2011’in kasım ayıymış. Banu Yelkovan yanında Eric Cantona’yla çıkageldi. Evet, Premier League’in eski kralı, sonrasında kariyerini aktörlükle devam ettiren, tarihin en ilginç futbolcularından birinden bahsediyorum. Futbol üzerine yapılmış en güzel filmlerden biri olan, Ken Loach’un “Looking for Eric” hikayesinden ilham alarak derbilerle ilgili bir belgesel yapacakmış Kral. Adını “Looking for Istanbul” koydukları bölümde de kamerasını bize çevirecekmiş. Biz ise şaşkınız o sıralar. 3 Temmuz süreci futbol sevgimizin üzerinden henüz çok taze, buldozer gibi geçmiş. Sapla samanı ayıramıyoruz. O ortamda derbinin tarihini, çıkışını, köklerini falan konuşmuş herkes. Dünün belgeseli yani. Bugün? Yok…
Sonrasında kim Fenerbahçe-Galatasaray derbisini çekmeye geldiyse hep tersi öne çıktı oysa: Bugün. Zamane derbilerinin hiddeti, şiddeti, tansiyonu, dehşeti... Ta Amerikalardan gelip taraftarlarla Pınarbaşı çekenlerden, milyonlarca izlenen bölümlerde meşale taşımayı öğrenenlerden polis üzerine polis, kavga üzerine kavga görüntüleri. Gerginlikten göz gözü görmeyen bir maç!.. O kadar ki derbiyi anlatan tüm programlar maç önüne bakıyordu. Oyunun kendisi teferruat olmuştu. Oysa bu kadar yatırım sonrası biraz da “maç” izlesek fena olmaz değil mi şu sıralar?
1924’te mıntıka jandarması
Bazıları dert etmiyor olabilir ama futbolu uzun süredir takip edenler için çok can sıkıcı bu. Yanlış anlaşılmasın, “Beyoğlu’ndan takım elbiseyle, kravatla İnönü’ye yürünürdü” nostaljisinden hiç hazzetmem. Daha önemlisi inandırıcı da bulmam. Mehmet Yüce’nin arkeolojik kazıyla çıkardığı, son dakikasında penaltı verilen şu derbi yazısı ta 1924’ten:
“İşte bundan sonra kızılca kıyamet koptu. Binlerce Fenerbahçeli taraftar sahaya doluştu ve penaltı atılması mümkün olmayarak, mıntıka jandarması tarafından oyun tatil edildi. Neticesi alınamayan müsabakayı tetkik etmek üzere ertesi gün fevkalâde surette toplanan İstanbul Futbol Mıntıkası, mezkûr müsabakayı görüştü ve oynanmayan yarım dakikanın ağustosun on dokuzunda oynanmasına ve müsabakanın Fenerbahçe kalesine bir penaltı vuruşuyla başlamasına karar verdi. Bu hükmü dinlemeyen ve protesto eden Fenerbahçe ise hem Mıntıka Futbol Birliği hem de Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı’ndan ayrıldı. Önümüzdeki sene oynanacak lige de katılmayacağını beyan etti.”
Yani derbimizin sabıka kaydı eskiden de temiz değildi. Bunu biliyoruz. Bugün ve yarın da öyle olmayacak. Ama tansiyonun aksiyona döndüğü nokta başka. Çünkü bir noktada işin tadı kaçtı. Ondan sonra sahadaki oyun da bir şeye benzemez oldu, tribünlerdeki ambiyans da bozuldu. Bu konu üzerine düşünürken, bu iş nerede değişti derken bulduk o dönüm noktasını: 2012 Süper Kupa Finali. O maç öncesi ve sonrası köküne dinamit konulan futbolumuzdan bu derbi de ağır yaralı çıkmışa benziyor.
Derbileri kırmızıya boyadık
Yorumu bırakıp rakam faslına geçelim. Son 20 Fenerbahçe-Galatasaray derbisinde 10 maç kırmızı karta boyanmış. Yani iki maçtan birinde takımlar eksik kalıyor. Tam 16 kırmızı kart seyretmişiz. Gergin derbidir, olur demeyin. Akdeniz’den bize akrabalar diye İspanya’ya, İtalya’ya baktım. Milan-Inter derbisinde son 20 maçın sadece 3’ünde kırmızı kart izlemiş seyirciler. Bu sayı Real Madrid-Barcelona’da 5 maç. En az bizim kadar olay olduğunu düşündüğümüz Yunanistan’ın derbisi Panathinaikos-Olimpiakos arasındaki son 20 maçın 6’sı, Sırbistan’ın kanlı bıçaklı derbisi Kızılyıldız-Partizan’ın 5’i, Arjantin’in dünyanın en büyüğü olarak lanse edilen Boca Juniors-River Plate’in son 20 maçta 8’i kırmızıya boyanmış. Sarı kartları saymıyorum bile.
Bu hep böyledir de diyemiyoruz. Çünkü Süper Final sonrası oynanan 10 maçta kırmızı kart çıkmayan üç maç var sadece. Toplam kırmızı kart sayısı 10. Ondan önceki 10 maçın ise sadece üçünde kırmızı kart var. Yani bir doz aşımı yaşıyoruz.
Bir de bunların üstüne son yıllarda gerginlik daha da bir kontrolden çıktı. Saha dışıyla içi öyle bir karışıyor ki gerginliğin ağırlık noktası neresi, karıştırıyoruz artık. Çünkü iki takım arasında husumet parça tesirli bir şekilde her yere dağıldı. Sosyal medya öfkeyi paratoner gibi çekmeye başladı. Böyle bir ortamda gergin oyunculara hiç gerek kalmıyor. Hatta yeri geliyor en haşarı oyuncular bile sahada sağduyuyu temsil ediyor. Bunun karşılığında ne izliyoruz peki? Çok kötü bir futbol! Oyun kalitesi yerlerde sürünüyor. En son ne zaman karşılıklı güzel top oynadıkları bir maç oynandı, hatırlayan var mı? Zannetmiyorum. Bu gözler hiçbir şutun kaleyi bulmadığı derbiler bile izledi ama maçın gidip geldiği, gollerin tokuştuğu bir eşleşme izlemeyeli çok zaman oldu.
Bari oyun aksa
Şimdi tam da bunun zamanı değil mi? Gerginlikten kastre olmuş oyuncuların bir rahatlaması, oyunun bir akması gerekmiyor mu? Tamam eser miktarda stres mutlaka olmalı. Tansiyonsuz yürümez bu iş. Ama damarda akan kan basıncını olumlu bir kinetiğe dönüştürmek de şart değil mi?
Bir süredir arkalarından çok sallıyorduk bu ikilinin. Galatasaray aldı yürüdü, Fenerbahçe yarışta kalmak için bütçeyi aştı, herkesleri yener oldular. Ama birbirleriyle gene kötülerdi. Bugün gelinen noktada fena da gitmiyorlar. Onca paranın karşılığında her yerde biraz olsun ışıldama var. Gerginlikte de bir düşük faz söz konusu. Devamının da güzel gelmesi için bu derbinin futbol kalitesinin iyi olması çok önemli. Hem harcanan paraların hayrına hem de hiç gerginlik özlemi çekmeyen Türkiye adına.
Pazartesi bu derbiden alacaklı olduğumuzu hatırlayarak izlemek gerekiyor yani. İyi futbol istiyoruz. Gelsin, gitsin, golü bol olsun, nasıl geçtiğini anlamayalım. Bu kadarını hak etmiyor muyuz?