki somutlaştırılmamış bir suç isnadına karşı savunma yapmak hukuken imkansızdır. Müvekkilim neyi yapmadığını değil, neyi yaptığı iddia ediliyorsa onu savunmak zorundadır. Ancak karşımızda ucu açık her yere çekilebilen, gelip geçer ifadelerden oluşan bir metin vardır. Bu durum Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve anayasa ile güvence altına alınan adil yargılanma ve savunma hakkının açık bir ihlalidir. Somut eylem içermeyen, delille fiil arasında köprü kurmayan bir iddianameyle yargılama yapılamaz, mahkumiyet hükmü asla kurulamaz. Sayın Başkan, değerli heyet, ceza yargılaması soyut varsayımlarla denetlenemeyen duyumlarla ve ismini veremem diyenlerin anlatımlarıyla mahkumiyet hükmü kurmaz. Müvekkilim Hakan üzerine atılı suçlamaların maddi ve manevi unsurları asla oluşmamıştır. Şüphe her zaman sanığın lehinedir. Sonuç olarak somut ve kesin, inandırıcı delilden yoksun bu davada müvekkilimin cezalandırılmasının mümkün olmadığı inancı içerisindeyiz.
Müvekkil mal varlığıyla ilgili sizlere açıkça ifade etti. Üzerine kayıtlı dört tane gayrimenkulü olduğunu belirtti. Bunların ikisinin 2001 yılında olduğunu, sonrasında da hayatın olağan akışı içerisinde iki tane daha daire aldığını belirtti. Onların da ne şekilde olduğunu, bir tesadüfle söylüyorum 416 metrekare isimleri belli, o tapuları da dosyasına ibraz ettim ben. 416 metrekare Bodrum’un Kızılağaç mevkisinde bir arsadır. O arsanın bitişiğine bir gayrimenkul şirketi gelip bir site yapmak isterken bu arsayı da bize verirsen, birleştirirsek buradan sana bir daire deyince üçüncü dairesi öyle, bir de bir dördüncü dairesi vardır. Onu da nasıl olduğunu kendisi izah etti, belgelerini dosyaya koyduk. Daha fazla onlarla ilgili bir şey anlatmamızın uygun olmadığını görüyorum. Dosyanın içerisinde HTS kayıtları var. İddianamede müvekkilin belirli tarihlerde Beylikdüzü’ndeki bir restoranda sanıkla aynı baz istasyonunda sinyal vermesi suça iştirak olarak sunuluyor. Sayın Başkan, Beylikdüzü gibi yoğun bir bölgede herkesçe bilinen bir restoranda bulunmak veya o civardan sinyal vermek nasıl suç delili olur? HTS kayıtları sadece iletişimin ve konumun varlığını gösterir, içeriğini ve suç kastını değil. Binlerce insanın aynı anda sinyal verdiği bir baz istasyonu verisinden hareketle suç ortağı icat etmek hukuk tekniğiyle açıklanamaz. Yargıtay’ımızın HTS kayıtları ile ilgili içtihatları herkesçe malumdur.
Müvekkilin suçun icrasını yönlendirdiği, suçun gerçekleşmesine katkı sunduğu ve suçun icrası üzerinde belirleyici bir yetkiye sahip olduğunu gösteren hiçbir somut delil bulunmamaktadır. Sonuç olarak, iddianamede yer verilen suçlara müşterek fail sıfatıyla iştirak ettiğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı nitelikte herhangi bir delil dosya kapsamında bulunmamaktadır. Bu nedenle müvekkilin bahsedilen suçlardan müşterek fail sıfatıyla sorumlu tutulması hukuki dayanaktan tamamen yoksundur. Yukarıda ayrıntılı olarak izah edilen nedenler dosya kapsamında değerlendirildiğinde; müvekkil açısından suçların unsurları oluşmadığından, müvekkilin tutukluluk halinin devamını gerektirir hukuki ve fiili şartlar bulunmamaktadır. Özellikle hakkındaki tevkif müzakeresinin Türk Ceza Yasası’nın 220. maddesinin 2. fıkrasının dışında başka bir tevkif müzakeresi olmadığı düşünülerek; 14 aydır tutuklu olan müvekkilin derhal tahliyesine karar verilmesini talep ederiz. Sayın mahkemeniz aksi kanaatteyse, tutuklama tedbirinin ölçülülük ilkesi gereği son çare niteliğinde olduğu gözetilerek, tutuklama ile ulaşılmak istenen amacın adli kontrol tedbirleri ile de sağlanabileceği açık olduğundan; müvekkilin uygun görülecek adli kontrol hükümleri uygulanmak suretiyle salıverilmesine karar verilmesini saygıyla talep ederim. Teşekkür ederim."
"Somut delillerle kurulmayan iddianameyle yargılama yapılmaz"
Murat Gülibrahimoğlu ile Ekrem İmamoğlu'nu tanıştıran kişinin Hakan Karanis olduğu iddiasının bir varsayım olduğunu, müvekkilinin talimat aldığına dair tek bir somut delil dahi olmadığını ifade eden avukat Kurtuluş, "Somut delillerle kurulmayan iddianameyle yargılama yapılmaz. Bu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ve adil yargılanma hakkının ihlalidir" diye konuştu.
"Ekrem'e söyle paraların yerini söylesin"
Duruşmaya verilen ara sonrası Hakan Karanis'in avukatı Ahmet Kurtuluş söz aldı. "50 yıla yakın bir avukatlık sürecim var, çok ağır dosyalara girdik, bu kadar zorlandığım bir dava hatırlamıyorum" diyen Kurtuluş, "Müvekkilim, hakkında hiçbir soruşturma ve inceleme yokken Sayın İmamoğlu'nun diploma davasına yakın arkadaşı olarak katılmış, bunun sonunda da bu dosyada kendisi hakkında araştırma yapılmış" ifadelerini kullandı.
Avukat Kurtuluş, İBB soruşturmasını yürüten savcılardan biri olan C.C.S. ile arasında geçen bir diyaloğu da savunmasında anlattı. 6,5 saattir bekledikten sonra C.C.S.'ye "Derdimi ifade edeyim" dediğini, savcının ise, "Müvekkiline söyle paraların yerini söylesin. Ekrem'e söyle paraların yerini söylesin" yanıtını verdiğini ifade eden avukat Kurtuluş, savcı C.C.S.'ye "Ben bir garip avukatım, Ekrem dediğin 5 milyon oy almış birisi. Git o zaman Ekrem Bey'i çağır, Ekrem Bey'in kendisine sor" dediğini anlattı.
40. Ağır Ceza Mahkemesi savcısı Hakan Karanis'e soruyor
40. Ağır Ceza Mahkemesi savcısı Hakan Karanis'e soruyor:
Murat Gülibrahimoğlu'ndan 16 milyon almış ve 16 milyon vermişsiniz aranızda 32 milyonluk alışveriş olmuş dedi. Hakan Karanis "Hayır sayın savcı 0 (sıfır) oluyor" diye yanıt vererek ekledi:
"Borç aldım borcu ödedim."
İmamoğlu'nun lise arkadaşı Hakan Karanis'in savunması: Bu gıybetçinin iftiraları...
Hakan Karanis, Ekrem İmamoğlu'yla çocukluk arkadaşı olduğunu, Murat Gülibrahimoğlu ile İmamoğlu arasında köprü olduğu iddiasının temelsiz olduğunu ifade etti.
"Ekrem Bey sizin için şüpheli olabilir, Cumhurbaşkanı adayı da olabilir. Benim için her zaman arkadaştır, Ecem'in amcasıdır" diyen Karanis, İmamoğlu ile 4. sınıfta tanıştıklarını, dönem arkadaşlarının hepsinin iyi insanlar olduğunu ve sevgiyle büyüdüklerini ifade etti. Karanis, aynı köyden evlendiklerini, aynı yerde askerlik yaptıklarını, aynı apartmanda oturduklarını, İmamoğlu'nun şirketinde 2 yıl çalıştığını belirtti.
İBB’de hiçbir görevinin olmadığını belirten Karanis, geçmişte kendisine İstanbul Büyükşehir Belediyesi için gelen iki iş talebi olduğunu ancak gerçekleştiremediğini sözlerine ekledi. Murat Gülibrahimoğlu'yla tanışıklığının sosyal ilişkiden ibaret olduğunu da söyleyen Karanis, “Cebeci'yi hayatımda hiç görmedim” dedi. Gülibrahimoğlu’yla aralarında borç alışverişi olduğunu söyleyen Karanis, “Birkaç çalışanı dışında kimseyle görüşmüşlüğüm yok” ifadelerini kullandı.
Karanis, Murat Gülibrahimoğlu'yla aralarında para alışverişi olduğuna ilişkin iddiaya ilişkin, “İki araç alacaktım. Bana borç olarak 5 milyon TL gönderdi. Ancak daha sonra siparişler iptal oldu. Parayı iade ettim. Dekontu avukatım sunacak” dedi. Karanis ayrıca, "Ben Murat Gülibrahimoğlu ile kimse arasında köprü görevi görmedim. Çevremdeki kimseyle tanıştırmadım. Ancak kendisi beni devlette görev yapan önemli bürokratlarla, siyasilerle tanıştırdı” diye konuştu.
Karanis, Gülibrahimoğlu'nun yaptığı yüz milyonlarca liralık para transferlerinde suç görülmediğini ama kendisiyle yapılan 10 bin, 20 bin, 50 bin, 200 bin gibi transferlerin suç geliri olduğunun ileri sürüldüğünü ifade etti.
Ailesinden miras kalan ve birikimleriyle oluşturduğu mal varlığına tedbir konulduğunu ifade eden Karanis, “Öyle bir tedbir ki emekli maaşımızı alamıyoruz. Kredi kartı borcumuzu ödeyemedik. Sistem avukatlara bu ödemeyle ilgili vekalet vermemizin önüne geçiyor” dedi. İtirafçı Servet Yıldırım'ın verdiği röportajda "Hakan Karanis de geliyordu" sözlerine atıf yapan Karanis, "14 yıldır her gün gittiğim işyerine 'Geliyordu' diyerek ilk yalanına başlıyor" ifadelerini kullandı.
Neden tutuklandığını bilmeden 10 ay cezaevinde kaldığını belirten Hakan Karanis'in savunması özetle şöyle:
Ekrem İmamoğlu ile çocukluk arkadaşı olup, örgüt yöneticisi Murat Gülibrahimoğlu’nun örgüte dahil olmasında etkili rol oynadığı, bir köprü vazifesi gördüğü” yönünde bir beyan var. Bu isnatla belirtilen ifadeler var. Ancak iddianamenin 610. sayfasında yapılan baz çalışmalarında, bunlar her ne kadar bir delil olarak görülse de iddia makamının iddianameye koyduğu deliller olduğu için bu çelişkileri belirtmek istiyorum.
Yapılan baz çalışmalarında, benim Murat Gülibrahimoğlu ile 13.06.2020 tarihinde tanıştığımı iddianame de ortaya koymaktadır. Dolayısıyla bu durum, yukarıdaki varsayımı çürütmektedir. Çünkü, iddianamenin 691. sayfasında, iddia makamının Ekrem İmamoğlu ve Murat Gülibrahimoğlu ile ilgili yapılan baz çalışmalarında, 13.06.2020’den önce 9 kez ve sonrasında onlarca kez 0 metre baz verdiğini ve görüştüğünü iddia etmektedir. Burada iddia makamının, kendi varsayımını kendi kendine çürütmesi anlamına geliyor. Ayrıca benim "köprü" vazifesi yapabilmem için Murat Gülibrahimoğlu’nun, Ekrem İmamoğlu’nun ve Hakan Karanis olarak 0 metre baz vermem lazım. Dosyada böyle bir veri de yok. Bunu ifade etmek istedim. İddianame diyor ki, şu tarihlerde İmamoğlu ve Gülibrahimoğlu ortak baz vermiştir. Bunun neticesinde ortak örgtülülük alanının doğruluğunu göstermektedir, diyor. Burada beni 13.06.2020’de tanıştığımı teyit ediyor ki ben de bunu kabul ediyorum. Yani ben tanışmadan önce, İmamoğlu ve Murat Gülibrahimoğlu’nun bir “köprü” kurdukları gözüküyor iddia makamının iddiasına göre. Polis fezlekesinde, 2019 yılında, örgüt üyeleri Hakan Karanis ile Hüseyin Köksal aracılığıyla dahil olduğum anlaşıldığı iddia ediliyor. Yani 2020’de tanıştırıyor, 2019’da örgüte üye olmasına yardımcı olduğumu söylüyor. Bu çelişkiyi de belirtmek istedim.
19 Mart 2025'ten bu yana, yaklaşık 10 aydır cezaevindeyim. Bu sürecin büyük bir kısmını, tam olarak neyle suçlandığımı, hangi somut eylemin faili olduğumu bilmeden geçirdim. Gözaltı ve savcılık sürecinde bana bugün iddianamede yer alan eylemler veya şahıslarla ilgili hiçbir somut soru yöneltilmemiştir. Dosyayı incelediğimde daha vahim bir tabloyla karşılaştım: Benim tutukluluğumun devamı, ben zaten cezaevindeyken, tutuklanmamdan 3 ay ve 7 ay sonra alınan sanık beyanlarına dayandırılmıştır. Yani önce tutuklandım, sonra bu tutukluluğa gerekçe olacak beyanlar "üretildi". Dosyada ne Murat Gülibrahimoğlu ne Sayın İmamoğlu ne de Hakan Karaçöl ile ortak bir suç organizasyonu içinde olduğumu gösteren tek bir 0 metre baz verisi, teknik takip veya somut delil yoktur. İddia makamı, kendi sunduğu baz verileriyle benim suçsuzluğumu aslında ispatlamıştır. Sayın Başkan, hürriyeti tahdit eden bir tedbirin, kendi içinde bu denli çelişen ve sonradan ikmal edilmeye çalışılan beyanlarla sürdürülmesi hakkaniyete aykırıdır. Bu somut çelişkilerin dikkate alınmasını ve haksız tutukluluğumun sona erdirilmesini talep ediyorum.
Sayın Başkan, Ekrem Bey farklı siyaset tarzı olan bir kişidir. Ekibine çok güvenen ve yetki veren bir konumdadır. Bu tarzı anlatmak için yaşadığım bazı olayları aktarmakta fayda görüyorum. 2019 yılında siyasetten uzak duracağım kararını gençliğimde vermiş olduğum bu kararı ilan ederek Ekrem Bey başkan adayı açıklanınca, genç yaşta verdiğim siyasetten uzak duracağım kararımı ihlal ettim, İBB Meclis üyeliği için CHP Başakşehir ilçesine müracaat ettim. Gayem arkadaşımla İBB Meclisi'nde çalışmaktı. Başkanın yanında yakın arkadaşı ve başkanın yanında ona destek olmak istemiştim. Bu talebim kabul görmeyecekse, müracaatımı geri çekebileceğimi de yetkili kişilere bildirdim. Yetkili kişilerle yaptığım görüşme sonunda 1. sıradan meclis üyeliğimin açıklanacağını beklerken 5. sıradan adaylığım açıklandı. Yani siyasi yaşamım başlamadan sona erdi.
Sayın Başkan, biraz önce bir kaza geçirdiğimizi belirtmiştim. Bu kaza 1992 yılında Trabzonspor tesislerinden dönüşte olmuştu. Aracımız ters dönmüş, biz kırılan ön camdan dışarı zorlukla çıkmıştık. Etraf zifiri karanlık, sadece otomobil farlarının aydınlattığı bir hat vardı. O zifiri karanlıktan bir adam geldi. Sağ olsun bize yardımcı oldu. Ekrem İmamoğlu’nun ailesini tanıyan biriydi. Yakınlarımıza telefon ederek haberdar etti. O adam, Ekrem Bey İBB Başkanı olunca, beni aradı. Yani 2019’da beni aradı. Oğlu için bir iş talebinde bulundu. Bu gencin bir yıl uğraştım ama işe koyamadım. Hemşerim amcamın oğlu vasıtasıyla bana ulaştı. Bir ricada bulundu. 2019 yılıydı, yani sonbahar gibiydi. İSPARK Genel Müdür Yardımcısı olarak çalışan bir köylüm, hemşerim, amcamın oğlu vesilesiyle bana ulaştı. Bir ricada bulundu. Üç ay sonra emekli olacağını ve işten çıkarılma korkusu taşıdığını anlattı. Ancak 15 gün sonra işten çıkarıldı. 1992 yılında Trabzonspor camiamızda tanıdıklarım ve milletvekilliği yapmış bir ağabeyim bana ulaşıp İSPARK'ta çalışan biri doçent doktor unvanına sahip iki kardeş için en azından pozisyonlarını korumaları yönünde ricada bulundu. Bu ricayı yetkili kişilere ilettim ancak bu iki kardeş bir hafta sonra işten çıkarıldı.
2019 yılında çok iyi bir CHP’li olan Kuzey hanımefendi, Spor Akademisi mezunu olan, tenis eğitmenliği yapan Onur için İBB Spor’da işe girmesi için yardım talep etti. Fatih Keleş Bey’i aradım ancak bir sonuç alamadık. 2022’de Trabzon’dan beni ve Ekrem İmamoğlu’nu tanıyan bir arkadaşımızın basketbol oyuncusu olan Onur için bedelsiz olarak antrenmanlara çıkıp denenmesi talebinde yetkililere yazıldı ama yine kabul görmedi. Rahmetli amcamın köyde yaşayan hanımı yengem, aslen Giresun Eynesilli. Onun yeğeni halk otobüsünde çalışmak için yardım istedi. Hatta Giresunlu olan Mustafa Akın Bey’den de, Ekrem Bey’in koruma müdürü Mustafa Akın Bey’den de destek istedik. Bir müddet uğraştık ama şoför olarak dahi işe sokamadık. Trabzon Lisesi’nde yetişen, Orta Doğu Teknik Üniversitesi mezunu Hazine Müsteşarlığı’ndan bir arkadaşımızın müracaatı oldu. Ben de yetkililere ilettim, çok değerli bir arkadaşımızdı. Bu kişiyi de işe koyamadık, almadılar. Yani bunu anlatıyorum ki durum anlaşılsın yani İBB’deki mantık nedir, nasıldır, bizim durumumuz nedir diye. Oluşan bir önyargının doğru bir yere gitmesi için anlatmaya çalışıyorum.
Yine Trabzon Lisesi mezunu olan, yıllarını Kamu İhale Kurumu’na vermiş uzman bir arkadaşımızın çalışma talebi oldu. Sayın başkan da kendisini tanır, ismini vermeyeyim, pırlanta gibi bir insandı, pırıl pırıl bir insandı. Yetkililere ilettik, yetkililer olumlu görüş bildirmesine rağmen o kişi İBB’de çalışma imkânı bulamadı, şu anda emekli.
Sayın Başkan, iddianamede hakkımda ileri sürülen isnatların tamamı Murat Gülibrahimoğlu ile olan tanışıklığım ve bu tanışıklığım üzerine yapılan varsayımsal değerlendirmelere dayanmaktadır. Murat Gülibrahimoğlu ile tanışıklığım tamamen sosyal çevre içerisinde gelişmiş bir tanışıklıktan ibarettir. Murat Gülibrahimoğlu ile 2020 yılının altıncı ayında tanıştım. Bu tanışma aslında geçmişin hatırlanması şeklinde olmuştur. Yani bir nevi dejavu gibi bir durum oluşmuştu. 26 yıl önce gördüğünüz bir kişiyi 26 yıl sonra başka bir yerde, başka bir sosyal çevrede görüyorsunuz. Murat Gülibrahimoğlu benden altı ya da yedi yaş küçük birisidir. Ben ve eşim Trabzon’da aynı mahallede oturan ve o mahallede tanışıp evlenen insanlarız. Murat Gülibrahimoğlu da Trabzon’da kayınbiraderimin çocukluk arkadaşıdır. Bu görüşmede kayınvalidemi, eşimi tanıdığını ve zaman zaman o dönemde eve geldiklerini bana anlattı.
Dosya kapsamında olan ve 2020 yılının 28 Kasım 2020 yılında gerçekleşen tek bir yurt dışı seyahatimiz vardır Murat Gülibrahimoğlu’yla. Ukrayna Kiev’e gitmiştik. Bu bilgiyi vermek istiyorum; bu seyahatte uçakla İstanbul-Trabzon hattında isimlerini ve simalarını hatırlamadığım iki genç, ismini hatırladığım ve bu uçuşta tanıştığım, sohbet ettiğim Transit Bank Genel Müdür Yardımcılığı yapmış olan bir kişi vardı. Bir gece orada kaldıktan sonra tamamen turistik amaçlı bir geziydi bu.
30 Aralık 2020 tarihinde, bu dosyaların açılmasını talep ediyorum; şehir Belgrad olmuştu. Yine Turan Cemal isimli bir kişiyle birlikte yemek yiyip akşam saatlerinde İstanbul’a dönmüştük. Turan Cemal Bey'in eşi olan hanımefendi o dönem bakan, yanılmıyorsam bakan ya da bakan yardımcısıydı. Murat Gülibrahimoğlu ve Erman Bey, bunların İngiltere’deki düğününe de katılmış insanlardı. Hanımefendiyi devlet makamında ziyaret ettiler; biz dışarıda oturduk. Turan Cemal Bey de o hanımefendiyi ziyaret etmek maksadıyla Belgrad’a gitmişti. Ben bu seyahatte birlikte olduğum, siluetini bile hatırlamadığım, hayatımda sadece bu seyahatte yan yana geldiğim kişinin Sarp Yalçınkaya’nın işçisi olduğunu bu dosya kapsamında öğrendim. Bu kişi 2024 yılında, bende kayıtlı olmayan bir numara üzerinden beni aramıştı. Sosyal medya hesabından bana ilgisi olduğunu görmesi üzerine, tanıdığım bir profesör arkadaşıma ulaşıp ulaşamayacağımı; eşinin bir baypas ameliyatı olacağını, gerek ruhsal gerek iletişim anlamında yardımcı olup olamayacağımı sormuştu. Bu itirafçıyla ve iftiracıyla tek irtibatım bu kadardır.
Bu itirafçı ve iftiracının, hatta siz çok güzel bir cümle kullandınız "gıybetçinin", bu gıybetçinin bütün iftiralarının nasıl çürük iftiralar olduğunu, beyanlarının doğru olmadığını ve çöp olduğunu sizlere tek tek ifade ediyorum. Tanıştığım dönemde kendisini inşaat ve madencilik faaliyetleri yapan bir kişi olarak tanıtmıştı. Murat Gülibrahimoğlu ile tanıştığı süreç içerisinde kendisiyle Kemerburgaz’daki bir benzin istasyonunda görüşmüştük. Murat Gülibrahimoğlu bu benzinlikten bahsederken "Bizim" diyordu. Bu istasyonun market ve kasa katının üstünde büyük bir ofisi vardır. Burada bu kişi çalışan mıydı yoksa ortak mıydı bilmiyorum. Zaman zaman bana siparişler veriyordu. Bazen de bürokraside ve siyasette çevresi çok geniş olduğu için hediye etmek amacıyla Trabzon’dan takı siparişleri almam için bana ricada bulunuyordu.
Eski Zabıta Daire Başkanı Engin Ulusoy hastaneye kaldırıldı
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik davada tutuklu bulunan eski Zabıta Daire Başkanı Engin Ulusoy’un, Silivri Devlet Hastanesi’ne sevk edildi.
İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu karşısındaki 1 No’lu salonda görülen davanın önceki duruşmasında, Ulusoy’un sağlık sorunları nedeniyle salona getirilirken yürümekte güçlük çektiği dikkat çekmişti.
Duruşmada söz alan avukatı, müvekkilinin durumuna vurgu yaparak, “Normal şartlarda 112 ile hastaneye götürülmesi gereken bir hasta olmasına rağmen hâlâ sevk edilmedi. 1 Mayıs’ın tatil olması nedeniyle üç gündür araç temin edilemedi” demişti. Engin Ulusoy’un rahatsızlanarak Silivri Devlet Hastanesi’ne sevk edildiği ifade edildi.
Duruşmaya verilen ara sona erdi
Ara sona erdi, sanıklar ve mahkeme heyeti yerini aldı. Duruşma Hakan Karanis'in savunmasıyla başladı. Bu sırada mahkeme başkanı “Acil ailevi bir durum var” dedi ve duruşma salonundan ayrıldı.
Kısa bir süre sonra Mahkeme Başkanı duruşma salonuna geri döndü.
Ahmet Güldü'nün avukatı Ahmet Keskin: "Burada Ahmet cezaevinde yatıyor ama esas mücadeleyi dışarıda Esma veriyor"
Ahmet Güldü'nün avukatı Ahmet Keskin savunma yapıyor. Keskin'in savunmasında öne çıkan başlıklar şöyle:
"Şimdi şöyle bir durumla karşı karşıyayız: Biz, yaklaşık bir aydır savunma yapmaya çalışıyoruz ve her defasında çeşitli nedenlerle bu savunma erteleniyor. Müvekkilin durumu, gerçekten son derece sıkıntılı; çünkü çocuğu üniversiteye hazırlanıyor, eşi yalnız başına hem evi geçindirmek zorunda, hem çocuğa bakmak zorunda, hem de burada duruşmalarda ailesinin yanında olmak zorunda. Her gün İstanbul’dan Silivri’ye gitmek gelmek yalnız başına bir kadın için gerçekten çok zor. Yani burada aslında Ahmet cezaevinde yatıyor ama esas mücadeleyi dışarıda Esma veriyor. Biz de bu mücadeleye şahit oluyoruz ve aslında duygusal olarak da bundan son derece olumsuz etkileniyoruz.
Dolayısıyla geçen hafta talebimiz bu yöndeydi, ısrarımız da bu yöndeydi. Yani Adem Soytekin’in öne alındığı durumda meselenin uzayacağını, tahliyeye yetişemeyeceğimizi düşünüyorduk ve bundan kaynaklı da özellikle ısrarlı bir talepte bulunuyorduk. Şimdi üç hafta daha Ahmet Güldü bu süreci yaşamak zorunda. Neden bunu anlatıyorum? Çünkü benim savunmamdan bağımsız olarak, benim burada ne anlatacağımdan bağımsız olarak, savunmamın başarılı olup olmadığı mecrasından da bağımsız olarak Ahmet Güldü’nün tahliye edilmesi gerektiği, artık cezaevinde tutuklu tutulmaması gerektiği açık. Dolayısıyla bir mevzuat tamamlama hadisesine sürekli olarak tanıklık ediyoruz ve biz de avukatlar olarak buradan çok yorulduk Sayın Başkan. Ben Bursa Barosu’na bağlı çalışıyorum, mesleğimi Bursa’da icra ederim. Burada bütün planlarımız aksadı ve yaklaşık bir aydır biz de aileyle birlikte, müvekkilimizle birlikte aynı mağduriyeti yaşıyoruz.
Sayın Başkan, Sayın Heyet; öncelikle şunu belirtmek isterim: Müvekkili bu davaya katmak için kendimizi zorlasak, Ahmet Güldü’yü ancak bu davada tanık olarak dinleyebiliriz. Çünkü anladığımız kadarıyla dosyada örgüt yöneticiliğiyle itham edilen işveren Murat Gülibrahimoğlu firari konumunda ve kendisinin dahil olduğu iddia edilen kısımlar bu şekilde aydınlatılmaya çalışılıyor. Yani buradaki iddiaların aydınlatılması için birtakım tanık ifadelerine ihtiyaç var; müvekkil de, benim bir müvekkilim daha var o da Yener bey, ikisi de burada resmen tutuklu tanık olarak duruyorlar. Tutuklu olmalarına hiç gerek yok; zaten ikisi de çağrıldığında ifadeye gelmiş. Hatta Ahmet yanında avukatsız gelmiş, kendini izah edip çıkmak niyetindeymiş, çıkamamış takılmış. Aslına bakarsanız müvekkilin bu anlamda bilgisi, görgüsü var mı diye ifadesine başvurulmasının bile dosyaya çok fazla katkısı olmayacağı görüşündeyiz. Şirkette çalışan herhangi birisi olan müvekkilin karşımızda sanık olmasının hukuka uygun olmadığı kanaatindeyiz. Müvekkilim Ahmet Güldü hakkında düzenlenen iddianame ve sevk gerekçesi dikkatli incelendiğinde; dosyada birbirinden farklı nitelikteki şüphe başlıklarının tek bir çalışan profili üzerine yüklendiği, ancak her bir suç tipi bakımından ayrı ayrı bulunması gereken maddi ve manevi unsurların somut delillerle ortaya konulamadığı açıkça görülmektedir.
Bu dosyada tartışılması gereken şey; bir şirkette yıllarca alt kademede çalışmış, talimatla evrak götürüp getiren, bankaya gidip gelen, abonelik, noter takip işlemi yapan bir çalışanın nasıl olup da bir anda örgüte bilerek yardım eden, aynı zamanda Vergi Usul Kanunu kapsamındaki teknik ve karmaşık vergi suçlarının faili ya da iştirakçisi olarak kabul edildiğidir. Ceza yargılaması ihtimal ve izlenim üzerinden değil; somut fiil, somut kast ve somut delil üzerinden yürür. Dosyada ise ne yazık ki delilden çok yorum, olgudan çok varsayım, fiilden çok isnat vardır. Bu nedenle savunmamızı şu ana başlıklar altında arz ederiz:
1. Birinci olarak; müvekkilin şirket içindeki gerçek konumu ile iddianamede çizilmeye çalışılan görünüm arasında ciddi bir kopukluk bulunmaktadır.
2. İkinci olarak; örgüte yardım suçunun manevi unsurunu oluşturan bilme ve isteme unsuru somut bir delille ortaya konulmamıştır.
3. Üçüncü olarak; Vergi Usul Kanunu kapsamındaki isnat hem suçun faili bakımından hem de iştirak hükümleri bakımından hukuken ve fiilen ispat edilememiştir.
Ayrıca dava şartları arasında yer alan vergi incelemesi, rapor şartı ve rapor değerlendirme komisyonu mütalaası dosyada bulunmamaktadır. Dosyada bulunan rapor sadece öneri ve görüş raporudur. Sayın Başkan burası kritik; çünkü müvekkile aslında bir örgüte yardım suçlaması yapılıyor. İşleyiş şöyle gelmiş: Öncelikle tutuklandığı sürece bakarsanız örgüt üyeliği ile tutuklanıyor 220’den. Daha sonra soruşturma aşamasında aslında müvekkilin örgütle bir ilgisi olmadığı soruşturma makamı tarafından da tespit ediliyor, 220’ye 7’ye geri getiriliyor. Ama yanına bir de Vergi Usul Kanunu ekleniyor. Şimdi bu Vergi Usul Kanunu bakımından da dava şartı oluşmuş değil, yani soruşturma burada eksik. Bir ön rapor var, ön raporun dışında dava şartı olan rapor ve mütalaa yok. Bu nedenlerle aslında huzurumuzda olan müvekkil iki tane suç bir şekilde iliştirilmiş. Yani örgüte üye olmadığı kanaati getirilmiş, yardıma indirilmiş; bir de Vergi Usul Kanunu eklenmiş ki bir tane eylemi olsun, şimdi eylemi olmayan adamı da örgüt üyesi yapmayalım diye. Orada da dava şartları yerine getirilmeden soruşturma bitmiş, kovuşturma sürecine geçirilmiş.
Dosyada eksik araştırma var; banka hareketlerinin dayanakları, sahte olduğu ileri sürülen belgelerin somut listesi, teknik kullanıcı verileri, şirket içi iş bölümü, fiili görev dağılımı ve tanık anlatımları tam olarak toplanmadan iddianame kurulmuş. Sayın Heyet, öncelikle şu temel ayrımı net biçimde ortaya koymak gerekir: Bir kişinin şirket bünyesinde çalışıyor olması, işverenin verdiği talimatla bankaya gitmesi, evrak taşıması, noter ve abonelik işlerini takip etmesi, ilgili birimden talimat aldığında para teslim alıp yerine ulaştırması onu kendiliğinden suç örgütünün mensubu ya da örgüte yardım eden kişi haline getirmez. Ceza sorumluluğu kişinin iş yerindeki statüsünden değil, somut fiilinden, o fiili hangi bilgi ve iradeyle gerçekleştirdiğinden doğar. Ceza hukukunun en temel ilkelerinden biri kusurun şahsiliği, diğeri de sorumluluğun bireyselliğidir. İşverenin ya da şirket çevresindeki başka kişilerin isnat edilen eylemleri alt düzey bir çalışana yalnızca aynı iş yerinde bulunuyor diye yüklenemez.
Müvekkilin şirkete giriş şekli dahi sıradan bir iş ilişkisini göstermektedir. Eşi şirkette çalışmaya başlamış, oradan iş ilanını öğrenmiş, başvuru yapmış, kabul edilmiş, yıllarca ofis boy ve iş takip elemanı olarak aynı görevde çalışmış. Yani bahsi geçen örgütün kurulması, büyümesi, milyarlarca lira kamu zararına yol açması, işte şu kadar parayı bu kadar parayı kendi bünyesine geçirmesi bizim müvekkilimizin hayatında hiçbir şey değiştirmemiş; mal varlığında da hiçbir şey değiştirmemiş, yaptığı işte de bir şey değiştirmemiş. Yani yaptığı işin niteliği de değişmemiş. Teknik, finansal veya stratejik karar verici olmadığı gibi; maden sahası, hafriyat dökümü, muhasebe, vergi planlama, e-fatura, e-arşiv, e-defter, şirketler arası belge ilişkisi, fatura üretim zinciri, ticari organizasyon ve finansal yapılandırma gibi iddianamede suçla ilişkilendirilen alanların hiçbirinde uzmanlığı, yetkisi veya belirleyici konumu bulunmamaktadır. Bu nokta önemli; çünkü dosyada müvekkile isnat edilen fiiller kendi başlarına değil, başka kişiler bakımından kurulduğu iddia edilen bir yapı üzerinden anlamlandırılıyor.
Fakat müvekkilimin bu sözde yapının amacını bildiğine, onun suç teşkil eden bir faaliyetinin parçası olduğunu kavradığına ve buna rağmen bilerek destek verdiğine ilişkin açık, net ve kuşkuya yer bırakmayan tek bir delil dahi ortaya konulmamıştır. 20'den fazla insan dinlenmiş. Bir tanesinin ifadesinde Ahmet Güldü’nün adı bile geçmiyor. Yargıtay 15. Ceza Dairesi'nin bir kararı var: Sanığın tüm aşamalarda suçlamayı kabul etmemesi, soyut iddia dışında iştirakine dair herhangi bir delil elde edilememesi halinde mahkumiyet değil beraat gerekir. Şimdi bu karar; her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadıkça mahkumiyet kurulamayacağını açıkça vurguluyor. Somut dosyada da müvekkilin aleyhine sadece iddia makamına ait soyut değerlendirmeler var ve bu değerlendirmelerde aslında birtakım delillere dayanılmıyor.
Mesela müvekkilin beyanına dayanılıyor. Müvekkil anlatırken diyor ki; "Ben bu işi nasıl yapardın?" diye soruyorlar, "Bende vekaletname var." diyorum. "Vay, Amerika'yı keşfettik! Sende demek vekaletname var. Demek sende vekaletname varsa sen çok önemli bir adamsın, demek ki herkes sana güveniyor, işler sana yaptırılıyor." gibi sonuç çıkartıyorlar. Oysa öyle bir sonuç çıkmaz. Bütün şirketlerde çalışanlara, özellikle bu getir götür işlerini yapan insanlara bu vekaletnameler verilir. Ne yapacak? İşveren her araç aldığında gidip kendisi noterde sıra mı bekleyecek? Her işte, bir yere abonelik yaptırınca gidip gaz kuyruğunda, elektrik idaresinde mi bekleyecek? Dolayısıyla böyle personellere bu vekaletnameler verilir. Savcı, bu vekaletnameye inanılmaz bir anlam yüklüyor. Dikkat ederseniz sevk ederken de onu yazıyor: "Ahmet Güldü'de vekaletname var." Yani çok önemli, çok şey bir şeymiş gibi. Biz vekaletnameleri size sunduk Sayın Başkanım, yeniden sunalım. Bu vekaletname çok sayıda personelin ismini bulundurur ve bu personeller arasında da aslında görev vasfı itibarıyla en vasıfsız personel Ahmet Güldü'dür. Dolayısıyla o vekaletnamenin kendisine neden verildiği zaten açıkça ortada. O hususa ayrıca değineceğim için şimdi çok da uzatmayayım.
Sayın savcının sevk yazısında ve iddianamede kullanılan dil, somut olguların dili değil; ağırlıklı olarak yorum dilidir. "Yakın ilişki", "bir arada değerlendirildiğinde örgütün işlediği suçlara katkısı görüldüğü", "şüpheli işlemler tespit edildiği" gibi ifadeler birer kanaat cümlesi olabilir ancak mahkumiyete elverişli delilin yerini alamaz. Ceza yargılamasında önemli olan; hangi somut fiilin, hangi tarihte, hangi araçla, hangi kastla işlendiğinin gösterilebilmesidir. Burada ise isnat edilen hususlar çoğu zaman sonuç cümlesi şeklinde kurulmuş fakat sonucu doğuran olgular yeterince gösterilmemiş. Yani bir olay örgüsü falan göremiyoruz. Savunma yapabilmek için de aslında bir olay örgüsüne ihtiyacımız var fakat Ahmet Güldü ile alakalı bir olay örgüsü göremiyoruz. Kendisi hakkında söylenen nedir? Bankaya gitmiştir, para çekmiştir, para yatırmıştır, evrak işi takip etmiştir, şirket adına vekaletnamesi vardır, patronla iş ilişkisi vardır. Bunlar dosyada başlıklar. Peki, bu başlıklardan hangisine ilişkin bir savunma yapacağız? Yani bir ofis boya "Sen niye bankadan para çektin, şirkete getirdin?" diye mi soracağız? Ya da işte "Patronla bu paranın kaynağını niye sormadın kardeşim? Patron, sen bu parayı çekiyorsun ama niye çekiyorsun, kime vereceksin? Bana söylemezsen ben bir daha hayatta bankaya gitmem." filan mı diyecek? Yani böyle bir şey mi bekliyoruz? Böyle bir ihtiyacımız mı var? Müvekkilden suçtan kaçınması için, kendini koruyabilmesi için nasıl bir davranış sergilemesi bekleniyor? İddia makamında böyle bir şey de yok, yani böyle bir şeye dair yorum yok.
Örneğin şöyle şeyler olsa; işte kamu görevlilerine para götürdü, adliyeye para götürdü, efendim valiye para götürdü filan gibi iddialar olsa biz müvekkile sorarız. Deriz ki; "Ahmet Güldü, bunun rüşvet olduğunu biliyorsun kardeşim; bu 'Ben ofis boyum, maaşımı alıyorum, talimatı yerine getiriyorum' ile açıklanmaz." Ama burada öyle bir şey de yok, öyle bir iddia da yok; dolayısıyla savunması da yok. Şimdi örgüte yardım suçunda manevi unsur son derece belirleyici. Yardım fiilinin cezai anlam taşıyabilmesi için kişinin neye yardım ettiğini bilmesi, yardımının örgütün amaçları bakımından değer taşıdığının farkında olması ve buna rağmen bilinçli biçimde destek sunması gerekiyor. Salt fiili hareket yetmez, o fiilin arkasındaki bilinçli yöneliş ispat edilmelidir. Müvekkilin tüm anlatımı baştan sona aynı çizgide Sayın Başkanım: "Ben ofis boydum, günlük işler yapardım, talimatla hareket ederdim, karar vermezdim, neyi neden yaptıklarını bilmezdim." Bu anlatım dosyanın dışına taşan, sonradan inşa edilmiş bir savunma değil üstelik; yani ilk ifadesinden beri aynı şekilde devam ediyor ve aynı çerçevede kendini ifade etmeye çalışıyor.
Dikkat edilirse müvekkil, savcılık ifadesinde kendisine açıkça sorulmadığı halde genel vekaletnameyi kendisi anlatmış; bankadan para çektiğini, çek bozdurduğunu, bu parayı kime teslim ettiğini açıklamış. Az önce meslektaşım sordu, müvekkil yine açıkladı. Dikkat ediyorsanız işte bir kekeleme, bir "Acaba ne söylesem?" diye düşünme hali dahi yok; yaptığı işi anlatıyor. Suç kastıyla hareket eden, illegal bir organizasyonun parçası olan, gizleme saiki taşıyan bir kişi; aleyhine yorumlanabilecek bu nitelikteki ayrıntıları kendiliğinden anlatmaz Sayın Başkanım. Yani Ahmet Güldü çağrıldığında "Sende vekaletname varmış" diye sorulmuyor, kendiliğinden anlatıyor; çünkü bir şeyi gizleme gibi bir derdi yok. Gizlenmesi gereken teknik ayrıntıları kendisi açıklayan bir davranış kalıbı, suç bilinciyle hareket eden fail kalıbından farklıdır. Bu husus savunma lehine değerlendirilmelidir.
Sayın Heyet, vekaletname meselesi savunmamızın önemli bir yerini işgal ediyor. Aslında bir yandan da zaman aldığımızı düşünüyoruz; yani bu kadar basit bir konuyu bu kadar uzun uzun anlatıyoruz ama işte başka bir suçlama yok. Vekaletname sanki müvekkilin şirket içindeki bütün karar ve işlem yetkisini taşıdığı izlenimini doğuracak şekilde sunuluyor. Oysa dosyadaki vekaletname incelendiğinde açıkça görülecek ki; bu belge yalnızca müvekkile verilmiş münhasır bir güç devri değil, birden fazla şirket çalışanını kapsayan, operasyonel işlerin yürütülmesine yönelik genel bir yetkilendirmedir. Böyle bir yetkilendirme, ceza hukuku anlamında suç ortaklığını değil, iş hayatının pratik gereklerini gösterir. Kaldı ki vekaletnamede bir yetkinin yazılı olması ile bu yetkinin fiilen ve suç kapsamında kullanılmış olması aynı şey değildir. Ceza yargılaması potansiyel yetki üzerinden değil, fiili hareket üzerinden yürütülür. Müvekkilin vekaletname kapsamındaki bütün işlemleri yaptığı, hele hele bu işlemleri suç kastıyla yaptığı gösterilmeden; sırf isminin vekaletnamede geçmesinden suç sonucu çıkarılamaz. Bir başka deyişle vekaletname bir yetki belgesidir, suç delili değildir. Onun İÇİN isnat edilen fiille somut bağlantısının kurulması gerekir. Dosyada ise böyle bir somut bağlantı yoktur".
İmamoğlu, Ahmet Güldü'ye soruyor
Tutuklandıktan sonra görevinden uzaklaştırılan eski İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Güldü'nün savunmasını tamamlamasının ardından soru sormaya başladı.
Ekrem İmamoğlu: Evet sevgili Ahmet Güldü kardeşim, sana soru soracağım ama sorudan önce Sayın Hakim, Sayın Heyet; tabii duruşmalar dönem dönem hılzı akıyor, verimli ortamlar yaşanıyor. Buna yönelik bunu söylemem lazım ki hani nereden başladığımız anlaşılsın. Bunun da buradaki yönetim tarzına katkı sunduğunuz anlarda yaşandığını bilecek kadar objektif bakan bir insanım. Tabii tutukluluk incelemesi sonrası, birtakım gerginlikler yaşandı ve yaşanıyor. Bu da duruşmayı sekteye uğratıyor. Tabii burada sebebinin aslında bir özetini dinledik şu anda. Yani 15 dakikalık bir fragmanıdır bu bence. “Niye” derseniz? Burada insanlar, sadece beyanla tutuklu Sayın Başkan, Sayın Heyet. Sadece beyanla! Ve bir gün değil, beş gün değil, on beş gün değil, yani aylarca, aylarca... Bizim canımızın yanmasını, herkesten çok da benim canımın yanmasını, sizin anlamanız gerektiğini düşünüyorum; herkesten çok.
Savunmasını yapıyor insanlar. Neye göre yapıyorlar Sayın Başkan, Sayın Heyet? Beyana göre! Çok çarpıcı bir şey yaşadım. Geçenlerde birisi tutuklanıyor. Muhalif medyadan birileri bunu eleştiriyor. Yandaş medyadan biri de çıkıyor diyor ki aynen şu cümleyi kuruyor Sayın Başkan. Dikkatinize sunuyorum: “Savunacağınıza suçsuzluğunu ispat edin” diyor. Yahu kurallar mı değişti bu dünyada. Yani birine suç at, suçsuzluğunu ispat etsin! Sayın Başkanım, inanın bu ne toplum vicdanına sığar ne milletin bu kadar biriktirdiği değerlere sığar ne insan olmaya sığar sığmaz Sayın Başkanım. Sayın Heyet; sığmaz. Ve burada insanlar çıkıyor, kendilerini ifade etme gayretinde. Şimdi ben Ahmet Güldü kardeşimin… Yani buraya bakıyorum çünkü ismini de bilemedim! Tanımıyorum: Örgüt üyesi! Tanımıyorum çünkü. Yazık değil mi? Yazık. Ve diyoruz ki; “Anlat. İspat et. Kendini ispat et!”
Peki ne yaşandı? Birisi çıktı… İtirafçı. Bize göre iftira. Efendime söyleyeyim etkin pişmanlıkçı. Bir şeyler anlattı. Belge yok. Bilgi yok. Daha önce oldukları gibi. Şimdi belgeleriyle, bilgileriyle an ve an Ali Kurt sunum yaptı, Ali Sukas sunum yaptı, Elçin Karaoğlu sunum yaptı. Ceyhun Bey, burada muhteşem bir brifing verdi. Hem de müfettişlere yönelik… Yani Seyfullah Bey’i mi anlatayım, kimi anlatayım Sayın Başkan? Bu insanlar bilgi bilgi, belge belge bir şeyler anlattı. Ne oldu? Beyan geçerli oldu, bu kadar sunum… “Siz bekleyin!” E biz endişe etmeyelim mi Sayın Başkan? Endişe ediyoruz. İnanın soruya geleceğim ama bunların her birinin Ahmet Güldü’ye soracağım soruyla ilişkisi var Sayın Başkanım. Bu insanlar beyanla tutuluyor. Şoförler aylarca yattı! Benim 8 ay, iki şoförüm yattı. Sizin önünüze bile gelemedi. Sekiz ay yattı Sayın Başkan. Bu sekiz gün değil Allah aşkına! Allah aşkına! Sekiz ay sizin önünüze bile gelemedi çünkü iddianamede yoktular. Şimdi serbestler. Sekiz ay, sekiz gün değil, sekiz saat değil… Yani bir insan 8 saat nezarette kalsa, psikolojisi bozuluyor.
Bunları yaşayıp, biz bunlara ifade etmeyecek miyiz? Bakın bu dosya, yani şu an Ahmet Güldü'nün burada olduğu dosya, ki yanılmıyorsam on bir kişi var bu şirketten burada, bir de ilişkili olan üç dört kişi var benim İBB’den bildiğim, tanıdığım arkadaş.. Üç dört kişi. 110 milyar lira kamu zararı… 110 milyar! Bu nasıl uydurulur yahu? Sayın Başkan, bu nasıl uydurulur? Yani bu uydurma üzerine biz nasıl bir savunma yapalım? Şimdi bu kardeş, bu genç insan, yani ne diyebilir yani? Ofisboy diyorlar, çalışan diyorlar, işte al götür getir işi yapan denilen bir insandan bahsediyoruz. Sayın Başkan, bakınız gerçekten içimiz yanmıyor. Gerçekten canımız yanıyor. Bakın burada insanlar tutuksuz yargılanmalı diyoruz. Tekrar ediyorum… Bitiriyorum yani, bu bölümü bitiriyorum. Siz bana “Pazartesi söz vereceğim” demişsiniz, vermediniz. Ben duymadım. Demişsiniz, vermediniz. Lütfen müsaade edin. Üç dört dakikaya bitiriyorum Sayın Başkanım…
Israrla söylüyorum. Kendim için istemiyorum. Yahu ev hapsi verin? Başka bir adli kontrol verin. Bakın; vermelisiniz. Bu bir rica değil. Vermelisiniz. Bu benim tespitim. Şahsi olarak, insan olarak, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı olarak, bu ülkeyi yönetmeye talip cumhurbaşkanı adayı olarak vermelisiniz. Yüce Türk yargısı, utanç verici bir şekilde… Yüzde 20’lerin altında insanlar inanıyor yargıya. Diyor ki, “Ben yargıya inanmıyorum” diyor yüzde 80 küsur. Ben demiyorum, anketler diyor Sayın Başkan. “Yere düşmüş ben de bir tekme vurayım” diyemezsiniz herhalde. Dememelisiniz. Çünkü, varlığınızın sebebi bu. Adalet mümkün temelidir Sayın Başkan. Siz, “Bir tekme de ben vurayım” değil, tam aksine bu memleketin demokrasisi, adaleti, hukuk sistemi, geleceği, çocuklarımızın evlatlarımızı yarın için bir karar almak zorundasınız. Onun için buradasınız. Bizim beklentimiz bu. Ben size hep şöyle ifade ettim. Ben şöyle hitap ettim: Ben, görevinizi iyi yapmanız için en büyük fedakarlığı, en büyük gayreti gösterecek kişiyim. Başka kimse yok. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde başka kimse yok. Bakın çok net. Bu görevi iyi yapmanız için en büyük görevi, sorumluluğu hisseden kişi benim. Niye biliyor musunuz? Çünkü bütün suçlamalar bana ve benimle beraber buradaki insanlara yapılıyor. Onun için bu sözlerim, size katkı sunmak içindir.
Şimdi şoförler tutsak. Gittiler, ifade bile vermediler. Ama Sayın Başkan, siz beş aydır karar mercisiniz. Sizden önce yapılanlar geldi, geçti, gitti. Artık siz karar veriyorsunuz. Dolayısıyla, Allah aşkına, yani Iraz neyi anlatamadı Sayın Başkanım. Iraz neyi anlatamadı? Orhan Bey’in ne suçu var? Yani CHP'de bir görevi olduğu için mi burada? Bakın şüphelerimizi söylüyoruz Sayın Başkanım.
Mahkeme Başkanı: Soruya geçelim.
Ekrem İmamoğlu: Tamam. Ama bunları duyun. Lütfen duyun. Yani Aykut Erdoğdu, yatarı bile olmadığı bir husustan dolayı burada niye tutuluyor? Siyasi olduğu için mi? Benim iki belediye başkanı arkadaşım neyi anlatamadı size? Beyanını sunan veya itirafta, iftirada bulunan itirafçı olan insanların beyanı daha mı kuvvetliydi Sayın Başkanım? Yapmayın. Allah aşkına, bu millete bu zulüm çektirilemez. Bu ülkede enflasyon düşmüyorsa, burada alınan kararların katkısı var Sayın Başkan. Bunu bilin yani. Bu ülkede enflasyon düşmüyorsa, bu ülkede millet fakirse, şurada alacağınız kararların etkisi olacak Sayın Başkan. Sakın kararlarınızı sadece bu mahkemeyle sınırlı olduğunu düşünmeyin. Size hatırlatıyorum.
Onun için şoförlerin tutuklu beyanlara bakıyorum Sayın Başkan. Bir tane şoförün iftirası var. Bir tane şoför! Diyor ki, “Ben gördüm, şunu taşıdılar. Ben gördüm, şunu verdim.” O şoförün dönün tutanaklarına bakın, kimler kimler kayrılmış? Ertan’ı kayrılmış, Fatih Türk’ü kayrılmış, o kayrılmış, bu kayrılmış! Unutulmuş! Niye? Torpilliler mi var bu şeyde? O sistemin içinde torpilliler mi var? Birileri onları görmeyin, kenara itin şunları... Var! Ben ne diyorum biliyor musun? Var, daniskası var. Yüzlercesi var. Hatta şu anda ortaklık yapanlar var; yani hatta şu anda bu muktedir olan insanlarla ortaklık yapan insanlar var. Bakın bu kadar net söylüyorum, bu kadar bilerek söylüyorum Sayın Başkan. Bu dediklerimi size katkı sunmak için söylüyorum bakınız. Tarihe geçsin diye değil sadece, size katkı sunmak için söylüyorum. Onun için bu gariban insanlara bu yapılmaz, bu yapılmaz yani.
Şimdi soruya geleceğim. 110 milyar… 110 milyar Sayın Başkan. Şimdi ben tabii ki Ahmet Güldü'ye bunları anlatsam, on defa anlatsam anlamayacak. Yani buranın bir maden bölgesi olduğunu, buranın bir kanunla maden bölgesine dönüştürüldüğünü ve biliyorsunuz efendim, biliyorsunuz değil mi? Buranın yetkilisi Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığıdır, MAPEG'dir, Valiliktir. Valiliktir bakınız. Biz kurum olarak masada bir kurumuz, bir kişiyiz. Başka kimse yok. Ve biz şu anda bir şirketin ofisinde geçenler... Dizimiz çıkmaz burada. Bir ofiste geçenler... Efendime söyleyeyim maden yok edilmiş, yaz 80 milyar. 30 milyar da işte şeyden yaz, hafriyattan yaz. Peki, kim kontrol ediyor burayı? Soruya geliyorum, kim kontrol ediyor? Siyasi ilişkiymiş. Bakınız benim, çevremdekilere ana avrat söven, küfreden bir gazeteye, Akit gazetesine 5 milyon 700 bin lira yatıran bu şirket, 2024. Listesine bakın, göreceksiniz orada. Orada Halk TV yok, Sözcü yok, efendime söyleyeyim BirGün gazetesi yok, Cumhuriyet gazetesi yok ama Akit gazetesi var. 5 milyon 700 bin lira. Sayın Başkan, savunmadan daha önemli bu. Bakınız geliyorum, geliyorum soruma geliyorum.
5 milyon 700 bin lira. Daha çok şey anlatacağım zaten, bu bir tanesi, bu bir tanesi. Şimdi ana avrat söven, aileleri yerle bir eden bir kuruma bu şirket para yollamış. Ben görüyorum burada, şimdi görüyorum. Listeden ben değil, yani iddia makamının koyduğu listede ben bunu görüyorum. Bunu Ahmet Güldü'nün bilme şansı var mı, nereden bilsin? Nereden bilsin? Peki, ben biliyor muyum? Bilmiyorum. Başka şeyler de biliyorum şimdi, tek tek bunları soracağız, sorgulayacağız, öğreneceğiz. Sayın Başkan, soruma geçmeden çok önemli bir hususun daha altını çizeyim; çünkü sorum bununla ilişkili. Âdem Soytekin çıktı dedi ki: "Önüme bir şablon kondu ve ben o şablonun altına imza attım. O şablonda da örgüt tarifleniyor. O şablonu koyan da şu savcıyla şu savcı vardı, önüme bunları koydu ben oraya imza attım." dedi. Bakın örgütün tarifi var. "Ben böyle bir cümle ne kurdum ne de biliyorum." dedi burada sizin huzurunuzda söyledi. Sayın Başkan, burada örgüt yöneticisi... Şablonda örgüt yöneticisi, çöktü. Ertan denen kişi örgüt yöneticisi; çöktü. Murat Gülibrahimoğlu örgüt yöneticisi; çöktü. Hüseyin Gün diye birisi var, pazartesi davamız var, ben adamı tanımıyorum; çöktü.
Mahkeme Başkan: Şimdi bunların Ahmet Güldü'yle alakası nedir?
Ekrem İmamoğlu: Var, var geliyorum, tam da var. Niye biliyor musunuz? Konunun vahametini anlayın, zirveye çıkartıyorum sizi Sayın Başkan. O zirveden en aşağıyı görün diye bakıyorum; işin ne kadar trajikomik ötesi olduğunu anlayın diye anlatıyorum Sayın Başkan. En zirveye çıkartıyorum sizi. En zirvede bu isimler var ve o örgütün yöneticisi onlar, ben de örgüt lideriyim. Duruma bakar mısınız? Ahmet Güldü, sen böyle bir örgütten haberdar mısın?
Ahmet Güldü: Hayır, değilim.
Ekrem İmamoğlu: Sen, beni tanıyor musun sevgili kardeşim?
Ahmet Güldü: Tanımıyorum Başkanım, sadece televizyonlardan ve belediye başkanı olduğunuzu biliyorum.
Ekrem İmamoğlu: Yahu Sayın Başkan bu nasıl örgüt üyeliği? Yazık değil mi bu insana? Şimdi bu insan burada üç ay tatil mi yapacak Sayın Başkan? Sizin vicdanınıza bırakıyorum.
İmamoğlu’nun tahliye edilen şoförü de duruşmada
Ekrem İmamoğlu’nun, iddianame olmadan aylarca içeride yatan ve geçtiğimiz günlerde tahliye edilen şoförü Recep Cebeci, İBB Davası'nda duruşmaya geldi. Cebeci, "Tabii ki davayı takip edeceğim. İçerideki arkadaşlarımı asla yalnız bırakamam" dedi.
"Murat Gülibrahimoğlu ile aramdaki ilişki sadece işçi-işveren ilişkisidir"
Güney Cebeci Madencilik Sanayi Ticaret AŞ'nin sahibi iş insanı Murat Gülibrahimoğlu'nun çalışanı Ahmet Güldü savunmasına şöyle devam etti:
"Murat Gülibrahimoğlu ile aramdaki ilişki sadece işçi-işveren ilişkisidir. Bunun dışında herhangi bir özel, ticari ya da farklı bir ilişkim bulunmamaktadır. Ben iş yerinde bana verilen görevi yerine getiren ve bunun karşılığında maaş alan emekçi bir insanım. Bu nedenle yaptığım işten dolayı Murat Gülibrahimoğlu'nun bir örgütle bağı olduğunu anlamam veya fark etmem mümkün değildir. Bu yönde bir değerlendirme yapılması doğru değildir. Samimi bir şekilde söylemek gerekirse; benim Murat Gülibrahimoğlu'nun herhangi bir örgüt üyesi olduğunu veya olabileceğini bir an olsun bile düşünmedim. Hiçbir zaman da aklımdan böyle bir şey geçmedi. Ben, 2014 yılında işe giriyorum. 2025 yılına kadar aynı işe devam ediyorum. Olağan dışı ya da farklı anlam yüklenecek hiçbir şey olmadı. Ben bu dönem boyunca sürekli aynı işimi yaptım. Belediye yönetiminin değişmesi, Sayın Ekrem İmamoğlu'nun başkan olması; benim çalışma hayatımda, görevimde, gelirimde, günlük iş işleyişimde herhangi bir değişiklik yaratmamıştır. Ben aynı şekilde çalışmaya devam ettim. İddianamede yer verilen suçlamaların kapsamı ile benim görev ve sorumluluğum arasında somut bir bağ kurulması mümkün değildir. Bu nedenle bundan sonra tarafıma yöneltilen iddialara tek tek değinerek bu isnadın benimle neden ve gerçeği ile alakalı olmadığını açıklayacağım.
İddianameye geçeyim. Öncelikle Başkanım, şu genel vekaletname ile başlamak istiyorum. Yani bu vekaletname ile yapılan genel yetkilendirmenin sadece bende olduğu yönündeki ifade; sanki şirketin tüm yetkisinin bende olduğu, tek kişi benmişim gibi bir izlenim oluşturmaktadır. Oysa böyle bir izlenim gerçeği yansıtmamaktadır. Dosyadaki vekaletname incelendiğinde açıkça görülecektir ki; bu vekaletnamede yalnızca benim ismim yoktur. Aksine şirketin operasyonel ve günlük işlerini yürüten kişilerin isimleri avukatlarımızca tarafınıza ulaştırılmıştır. Vekaletnamede en az 30'a yakın isim vardır Sayın Başkanım. Bu nedenle vekaletname üzerinden benim şirket içinde tek başıma yetki karar veren veya her şeyi bilen kişi olduğum sonucuna varılamaz. Ben, bu vekaletname kapsamında, diğer çalışanlar gibi günlük işlerin yürütülmesinde kullanılan kişilerden sadece bir tanesiyim. Kaldı ki vekaletnamede yer alan yetkiler, bu işlemlerin fiilen benim tarafımdan yürütüldüğü anlamına gelmemektedir. Vekaletnamede adımın geçmesi, vekalette belirtilen tüm işleri benim yaptığım anlamına gelemez. Bu işlemlerin fiilen kimler tarafından gerçekleştirildiği; banka kayıtlarından, imza örneklerinden, kamera görüntülerinden ve sistem kayıtları üzerinden kolayca tespit edilebilir. Ben bu vekaletname ile noter, ticaret odası, trafik şube müdürlüğü, elektrik aboneliği, su bölümü, doğal gaz aboneliği gibi işler yaparım. Bu nedenle yalnızca vekaletnamede ismimin yer alıyor olmasından hareketle, benim örgüt hiyerarşisine yakın olduğum veya örgüte bilerek ve isteyerek yardım ettiğim sonucuna çıkarılamaz.
İddianın bir diğer konusu ise bankadaki sahte faturalarla alakalı Vergi Denetim Kurulu raporudur. Vergi Denetim Kurulu, İstanbul Vergi Kaçakçılığı Denetim Daire Başkanı'nın ön raporunda; Murat Gülibrahimoğlu ile aramda birçok para transferi olduğu, şüpheli işlemler tespit edildiği, haksız kazancın sahte fatura yöntemi ile aktarıldığı ve bu yolla örgüte kazanç sağlandığı yönünde değerlendirmeler yer almaktadır. Ben bu değerlendirmeleri kabul etmiyorum. Bu para hareketleri; şirket faaliyetleri kapsamında yapılan masraflar, şirket ve işveren adına gerçekleştirilen ödemeler, vergi ve diğer kamu ödemeleri ile şirket giderlerinden ibarettir. Bu nedenle yalnızca banka kayıtlarına bakılarak değerlendirme yapılması doğru değildir. Hangi ödemenin neye ilişkin olduğu, hangi transferin hangi masrafa dayandığı, hangi işlemin vergi veya kamu ödemesi kapsamında yapıldığı ancak belgeler incelendiğinde netleşecektir.
Bu hususta açıklamaların soruşturulabilmesi ve iddianamede şüpheli olarak değerlendirilen para hareketlerinin gerçek nedeninin ispatlanabilmesi amacıyla; şu anda TMSF kayyumunda bulunan Kuzey İstanbul Gayrimenkul'e hem mahkememiz aracılığıyla hem de noter kanalıyla başvurduk. Ancak bu başvurularımıza rağmen söz konusu belgeler tarafımıza verilmemiştir. Mahkemenizce de bu yönde bir karar verilip yazı yazılmamıştır. Bu belgeler incelenmeden, yalnızca banka hareketlerine dayanılarak aleyhime suç isnadında bulunulmasını kabul etmiyorum Sayın Başkanım. Yani bu kararlarla alakalı sorumluluğumu ben Çağlayan adliyesindeki ifademde savcımıza da ilettim. Bunların hepsinin kalem kalem, fiş fiş kaydı şu anda TMSF bünyesinde olan şirkette mevcuttur. Hatta Sayın Başkanım, avukatlarımın söylediğine göre Semih'in evrakları size sunulmuş. İtirafçı Semih'in evrakları size sunulmuş; 2 klasör fiş varmış. Yani onda 2 klasör varsa Semih son 2 senede yapmıştır benimle aynı işi. Ben 11 yıldır aynı işi yapıyorum; 2.000 klasör çıkartırım ben size. Yani kalem kalem, fiş fiş 2.000 klasör çıkartırım TMSF'den.
Ayrıca ben muhasebe kayıtları tutan; e-fatura, e-arşiv veya defter sistemleri kullanan; sahte fatura düzenleyen ya da piyasadan sahte fatura temin eden bir kişi değilim. Şirkette bu tür yasa dışı işlere şahit de olmadım. Finans işleri benim görev alanımda da değildir. Ben şirkette günlük işlerini yapan, talimatla hareket eden bir çalışan olarak görevimi yaptım. Bu nedenle para transferleri veya banka hareketlerinden yola çıkılarak benim sahte fatura yöntemiyle para aktardığım ya da örgüte bilerek ve isteyerek kazanç sağladığım sonucuna varılması doğru değildir. Dosyada geçen banka hareketleri ve diğer işlemler, benim açımdan işveren talimatı ile yerine getirilen rutin çalışan işlemlerinden ibarettir. Bu işlemleri yapmış olmam, tek başıma benim şirkette fatura düzenleme faaliyetlerine katıldığımı ya da suç gelirini bildiğimi göstermez. Aynı şekilde bu paraların suçtan kaynaklandığını bilmem mümkün olmadığı gibi, bunu bildiğime veya bunları gizlemek amacıyla hareket ettiğime dair dosyada somut delil bulunmamaktadır.
Benim yaptığım şey, bana verilen günlük işleri yerine getirmekten ibarettir. Bu nedenle şirket içindeki rutin çalışan kişilerden biri olarak hakkımda; sahte fatura faaliyetine yardım ettiğim veya suç gelirini gizleme amacıyla hareket ettiğim sonucuna varılmasını kesinlikle kabul etmiyorum. Ayrıca iddianamede benim örgüt üyesi olduğum kabul edilmemekle birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım ettiğim ileri sürülmektedir. Oysa böyle bir suçlamanın kabul edilmesi için; benim örgütün ne olduğunu, ne amaçla hareket ettiğini bildiğim ve buna rağmen bilerek destek verdiğimin açık şekilde ortaya konulması gerekir. Dosyada ise benim böyle bir niyetim, bilgim ya da iradem olduğunu gösteren net bir suç delili yoktur. Bana isnat edilen fiiller; şirket çalışanı olarak işveren veya yetkili kişilerden aldığım talimat doğrultusunda bankaya gitmek, bazı ödemeleri yapmak ve günlük işleri yürütmekten ibarettir. Bu işlemler bir çalışan tarafından yerine getirilen rutin işlerdir. Bir çalışanın işini yapması; tek başına örgüt kastıyla, örgütün amacı doğrultusunda hareket ettiğini ya da örgüte bilerek ve isteyerek yardım iradesi taşıdığını göstermez. Bu nedenle yalnızca yaptığım işin niteliğinden hareketle hakkımda örgüte yardım suçunu işlediğim sonucuna varılması mümkün değildir".
Ahmet Güldü: "Bir emekçi olarak, çalışan olarak nasıl tutuklanabilirim?"
Güney Cebeci Madencilik Sanayi Ticaret AŞ'nin sahibi iş insanı Murat Gülibrahimoğlu'nun çalışanı Ahmet Güldü savunma yapıyor.
Cebeci maden sahasına yönelik iddialar kapsamında tutuklu yargılanan Güldü'nün savunmasından öne çıkanlar şöyle:
"Eşim 2013 yılında Kuzey İstanbul Modern şirketinde çay servisi olarak işe başladı. O tarihte, 2014 yılında da şirkete ofis boy alındığı söylenince eşim de beni söylüyor insan kaynaklarından. İnsan kaynakları "Otur gelsin, görüşelim." diyor. Gidiyorum. O dönemki şartlar ve yolundan dolayı Kuzey İstanbul'da çalışmaya başlıyorum; şartlarından dolayı. Yani benim Kuzey İstanbul'a girmem bu vesileyle olmuştur.
O dönemde şirket Kuzey İstanbul Modern şirketi olarak faaliyet gösteriyordu. Bildiğim kadarıyla özellikle Çiftalan bölgesinde faaliyet halindeydi. Kum satışı ve döküm işi yaptığını biliyordum. Dolayısıyla benim şirketle ve patronla tanışmam tamamen tesadüf sonucudur. Ben bu şirkette 10 yıl içinde çalıştım. Yaptığım iş esasen ofis işidir; yani diğer yerlere evrak götürür; noter, ticaret odası, trafik şube müdürlüğü, elektrik ve su abonelikleri tarzında işler yapardım. Bankadan para çekme ve para yatırma işlemleri de görevlerimin arasında bulunurdu. Ancak bu işlemleri kendi inisiyatifimle değil, bana verilen talimatlar doğrultusunda yapardım. Yaptığım işe göre talimat aldığım kişiler değişir. Örneğin noter, vergi dairesi, trafik şube müdürlüğü işlerinde şirketin idari işler müdürü olan genel sorumlulardan talimat alınırdı. Banka işlemlerinde finans bölümünde çalışan Adem Başer'den, ayrıyeten de Murat Gülibrahimoğlu’ndan talimat almışlığım vardır. Benim görevim, bana söylenen idari ve günlük işleri yerine getirmekten ibarettir.
Sayın Başkanım, benim Cebeci Maden sahası ile alakalı hiçbir görevim yoktur. Hafriyat döküm işinden de maden işinden de anlamam. Bu anlamda teknik bilgim, yetkim ve fiili bir görevim hiçbir zaman olmamıştır. Daha sonrasında 14.07.2025 tarihinde telefon geldi. Çağlayan adliyesinden 17.07.2025 tarihinde gelip ifade vermem istendi. Ben de ifademi vereceğimi söylediğim sırada, o sırada Yener Bey zaten tutukluydu. Tutuklama riskimin olabileceğini bilmeme rağmen kaçma veya saklanma yönünde herhangi bir davranışta bulunmadım. Kendi rızamla giderek ifademi verdim. İfadeye gittiğimde Savcı Bey bana şirkette ne iş yaptığımı, konumumun ne olduğunu sordu. Ben de kendisine açık, samimi ve olduğu gibi cevap verdim. Şirket ofis bölümünde çalıştığımı; önce Kuzey İstanbul Modern'de, daha sonra da Kuzey İstanbul Gayrimenkul'de görev yaptığımı kendisine anlattım. Bana şirkete ilişkin genel bir soru sorulmadı. Buna rağmen ben samimiyetim gereği bu hususta kendim anlattım. Bu vekaletnameyle abonelik işlemlerinin olduğunu; noter işlemleri ve benzeri idari işlemleri yaptığımı açıkça söyledim. Yine bankaya Adem, yani finans birimi tarafından çalışan kişinin talimatı doğrultusunda para çekme ve çek bozma işlemleri yaptığımı da kimse özel olarak sormadan kendim anlattım. Çektiğim ve yatırdığım paralarla ilgili olarak da bana sorular yöneltildi. Parayı nasıl çektiğimi, kime teslim ettiğimi ayrıntısıyla açıkladım. Bu hususlar ifade tutanaklarında yer almaktadır.
Ben bu anlatımları yaparken tarafıma vekalet verildiği yönündeki beyanımın, sözlerimin içinden çekilip alınarak aleyhimde kullanılacağını asla düşünmedim. Çünkü ben orada bir hususu saklamak veya gizlemek için değil, bildiğim ne varsa açıkça anlatmak için bulunuyordum. Benim samimiyetle anlattığım bu hususlar içinden bazı bölümler cımbızla çekilerek aleyhimde yorum yapılıp, soru sorulmuştur. İfadem sırasında bana çok sayıda isim soruldu. Sorulan kişilerden tanıdıklarımı söyledim. Kim olduklarını, görevlerini bildiğim kadarıyla anlattım. Bana eski patronumla en son ne zaman görüştüğüm soruldu; buna da açıkça cevap verdim. Murat Gülibrahimoğlu ile en son yurt dışına çıkmadan önce görüştüğümü ve sonrasında ise görüşmediğimi kendilerine ilettim. Ayrıca bana, eski patronumun hesabına 5.000.000 TL yatırdığım ve 169.000.000 TL çektiğim yönünde sorular geliyor. Benim yıllar içinde yatırıp çektiğim tutarı hâlâ bilmiyorum, bilmem de mümkün değil. Ben de bunun işimin bir parçası olduğunu, talimatla hareket ettiğimi ve bu nedenle suç işlediğimi düşünmedim. Çektiğim ve yatırdığım paraların toplam tutarını bilmem zaten mümkün değil ki?
Buraya kadar anlattığım hususlar ifade tutanaklarında yer alan kısımlardır efendim. Ancak bu durum dışında bana bazı sorular da soruldu; bunlara verdiğim cevaplar tutanağa geçirilmemiştir. Bana Cem Çelik'in kripto varlıklarında yüksek miktarda para olduğu soruldu. Bilmediğimi söyledim fakat bu sorular ve cevaplar tutanağa yazılmadı. Yine bana Cem Çelik'ten komisyon alıp almadığım da soruldu. Ben de böyle bir şey olamayacağını açıkça dile getirdim ancak bu da tutanağa geçirilmedi. "Para yatırma ve çekme işlemlerinden komisyon almadığım hususunda hesaplarım ortadadır." dediğimde iddia makamı bana; "Hangi hesaplar? Belki ailenden birisine yatırdın, belki arkadaşların hesabına yatırdın." şeklinde ithamlarda bulundu Sayın Başkanım. Benim hesaplarım ortadadır; sadece benim şahsımın değil, ailemin de hesapları ortadadır. Arkadaşlarımın, kardeşlerimin, akrabalarımın da... Fakat tabii bunlar da tutanağa yazılmadı, eklenmedi de. Bir de bana en son eski iş yerinde kimlerle görüştüğüm; yani bu iş adamları olabilir, siyasetçiler olabilir, sanat dünyasından olabilir şeklinde isimler soruldu. Ben de sadece şirkette ofis boy olduğumu, hatta onun özel şoförü bile olmadığımı dile getirdim. Tabii bunlar tutanağa yazılmadı. Bu nedenle yalnızca gerçekten bildiklerimi aktardım, bilmediklerim konusunda açıkça bilmediğimi belirttim.
"Bir emekçi olarak, çalışan olarak nasıl tutuklanabilirim?"
Başkanım, ben tutuklandığımda gerçekten çok şaşırdım. Bir emekçi olarak, çalışan olarak nasıl tutuklanabilirim? İfadeye çağrılabilirim ama "nasıl tutuklanabilirim?" diye kafamdan soru işaretleri geçti. Çünkü savcı bana doğrudan hangi suçu işlediğimi açık şekilde söylemedi. Eğer ne ile suçlandığımı açıkça anlatsaydı ben de kendimi ona göre savunmaya çalışırdım. Ama o gün neye karşı ayrıntılı savunma yapmam gerektiğini tam olarak bile anlayamadım. Daha sonra örgüt üyeliği suçlamasıyla tutuklandığımı öğrendim. Sulh Ceza Hakimliğindeki sorgumda ofis boy olduğumu söylediğim halde, bana somut bir suçlama yöneltilmedi; ben de o aşamada ekleyecek bir şeyim olmadığını söyledim. Çünkü bana somut olarak neye ilişkin, hangi fiilden dolayı suçlandığım anlatılmadı. Neyi nasıl açıklamam gerektiğini de bilemezdim. Açıkçası Sulh Ceza Hakimliğinde bana suçlamayı gerçekten açıklığa kavuşturacak bir şey sorulmadı ve sonrasında tutuklandım. Savcılık ifadesinde yanımda bir avukat da yoktu başkanım. Ben avukatsız gittim ifade vermeye. O aşamada bir suç işlemediğimi düşündüğüm için avukata ihtiyaç duymadım. Sonrasında Sulh Ceza Hakimliğinde barodan bir avukat görevlendirildi ancak o da sadece yanımda bulundu, etkili bir savunma yapmadı. Bu yüzden hakkımdaki suçlamayı tam olarak anlayıp ona göre kendi savunmamı yapmaktan mahrum kaldığımı düşünüyorum".
Duruşma başladı
Tutuklular, avukatları, gazeteciler, izleyiciler ve mahkeme heyeti yerini aldı.
Duruşma başladı.