09 Haziran 2026, Salı
Gece Modu Gece Modu Gündüz Modu Gündüz Modu
Haber Giriş: 09.06.2026 13:27 | Son Güncelleme: 09.06.2026 14:48

Özgür Özel, Kurultay için tarih verdi: Yoksa seçim tehlikeye girer

Özgür Özel, Manisa programını iptal ederek Ankara'da kalmaya karar vermesine ilişkin "Ferdi (Zeyrek) ile konuşurken hep bir şey çıkar ve bana 'Sen orada lazımsın, biz burada hallederiz' derdi. Bugün ben burada lazımdım" dedi
Özgür Özel, Kurultay için tarih verdi: Yoksa seçim tehlikeye girer
A+ Yazı Boyutunu Büyüt A- Yazı Boyutunu Küçült

İstinaf Mahkemesi'nin CHP'nin 38. Olağan Kurultayı hakkında verdiği 'mutlak butlan' kararının ardından CHP Genel Başkanlığı görevinden alınan Özgür Özel, sabah erken saatlerden bu yana yaşanan TBMM Grup Toplantısı krizinin ardından TBMM Grup Toplantısı'nda konuştu. Konuşmasına "İlan edilen saatte konuşma yapmayı kendi adıma bir başarı, zafer olarak görmüyorum" diyerek başlayan Özel, Manisa seyahatini iptal etmesine dair "Millet bir karar verir ve o karar burada tecelli eder. Tüm yok saymalara, demokrasiye aykırı girişimlere rağmen burası seçilmişlerin yeridir. Bu bayrağı bir bırakırsanız, millet bir daha elinize vermez o bayrağı. Bu yüzden herkese danıştım ve Ferdi'nin sesi ile kararı verdim" dedi. Özel, "AK Parti'nin kara düzeninin kötü planına kim eğer alet olup yol veriyorsa, varsa şu kadarcık hakkım, hakkımı helal etmiyorum" sözlerini kaydetti.

Kurultay yapılmadığı takdirde seçimlerin tehlikeye gireceğini söyleyen Özel, "'Tedbir var, kurultay yapamayız' diyenlerin kurultay süreci başlatacağını duyurduk. Madem yapabileceğinize ikna oldunuz; o kurultayı yapacaksınız. 26 Temmuz'u geçirmeden kurultay yapılmalıdır. Seçime girilmesi tehlikeye girmektedir. Bu memlekette tüm umudu önümüzdeki seçim olan on milyonlarca kişinin hayallerini yerle bir etmekle kalmaz, onlara kabusu yaşatır. Onları sandıktan koparırsınız, geri dönülemez bir şekilde kaybettirirsiniz" uyarısında bulundu.

Bugün yaşanan krizin CHP'nin iç meselesi olarak yansıtıldığını da belirten Özel, "Mesele, Cumhuriyet Halk Partisi'ni olası tüm adaylarıyla, kurumsal kimliğiyle, lideriyle bütün güçlü kaslarıyla birlikte ortadan kaldırmaya çalışan rakipsizleştirme, Erdoğan'ı rakipsizleştirme meselesinden başka bir mesele değil. O aslında güçsüz ama gücünü haklılığından alan bedenini o oradan buradan toplanmış serseri güruhun önüne koyacak" ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu'nun "Topyekûn halk ayaklanması çığırtkanlığı yaparak bu partinin öz evlatlarını birbirine düşman etmek isteyenler bilsin ki; o kirli emellere asla geçit vermeyeceğiz" sözlerine tepki gösteren Özel "Önüne geleni FETÖ'cü ilan eden dille, önüne geleni hain ilan eden dille demokrasiyi tehdit gördükleri için demokrasinin tepki ve protesto rejimi olduğunu kabul etmeyenlerin her direnişe ayaklanma, her meydana sokak çağrısı, her mitinge sokakları karıştırmak, Türkiye'yi karıştırmak diye bakan sığ anlayışın o terminolojisini bu Cumhuriyet Halk Partisi'nde görev yapmış kimseye yakıştırmam" dedi.

Kemal Kılıçdaroğlu'nun ekibini eleştiren ve CHP kurmaylarının kendisi ile birlikte hareket ettiğine vurgu yapan Özel, "Kemal Bey'e çubukta organize bir linç girişimi yaşatılıyordu, ölümü göze alarak onunla birlikte, onu koruyarak yanında duran mesela Murat Emir yok orada (Genel Merkez'de). Ama 1980 öncesi 7 TİP'li genci öldüren Haluk Kırcı'nın ekibi selam veriyorlar 12'nci kattan" ifadelerini kullandı. 1978 yılında, Ankara'da sol görüşlü yedi gencin öldürüldüğü Bahçelievler katliamının faillerinden Haluk Kırcı'nın, Kemal Kılıçdaroğlu birlikte danışmanlık görevine dönen Ramazan Kubat ile fotoğraf çektirmesi tepki çekmişti.

Özgür Özel'in açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

"Günlerdir bu konuşuldu... İlan edilen saatte konuşma yapmayı kendi adıma bir başarı, zafer olarak görmüyorum. Ancak bu kürsüde seçilmiş CHP Genel Başkanı'nın konuşma yapmasının sağlanması, bu güzel insanların yüreklerinde demokrasi, ülke ve parti sevgisindendir."

"Ancak bu kürsüde Cumhuriyet Halk Partisi'nin seçilmiş genel başkanının konuşma yapmasının sağlanması; Dikmen Kapı önündeki binlerin, Türkiye'deki milyonların ve bu salonda bulunan bu güzel insanların yüreklerindeki demokrasi, ülke ve parti sevgisindendir. Sizleri kutluyorum."

"Biz demokrasi fikrinin insanlarıyız. Biz sandığa inanırız. Seçime, seçene ve seçilene saygılıyız. Onun için bugünkü buradaki bu duruş, bu başlangıç ve hep birlikte sürdürdüğümüz bu yürüyüş çok anlamlıdır. Bir gün değildir, bir mevzi değildir, bir zafer değildir; bir bütünün diğerleri kadar kıymetli bir parçasıdır.

Vazgeçmemektir, teslim olmamaktır, direnmektir ve bencil bir duyguyla değil, bütün ülkenin geleceğini düşünen bir duyguyla davrananların birlikteliğinin zaferidir. Hepinizi kutluyorum."

Ferdi Zeyrek'i andı

"Bugün 9 Haziran... Kardeşim, arkadaşım, yoldaşım, Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek'in vefatının sene-i devriyesindeyiz. Geçtiğimiz yıl Kurban Bayramı'ydı, Ferdi ile birlikte bayram namazını kıldık, aile büyüklerimizin, partimizin ve diğer partilerin büyüklerine ziyaretlerde bulunduk.

Şehitliğe, polis ve askeri şehitliğe ziyaretlerde bulunduk. Ardından kurban kesme alanına gittik ve öğlen 12 gibi ayrıldık birbirimizden. Akşam uyumaya yakın, o yorgun günün sonunda o feci haberi aldık. Feci kaza haberini... Hep birlikte Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hastanesi'nin bahçesine koştuk.

Bütün Manisa oradaydı. Neredeyse bütün partilerden, bütün şehirlerden insanlar vardı. 3 gün direndi. 3 gün dua ettik, mucizeyi kovaladık ama olmadı, kaybettik. Manisa'da ilk kez Cumhuriyet Meydanı'nda yapılan bir cenaze töreni meydanlara, Manisa'ya sığmadı. Tarihin en unutulmaz, herkesin gördüğüne şaşırdığı, bir tek Ferdi'yi bilenlerin şaşırmadığı ve 'Ancak bu Ferdi'ye nasip olurdu' denilen bir törenle kardeşimizi uğurladık."

"Bugün ben burada lazımdım"

"Bugün de birinci sene-i devriyesi. Orada olmak istedik ve orada olacaktık. Geçen hafta basın mensubu bir arkadaş sordu grup toplantısı hakkında ve ben de 'Ferdi'nin vefatı nedeniyle Manisa'da oluruz, herkes orada olur' dedim. Bu soruya cevap verdikten bir süre sonra ise hiç olmayacak bir şey oldu. Gözlerime inanamadım. Sonradan araya girip 'Yapmasaydınız' diyenlere de cevap olarak 'Özgür Bey Manisa'ya gidince yapalım dedik' diye yanıt verdiler.

Benim orada olmamamı fırsat bilerek bir karar aldılar. Günlerce düşündüm. Tanıdığım herkese, arkadaşlarıma, aileme, çocukluk arkadaşlarıma sordum. Kim gelecekti bu kürsüye? Son 4 kurultayın seçilmiş genel başkanı olmayacak, son kurultayda geçerli oyların hepsini almış olan genel başkan olmayacak, 2020 yılında yapılan kurultay ile bir atanmış buraya gelecekti.

Buraya kimin geleceğini, nasıl gelmeyi planladıklarını gördük. Burası milli iradenin tecelligâhıdır. Millet bir karar verir ve o karar burada tecelli eder. Tüm yok saymalara, demokrasiye aykırı girişimlere rağmen burası seçilmişlerin yeridir.

Bu bayrağı bir bırakırsanız, millet bir daha elinize vermez o bayrağı. Bu yüzden herkese danıştım ve Ferdi'nin sesi ile kararı verdim. Ferdi ile konuşurken hep bir şey çıkar ve bana 'Sen orada lazımsın, biz burada hallederiz' derdi. Bugün ben burada lazımdım."

"Dört koldan saldırı altındayız"

"Dört koldan saldırı altındayız. Üç yıl önce partimizde seçimleri kazandık. 10 ay önce 5 parti birden yüzde 25'lik cam tavandaydı, 10 ay sonrasında yüzde 38 ile CHP'yi 47 yıl sonra birinci parti yaptık. Kurulduğundan beri AKP'yi ilk kez geçtik ve o günden bu yana saldırı altındayız.

Bunu bu kadar net belirlemeliyiz. Anlamazsan meseleyi, çözmezsen kumpası, 'CHP'nin iç işi' dersin. CHP'nin iç işi falan değil bu. Kim karışır CHP'nin kurultayına? Öyle bir noktadayız ki, o zamanın meşru bulunan delegasyonu ile 2 kere kurultay yapılmış. Yeri gelmiş mahallelere sandık kurulmuş ama son 4 kongreyi yok sayan bir anlayış var.

YSK'ya göre yok değil, hiçbir yere göre yok değil ama AKP yargı kollarının görevlendirdiği bir İstinaf Mahkemesi olmayacak bir karar almış ve artık Türkiye'de hiçbir seçilmişin koltuğunun seçim hukuku ile garanti altına alınamayacağı bir karar almıştır.

Öyle bir kötü akıl var ki onu söylemeden olmaz. 'İlk seçimde iktidarı aldılar, biz bu iktidarı veremeyecek durumdayız. Sandıkla geldik ama sandıkla gidemeyiz, bu iktidarı vermeyiz' diye düşünüyorlar. Bütün mesele bu."

"CHP'nin iç işi falan değil"

"Yani CHP'nin iç işi diyorlar ya, bakarsan dışarıdan anlamazsın meseleyi, çözmezsen kumpası, CHP'nin iç işi. CHP'nin iç işi falan değil. Kim karışır CHP'nin kurultayına? Öyle bir noktadayız ki, o günün delegasyonuyla iki kere olağanüstü kongrede yapılmış, günü gelmiş, sıfırdan başlanmış, mahallelere tek tek sandık konmuş, YSK denetiminde bütün süreçler bitmiş, dönüp son dört kongreyi iptal etsen, daha doğrusu, yok say, YSK'ye göre yok değil. Mazbatalar duruyor, her şey tamam.

Hiçbir yere göre yok değil ama AK Parti yargı kollarının görevlendirdiği bir istinaf mahkemesi olmayacak bir karar alsın ve artık Türkiye'de hiçbir seçilmişin koltuğunun seçim hukukuyla, itirazlar ve kesinleşmeye bağlı seçim hukukuyla sonucunun kesinleşeceği bir asliye mahkemesini kira edin, bir istinaf mahkemesinin gözünü döndürmenin her şeyi yapabileceği bir acayip sistemin içine düşürdüler Türkiye'yi. Ondan kurtulmaya çalışıyoruz. Ama öyle bir kötü akıl var ki, onu söylemeden olmaz, onu görmeden olmaz. Kötü akıl şu. Yenilmiyorduk, yendiler. Kaybetmiyorduk, kaybettik. İstanbul'u da aldılar, Ankara'yı da aldılar. Türkiye'nin %65'ini aldılar. İlk seçimde iktidarı alırlar. Biz bu iktidarı veremeyiz. Veremeyecek durumdayız. Sandıkla geldik ama sandıkla gidemeyiz. Bu iktidarı teslim edemeyiz. Bütün mesele bu. Bunun üstüne oturuyor sistem. Gençlik kolları, kadın kolları, ana kademe, yok bir önemi. Bu işi kim yapar? Bu işi o çocuk yapar. Vaktiyle, hukuksuz, bütün kararları Anayasa Mahkemesi'nce bozulan o kararları kim aldıysa cesaretle."

"15'te 15, AK Parti'nin atadığı Anayasa Mahkemesi'nin 15'te 15'le bozduğu karar, düşünün yani. Hani 2 kere 2'ye 4 değil 5 dememiş, 2 kere 2'ye 555 demiş. Öyle kararları alabilen ve bunu talimatla yapabilen birisine yargı kollarını kurdurdular. Çok anlattım yaptıklarını da mesele bugün için neredeyiz biliyor musunuz? Bugün için. Hesabını veremediği, doğru olduğunu herkesin bildiği, defalarca Murat Kurum'a buradan söylediğim belediyelerin ellerinde Murat Kurum'un yolladığı yazılar var. Vergi gelirlerinin arttırılması için hepsinde belli. Murat Kurum tek tek biliyor 16 tapuyu. O yüzden bir kelime söyleyemiyor. Onu söylediğimiz gün çıktı dedi ki, efendim Muhittin Böcek yakında konuşacak, Özgür Özel'e Manisa'da para verdi ortaya çıkacak. İçişleri Bakanlığı koruma ekibi çıktı ortaya, Özgür Özel o gün Ankara'da gün boyunca programı belli. Dedim ki bunu ispatlayamazsanız namertsiniz, alçaksınız. Böyle iftira olmaz dedim. İspatlayamadılar. Sonra ne yaptılar biliyor musunuz? Ne yaptılar? O 110 gün yoğun bakımda yatmış, 20 tane ilaçtan yaşayan adamı kendisi defalarca açıkladığı halde, adaylığım için 1 kuruş para verdiysem şerefsizim diye kendi yazıp açıkladığı halde, yahu ne parası zaten.

Seçilmesi garanti, o kadar belediye varken kimseden bir şey istenmemiş de bizden mi istenmiş diyordu. İki seçim üst üste hiçbir parti kazanamamış Antalya'yı. Adaylığından sonra, adaylıktan sonra son aday gösterilmesinden 3 gün öncesinin anketi var. Parti gitmiş, aday göstermek için para almış da o parayla anket mi yaptırmış diyordu. Böyle birisine en son ne ifade verdittiler biliyor musunuz? En son ifade. Önce o paraya orası olmadı, burasını attılar. Eşkâl tutmadı, yalan tutmadı. En son gittim, kimse görmezken Ferdi Zeyrek'e verdim diye ifade verdittiler."

"Nasılsa ölmüştür' diye kardeşime iftira attılar"

"Ferdi Zeyrek nasılsa ölmüştür, savunamaz, inkâr edemez. Özgür Özel'le de ilişkilidir. Böyle dersek, biz bu yalanın içinden tutarız, yalanı karadeliğe atarız, zaman tünelinde hakikati yok ederiz' Bütün hesabı böyle yaptılar. Bu kadar kötüleşebilen birilerinden bahsediyorum. Bu kadar kötüleşebilen birilerinden bahsediyorum. Öyle bir noktaya geldik ki, ölmüş insanlara iftira atan, ölmüş kardeşime iftira atan, ölmüş bir başka kardeşimizin namusuna dil uzatan ve içimizdeki bir çekişme bile değil, bir umut bile değil, bir inat mıdır, nedir bilinmez.

Oraya, oraya hamle yaparak partiyi bu duruma getirerek, partiyi adaysızlaştıran, kurumsallaştıran, lidersizleştiren bir çözüm paketinde içeriden dışarıdan her türlü iş birliğiyle ilerleyerek bu işleri çözmeye kalktılar.

Eğriye eğri, doğruya doğru. Amerika bayrağına, Amerikan bayrağına el basıp yemin eden birisinin televizyon kanalı Ekrem İmamoğlu ilk tutuklandığında her türlü yalana atan, şimdi saymayacağım tek tek ama hepinizin duyduğu, bizim iddianameyi yargılanmak değil yargılamak için istiyoruz."

"Hepsi bunların yalan dediğimiz. Ama popüler olan 1200 cep telefonundan tutun da, parke altında paralar, toplantıda görüntüler, bavul bavul para, hiçbiri çıkmadı ya. TGRT bu yalanları atarken, A Haber bu yalanları atarken, iddianamede olacak diye de söylerken, kanıtı ispatı var bunlar derken, şimdi, yav ben de yalan attım diyenler, videoyu ben de gördüm derken, Ekrem Başkan'ın evine desteğe koşanlar, ziyaret edenler, cumhurbaşkanlığı adaylığı ön seçiminde kullandığı oyu poz verenler şimdi kendilerine bir şeyler vadedilince bütün her şey yalan çıkmasına, itiraflar tek tek caymasına, helallik istemesine, tel tel dökülmesine, iddianame günlerinde Ekrem Başkan'a hırsız demeye başladılar. Arkadaşlarımıza hırsız demeye başladılar.

Belediye başkanı diyor, bana geldiler, kurultayda para dağıttım de, kurultay iptal olsun, seni serbest bıraktıracağız dediler. Buralara geldik, buralara, buralara. O yüzden mesele ne öyle parti içi mesele, ne bir başka mesele."

"Erdoğan'ı rakipsizleştirme meselesi"

"Mesele, Cumhuriyet Halk Partisi'ni olası tüm adaylarıyla, kurumsal kimliğiyle, lideriyle bütün güçlü kaslarıyla birlikte ortadan kaldırmaya çalışan rakipsizleştirme, Erdoğan'ı rakipsizleştirme meselesinden başka bir mesele değil. Kimse bu işi parti içi bir mesele sanmasın. Aha da bizim parti. Parti içi bir mesele olacak, Ali ile Veli kavgaya tutuşacak, burada gidecek. Ele güne karşı, gök, ele güne karşı meclisin giriş kapısının önünde o cılız, o aslında güçsüz ama gücünü haklılığından alan bedeni o oradan toplanmış serseri güruhun önüne koyacak. Biz parti içi bir mesele değil, Türkiye demokrasisini, ülkenin iktidarının sandıkla değiştirilmesine bedenlerini koyuyorlar orada insanlar.

"Dünya siyaset tarihinde görülmemiş bir şekilde bir kumpas"

Bugün yapılan iş milletle birlikte iktidara yürürken dünya siyaset tarihinde görülmemiş bir şekilde bir çelme, bir kumpas, bir yolundan çevirme operasyonudur. Bu yüzden, bu yüzden bizim bugün buradaki geçirdiğimiz her gün sıkı sıkı sahip çıktığımız zincirin her bir halkası, o kopmadığımız her an memleketi, Cumhuriyet'in kurucu değerlerinden koparacak Trump istiyor diye, onun Ankara'daki temsilcisi öyle tarifliyor diye buralarda demokrasiye gerek yok. Merhametli monarşiler, güçlü tek adamlar lazım. Eskisi gibi, Osmanlı'nın son dönem sistemi gibi sistem lazım."

"Öbür taraftan devletin başına bir Türk, bir Kürt, bir Alevi lazım. Öbür taraftan baktığında efendim İttihat ve Terakki gibi Batıcılar, muhafazakârlar, milliyetçilerin ittifakı derin devlet kuruyor, biz de ona uyuyoruz deyip bu rezalete, bu yıkıcı rezalete, bu rejime kasteden niyetlere karşı o zincirleri tutuyoruz.

"Hakkımı helal etmiyorum"

Bugün kopmayan halka bu halkadır. O yüzden, o yüzden Dikmen Kapı'nın önündeki binlere seslenirken de söyledim, teşekkür ederken de söyledim. Size de söylüyorum. Siz bugün Türkiye'yi kuruluş ayarlarına Gazi Mustafa Kemal'in emanetinden koparmaya çalışanlara karşı o kopmayan halkasınız, kopmayan halkasınız. O yüzden, o yüzden hem Ferdi'nin ölüm yıldönümünde bize bunları yapanlara, o kararı alanlara, aldıranlara, o karara uyanlara hem de genel merkezde o kara günü yaşatanlara hem de bugün bu meclisin altında cüret edilen bu meseleye o kötücül akla, o AK Parti'nin kara düzeninin kötü planına kim eğer alet olup yol veriyorsa, varsa şu kadarcık hakkım, hakkımı helal etmiyorum. Şu kadarcık hakkımı helal etmiyorum."

"Ve bugün maalesef, ömrüm boyunca bir kez kötü söz söylemedim, söyletmedim. Ona söz söyleyenler için şu Meclis Genel Kurulu'nda neler geldi başıma neler. Darbedildim, kürsülerin altında kaldım, neler yaşadı bu grup, neler. Yine de asla ve asla partinin geçmişine saygımdan ağzımı açmıyorum, susuyorum. Ama gerçekten bu yaşatılanlar, bu partiye yaşatılanlar, benim kendi, kendi meselemim ötesinde genel başkan olarak partime yaşatılanları gördükçe gerçekten ne diyeceğimi şaşırıyorum.

O binada kimler var, kimler? Kimler var biliyor musunuz? Saymadığım isim üstüne alınmasın. Bugün, o gün partinin üyesi olmayan milletvekillerimiz bile o gün CHP ile hiç ilgisi olmayan seçmenlerimiz bile, bugün aynı duygu durumunda, aynı kararlılıkta o zinciri kopartmamak için kendi kol kola girmesiyle herkes gözümde bambaşka bir yerdedir, en üst mertebededir.

"7 TİP'li genci öldüren Haluk Kırcı'nın ekibi selam veriyorlar 12'nci kattan"

O binada bugün Kemal Bey'e çubukta organize bir linç girişimi yaşatılıyordu, ölümü göze alarak onunla birlikte, onu koruyarak yanında duran mesela Murat Emir yok orada. Ama 1980 öncesi 7 TİP'li genci öldüren Haluk Kırcı'nın ekibi selam veriyorlar 12'nci kattan, genel başkan katından selam veriyorlar objektiflere. Kemal Bey Şavşat'ta saldırıya uğradığında kirpinin içinde onunla birlikte suikasta uğrayan ve onunla birlikte saldırı altında kirpinin içinde olan Seyit Torun yok orada. Çünkü Kemal Bey'e oradan ateşler atılırken, kirpinin içine girerken Kemal Bey'in üstüne kapanan Seyit Torun'u iki kolundan tutup da attılar o binadan dışarıya."

"Dimdik duran belediye başkanlarımız yok orada"

"Ya hapse gireceksin ya AK Parti'ye katılacaksın dendiğinde dimdik duran belediye başkanlarımız yok orada.

Ama bir sonraki operasyon şu CHP'li belediye deyip belediye başkanlarının kendilerine, ailelerine haysiyet suikastı yapanlar, o haberleri yapanlar o binada geziyorlar.

"O binada AK Parti'yi yenen kadrolar yok"

Adalet Yürüyüşü'nün biri isim babası, biri fikir babası, Aykut Erdoğdu'yla Bülent Tezcan yok. Aykut Silivri'de, 12 metrekarelik zindanda ama İBB borsasında tutuklananları ziyaret edip 2 milyon lira vereceksin, şu iftirayı atarsan çıkarsın diyen avukat, Yunanistan'a kaçarken yakalattığım avukat, göstermelik ev hapsi kaldırılan avukat, o binada arınma başlamış burada diye paylaşıyor.

O binada AK Parti'yi yenen kadrolar yok. O binada yenilgiye itiraz edenler, o binada direnenler, mücadele edenler yok.

O binada Cumhuriyet Halk Partisi bu yolu yürüyemezsin diye tarihin görülmüş en büyük iftira, kumpas, karalama ve algı yönetim kampanyalarının yöneticileri partinin aklı olmuşlar güya. Bizi yıpratacak diye partiyi perişan eden işlerle meşguller orada."

'Paralel CHP' sözlerine tepki

"O yüzden şimdi çıkmışlar oraya, buraya efendim bir paralel CHP varmış. Paralel CHP anlayışı varmış.

Bizim meclisi paralel genel merkez olarak yapmamız kabul edilemezmiş. O yüzden burası da zaptedilmeliymiş. Biz genel merkezden Meclis'e yaptığımız yürüyüşte bu zihniyeti arkamızda bıraktık. Eskimiş, köhnemiş, yozlaşmış bu çirkin zihniyeti geride bıraktık, onlara bıraktık ve Cumhuriyet Halk Partisi'nin bir binadan ibaret değil, bir anlayıştan, bir inançtan, gerekirse bir inattan ibaret olduğunu ve bunun bu ülkenin son umudu olduğunu, son kalenin bir bina, kapısı, çatısı değil; son kalenin Cumhuriyet'e inananların yüreğindeki olmayan korku duygusu, var olan mücadele duygusu olduğunu söyledik."

"Bu millet paralelin kim olduğunu bilir"

"Bu millet paralelin kim olduğunu bilir. Bu millet emniyet müdürü varken emniyetteki emniyet imamının paralel olduğunu bilir. Ya da bu millet seçilmişler varken atanmış paralelleri bilir."

"Onun için her şeyi yapın ama bu dille, bu FETÖ'den kalma dille, önüne geleni FETÖ'cü ilan eden dille, önüne geleni hain ilan eden dille demokrasiyi tehdit gördükleri için demokrasinin tepki ve protesto rejimi olduğunu kabul etmeyenlerin her direnişe ayaklanma, her meydana sokak çağrısı, her mitinge sokakları karıştırmak, Türkiye'yi karıştırmak diye bakan sığ anlayışın o terminolojisini bu Cumhuriyet Halk Partisi'nde, Cumhuriyet Halk Partisi'nde görev yapmış kimseye yakıştırmam. Asla ve asla, asla ve asla Cumhuriyet Halk Partisi'ne paralel yapı, FETÖ ya da namuslu arkadaşlarımıza hırsız atılan iftiralara uygun olarak çeşitli iddianame laflarını doğruymuş gibi, iddianameye bile giremeyen iftiraları doğruymuş gibi alıp, yok aranacağız, yok atacağız, yok satacağız. Böyle bir şeye teslim olursak biz Cumhuriyet Halk Partisi olmaktan çıkarız.

Elbette hukuka sığınacağız, elbette hukuka güveneceğiz, elbette yargının bağımsız yargının her şey olduğunu bileceğiz. Ama onun için önce bu yargıdaki çeteyi dağıtacağız, yargı kollarını dağıtacağız."

"İktidar yürüyüşümüz geldiğimizde yargıyı ele geçirmek için değil. Bir daha kimsenin ele geçiremeyeceği bir yargı düzeni kurmak içindir. İktidar yürüyüşümüz gelip de onların yağmaladığı, önce TMSF'ye yolladığı, sonra milletin bankasının parasından kendisine yandaş yaptığı medyayı bu sefer bizim taraf almak, çökmek değil; bir daha kimsenin yandaşlaştıramayacağı bir medya, bir basın düzeni kurmak, basındaki herkesin sadece kendini mesleki değerlerine ve millete karşı halkın haber alma hakkına karşı sorumlu hissettiği, patronaj ilişkilerinin devlet üzerinden beslenmediği, her bir basın emekçisinin de güçlü sendikasıyla patronundan, o sendikayla da patronun da devletten korunduğu, kimsenin ele geçiremeyeceği bir sistem kurmak için iktidar olmak zorundayız.

İşte o günün basınıyla, o günün yargısıyla yarının Türkiye'sini hep beraber ayağa kaldıracağız. 2 kere 2 nasıl 4 ediyorsa, bugünkü yargının yazdığına, çizdiğine, bugünkü basının köpürttüğüne, yönettiğine teslim olarak bir adım geri atarsak teslim alacaklar ülkeyi. Yarın olmayacak ülkenin ne demokrasisi, ne bağımsız yargısı, ne bağımsız basını, ne de gençlerin ve hiçbirimizin bir ümidi. Bunun için, bunun için, bütün bu kurulan kumpasa, anlatılan hikâyeye ve basın eliyle desteklenen tüm bu söylemlere karşı Kuvayı Milliye ruhuyla 100 yıl önce olduğu gibi sadece ve sadece milletin azim ve kararlılığına inanacağız. Sadece ve sadece millete. Tarihi bir eşikteyiz. Tarihi bir eşikteyiz. Bu eşik artık geri dönülmez bir noktaya gelmiştir. Ümit ediyorum, butlan kararından, partiye yapılan saldırıdan ve bugün burada cüret edilen meseleden sonra bir aklıselim, bir aklıselim, hâkim olur ve bu kritik eşik geri dönülmez bir şekilde aşılmaz."

"2 milyon üyemiz var. 2000 tane kurultay istemeyen seçilmiş yönetsin demeyeni bulamazsınız. O 1000 taneyle de bayramlaşmayı yapalım. O 1000 taneyi getirelim, grup yapalım. O 1000 taneyi getirelim ki, çıkar CHP kimliğini desen, 200 tane kimlik çıkmaz. Binaya girip şey diyor, 'Tam bir CHP'li oldum ha' diye yanındakine şaka yapanlarla.

O 1000 tane bindirilmiş ve gezdirilmiş kıtayla ne kurultay yapabilirsiniz, ne bayramlaşma, ne grup toplantısı, ne başka bir şey. O yüzden, o yüzden herkesin artık nasıl bir eşikte olduğumuzu görmesi lazım. Bütün muhalefet partileri, 'Derhal kurultay yapılmalıdır' diyor.

CHP'yi kayırmak için demiyorlar bunu. Kendilerinin de tabi olduğu bu sistem ortadan kalkarsa, demokrasi ortadan kalkacağı için söylüyorlar bunu. Bütün siyasi partiler, barolar, barolar birliği, meslek örgütleri, STK'lar, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, Milliyetçi Hareket Partisi'nin genel başkanı, belli bir eve kadar bu konuyla ilgili söylediği değerlendirmeler, AK Parti'de geçmişte önemli görevler yapmış ya da şimdi uçak kalktıktan sonra arkadaşlarımızla konuşan aklıselim herkes, 'Ya ne yapıyoruz biz' diyor, 'ne yapıyoruz'. CHP kurultayı yapılmalıdır ve CHP seçilmiş bir yönetimle yoluna devam etmelidir. Ne yapıyoruz biz diye. Bunun için, efendim, diyalog olsa vallahi hiç uzak durmadık. Çok net söyleyeyim, kurultay yapılamaz iddiaları, 'Efendim, tedbir var kurultay yapılamaz', Türkiye'nin en önemli kamu hukukçuları, aynı metinde birleşiyorlar, aynı anlayışta. Diyorlar ki bu yırtığı hızla dikmezsek kamu düzeni ortadan kalkacak bu kararla diyorlar. Türkiye'nin en önemli kamu hukukçuları, seçim hukukçuları, diyorlar ki kurultayın yapılmaması, yapılması değil, yapılmaması mümkün değildir."

"Tek görev hızla kurultaya gitmektir"

"Tek görev hızla kurultaya gitmektir, görev budur, başka görev yoktur. Genel başkanlık, PM'cilik bu kararla oynanamaz, yapılacak ilk iş yeniden bir seçime gitmektir."

Günlerce söylediler seçim olamaz, seçim olamaz. İkişer avukat dedik, birisi alanında Türkiye'nin en iyisini götürelim dedik, reddettiler. Konuşup, konuşup, biz bu kurultayı yapamayız dediler. Şimdi bu yaşananlarla birlikte, "Tedbir var kurultay yapamayız" diyenlerin kurultay sürecini başlatacağız açıklamasını duyduk. Burada tarihi fırsat ve eşik şuradadır; madem ki kurultay yapılacağına yapabileceğinize ikna oldunuz ki başka yolu yoktur. Madem ki mahalle, ilçe, il seçimleri tamamlanmış, bir tek kurultayı ortadan kaldırmış istinaf kararı, o kurultayı yapmalısınız. Yapacaksınız başka çaresi yoktur. Efendim, birkaç ay sonraya söyleyelim, bir takvim ilan edelim, 1 yıla yayalım. AK Parti bizi nerede sıkıştırırsa o seçime o şekilde yakalanalım. Burada yapılacak iş, daha önce milletvekillerimizin, 111 milletvekilinin imzayla çağrıda bulunduğu, 26 Temmuz tarihini geçirmeden bir kurultay yapmaktır. Aksi takdirde parti 6 yıldır kurultay yapmamış pozisyonda kalmaktadır. Seçime girmesi tehlikeye girmektedir. Kurultayı yapabileceğinizi gördünüz, şimdi takvim başlatacağım, 1 yıla, 1,5 yıla yayacağım, seçimler 1 yıl kala nasıl ertelenecek, ben bu partinin başında seçime gideceğim de derseniz, bu memlekette, bu memlekette tek umudu Cumhuriyet Halk Partisi, tek umudu önümüzdeki seçim olan 10 milyonlarca kişinin, herkesin hayallerini yerle bir etmekle kalmaz, onlara bir kâbus yaşatır ve onları ebediyen sandıktan koparır.

"Onların umutlarını kırar, onları geri dönülmez bir şekilde kaybedersiniz, kaybettirirsiniz. Şunu görün. Parti son dönem butlan hazırlık için yapılanların arasında bile her seferinde 1. parti çıktı. Bu süreçte yapılan anketler gösteriyor ki millet bu yapılanlara kökünden karşı çıktı. Parti tarihin en önemli, en güçlü noktalardan bir tanesinde ve bu demokratik mücadeleyle. Yani birileri demokrasiyi askıya almışken öyle bir parça parça değil, saç tanesi kopmadı partiden. Binadakiler dışında kimse yok ki, bu partiye bu yapılanlar doğrudur desin.

Böyle bir fırsatta kurultay kararının 26 Temmuz'u geçirmeden verilecek olması partiye tarihi bir şahlanış, kimsenin bir daha geri döndüremeyeceği büyük bir demokratik yürüyüş imkânı verir. Bunun heba edilmemesi son derece önemlidir.

Diğer yandan yok, halkı ayaklanmaya çağırmak, sokağa dökmeye çalışmak, bilmem ne. 255 miting yaptım ben. Hep savunduğum şeydi. Hep savunduğum şey. Sen çık sokağa, milletin derdiyle dertlen, yap mitingini, yap eylemini. Bak bakalım o sessiz çoğunluk, o meydana gelmese de yandan dönüp de bakıp senin söylediğine hak verince nasıl değişecek her şey. 255 miting yaptık genel başkan olarak. Bir kişinin burnu kanamadı, evet. Bir kişinin cüzdanı çalınmadı. Bir kişi bir taciz iddiası olmadı o sıkışık kalabalıklarda.

"Bu insanların umutlarını kırmamak, bu ülkeye bu kötülüğü yapmamak lazım. Bugünkü durum için, dün defalarca söyledik. Sağ olsunlar, belediye başkanlarımız, milletvekillerimiz. Dedim ki; çağırdıkları kitleyi genel merkeze götürsünler, ben grubu yapmayayım gideyim Ferdi'ye. Son ana kadar millet gelip de meseleye el koyana kadar, normalde Dikmen'de, Mamak'ta ya da bir başka tarafta bu grubu televizyondan izlemek varken öyle jiplerinin üstüne paltoyu çekip de frırlayıp buraya gelen o amcam, bu grubu bu şekilde yaptıran kadar ne önerdiyse reddedildik, ne önerdiyse reddedildik. Bu dünya Sultan Süleyman'a kalmadı derler ya, bu dünya hiçbirimize kalmayacak. Bu parti hiçbirimize kalmayacak ama biz doğruyu yaparsak, bu parti emanet edildiği Cumhuriyet'le birlikte emanet edildiği gençlerin, yarınların umudu olacak. Biz Türkiye'de yeni bir siyasetin önünü açıyoruz."

"Yorulan, yaşlanan, tükenen bir siyaseti geride bıraktık. Eski nesil, köhnelenen siyaseti geride bıraktık. Yeni nesil bir siyaseti kuruyoruz. Ama bunu yeni nesille kurmuyoruz. 10 yıl marşında gibi her yaştan gençlerle birlikte kuruyoruz. Butlancılar var orada. 34 yaşında, demokratik olarak örümcek kafa. Nasıl vaktiyle yapılmış olan darbelerden medet umanlar, aman paşam diyenler varsa, 30-34 yaşında örümcek kafa butlancıda var. 74 yaşında evden terlikle fırlamış gelmiş, burada Cumhuriyet Halk Partisi'ni korumaya gelen gençler de var. O yüzden o yüzden, hep beraber yürüyeceğiz, arkamıza bakmadan. Dönüp de bakarsak, arkada dostlarımızın yürüdüğünden, yiğit insanların yürüdüğünden emin olarak, dönüp de bakarsak kimse geride kalmasın, TOMA'nın arkasında kimseyi bırakmamak için bakarak. Değişime doğru, yeniye doğru, iyiye, güzele doğru yürüyeceğiz. Herkes giysini, vakti gelmiş bir değişimin üstünde kimse duramaz. Milletin yürüyüşünün önüne kimse set çekemez. Milletin önüne çıkmak isteyenler bilsin ki önümüzde duran bu milletin ayaklarının altında kalır. Ne yapılırsa yapılsın, bu millet önünde kimseyi istemez. Devletini sever, vergisini verir, askere çağırır, gider, evlat yollar, şehit gelir, vatan sağ olur der ama devleti milletin karşısına koyarsanız, millet o devleti önce yener, sonra yeniden demokratik devletini inşa eder. Bunun için milletin verdiği karara kimse mani olmaya çalışmasın."

"Bedeller ödeyeceğiz ama yürüyüşümüzden asla vazgeçmeyeceğiz"

"Milletle savaşa girmeye kimse kalkışmasın. Birilerinin milletle girdiği savaşın kimse maşası olmasın, ona alet olmasın. Çalışacağız. Acı çektik, çekiyoruz, çekeceğiz. Bedeller ödeyeceğiz ama yürüyüşümüzden asla vazgeçmeyeceğiz. Koşup kapıya gelenlere, bu grubu yaptıranlara, burada onlara dimdik arkamızda duranlara bir teşekkürüm var. O da şudur; buradan, kürsüden belki de en kısa konuşmalardan biri oldu. Bu konuşmayı tamamlayacağım, sonra Mansur başkanımızla birlikte bulunduğumuz bir kucakla Manisa'ya gideceğim, sizin sevginizi, duanızı Ferdi kardeşime ileteceğim. Beni Ferdi'den, Manisa'dan koparamadılar çünkü arkamda dağ gibisiniz vardınız. Hepinizi seviyorum, hep beraber başaracağız. Size inanıyor, size güveniyorum. Yürüyelim arkadaşlar."

Kaynak: Gazete Oksijen