Geçen hafta, Osman Hamdi Bey’in Cami Kapısında (At the Mosque Door) adlı tablosu, Londra’daki müzayede evi Bonhams’ta düzenlenen “19. Yüzyıl Resimleri ve İngiliz Empresyonist Sanatı” müzayedesinde koleksiyonerlerin beğenisine sunuldu.
1895’ten beri Pennsylvania Üniversitesi’nin koleksiyonunda bulunan ve ilk kez açık artırmaya çıkan tablo için 2 milyon ile 3 milyon sterlin arasında bir değer biçiliyordu. Eser, açık artırmada 3 milyon 678 bin 400 sterline (yaklaşık 4.92 milyon dolar / 218 milyon lira) satıldı. Alıcının kimliği henüz açıklanmadı. Bonhams, 2019’da da Osman Hamdi Bey’in Genç Kadın Okurken adlı eserini 6.6 milyon sterline satarak sanatçının müzayedelerde ulaştığı en yüksek satış fiyatına imza atmıştı. Öte yandan Cami Kapısında, esasında 2011’de, Türkiye’de ilk kez Pera Müzesi’nde, Osman Hamdi Bey ve Amerikalılar sergisinde ziyaretçilerle buluşmuştu. 1893’te Chicago’daki Kolomb Sergisi’nde ve Philadelphia’da sergilenmek üzere yapılan bu resmin, o zaman Pennsylvania Üniversitesi Müzesi tarafından 6.000 franga satın alındığı biliniyor.
Artam Antik A.Ş. Kurucusu Turgay Artam: “Eserin daha yüksek bir rakama ulaşmasını bekliyordum”
Cami Kapısında adlı bu eser, şirketimiz için son derece özel bir yere sahip. 2004’te gerçekleştirdiğimiz müzayedede Kaplumbağa Terbiyecisi tablosunun 3.9 milyon dolara satılması, hem ülkemizde hem de uluslararası sanat piyasasında büyük yankı uyandırmıştı. Bundan kısa süre sonra Osman Hamdi Bey üzerine kapsamlı araştırmalar yapan Dr. Wm. McRae, 2005’da Philadelphia’da keşfettiği tabloların fotoğraflarıyla şirketimize gelmiş ve bu önemli gelişmeyi belgeleriyle birlikte bizimle paylaşmıştı. Kendisinin beş yıl süren araştırmalarının sonucu olan bu büyük keşfi, 2010’da Artam Antik & Dekor dergimizde yayımlayarak sanat dünyasıyla paylaşmıştık.
1893 yılında Chicago’daki Columb Dünya Fuarı’nda Osmanlı İmparatorluğu için ayrılan fuar alanında görüldüğünden beri kayıp eser olarak bilinen ve kitaplar ile arşivlerde yalnızca görselleri bulunan bu tablonun 2005’te ortaya çıkması heyecan vericiydi. Eser, 2011’de Pera Müzesi tarafından hazırlanan, Osman Hamdi Bey ve Amerikalılar sergisi kapsamında İstanbul’a getirilerek Türk sanatseverlerle buluşturulmuştu.
Açıkçası, bu son satışta eserin daha yüksek bir rakama ulaşmasını bekliyordum. Osman Hamdi Bey’in günümüze ulaşan eser sayısının sınırlı olması ve büyük bir ayrıcalık taşıması, normalde daha güçlü fiyat sonuçlarını destekler. Ancak satışın gerçekleştiği dönemin küresel ekonomik koşulları ve özellikle BAE, Katar gibi İslam sanatına ilgi gösteren bölgelerin içinde bulunduğu konjonktürün fiyat üzerinde etkili olmuş olabileceğini düşünüyorum.”
Dr. Feride Çelik: “Eserin çarpıcı yönü, Osman Hamdi’nin kendini resmin içine dahil etmesidir”
Osman Hamdi Bey külliyatında Bursa Yeşil Cami, sanatçının Türk sanatının estetik gücünü dünyaya kanıtlama arzusunun sahnesidir. Sanat tarihçileri ve koleksiyonerler olarak bizler, bu sahnenin en meşhur yorumunu 1882 tarihli, sağ taraftan bir açıyla kurgulanan ve Türkiye’de rekor bir rakamla satılan Yeşil Cami Önü tablosuyla tanıyorduk. Ancak on yıl sonra, 1895’te sanatçının fırçasından çıkan Cami Kapısında (diğer adıyla Cami Önü) eseri, aynı mekana bu kez sol taraftan bakarak hikayeyi tamamlıyor. Her iki eserin de merkezinde Bursa Yeşil Cami’nin mukarnaslı mermer işçiliği ve firuze çinileri yer alsa da, 1895 tarihli bu geç dönem başyapıtı, sanatçının on yıl içindeki entelektüel evrimini ve toplumsal barış özlemini çok daha katmanlı bir dille sunuyor.
Eserin en çarpıcı yönü, Osman Hamdi’nin kendini figüratif bir anlatı aracılığıyla resmin içine dahil etmesidir. Tablonun farklı noktalarına yerleştirilmiş; biri oturan, biri ayakta duran, diğeri ise kollarını sıvayan üç erkek figürü, aslında sanatçının kendi portreleridir. Bu teatral yapı, Osman Hamdi’nin hayatı boyunca sırtlandığı ağır sorumlulukların birer temsili gibidir. Bir yanda kazı alanlarında kollarını sıvayan bir arkeolog, diğer yanda modern Türk müzeciliğini kuran bir müze müdürü, bir yanda ise tüm bu birikimi tuvale aktaran bir ressam ve devlet adamı… Sanatçı, bu üç farklı “kendi” üzerinden Osmanlı aydınının çok yönlü kimliğini cami kapısının eşiğine, yani toplumun kalbine taşır. Tablonun yapıldığı 1895 yılı, Osmanlı İmparatorluğu’nun II. Abdülhamid dönemindeki siyasi kargaşalarla boğuştuğu zorlu bir döneme tekabül eder. Bu karanlık atmosferin ortasında, tablonun ön planında uçuşan ve yemlenen güvercinler, Osman Hamdi’nin barışa ve huzura duyduğu derin özlemin simgesidir. Sanatçının Doğu-Batı sentezi arayışı, kadın figürlerinin kıyafetlerinde zirveye ulaşır. Tabloda renkli feraceleriyle Osmanlı kadınlarının yanında yer alan siyah feraceli gayrimüslim kadın figürü, imparatorluğun kozmopolit yapısına ve bir arada yaşama kültürüne yapılan sessiz ama güçlü bir vurgudur.”