Dr. Mark Hyman: Bu hafta konumuz Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB). Program ekibimizden Emma ile DEHB’ye dair soruları cevaplayacağız.
Emma: Vücuttaki hangi sistemler DEHB semptomlarını etkileyebilir?
Dr. Mark Hyman: Her şey her şeyi etkiliyor. Vücudu bir ağ, bir sistem gibi düşünmek gerekiyor. İçindeki her şey birbirine bağlı. Bu yüzden DEHB’yi de bir beyin problemi değil sistem sorunu olarak görüyorum. Üstelik giderek yaygınlaşıyor. Günümüzde her 6 çocuktan 1’inde DEHB, öğrenme güçlüğü, disleksi, Asperger ve otizm gibi nörogelişimsel bozukluk gözleniyor ve rakamlar kötüye gidiyor. Bunun sebebi de söz konusu sorunların sistemsel olması.
Egzersiz, stres seviyesi, uyku, besin durumu, hormon dengesi, bağırsak mikrobiyomu, toksik yük, gıda hassasiyetleri, gluten gibi çok farklı etkenler mevcut. Bu yüzden beyni Ritalin veya başka uyarıcı ilaçlarla tedavi etmeye çalışmak, meselenin kök nedenine dair çözüm getirmiyor. Enflamasyonun ve dolayısıyla bağırsağın genel sağlık ve özellikle nörolojik, psikiyatrik sorunlar üzerinde çok önemli rol oynadığını anlamaya başladık. Çünkü gerek DEHB gerek otizm olsun, beyinle ilgili her rahatsızlık enflamasyonla ilişkili.
Emma: Bağırsağın odaklanma becerimizle nasıl bir ilişkisi var?
Dr. Mark Hyman: Bağırsağımızda milyarlarca bakteri var. Her biri proteinler ve metabolitler üretiyor. Kan dolaşımındaki metabolitlerin tahminen üçte biri bağırsak mikrobiyomundan geliyor. Bu yüzden bakteriler enflamatuar nitelikte zararlı moleküller ürettiğinde veya nörotransmiterlerin düzenini bozduğunda beyinde enflamasyona yol açıyor. Bu da bahsettiğimiz rahatsızlıkları beraberinde getiriyor.
Sızdıran bağırsak da yaygın bir sorun. Sezaryen doğum, antibiyotikler, anne sütünden yoksun kalma, disbiyozis (bağırsaktaki faydalı ve zararlı bakteriler arasındaki dengenin bozulması) gibi sebeplerden doğabiliyor. Sonuçta önce enflamasyon ortaya çıkıyor, sonra bağırsak sızdırmaya başlıyor. Gıda hassasiyetleri ve sistemik enflamasyon, beyinde işlev bozukluğuna sebep oluyor.
İkinci beyin denilen enterik sinir sistemi nasıl işler?
Emma: Bağırsağımız beynimizle nasıl konuşuyor?
Dr. Mark Hyman: Bu iletişimde çok fazla yolağın rolü var. Bağırsakta bulunan enterik sinir sistemine “ikinci beyin” adı veriliyor. Aslında sindirim sisteminin içindeki sinir sistemi gibi düşünülebilir. Enterik sinir sistemi bağımsız işliyor ve sürekli olarak beyinle iletişim halinde. Bağırsaktan gelen her tür enflamatuar sinyal, enterik sinir sistemi aracılığıyla beyne aktarılıyor. Beyinden gelenler de aynı yolla bağırsağa giderek sindirim sorunlarına yol açabiliyor. Mesela stresin ishal gibi bağırsak semptomlarına yol açması bundan. Çift yönlü bir trafik işliyor. Bu yüzden hem sinir sisteminin düzenlenmesi hem de mikrobiyomun optimizasyonu için bütün ekosisteme müdahale etmezsek DEHB gibi sorunları gerçekten çözemeyiz.
Emma: Bağırsak-beyin ekseni ne demek? Nasıl çalışıyor? Bağışıklık sistemiyle ilişkisi ne?
Dr. Mark Hyman: Beyinden iç organlara doğru uzanan vagus adında bir sinir var. Dolayısıyla bağırsak ile beyin ve orada olup biten her şey arasında bitmeyen bir etkileşim söz konusu.
Diyetiniz kötüyse, mikrobiyomunuz sağlıksızsa, kısa zincirli yağ asitlerini sağlıklı biçimde üretemiyorsanız, bağırsağınızı tahriş eden yiyecekler yiyorsanız, yeterince lif tüketmiyorsanız bağırsağınız hasar görüyor. Neticede sızdıran bağırsak gibi sorunlar baş gösteriyor ve bu düzensizlik sinyalleri beyne ulaşıyor.
9 yaşında bir hastamız vardı. DEHB’si olduğu için hem evde hem okulda sorun yaşıyordu. Testler yapınca bağırsağında zararlı bakterilerin ciddi seviyede aşırı çoğaldığını gördük. Aşırı mantar ve maya büyümesi de vardı. Bu yüzden DEHB ilaçları vermeden, hatta davranışsal veya bilişsel terapiden önce antibiyotik ve antifungal ilaçlar verip kötü bakterileri hedef aldık. Ardından probiyotiklerle bağırsak mikrobiyomunu yeniden inşa ettik. Çinko, ekstra lif, prebiyotik lifler, Omega 3 yağları ve gama linoleik asit gibi bileşenler kullandık. Bir süre sonra davranışları tamamen düzeldi. DEHB’si kalmadı. Bu yüzden psikiyatristlerin de bağırsaklara yakından bakması, gaita testi, nefes testi yapması çok önemli.
Emma: DEHB tedavisinde nasıl bir yöntem uyguluyorsunuz?
Dr. Mark Hyman: Tahliller olmadan aşama kaydetmek imkansız. Gaita testi, sindirim enzimleri, yağ emilimi, enflamasyon göstergeleri, kısa zincirli yağ asitleri gibi tahlil ve veriler beyinde neler olup bittiğine dair çok şey anlatıyor. Ayrıca mikrobiyomdaki bakteri yapısına bakarak parazit, kurt, maya gibi şeylerin ne kadar ürediğini tespit ediyoruz. Bu sayede bütün ekosisteme dair genel bir fikrimiz oluyor. Denge ve dengesizliği saptamak için idrar tahlilinden metabolitlere bakmak da önemli.
Bir diğer önemli adım ise nefes testi. Vücutta hidrojen, metan ve sülfür gibi gazların ne derecede üretildiğine bakarak bağırsaktaki enflamasyona ve bilişsel semptomlara etkisini tespit ediyoruz. Besin değerleri de özellikle DEHB’li çocuklarda çok şey anlatıyor.
Emma: DEHB yaşayan biri ile diğerlerinin bağırsak mikrobiyomu arasında ne fark var?
Dr. Mark Hyman: Genellikle daha fazla enflamasyon oluyor. Bazı yararlı bakterilerden daha az, enflamatuar olanlardan ise daha çok bulunuyor. Gerekli miktarda kısa zincirli yağ asidi gözlenmiyor. Glutenin bağırsağa zarar verdiğini gösteren zonulin seviyesi daha yüksek çıkabiliyor. Mantar mevcudu yüksek oluyor.
Emma: Peki mikrobiyom bizim odaklanma becerimizi tam olarak nasıl etkiliyor?
Dr. Mark Hyman: Enflamasyon üzerinden çünkü beyinde iltihaba yol açan her şey bilişsel işlevi olumsuz etkiliyor. Özellikle gereksiz antibiyotik kullanımı, çocuklarda tetikleyici olabiliyor. Esas olan doğru testleri yapıp ilk adımları atmaya başlamak.
Örneğin bir odaya girdiğimizde ne için geldiğimizi unutmak gibi, hepimizin yaşadığı sorunlar var. Bunun sebebi disiplinsizlik değil biyolojimizdeki sorunların beyne yansıması. Kan şekeri sorunları, tiroit işlev bozukluğu, demir veya D vitaminin seviyesinin düşüklüğü gibi nedenleri olabilir.
Emma: Bağırsak geçirgenliği ne demek?
Dr. Mark Hyman: Bağırsak, yediklerimizi bir nevi elekten geçiriyor. Besinleri içeri alırken yabancı maddeleri dışarıda bırakıyor. Mikrobiyomdaki yararlı bakteriler gıdaları sindirmemize, vitamin üretimine, enflamasyonun düzenlenmesine, kanser riskini azaltmaya yardımcı oluyor. Zararlılarsa tam tersini yapıyor. Bu yüzden bakteriyel toksinlere karşı vücut kendini korumak zorunda.
Geçirgen bağırsak sendromunun nedenleri
Bağırsağın dışında bir zar bulunuyor. Bu zar lego gibi birbirine kenetlenmiş sıkı bağlantılardan oluşuyor. Ancak faydalı-zararlı bakteri dengesi bozulunca bağlantılar gevşiyor ve hücreler arası boşluklar oluşuyor. Sonuçta normalde içeri alınmaması gereken partiküller, örneğin bazı proteinler ve toksinler bağırsağa sızıyor.
Sızdıran bağırsak sorunu yetersiz lif tüketimi, ultra işlenmiş gıdalar, aşırı antibiyotik ve asit blokeri kullanımı, sezaryen doğum ve emzirmeme gibi sebeplerden doğuyor. Neticede farklı seviyelerde sistemik enflamatuar tepki veriyoruz ve bu tepki beyni de olumsuz etkileyerek beyinde iltihaba yol açıyor. Bu yüzden depresyon, DEHB, otizm gibi davranışsal ve psikiyatrik rahatsızlıklar aslında beyninizde yangın olduğu anlamına geliyor. Sebebi de çoğu zaman bağırsak oluyor. Bağırsağı sağlıklı haline döndürmek için önce zararlı gıdalardan vazgeçmek, ardından eksikleri tamamlamak, probiyotiklerle bağırsak zarını onarmak gerekiyor.
Emma: Modern beslenme tarzı neden DEHB’yi kötüye götürüyor?
Dr. Mark Hyman: Bugünkü yaygın kronik rahatsızlıkların hemen hepsinin temelinde ultra işlenmiş gıdalarla dolu diyetimiz var. Toksinler, enfeksiyonlar, küf gibi faktörler de var ama en önemlisi diyet. DEHB’yi tetikliyor çünkü yemek yerken aslında bağırsak mikrobiyomunu besliyoruz ve ona lif değil işlenmiş gıdalar ve şeker verdiğimizde zararlı bakteriler daha fazla çoğalıyor. Enflamasyon, sızdıran bağırsak ve davranışsal sorunlar böyle ortaya çıkıyor.
Fermente, probiyotik, prebiyotik, fitokimyasallar açısından zengin gıdalar ise düzeltici etki yapıyor. 12 yaşında bir hastamız vardı. Hayatı boyunca sebze yememişti. Davranışsal sorunlarının hepsinin enflamatuar problemler olduğunu gördük. Gıda hassasiyetleri vardı, toksik yükü çok yüksekti, birçok besin eksikliği yaşıyordu. Çinko, magnezyum, B6, folat seviyeleri düşüktü. Glutene ve süt ürünlerine ekstra reaksiyon veriyordu.
Ultra işlenmiş gıdaları bıraktırdık. Devamında gluten, süt ürünleri ve şeker de yememesini sağladık. Aşırı maya büyümesini bu şekilde tamir ettik. Magnezyum ve çinko takviyeleri, ayrıca balık yağı, Omega 3 gibi probiyotikler verdik. İki ay içinde bambaşka birine dönüştü. DEHB’si yoktu ama odaklanma ve davranış problemleri vardı ve hepsi çözüldü.
Emma: En çok hangi besin eksikliklerine rastlıyorsunuz? Hangi takviyeleri önerirsiniz?
Dr. Mark Hyman: Ultra işlenmiş gıdalarla beslenen çocuklar ister istemez besin eksikliği yaşıyor. Test yaptığımız insanların yüzde 70’inde en az bir eksiklik saptıyoruz. D vitamini, Omega 3, B6, folat, B12, magnezyum, çinko ve demir seviyelerine baktırmak önemli. Elbette psikiyatrik sorunlarınız da olabilir. Ancak çoğu zaman biyolojik gidişatı düzeltmek iyileşmeye yetiyor. “Biyolojik psikiyatri” kavramını bu yüzden önemsiyorum.
Emma: Bugün bana DEHB teşhisi koyulduğunu söylesem ne önerirdiniz?
Dr. Mark Hyman: Önce tüm semptomlarınızı detaylı biçimde öğrenmek isterdim. En küçük belirtileri bile anlatmanızı istiyoruz. Ardından edindiğim ipuçlarına göre testlere başlardım. Örneğin ağır metal, küf ve besin seviyelerine bakardım. Bağırsak mikrobiyomuna ve bağışıklık sistemine, gıda hassasiyetlerine ve alerjilerine bakardım. Ayrıca metabolik sağlığa ve insülin direncine bakarak olup bitenlere dair kapsamlı bir görünüm elde etmeye çalışırdım. Bu bulgular sonucu elimde bir yol haritası olurdu. Ardından sana özel beş öncelik belirlerdim. Örneğin, magnezyum seviyen düşükse magnezyum takviyesi vermek gibi. Dolayısıyla sistematik biçimde diyet ve yaşam tarzından başlardım. Ardından bazı besinler ilave ederek bağırsak sorunlarını çözerdim.
Emma: Birkaç kısa soru-cevapla bitirelim. Kafein DEHB’yi nasıl etkiliyor?
Dr. Mark Hyman: Kişiden kişiye değişiyor. Bazılarında odaklanmaya yardımcı olurken bazılarında stresi tetikleyebiliyor. Ne hızda metabolize ettiğiniz de önemli. Bu yüzden herkes için geçerli bir cevap yok.
Bağırsak mikrobiyomu iştahı etkiliyor
Emma: DEHB’si olanlar neden daha fazla şeker ve karbonhidrat yemek istiyor?
Dr. Mark Hyman: İnsülin direncinden olabilir. Üstelik birbirini tetikliyor. Mesela kahvaltıda pankek yemişseniz saat 11 gibi çok acıkıyorsunuz. Ama protein shake veya yumurta tüketmişseniz öğleye kadar açlık hissi gelmiyor.
Bağırsak mikrobiyomu da iştahı etkiliyor. Özellikle mantar aşırı büyümesi şeker ve karbonhidrat isteğini şiddetlendirebiliyor.
Emma: Kahvaltı yapmamak DEHB semptomlarını kötüye götürür mü?
Dr. Mark Hyman: Böyle bir ihtimal var. Kan şekerini ve beyin işlevini stabil tutmak önemli. Kahvaltıda protein, yağ ve lif tüketirseniz bunu sağlıyorsunuz. Ama mısır gevreği ve şeker-karbonhidrat ağırlıklı şeyler yerseniz kötüye gider.
Emma: Gıda boyaları da benzer etki yapıyor mu?
Dr. Mark Hyman: Evet. Katkı ve renk veren maddeler davranışı olumsuz etkiliyor. DEHB’li çocuklar üzerinde yapılan araştırmalar bunu gösteriyor.
Emma: Menopoz DEHB semptomlarını şiddetlendirebilir mi?
Dr. Mark Hyman: Menopoz döneminde hem hormonlar hem metabolizma değişime girdiği için beyin işlevinde de değişiklikler muhtemel. Ancak bunlar illa DEHB’ye işaret etmiyor. Menopoz öncesindeki perimenopoz döneminde bilişsel semptomlar kötüleşebiliyor. Bu çağdaki kadınlarda özellikle hormonlara dikkat etmek gerekiyor.
Emma: DEHB bağlamında kötü beslenme mi yoksa kalitesiz uyku mu daha zararlı?
Dr. Mark Hyman: Kötü diyet. Elbette uykusuzluk da odaklanma becerisine zarar veriyor ama bu DEHB ile aynı şey değil. Kötü diyet ise beynin düzenini çok daha ciddi biçimde bozuyor.
