08 Ekim 2026, Perşembe
Gece Modu Gece Modu Gündüz Modu Gündüz Modu
03.10.2026 09:21

Altın Koza’da Ulusal Yarışma’nın son filmleri: Beklenti ve Patates Kızartması

33. Adana Altın Koza Ulusal Yarışma’nın son gününde Ali Özel’in Beklenti ve Sinan Biçici’nin Patates Kızartması filmleri seyirci karşısına çıktı. Böylece Festival filmlerinin gösterildiği 01 Burda’nın yenilenmiş salonlarında heyecanla takip edilen yarışma da tamamlanmış oldu. Şimdi sıra Zuhal Olcay’ın başkanlığında bir araya gelen oyuncular Şebnem Bozoklu, Salih Bademci; yönetmen Erdem Tepegöz, senarist Nilgün Öneş, görüntü yönetmeni Gökhan Tiryaki ve sinema yazarı Ayça Çiftçi’den oluşan jürinin vereceği kararlarda…


Beklenti

2019’da Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde, Zeki Demirkubuz’un jüri başkanlığını yaptığı jüriden 11 dalda ödül alan Bozkır’ın yönetmeni Ali Özel, nihayet yeni filmiyle karşımızda. O yıl jüri başkanından “az daha devam etse hayatın anlamını bulacaktık neredeyse” övgüsünü alması yönetmenin ikinci filminden beklentiyi bir parça yükseltti elbette. Ali Özel de sanki buna bir gönderme yapar gibi ‘beklenti’nin filmini yapmış!

Beklenti, bir taşra kasabasında çalışan doktor bir kadının cesedinin bulunmasıyla başlıyor. Ama doktor hanım ölmüş olsa bile bu taşra hikâyesinin öznesi değil, olamıyor. Karısı Hacer’le çocuk sahibi olabilmek için gizli gizli tedavi olmaya çalışan çoban Celil, tutarsız ifadeleri yüzünden ilk şüpheli olarak tutuklanır. Eşiyle boşanma sürecinde olan ve birkaç günlüğüne İstanbul’dan kasabaya, mühendis babasını ziyaret etmeye gelen avukat Enver, Celil’in davasına bir göz atar.

Enver’in babası Raci, kasabada kendine güzel bir taş ev inşa etmiş, dağları tepeleri de şantiyeye çevirmiştir; amcası ise belediye başkanıdır. Film aslında Raci, Enver ve belediye başkanının modernleşmiş orta-üst sınıf dünyasıyla; Celil, Hacer ve babası Kerim’in köy dünyasını karşı karşıya getiriyor. İki farklı dünyada da işler yolunda değil. Raci karısından zaten boşanmış, oğlunun evliliği de pek yolunda değil. Doğduğu kasabanın doğasını dinamitlemekten hiç de rahatsızlık duymuyor. Ama medeni haliyle saygı gören insan ilişkilerinde babacan görünmeye özen gösteren biri.

Celil ise çocuk sahibi olamamasından dolayı utanç içinde, köylülerin yüzüne bakamıyor. Babası da oğluyla ve geliniyle ilgilenmek yerine koyunların peşinde… Hacer kayınpederine gerekirse tüfekle karşılık vererek koyunlara sahip çıkmaya çabalıyor.

Film, bu iki farklı dünyanın insanlarının hayattan ve birbirlerinden beklentilerinin onları nasıl oradan oraya savurduğunu, taşranın doğal akış temposunda anlatıyor. Daha doğrusu Ali Özel seyirciye bunu dert ettiğini hissettiriyor. Yönetmen Bozkır’daki gibi bir Türkiye taşrası profili çiziyor. Tam çözülemeyen bir ölümle açıyor olmasına rağmen oradaki insanların hayatı öyle allak bullak olmuyor. Olan bitenin gerçeğini de aramıyorlar üstelik. Herkes kendi önyargılarına, dedikodularına ve beklentilerine uyan bir suçlu yaratıyor. Celil üzerindeki mahalle baskısı ve kınanma korkusu yüzünden en uygun suçlu olarak görülüyor elbette.

Diğer yandan Bozkır’da olduğu gibi Özel yine baba-oğul ilişkilerini merkeze almış. Üstelik bu sefer iki ayrı baba-oğul ilişkisi var. Sosyal sınıfları farklı iki baba-oğul ilişkisi bunlar; tavırlarındaki ton farklılıklarına rağmen hikâyedeki iki baba da oğullarının hayatına bir şekilde burunlarını sokuyor. Ama bunun dışında iki sosyal sınıf arasında muğlak bir yerde kalıyor film. Bu çatışmayı (ya da karşılaştırmayı) keskin tutmuyor ama yeterince de belirginleştirmiyor. Bu da seyircisini ister istemez tatminsiz bırakma riski taşıyor.

Beklenti, Nuri Bilge Ceylan’ın Bir Zamanlar Anadolu’da’sıyla benzer coğrafyalarda ve benzer insan ilişkilerinin çevresinde dolaşıyor. Ama Ali Özel’in bakışında güçlü bir sinema duygusu olsa da Ceylan’ınki kadar ‘şık’ değil, hatta biraz fazla sade belki. (Bozkır bu anlamda daha estetik bir filmdi hatta) Gerçekçi bakışını korumak için filmi süslemiyor; diyaloglarını da sığ görünme tehlikesine rağmen oldukça basit tutuyor.

Sonuçta Ali Özel, Bozkır’daki taşra bakışını ikinci filminde de sürdürüyor; fakat bu kez iki ayrı sınıfsal dünyayı ve iki baba-oğul ilişkisini aynı yapı içinde karşılaştırıyor. Filmin sade, süssüz anlatımı da bu bakışla uyumlu. Ancak bu sadelik, yer yer filmin sinemasal gücünü sınırlıyor. Bu nedenle hafızalarda yeteri kadar kalıcı bir film de olamıyor.

Patates kızartması

Doksanlar komedi dizisinin senaristlerinden biri olan, Sadece Bir Gece ve Çocuk Kalbi gibi ana akım filmlerde senaristliğinin yanına yönetmenliği de ekleyen Sinan Biçici’nin filmi Patates Kızartması, bir dizi setinde karşılaşan iki eski arkadaşın hikâyesini anlatıyor.

Oyunculuk kariyerlerine birlikte başlayan iki arkadaştan Akın, ünlü bir dizi oyuncusu olmuş, iyi para kazanan bir yıldızdır. Serdal ise tiyatroda kalmış, daha idealist ama maddi anlamda oldukça sıkışık günler geçiren bir oyuncudur. Serdal’ı aynı dizide Akın’ın karşısına figüran olarak getirmişlerdir. Akın Serdal’ı çok sıcak karşılayıp karavanında misafir eder. Eski günleri konuşurlarken birlikte patates kızartıp yedikleri günler akıllarına gelir. Akın hemen karavanda eski arkadaşıyla birlikte eski günleri yad etmek için patates doğrayıp kızartmak ister.

Böylece iki arkadaşın hayat ve dizi sektörü üzerine sohbetlerine, setten insanların ara ara karavana girip çıkmasına ve setteki atmosfere biz de tanık oluyoruz.

Steadicam’le çekilmiş birçok kesintisiz plan, sonrasında alışsak da başlangıçta seyirciyi biraz yoruyor doğrusu. Eğer amaç bir dizi setindeki kaotik ortamı anlatmaksa bu planlarda setteki trafiğin biraz daha yoğun ve kalabalık tasarlanması gerekirdi. Bu haliyle bir sebebe bağlanmayan aktüel bir kamera karakterler arasında dolaşıyor. Aslında sorun biraz da şu; en fazla 50 adımlık bir alanda geçen ve sadece diyalog üzerine kurulmuş hikâyeye görsel bir alan açılmak istenmiş. Ama maalesef yine de gözlerimizi kapatsak bütün filmi bir radyo tiyatrosu gibi dinleyerek de anlayabiliyoruz. Bence Patates Kızartması kısa bir zaman dilimini anlattığı için ya tümüyle gerçek zamanlı, tek plan bir film olmalıydı ya da klasik kurgu tercih edilmeliydi. Böyle iki arada bir derede kalmış gibi duruyor. Sanki filmin kameramanı da her an sohbete katılacak bir karakter gibi dolaşıyor insanların arasında. Film aslında görsel bir biçim bulmaya çalışıyor ama anlatı esas olarak diyaloga yaslandığı için kamera hareketleri anlam üretmek yerine hareket üretmiş oluyor.

İkili arasındaki diyalogların çoğu ise normal iki arkadaşın karşılaştıklarındaki konuşmaları. Kimleri görüyorsun, o ne yapıyor, bu ne yapıyor, sen ne yaptın türünden diyaloglar ve maalesef bunların bir kısmı filmin hedefine tam odaklanabilmiş değil. Bu arada Akın da öyle bir yıldız ki karavandaki patates yenip bitirilene kadar bütün set bekliyor! Tabii dizi setlerinde tam böyle olaylar olmasa da oyuncular arasında yaşanan bir hiyerarşinin varlığını acı-tatlı bir hikâyeyle anlatmaya soyunuyor film. Eskiden yokluk içinde birlikte yaşayan, patates ve makarnayla öğünlerini geçiştiren iki arkadaşın sistem içinde nasıl farklı yerlere savrulduğuna, aralarındaki adaletsizliğe dikkat çekiyor. Yine de daha yoğun ve renkli bazı şeyler yapılabilirdi. (The Studio ya da Menajerimi Ara gibi dizilerde çok iyi yapılmış örneklerini izlemiştik.)

Bülent Emin Parlak ve Serkan Genç’in birbirlerinden farklı enerjileri karşı karşıya geldiklerinde bazı parlak anlar yaratıyor ama maalesef senaryo, bu enerjiyi taşıyacak ve iki karakter arasındaki ilişkiyi derinleştirecek bir diyalog tasarımını tam kuramamış. Elit Andaç Çam da kendisini izleten yetenekli bir oyuncu ama oynadığı karaktere pek alan açılamamış. Yine de filmin ele aldığı mesele pek sık anlatılmıyor sinemamızda, bu açıdan bakıldığında belli oranda ilgi çekici denebilir…

* Bu haber/yazı ve resimlerin eser sahipliğinden doğan tüm hakları Haftalık Yayıncılık Anonim Şirketi’ne ait olup işbu yazı/haber ve resimlerin, kaynak gösterilmeksizin kısmen/tamamen izin alınmaksızın yeniden yayımlanması yasaktır. Haftalık Yayıncılık Anonim Şirketi’nin, 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 24. maddesinden doğan her türlü hakkı saklıdır.