Edebiyat tarihinde cinsiyet dönüşümünü anlatan en çarpıcı romanlardan biri hiç kuşkusuz Virginia Woolf’un Orlando’sudur. Orlando 30 yaşına geldiğinde bir gece uykuya yatar (hatta tam olarak İstanbul’da) ve yedi gün sonra kadın olarak uyanır. Woolf bunu toplumsal rolleri eleştirmek için yapar. Pantolonları çıkarıp kabarık etekler giymeye başlayan karakter, birden toplumun gözünde korunması gereken, narin, aciz bir karaktere bürünür. Artık bir tekneye binerken erkekler ona yardım etmek için elini uzatmaktadır çünkü kendi başına hareket edebilen bireyden desteğe ihtiyaç duyan bireye dönüşmüştür. Bu “fantastik” romanda Woolf’un asıl meselesi okura toplumda kadın ve erkek olmanın farklarını, erkeğin güçlü bir figürken, kadın olunca toplumdaki rolünün değiştiğini göstermektir. Çapkın, ayrıcalıklı ve soylu erkek, birden dar bir çembere sıkışır. Toplumsal cinsiyetin görünmez kuralları işlemeye başlamıştır. Woolf, 1928’de yayımlanan bu romanında eleştirel ve ironik bir yaklaşım sergiler.
19.06.2026 04:30
Balkanlar’dan bir yeminli bakire hikayesi
Rene Karabash, Geriye Kalan Kadın romanında “Erkek olmak ayrıcalıktır, kadın olmaksa kaderdir” diyerek yola çıkıyor. Karabash, kadının özgürlük mücadelesini sert ve sarsıcı bir şekilde anlatıyor
A+
Yazı Boyutunu Büyüt
A-
Yazı Boyutunu Küçült
* Bu haber/yazı ve resimlerin eser sahipliğinden doğan tüm hakları Haftalık Yayıncılık Anonim Şirketi’ne ait olup işbu yazı/haber ve resimlerin, kaynak gösterilmeksizin kısmen/tamamen izin alınmaksızın yeniden yayımlanması yasaktır. Haftalık Yayıncılık Anonim Şirketi’nin, 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 24. maddesinden doğan her türlü hakkı saklıdır.
Öldükten sonra geriye ne kalır?
07 Ağustos 2026
Telefonlar mı insan hafızası mı?
31 Temmuz 2026
Kendini bulmak için evvela kaybolmak
17 Temmuz 2026
Geçmiş geride bırakılabilir mi?
10 Temmuz 2026
Ayna ayna, söyle bana!
Tüm Yazıları
03 Temmuz 2026