19 Mayıs 2026, Salı
Gece Modu Gece Modu Gündüz Modu Gündüz Modu
14.04.2026 16:37

Londra-İstanbul arasında kurulan bir anlatı

A+ Yazı Boyutunu Büyüt A- Yazı Boyutunu Küçült

Dünya tarihinde hiçbir dönem, insanlara bugünkü kadar geniş bir hareket olanağı tanımadı. Hareketlilik derken yalnızca fiziksel bir kavramdan değil; fikirlerin, dillerin, kültürlerin hızla yer değiştirdiği bir bütünden bahsediyorum. Tam da bu geçişkenliğin içinde, yeni kuşak sanatçılar kimliklerini tek bir yere sabitlemek yerine, farklı coğrafyalar arasında kurdukları bağlar üzerinden tanımlıyor.

Duru Ağırbaş bu anlayışın yeni nesil temsilcilerinden biri. Türkiye’de Müjdat Gezen Sanat Merkezi ve Duru Tiyatro bünyesinde aldığı eğitimin ardından Londra’ya giderek University of the Arts London’da eğitimini yüksek onur derecesiyle tamamladı. Peckham Theatre, New Wimbledon Theatre, Victoria and Albert Museum ve Lauderdale House gibi farklı kurumlarda deneyim edindi. İstanbul ve Londra arasında kurduğu bu eğitim-kültür hattı onu ilk tiyatro prodüksiyonunu hayata geçirmek için de cesaretlendirdi.

Ağırbaş’ın yazıp sahneye koyduğu ilk oyunu Gelin, sınırlar ötesi bir deneyimin sahnedeki karşılığı. Türkiye’den İngiltere’ye taşınan bir ailenin-kadının hikâyesi üzerinden ilerleyen oyun, geleneksel değerlerle modern şehir hayatı arasındaki gerilimi kişisel bir anlatıya dönüştürüyor. Ancak asıl dikkat çeken, bu hikâyenin tek bir dile ya da kültüre ait olmaması. İngilizce ve Türkçenin iç içe geçtiği yapı, yalnızca teknik bir tercih değil; oyunun temel meselesinin bir uzantısı.

Metin, İbrahim Şinasi’nin Şair Evlenmesi’nden esinleniyor. Bu esinlenme birebir bir uyarlama değil; aksine metnin merkezini yeniden kuran bir yaklaşım. Orijinal eserde erkek karakter üzerinden ilerleyen anlatı, burada kadın karaktere devrediliyor. Hikâye, görücü usulü ile toplumsal baskının kadın üzerindeki etkisini bugünün bağlamında, üstelik Londra’da yeniden tartışıyor.

Oyun ilk olarak Londra’da sahnelendikten sonra İstanbul’a gelerek Salon İKSV sahnesinde izleyiciyle buluştu. Salon İKSV’de izlediğim oyunda, farklı ülkelerden gelen genç oyuncuların oluşturduğu ekip, sahnede yalnızca bir hikâye anlatmıyor; aynı zamanda yeni bir tiyatro dili öneriyor. Bu dil, ulusal sınırların ötesinde, ortak bir deneyim alanı kurma iddiası taşıyor. Ağırbaş’ın üretimi bu açıdan yalnızca bireysel bir başarı olarak değil, iki şehir, hatta iki kültürel iklim arasında kurulan bir köprü olarak okunmalı. Gelin, göç, aidiyet ve kadın olma halini tek bir yerin hikâyesi olmaktan çıkarıp, dolaşım hâlindeki bir anlatıya dönüştürüyor. Bu da onu, bugünün dünyasında giderek daha fazla karşılaştığımız aradalık hâlinin sahnedeki karşılıklarından biri yapıyor.

* Bu haber/yazı ve resimlerin eser sahipliğinden doğan tüm hakları Haftalık Yayıncılık Anonim Şirketi’ne ait olup işbu yazı/haber ve resimlerin, kaynak gösterilmeksizin kısmen/tamamen izin alınmaksızın yeniden yayımlanması yasaktır. Haftalık Yayıncılık Anonim Şirketi’nin, 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 24. maddesinden doğan her türlü hakkı saklıdır.

Alper Bahçekapılı
Alper Bahçekapılı
[email protected]