12 Şubat 2026, Perşembe
02.01.2026 04:30

Bu Amedspor’u dikkatli izlemek gerek

TFF 1. Lig’in ilk yarısını lider tamamladılar. Süper Lig ufukta göründü. Peki, neyi hedefliyor Amedspor? Sportif başarıyı mı? Son derece organik bir sürecin sonucunda bazı değerleri öne çıkarmayı mı? Yoksa her ikisini birden mi?
A+ Yazı Boyutunu Büyüt A- Yazı Boyutunu Küçült

Süper Lig olmadığı için kafamızı dinleyebileceğimiz bir hafta hayalindeydik. Ama gözaltılar, tutuklamalar derken yine gündem dolu doluydu. Yine de tüm bu hadiselerin arasında, sessiz sedasız bir yankıyla önemli bir olay zuhur etti. Amedspor, TFF 1. Lig’i, yani ikinci kümeyi lider bitirdi. Artık onlar için, kısık sesle de olsa, Süper Lig telaffuz ediliyor. Neredeyse 15 yıl önce çıktıkları yolda düşledikleri ama “Hayal bile edemezsin” diye korkutuldukları şey tam da buydu. Hem de “süreç”in orta yerinde…

Amedspor, Manisa deplasmanında.

Diyarbakır’da nefis bir gün

Çok hoşuma gitmişti, yıllarca anlatmıştım. Ama işte hafıza ihanetle hemhal bir şey. Bu yazı için çalışırken tazeleyebildim zihnimi. 2012 Ağustos’u. Ayazma (Anadolu Yazarlar Müzisyenler Ayaktopu Takımı) bir davet alır. O zaman RTÜK üyesi olan (sonrasında HDP Milletvekili ve Grup Başkanvekili) Doç. Dr. Ahmet Yıldırım öncülüğünde, Kartepe’deki sezon öncesi kampında eski adıyla Diyarbakır Büyükşehir Belediyespor, yeni adıyla Amedsporlu futbolcular ile yazarlar ve müzisyenler sohbet edecek, sonra da hep birlikte top tepecektir. “Kazanma hırsına oyunu feda etmek istemiyoruz. Bu takımda farklı bir kültür yaratmak istiyoruz. Diyarbakırspor artık çok karmaşık bir problem haline geldi. Biz burada bambaşka bir şey başlatmak istiyoruz” diye anlatıyordu Ahmet Yıldırım o zamanlar derdini. Yazarlar, müzisyenler de heveslenip gittiler. Nefis bir gün yaşandı. Sohbet, muhabbet ve futbol…

Hiç kırmızı görmeden

Sonra aradan zaman geçti. Futbolun gördüğü en “müdrik” ve mülayim, fakat bir o kadar bilgili Turhan Özyazanlar’ın teknik direktör olduğu o takımdan kasım ayında bir e-posta geldi. Takım 10’da 10 yapmıştı. Doludizgindi. 22 gole karşılık sadece 4 gol yemişti. Ama onlar başka şeyler anlatıyordu. “O gün bize ‘Hem fair play mümkündür, hem de başarılı olmak. Bunu ispatlamak lazım” demiştiniz. Biz de o günden beri bunu yapmaya çalışıyoruz. Ligin en az kart gören takımıyız. Tüm gollerimizi sabırla bekleyerek, maçların sonlarına doğru atıyoruz. (Yazar notu: Üşenmedim baktım, gollerinin 17’si maçların ikinci yarısında gelmiş.) En çok gol atan, en az gol yiyen takımız. ‘Gençlere güvenmek’ önemli demiştiniz. Her maçta 6-7 tane 20 yaş altı genç oynatıyoruz. Takımın yaş ortalaması 22. Hiç kırmızı kart görmedik. Maç başına 1.4 sarı kart gördük.”

Güvercin cezası

O sezon açık ara farkla şampiyon oldular. Ve her şey öyle başladı. Sonrası öyle peri masalı gibi gelmedi ama. Hatırlarsınız, bilirsiniz, hiç değilse satır aralarında görmüşsünüzdür. Çok çekti Amedspor. Gittikleri her deplasmanda vatan haini muamelesi gördüler. Taraftarlarının deplasman yasağı bitmek bilmedi. Bianet’in 2019’da yayımladığı bir dosyaya göre, Amedspor’un oynadığı 60 deplasman maçının 41’ine taraftarı alınmadı. Bazı şehirlerde takım otel dahi bulamadı. Centilmenlik ödülü aldıkları haftanın ertesinde taraftarları sınır dışı edildi. Yaptıkları onca sosyal faaliyet görmezden gelindi. “Çocuklar ölmesin, maça gelebilsin” pankartından ceza yediler. “İdeolojik tezahürattan” silinen puanları tarihte bir ilk olarak kayıtlara geçti. Protokol tribününde yöneticilerine saldırıldı. Son yıllardaki Yeşil ve Beyaz Toros posterlerine gelene dek böyle şeyler geçti başlarından. Sahaya mermi kovanları bile atıldı. Rakip tribünler ırkçı tezahürat yaptılar, pek bir şey olmadı. Yeri gelmişken, en son Leyla Zana’ya yapılan küfür kıyametin bedeli bile 16 bin liraydı. Ama benim için en simgesel olay, bölgenin bir başka takımının yaşadığıydı. Batman Petrolspor, 26 Ağustos 2015’teki Sandıklıspor maçından önce barış güvercini uçurmaktan ceza almıştı. Batman Çağdaş Gazetesi’nden Barış Arslan yaptığı bu haberle o yıl Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nden ödül almıştı.

Şimdiki “süreç” bakışınızı bulandırmasın. Amedspor’un başarısı eşsizdir bu topraklarda. Eşitsizliğin ortasında bir inat hikâyesidir. Onlar, kirli bir oyunda bile ahlaki üstünlüğün mümkün olduğunu hatırlatıp duruyor. Hafızası olanların yalnız yürümediğini. Ve bazen bir futbol kulübünün, bir devlet düzenine ayna tutabildiğini. En önemlisi organik bir sürecin nasıl güzel sonuçlar vereceğini. 1. Lig’in en yüksek seyirci sayısına sahip olmaları da bu doğallığın bir göstergesi. Malum, Süper Lig şampiyonu olup da 30 yılda tribün kültürü oturtamamış takım bile var hâlâ. Amedspor’u ise maç başına ortalama 16 bin taraftar canlı izlemeye geliyor. Bu öyle azımsanacak bir sayı değil. Süper Lig ve 1. Lig’de, Dört Büyükleri bir kenara koyduğumuzda, Göztepe ve Kocaelispor’dan sonra en çok seyirciye onlar oynuyorlar. Doğru adımlarla, doğru tuşlara basarsanız neler olacağının ibreti vesikasıdır Amedspor’un başarısı.

Provakasyona prim vermediler

Onlar da savrulmadılar mı bu yolda? Arada yalpaladılar tabii. Futbol bu, en pirüpak benim diyeni bile bozar. Sık teknik direktör değiştirmeleri, sadece Bask oyunculardan kurulu Athletic Bilbao’ya gıpta etmelerine rağmen takımda direkt oynayan neredeyse hiç Kürt oyuncunun olmaması falan. Ama toparladılar tekrar. Toplumsal barış için sempozyum da düzenlediler, kendilerince kurucu spor anayasası gibi metinler de çıkardılar. Ülkenin her yerinden gençleri stadyumlarında ağırladılar. Provokasyonların hiçbirine prim vermediler. Mor Barikat adındaki kadın taraftar grupları, tribünü aşağıdan yukarıya dönüştüren bir ahlak hattı kurdu. Ana tribün grubunun adı bile bir mesaj değil mi: Azadi (Özgürlük).

O yüzden iyi izlemek lazım Amedspor’u. Eğer barış demokrasiyi de içerecekse, toplumsal bir mutabakatla olacaksa, Amedspor gibi emsallerle olacak. Bir zamanların Diyarbakırspor’u gibi, karmaşık ilişkilerin, korkunç ittifakların sonucunda değil, kazıya kazıya oluşturdukları toplumsal dinamikler sayesinde çıkacaklar Süper Lig’e, çıkabilirlerse eğer. Kimseyle polemiğe girmeden, coğrafyasından kopmadan, haddini aşmadan, topunu da oynayarak başaracaklar.

Açılımın kralını yaptılar zaten. Süreci de onlar tamamlasa ya...

* Bu haber/yazı ve resimlerin eser sahipliğinden doğan tüm hakları Haftalık Yayıncılık Anonim Şirketi’ne ait olup işbu yazı/haber ve resimlerin, kaynak gösterilmeksizin kısmen/tamamen izin alınmaksızın yeniden yayımlanması yasaktır. Haftalık Yayıncılık Anonim Şirketi’nin, 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 24. maddesinden doğan her türlü hakkı saklıdır.

Bağış Erten
Bağış Erten