Bir önceki filmi Öğretmenler Odası, Oscar’ın Uluslararası Film dalında yarışan beş filmden biri olan yönetmen İlker Çatak, Berlinale’nin yarışmasına Sarı Zarflar filmiyle dahil bu yıl. Özgü Namal ve Tansu Biçer’in başrolleri paylaştığı, İpek Bilgin ve Leyla Smyrna Cabas’ın da onlara eşlik ettiği filmin basın gösteriminin ardından dün öğleden sonra önce basın toplantısı, ardından da gece dünya prömiyeri yapıldı. Sarı Zarflar (The Yellow Letters), siyasi düşünceleri nedeniyle işlerini kaybeden sanatçı bir çiftin hayatının ve evliliklerinin geçirdiği değişimi aktaran bir aile hikayesi.
Yönetmen ve senarist İlker Çatak, oyuncular Özgü Namal ve Tansu Biçer, senarist ve ortak yapımcı Enis Köstepen, yapımcı Ingo Fliess ve görüntü yönetmeni Judith Kaufmann’ın katıldığı basın toplantısını Ingo Fliess, “Geçen sefer Öğretmenler Odası’nın basın toplantısında buradakinden çok daha az insan vardı,” diyerek başlattı. Haklı, çünkü o zaman adı sanı duyulmamış olan İlker Çatak, şimdi filmi Oscar adayı olmuş genç bir yönetmen.
Basın toplantısında oyunculara, yönetmene, yapımcılara ve görüntü yönetmenine yöneltilen sorular filmin beğenildiğini, katman katman açılmasından, oyuncuların uyumundan etkilenildiğini gösteriyordu.
Toplantıda özellikle altı çizilen noktalardan biri de filmin neden Almanya’da çekildiği oldu. Yapımcıların ve yönetmenin Almanya’da olmasının sağladığı kolaylık, bu kararın önemli nedenlerinden biri. Özgü Namal’ın da belirttiği gibi Ankara’yı canlandıran Berlin ve İstanbul’u canlandıran Hamburg da filmin başrol oyuncularından aslında.
Jüri tanıtım toplantısında Wim Wenders’in dünya çapında olay yaratan, sanatçılar politikadan uzak kalmalı mealindeki açıklaması hakkında ne diyeceği de yönetmen İlker Çatak’a yönlendirilen sorulardan biriydi. Çatak’ın cevabını aynen şöyle aktarabiliriz:
“Her sanatçı kendi kararını vermeli bence. Film yapmak zaten yüzlerce insanın emeğiyle gerçekleşen bir mucize. Bir yandan her zaman acil durumdaki insanlarla dayanışma içinde hissediyorum kendimi, diğer yandan da öyle utanmasız bir zamandayız ki, kendimi yaksam politikacıların hiçbir şeyi değiştireceği yok. Bir sanatçı olarak benim tek yapabileceğim politik bir vicdana sahip olmak, sesimi yükseltmek ve sorular soran filmler yapmak. Cevap veren filmler yapmak değil de, dünyanın sorunlarına yer vermek…Berlinale bize neyi söyleyip neyi söyleyemeyeceğimiz hakkında bir şey belirtmedi. Bu toplantıya gelmeden önce Tricia (Tuttle, Berlinale direktörü) ile konuşuyordum, ‘Ne söylemek istiyorsan onu söyle,’ dedi bana. Haklısınız festivali hükümet fonluyor ve hükümetin de bir ajandası var ama her sanatçı gibi biz de Almanca da dediğimiz gibi ‘şpagat’ yapmaya çalışıyoruz. Festival yönetimi de baskı altında olsa da biz sanatçılara bunu yansıtmamak için elinden geleni yapıyor.”
(Türkçe'de de şpagat bacakları iki yana veya öne-arkaya düz bir hat üzerinde açma anlamına geliyor. Jimnastik, bale veya dans gibi sporlarda bacakların 180 derece açılmasıyla yapılan esneklik hareketini ifade eden bu sözcük Almanca’da zor durumları dengeleme veya iki zıt durum arasında köprü kurma çabası için de mecazi olarak kullanılabiliyor.)
İpek Bilgin ve Leyla Smyrna Cabas’ın da izleyiciler arasında bulunduğu basın toplantısı sona erdikten bir kaç saat sonra da filmin dünya prömiyeri Berlinale Palast’ta yapıldı. Film gösteriminden önce oyuncular büyük alkış aldı. Almanya Kültür Bakanı, muhafazakar eski gazeteci Wolfram Weimer, filmi yönetmenle yan yana izledi. Filmin sonunda da sahneye çıkan İlker Çatak, filmde rol alan ve emeği geçen herkesin bir risk aldığını belirterek, bütün ekibi sahneye davet etti.
Yönetmenle Variety dergisinde yapılan bir söyleşiyi dün aktarmıştık, The Hollywood Reporter’daki söyleşisinde de İlker Çatak üzerinde çalıştığı projelerden söz etmiş, onları da buraya ekleyelim:
“Bir kaç proje var üzerinde çalıştığım. Booker ödülünü kazanan, Flesh’i (yazarı David Szalay) uyarlamaya çalışıyorum. Maskülenlik ve biçimleri etrafında dolanan ilginç bir eser, benim filmlerimde yeterince yer almayan bir konu.
Bir de, Alman yapımcım Ingo Fliess ile üzrinde çalıştığımız bir dizi projesi var. Bernhard Schlink’ten Torun. Yani şu sıralar edebiyat ve uyarlamalarla iç içeyim.”
