Can sıkıcı yazı yazmayacağım diyorum ama memlekette sular bir türlü durulmuyor. Göcek’te şu günlerde 3 rüzgar esiyor. Birincisi tüm denizcilerin ilgiyle izlediği Deria tonoz sistemi. İkincisi Bedri Rahmi ve Günlüklü (Osmanağa) koylarında tüm doğaseverlerin endişeyle izlediği işgal ve beton girişimleri. Üçüncüsü de tüm Göcekseverlerin üzüntüyle izlediği yat mola noktaları fahiş kira-ecrimisil artışları ve iskele yıkım tebligatları… Karışık bir harita ve tüm yollar Çevre Bakanlığı’na çıkıyor…
Denizlerde 2026’ya pek çok değişiklik, yenilik, tartışmalı yasal düzenleme ile girdik. Ama en fazla konuşulan ve “Ne olacak bu işin sonu?” dedirten konumuz kesinlikle Göcek’in tonozları…
Evet, Türkiye Çevre Ajansı (TÜÇA) tarafından Göcek’te Deria (Deniz Ekosistemi Rehabilitasyonu ve İzleme Arayüzü) isimli bir tonozlu konaklama sistemi resmen kullanıma açıldı. Hâlâ birçok belirsizlik ve çapariz var. Önümüzdeki günlerde sorunları, önerileri, çözümleri, değişiklikleri ve ertelenen sıkıntılı noktaları bilebildiğim kadarıyla sizlerle paylaşacağım.
Esas olan şu: Şöyle ya da böyle Göcek’te 856 tonoz kapasiteli bir sistem kuruldu. Aldığım bilgilere göre, her türlü eksiğin giderilmesi için yoğun çaba sarf ediliyor. Şimdiden eğimli kıyı şeridindeki beton tonozların kayma riski gibi bazı hatalar fark edildi, düzeltilmesine karar verildi.
Pek çok Göcek sakininin; profesyonel-amatör denizcinin; marina ya da yat mola noktası çalışanının da şöyle düşündüğünün tanığıyım: “Bu proje doğru gelişirse Göcek’e düzen gelebilir, Göcek temizlenebilir. Şu noktada bize düşen de eksiği, gediği hızla kamu yönetimine bildirmek, bu projeye destek olmak.”
Fakat tam Deria sisteminin uygulamaya geçeceği günlerde, TÜÇA ile bir ilgisi olmamakla birlikte Çevre Bakanlığı bünyesindeki bir diğer kurumun sorumluluğunda gelişen ve bu iyi niyetli düşünceleri sarsan iki olay yaşadık.
Bakir koylara beton / işgal
İlk hamle Bedri Rahmi Koyu’nda yaşandı. 2 Mart 2026 sabah saatlerinde bir duba ile iş makineleri Bedri Rahmi Koyu’nda kaya mezarlarının altındaki bölgeye çıkartıldı, kıyı şeridindeki bitki örtüsü de temizlenerek buraya vinçle prefabrik yapılar yerleştirilmeye başlandı.
Kıyıda bir tabela: İnşaat sahibi Kıyı Yönetim ve Çevre Koruma AŞ, inşaat izni Dalaman Belediyesi. Çevre Bakanlığı’na ait bu şirket, koyları, sahilleri, iskeleleri, marinaları kiralayan, işleten eski MUÇEV AŞ’nin yeni isimli hali.
Bedri Rahmi’nin arkeolojik ve doğal SİT alanı olarak tescilli o bölgesini bir girişimciye kiralamış. İsmi gizli girişimci adına bir tesis kuruyor. Alan hem doğal, hem de arkeolojik SİT. Ayrıca Çevre Düzeni Planı’nda statüsü de orman alanı.
Kıyamet koptu. Herkes mülki ve yerel yönetime soruyor soruşturuyor. Akşamüstü Orman İşletme Müdürlüğü ekibi geldi, zabıt tutuldu. Derken iş fazla uzamadı, ertesi sabah duba geldi, iş makinelerini de prefabrik yapıları da toplayıp gitti.
Ama beton aşkı bitmiyor. 28 Mart 2026 sabahı bu kez iş makineleri hemen Göcek liman çıkışındaki Günlüklü (Osmanağa) Koyu’na geldi. Günlüklü Koyu tüm Göcek Körfezi’nde endemik sığla (günlük) ağaçlarının bulunduğu üç koydan biri. Daha da önemlisi sulak alan olarak tescilli, dibindeki sazlıklar balık yuvası. Üç yıl önce bir başka girişim nedeniyle idare mahkemesinin imar/inşaat yasağı bile getirdiği bu koy Göcek’teki en önemli doğa koruma alanlarından biri olması gerekirken…
Birkaç dozer sazlıkları yok ederek alanı düzledi, ağaçlar köklendi, kıyı şeridindeki tüm bitkiler söküldü. Tabela üstünde inşaat sahibi yine Kıyı Yönetim ve Çevre Koruma AŞ (eski MUÇEV AŞ) görünüyor. Ama koyun birilerine kiralandığı biliniyor. Kiracı yine ortada yok. Çevre Bakanlığı’nın şirketi jandarma destekli saha temizliği yaptı.
2-3 TIR ile hazır beton temeller, yapı malzemeleri getirilip indirilmeye başlarken Göcekliler barikatları geçip inşaat alanına girdiler. Jandarma, çevik kuvvet, sahil güvenlik, İl Çevre Müdürlüğü personeli bir yanda, Göcekliler diğer yanda… Karada-denizde mücadele, tam bir hengame. Kaçak inşaat, usulsüz ruhsat ve doğa tahribatı suç duyuruları…
Sonuç: Doğanın yasadışı tahribatı ve işgali anlamına gelen bu inşaat da şimdilik durmuş durumda.
Üstelik… Bu sürpriz gelişmelerin yanı sıra arka planda Göcek ile ilgili önemli bir yapılaşma planı daha işliyor. O da yeni marina projeleri. İlk proje Marintürk Exclusive’in (Poruklu Koyu) hemen bitişiğindeki Ayten Koyu’nda (Ege Marin AŞ). Ayrıca körfezin derinliklerinde Kille Koyu’nda (Kıyı Yönetim AŞ - MUÇEV) ve Sıralıbük Hurmalı Koyu’nda (proje belli, ihale ertelendi) Göcek doğası açısından gerçekten vahim iki marina projesi var.
Yat mola noktaları
Evet, Deria tonoz sisteminin uygulamaya başlayacağı ve TÜÇA’nın tam da tüm Göcek’in desteğine ihtiyaç duyduğu günlerde yaşanan bu iki yasadışı yapılaşma girişimi tüm Göcek’i ayağa kaldırmıştı.
Ama Göceklileri ve doğasever denizcileri üzen olaylar burada bitmedi. Aynı günlerde Çevre Bakanlığı ve Muğla İl Müdürlüğü ısrarı ile harekete geçen Dalaman Belediyesi’nin Göcek’te 50 yıla yakın süredir denizcilerin sert havalarda sığınağı ve yorgun günlerde ihtiyaç giderme durağı olan yat mola noktalarına iskele yıkım tebligatı yaptığı ortaya çıktı. Hem de Çevre Bakanlığı’nın tebligatında ‘bu koylarda başka kişilere kiralama ve kullanım izni verilebileceği’ de hatırlatılıyordu.
Son yıllarda yat mola noktalarına, daha doğrusu bu tesisleri işleten Dalamanlı Yörük ailelerine müthiş bir baskı var. Bu insanların işlettiği yat mola noktaları 2015’te bir ihale ile astronomik teklif veren kimliği belirsiz girişimcilere pazarlanmaya kalkışıldı. Olmadı!
Ama bitmedi. 2022 yılında bu kez Göcek 6 bölgeye ayrılıp bir tonoz sistemi özel sektör işletim modeli ihalesi yapıldı. İhaleye katılanlar öyle rakamlara çıktılar ki, tonozları değil Göcek’i parsel parsel satın almaya kalkıştıkları anlaşıldı. Ve yine olmadı!
İhale iptal edildi ve Göcek’te rayından çıkan işlerin hale yola konulması için TÜÇA yetkilendirildi.
Öte yandan bu süreçte mütevazı yat mola noktalarının yıllık kira ve ecrimisil bedelleri bir anda 8-10 kat artırıldı. Bu da körfezde yat mola noktalarında bir ekstra fiyat artışına ve huzurun bozulmasına yol açtı.
Bugün…
Çevre Bakanlığı birden bire Göcek’teki tüm yat mola noktalarına toplam 250 milyon TL iskele ecrimisil tahakkuk fişi yolladı. Bir de üstüne iskele sözleşmelerinin feshedildiği ve 15 gün içinde yıkılarak kıyının eski haline getirilmesi gerektiğini bildirildi. Yat mola noktalarını işletenlerin tamamına yakını daha birkaç yıl önce Orman Bakanlığı ile sözleşme yapmış ve bu koylardaki tesisleri büyük yatırımlarla baştan aşağı yenilemişlerdi.
İki somut örnek vereyim. Tesislerden biri zaten tapulu mülk ve iskelesi için ecrimisil ödüyor. Bir önceki tahakkuk 2022 yılında 6 yıl için 2 milyon TL. olarak saptanmış. Yani yıllık 333 bin TL. Bugünkü tahakkuk ise 2023-25 yılları için yani 3 yıllık, 15 milyon TL. Yani yıllık 5 milyon TL. Yani… Bakanlık birden yıllık yüzde 1400’lük bir ecrimisil artışına karar vermiş. Nasıl yani? Yıllık enflasyonumuz kaçtı?
İkinci örnek… Çevre Bakanlığı bir yat mola noktasına 4 yıl geriye dönük ecrimisil tahakkuku yolluyor; tam 25 milyon TL. 50-60 metrelik iskelelerden söz ediyoruz. Yıllık 6 milyon 250 bin TL ecrimisil… Bu tesisin ayrıca Orman Bakanlığı’na ait mesire alanı için bir kira sözleşmesi var. 2026 yılı rakamı 10 milyon TL…
Türkiye’deki pek çok devasa liman, ünlü marina devlete yıllık böyle bir kira ödemiyor.
Sonuç olarak yat mola noktaları açısından tablo şu: Hayli artmış bir Orman Bakanlığı mesire alanı kira bedeli, üstüne ödenmesi çok zor bir Çevre Bakanlığı iskele ecrimisil bedeli. Bir de yıllarca denizcilerin güvenilir sığınma noktası olmuş iskelelerin yıkılması ve insanların tesislere ulaşımının yok edilmesi... Artı, yıkım tebligatı yapılan iskele ve rıhtım alanını başka birine kiralama olasılığı bildirimi…
Tüm bunlar, 40-50 yıllık yat mola noktalarına ‘sizi artık burada istemiyoruz’ tebligatı anlamına gelmiyor mu?
Herhalde… Ama bu insanlar da yargıda kendi haklarını aramaya karar verdiler. İskele yıkım kararlarına karşı yürütmeyi durdurma, fahiş kira ve ecrimisil artışlarına karşı düzeltme başvurusu yaptılar.
Göcek genel denklem
Göcek’teki son gelişmeleri iki gruba ayırarak alt alta toplayalım:
Birinci grup doğanın, denizin nefes almasını sağlayacak adımlar:
Deria projesi ile koylarda yaz ortasında 2000’i aşan hareketsiz tekne yoğunluğu 900 tekne kapasiteli bir sistem içinde hareketli (bir koyda 3 gün tüm Göcek’te 11 gün konaklama kuralı) bir düzene geçirilecek. Bir koya bağlanıp 4 ay kımıldamayan teknekondular ile mücadele ilanı.
Yeni atık alım tekneleri ve atık alım kara tesisleri ile pissu atık toplama kapasitesinin geliştirilmesi.
İkinci grup ise Göcek’te sanki bir kentsel dönüşüm ya da bir tür toplum mühendisliği projesine ilişkin gelişmeler:
Bedri Rahmi ile başlayan Günlüklü (Osmanağa) ile devam eden yapılaşma baskısı.
Ayten Koyu, Kille Koyu ve Sıralıbük Hurmalı Koyu’nda 3 somut marina projesi… Ayrıca Fethiye’de de 1 büyük marina ve 3 küçük marinet projesi var. Bu yeni marinalar zaten var olan 2000 teknelik aşırı tekne kalabalığını daha da artırır.
Yat mola noktalarını 40-50 yıldır işleten Dalamanlı Yörükleri sahadan uzaklaştırıp koyları kentli A+ işletmelere kiralamak. Göcek’in tarihini, yerelliğini, denizci dostu bölge insanını yok etme arzusu.
Sorun şu ki, bu iki farklı gruptaki değişim süreçleri birbiriyle çelişiyor.
Biri Göcek’e, doğaya, denize nefes aldırmaya yönelik. İkincisi doğayı, çevreyi, tarihi bağları, kültürü yok eden bir zihniyet. Ama iki değişim öbeği de neticede Çevre Bakanlığı tarafından yönetiliyor. Bir başka deyişle, bakanlığın bir kurumunun (TÜÇA) yaptığı iyi şeyi, diğer kurum (MUÇEV-Kıyı Yönetim) bozuyor.
Bu taban tabana zıt işler bakanlık koridorlarında huzur içinde nasıl birlikte yürüyor, bilmiyorum.
Ama Göcek’in mavi yolculuk kıyılarımızın kraliçesi olarak kalabilmesi hedefleniyorsa, öncelikle dikkat edilmesi gerekenler belli.
Öncelikli konular…
Körfezin bakir noktalarında her tür yapılaşma ve liman bölgesi dışındaki yeni marinalar… Bunlar bir doğa cenneti olan Göcek’te doğal yaşama ciddi zarar verecek tehlikeli girişimler.
Bugün Türkiye’de müthiş bir marina kıtlığı var. Ama Göcek’in Killebükü, Hurmalı (Sıralıbük) gibi doğa hazinelerine marina yapmak cinayetten farksız. Göcek’te marina yapmak isteyenler için sınır liman bölgesi yani Ayten Koyu (İnceburun) olmalı.
Göcek’te düzgün bir tonoz sistemi yanı sıra, yüksek sesli müzik, koylarda sürat, teknelerin sualtı ışıklandırmalarının yasaklanması; su sporlarının, teknelerde jeneratör kullanımının sınırlanması; karbon emisyonu kontrolü gibi ek önlemler gerekli.
Göcek’in bir denizcilik cenneti haline gelmesinde, 50 yıla yakın tarihi olan yat mola noktalarının ve bu tesisleri işleten Yörük ailelerinin büyük payı var. Bu aileler yıllardır hem bir turizm elçisi gibi, hem de orman ve deniz bekçisi gibi çalışıyorlar. Kamu idaresinin aşırı yüksek belirlediği kira ve ecrimisil bedelleri bu tesislerin kimyasını bozuyor ve yıllardır bu tesisleri işleten insanların denizcilerden uzaklaşmasına neden oluyor. Göcek’te huzur için öncelikle, kamu idaresinin yat mola noktalarını bir gelir kapısı olarak görmekten vazgeçmesi ve bu tesislerin yeniden bir denizci hizmet noktası haline gelmesi sağlanmalıdır.
Denizde macera bitmez...
Sezon yaklaşıyor, tekneler denize hazırlanmaya başladı. Ama denizcileri hayli karışık bir 2026 sezonunu bekliyor. Değişim rüzgârının özünü deniz, denizciler ya da teknelerdeki farklılıklar değil, kamu yönetiminin gündemimize getirdiği yenilikler oluşturuyor. Gündeme kısaca bir göz atalım:
17 Ocak 2026: Yeni bir Özel Tekneler Yönetmeliği çıktı. Büyük bir coşkuyla dağıtılan 1 milyon Amatör Denizci belgesinin 5 yıl içinde ADB10 yani 10 metre uzunluğa kadar tekne kullanmaya izin veren bir belge olacağı açıklandı. 1 milyon ADB sahibi denizci eğer isterlerse yeniden eğitime girecekler ve 24 metre tekne kullanmalarına imkân verecek ADB24 sahibi olacaklar.
Bu yönetmelikle özel teknelerde ilk kez seyirde alkol sınırı 0.50 promil olarak kayıtlara geçti. İyi hoş, kimse ‘zilzurna sarhoş tekne kullanmak iyidir’ demiyor zaten. Ama madem böyle bir yönetmelik hazırlıyorsunuz, tanımlar kısmında seyir hali nedir açıklanması gerekmez mi? Bu sezon iskelede bağlı ya da demirli teknelerde alkol kullanımının nasıl yorumlanacağını bol bol konuşacağımızı tahmin ediyorum.
20 Kasım 2025: Bir torba yasayla, marina, liman ve kıyı tesislerinin, tekne, gemi ve deniz turizmi aracı içinde konaklayanların tıpkı bir otelin müşterileri gibi kimlik kayıtlarının kolluk gücüne bildirilmesi zorunluluğu çıktı. Nasıl uygulanacak hâlâ belli değil. Marinalar, limanlar, emniyet, jandarma elbirliğiyle bir çözüm ya da iptal yolu arıyorlar.
11 Şubat 2026: ‘Mavi Kart Takip Sistemi’ diye bir genelge yayınlandı. Bu genelge ile 15 yıldır hem denizcilerin hem de Sahil Güvenlik’in başına püsküllü bela olan atık yönetimi felsefesi yeni bir boyuta taşındı. Şöyle ki, atık alım tekne ve tesislerinde bir elektronik tanıma cihazı olacak, tüm teknelere de kendini tanıtan bir çip monte edilecek. Böylece tıpkı karayolundaki ticari taşıtlardaki UTTS gibi, atık tesisine gelen tekne doğrudan MKTS’de tanımlanmış olacak. Bu projenin henüz tam belli olmayan bazı ek modülleri var. Öğrendiğime göre, bu modüller 2021 yılında Çevre Bakanlığı’nın taslak yönetmeliğini hazırladığı Pis Su Takip Sistemi’nin 2026 versiyonunu düşündürüyor. Artı, teknelerin atık deposuna göre bir düzenleme yapılması tasarlanıyor. Biraz daha belirginleştiğinde konuşuruz.
Ve… 1 Nisan 2026: Göcek’teki Deria Projesi uygulaması başladı… Üstelik bu projenin hızla Ege ve Akdeniz kıyılarına yayılması da planlanıyor. İlk aşamada Bodrum ve Marmaris projeleri ihaleye çıkacak. Hayırlısı…