Bugüne kadar çeşitli seviyelerde farklı şeyler yaşanan dönemlerden geçilmiş olsa da durumumuzu tek cümleyle ifade etmek gerekirse, herkes benzer hisleri taşıyarak, aklını ve akıl sağlığını koruyabilmekte zorlanmaktan, hepimizi bütün dünyada evlere tıkıp aylarca dışarı çıkmayı aklımıza bile getirmediğimiz pandemi dönemindeki gibi salgınların yeniden hortlamasından, bunlar için aşı ve ilaçların zamanında yetişebilecek olmamasından, çevremizde sürekli artan savaşlardan, bunların nereye sıçrayabileceğinin belli olmamasından, bu savaşları çıkaran devlet başkanlarının, onlara hayli saplantılı üst düzey adamlarından, anlamını bilmediği, bildiğini zannettiğinden yüzyıllar sonra uydurulmuş sembolleri vücuduna dövdüren, adı büyük savaşlardan beri savunma iken birdenbire Savaş Bakanlığı diye adlandırılan makamlara getirilen, sinema filminden alıntı dini referanslar verebilen, klinik vakalardan, Piri Reis’in bile kellesini kaybetmesine sebep olan Hürmüz’ün aç-kapa aç-kapalarının bir dönem musluk reklamlarının tersine tüm sistemin, contalarını laçkalaştırıp tamamen bozmasından, artan petrol fiyatlarının hayatın her an ve seviyesinde olumsuz etkiler yaratıp hayatı çok kötü etkilemesinden, sadece petrol değil soğutma gazı olarak da kullanılan helyumdan, tarım gübre ham maddesine kadar her şeyin kıtlaştırılıp, çok pahalılaşmasından dünyanın bir bölümünün yiyecek bulmakta ve pek çok hayati konuda sürekli yükselen risklerle karşı karşıya kalmasından, Ukrayna, İran, Lübnan ve Gazze’de süren savaş ve şiddetin daha da genişleyerek yepyeni, görülmemiş kötülükler yaratma potansiyeline sahip bir büyük savaş yaratmasından, bunun başlarda bir komplo teorisi gibi belli çevrelerde konuşulurken artık sokaktaki insanın bile gündemine girmiş olmasından, savaşların bu haliyle bile yaratabileceği kitlesel göç olasılığı ve bunun her seviye ve konudaki etkilerinden, göçlere dayalı demografik değişimleri sosyal, kültürel ve ekonomik sonuçlarından, şu ana kadar pandemiden beri yaşananların makro ekonomik etkilerinden, bütün dünyada etkili olan enflasyondan, 1956’dan Süveyş sonrasında İngiliz Pound’unun başına gelenlerin Dolar’ın da başına gelme ihtimalinden, dünyadaki kutuplaşmanın daha da keskinleşmesinden, bir daha hiç olmayacağı umut edilen nükleer savaşın yeniden tehdit olarak telaffuz edilmesinden, kullanılması halinde dünyanın içine düşebileceği durumdan, yıllardır her fırsatta “sürdürülebilirlik” çığlıkları atılıp plastik torba ve pipetlerin bile zarar hesabı yapılırken bu kadar uçak, bomba ve yıkımda ortaya çıkardığı salınımların toplam etkisinden, yıllardır lanetlenen, karşı çıkabilmek uğruna insanların hırpalandığı nükleer enerjinin, salına salına tahta oturmasından, hatta kömür santrallerinin bile yeniden işlevlenmesinden, 50-60 tane kaldığı 5 yıl önce söylenen hasat sayısının bu olan biten sonrasında kaç adet düştüğünü belirlemek, yani aç kalmaya ne kaldı diye hesaplamaktan, ya da her yıl 1-2 derece artar hale gelen ısının neleri ne zaman yaşanamaz hale getireceği senaryolarından, oluşan gıda ve kaynak kıtlığının sebep olabileceği sefaletten, itiş kakıştan, “torunlardan ödünç” alındığı varsayılan “gezegeni” berbat etmiş olmaktan, bırakın gezegeni mezegeni geleceği, bu haftayı nasıl geçirebileceğini bilememekten, her gün bir yerlerde yenisi çıkan felaketlerden, özellikle de her gün daha da yaklaştığı kafalara kakılan herkesin ezberlediği fayların nerede, ne zaman, nasıl kırılabileceğine göre olabilecek meşhur depremden, depremde kendinin, sevdiklerinin, yakınlarının ölmesinden ya da sağ kurtulup o büyüklükte bir faciadan günlerce kurtulamayıp yavaş ve acı çekerek ölmekten, ayakta kalmak için zamanında gerekli önlemleri alması gerektiği kadar almamaktan, almış olsa dahi önlemlerin dikkate alınmayıp yapılmadığı bir yerde yakalanmaktan, hepsinden kurtulsam bile yakın zamandaki örneklere bakınca yıllarca sefil olup, sonunda eskisinin çok küçüğüne bile razı olmaktan, bundan mutlu olacak hale gelmekten, yıllarca konteynerde yaşamak zorunda kalmaktan, her şeyini kaybetmekten, her şeye sahip olmak zorunda olmaktan, başarı ve mutluluğun sahip olunanlara endeksli olmasından, “çalışan kazanır” öğretisinin tamamen geçersiz hale gelmesinden, hep çok çalışmak durumunda olmaktan, hayatın hızının her gün baş döndürücü hızla artmasından, yapacak ve yapmak istenen şeylerin inanılmaz hızda artmasından, günlerin sadece 24 saat olmasından, bunun da bir kısmında uyumak, yemek falan gerekmesinden, kalan zamanın hiçbir şeye yetmemesinden, aynı anda çok şey yapıp hiçbirinin keyfini tam anlamda çıkaramamaktan, kalabalıktan, her yerde üst üste insanlardan, trafikten, sıkışmışlıktan, daralmaktan, yetişememekten, yapmak gitmek görmek izlemek dinlemek kutlamak isteyeceğin o kadar şey varken neredeyse tamamını kaçırmaktan, yetişememekten, sosyal medyaya girdiğinde mutlu, keyifli insanların her yerde bulunabilip eğlenebiliyor olmasından, onların her şeyden keyif alabilecek zaman, para, imkanları varken senin olanaklarının ve zamanın hep kısa kalmasından herkesin yediği, gittiği, eğlendiği yerleri ıskalamaktan, hep geri ve eksik kalmaktan, sosyal platformlarda olanlar kadar paylaşacak malzeme üretemiyor olmaktan, onlar kadar mutlu, keyifli olamamaktan, takipçi sayısından, kendi dar çevrenin dışına bir türlü taşamamaktan, beğendirebileceğini umduğun şeylerin kimselere doğru dürüst ulaşamamasından, acaba nasıl algılanıyorum tasalarından, “bir influensır falan olsam çok para kazanırım aslında” düşüncesinin akla geliş sıklığından, “onu da nasıl beceririm?” açmazına düşmekten, herkesin yaptığını yapamayıp hayatı ıskalamaktan, yalnızlıktan, yetmemekten, yetememekten, gerektiği gibi ve kadar olamamaktan, kendini sürekli başkalarıyla kıyaslamaktan, aslında yapayalnız olmaktan, kendini sürekli yalnız hissetmekten, sevilmemekten, zor çocukluk geçirmişlikten, ailenin yuva olduğu kadar baskı, performans, beklenti merkezi gibi çalışmasından, acaba kendi çocuklarıma ben de aynısını yapıyor muyum korku ve kuşkusundan, çocuğun yapılmasından itibaren kucaklara bırakılan kuşku dağlarından, savaşlı ortamda çocuk yapmanın akıl karı olup olmadığından, doğduğu gün okul seçmek zorunda olmaktan, yarış haline getirip okul yanında judodan satranca, dramadan her türlü kursa sürüklenerek kendi eksiklerimizi çocuk üzerinden kapatmaktan, okula gönderirken döner mi acaba diye düşünmekten, zorbalanmasından, şiddetten, madde kullanımından, çeteden nasıl koruyacağını pek de bilememekten, her gün patlayan her yeni olayı kendisi yaşamış gibi hissetmekten, okullardan başlayan adaletsizlik duygusunun hayatın her alanına yayılmasından, adalet buharlaşınca aslında güvenilecek bir şeyin kalmıyor oluşundan, her gün daha da daralan, güdükleşen özgürlüklerden, kişilere ve kişisel haklara saygının sıfırlanmasından, her iş binasında, parkta, yolda, restoran, AVM kapısında güvenlikçi görmenin yarattığı güvenlik eksikliğinin daha keskin şekilde hissedilip her an bir olay başına gelecek hissinin sürekli canlı tutulmasından, kutuplaşmalardan ve kutuplaşmaların akıl dışı keskinleşmesinden, kutuplara aidiyetin liyakatin yerini almasından, komplo teorilerinin hayatın gerçeği haline gelmesinden sonunda her acayipliğe alışmanın insan becerisi olduğuna inanmak durumunda kalmaktan, haber alamamak, haberlere ve kaynaklarına güvenmemekten, her konuda trollerin bulandırmasından, milyonların tesellisi olan futbolun bile yapı kapı falan derken aslında kara bahis sektörünün alt oyun alanı haline gelmesinden, karanın meşrunun çok önüne geçmesinden, teknolojik dönüşüm lafının tepede bir baskı unsuruna dönüşmesinden, işini ya da iş yerini bu yüzden kaybetmekten, EyAy’ın her şeyi yutacağından, yaratacağı topyekûn anlam erozyonunun hayatı yutacağından, yavaş yavaş tüm bilgi, yetenek, çaba peşinde koşulanların, taytlıların, unvanların, mesleklerin çoğunun kaybolacağı çığırtkanlıkları, hiçe doğru hızla yol aldığını düşünmekten, okumanın kariyerin yaşanılan yerin, ülkenin anlamını kaybetmesinden, sosyal sınıf düşmekten, yaşlılıktan, parasız ve yalnız kalmaktan, gençlikte sürekli performans baskısından, önce hayatının üzerindeki kontrolü sonra da aklını kaybetmekten, idare edebilmeyi bile becerememekten, değersizleşmekten, tüm değerlerin içinin boşalmasından, varoluşun anlamının buharlaşmasından, absürd bir hayatı sürdürme çaba, enerji ve gücünü üretmek zorunda olmaktan, bırakın motivasyonu tüm hayatı ve anlamını sorgulama sıklığının neredeyse saat başına inmesinden, varlığını sürdürmek için dayatılan gereklerin tümünden, bu karamsar yazıyı buraya kadar okuyabilmiş olmaktan bile hayli endişe ediyoruz, korkuyoruz.
24.04.2026 04:30
Toz pembe
A+
Yazı Boyutunu Büyüt
A-
Yazı Boyutunu Küçült
* Bu haber/yazı ve resimlerin eser sahipliğinden doğan tüm hakları Haftalık Yayıncılık Anonim Şirketi’ne ait olup işbu yazı/haber ve resimlerin, kaynak gösterilmeksizin kısmen/tamamen izin alınmaksızın yeniden yayımlanması yasaktır. Haftalık Yayıncılık Anonim Şirketi’nin, 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 24. maddesinden doğan her türlü hakkı saklıdır.
Kültür stratejiyi kahvaltıda yer!
08 Mayıs 2026
Orta sınıf dondurması
01 Mayıs 2026
Kısa ama işlevi önemli
17 Nisan 2026
Hiçbir şey gerçek değil (Ya da gerçek hiçbir şeydir)
10 Nisan 2026
Durdurun Dünyayı İnecek Var!
Tüm Yazıları
03 Nisan 2026