17 Temmuz 2026, Cuma
Gece Modu Gece Modu Gündüz Modu Gündüz Modu
12.06.2026 04:30

Bölge izlenimleri I | Dağlar boşalmış memleket yorgun

“Ölümlerin durması elbette çok kıymetli. Ama umutlu muyuz? Hayır.” Diyarbakır’da kime sorsam aynı cevabı alıyorum. Bölgede hakim duygu umut değil; bekleyiş, güvensizlik ve hayal kırıklığı
A+ Yazı Boyutunu Büyüt A- Yazı Boyutunu Küçült

Uçaktan iner inmez Diyarbakır’ın sıcağı yüzüme çarpıyor. Arkadaşım sanatçı Lale Mansur ile birlikte havaalanından doğruca Şırnak’a doğru yola çıkıyoruz.

Şoförümüz Hasan Abi'nin PKK’ye katılan oğlu dört yıl önce yakalanmış ve müebbet hapis cezası almış. O ve eşi, Sincan Cezaevi'ndeki görüşten yeni dönmüşler.

“Cezaevindekiler süreçten umutlu mu Hasan Abi?” diye soruyorum. “Valla onlar umutlu ama ben değilim" diye söze giriyor: “Oğlumun umudu kaybolmasın diye ona bir şey söylemiyorum ama nasıl umutlanalım? Diyelim ki süreç ilerledi, yasa çıktı, dönüşler oldu. Peki ya sonra? Yarın bu yasaların uygulanacağının garantisi var mı? Ben bir şoför olarak demokrasi olmadan Kürt sorununun çözülemeyeceğini görüyorum, bizimkiler nasıl görmüyor anlamıyorum. Eskiden partidekiler belki bizim bilmediğimiz bir şeyler biliyorlardır diye düşünüyordum, gördüm ki onlar da bir şey bilmiyorlar.”

Hasan Abi geçen ay Erbil ve Süleymaniye’de çeşitli heyetlere şoförlük yapmış.

“PKK’liler ne yapıyor şimdi?” diye soruyorum.

“Çoğu Süleymaniye’de. Dağları boşaltmış durumdalar.”

“Süleymaniye’de ne yapıyorlar?”

“Bekliyorlar.”

“Neyi bekliyorlar?”

“Türkiye'ye dönüş için gerekli düzenlemelerin çıkmasını.”

Şırnak'ın dönüşümü

Şırnak’a doğru ilerlerken bir kez bile kimlik kontrolü için durdurulmuyoruz. Oysa bir zamanlar bu yollarda yarım saatte bir kontrol olurdu.

2015-2016 yıllarında Şırnak girişinde asılı duran büyük bez afişte “Şırnak bir Türk ilidir” yazısını hatırlıyorum. Bugün onun yerinde “Nuh'un kentine hoş geldiniz” yazıyor.

Şırnak artık büyük ölçüde bir TOKİ kentine dönüşmüş durumda. 10-12 katlı devasa TOKİ binaları her yerden görülüyor. Cudi Dağı ise yıllar sonra yeniden yeşillenmiş.Bir zamanlar Cudi, PKK’nin önemli alanlarından biriydi. Şırnak da en güçlü olduğu şehirlerden biri olarak biliniyordu. Öyle ki parklardaki yön levhaları bile dağları gösterirdi: Gabar, Besta, Cudi, Herekol, Çırav, Feraşin… Bugün bunların hiçbiri yok.

2015-2016 çatışmaları sırasında Şırnak, en ağır yıkımı yaşayan kentlerden biri oldu. Kent merkezi büyük ölçüde tahrip oldu.

Güvenlik barajları ve ekolojik baskı

Şırnak’tan Hakkari’ye doğru ilerledikçe dağlar yeşilleniyor, yol boyunca HES’ler ve barajlar karşımıza çıkıyor. Devlet bu projeleri enerji üretimi ve sulama yatırımları olarak tanımlıyor. Ancak insan hakları ve çevre örgütleri, Şırnak-Hakkari hattındaki bazı HES ve barajların aynı zamanda güvenlik amacı taşıdığını savunuyor. Bu tesislerin önemli bölümü sınır hattında bulunuyor. Amaçları PKK’lilerin geçiş alanlarını daraltmak ya da önlemek.

Şırnak’ın son yıllardaki dönüşümünü belirleyen en önemli unsurlardan biri de Gabar’daki petrol faaliyetleri ve buna bağlı gelişen altyapı.

Petrol sahalarına ulaşmak için yeni yollar açılmış, güvenlik üsleri kurulmuş. Buna madencilik faaliyetleri ve yoğun ağaç kesimleri eşlik etmiş. Petrol aramaları, kömür ocakları, termik santraller, HES projeleri ve güvenlik yolları bölgenin doğal yapısı üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor.

Şırnak halkı, bu doğa talanına karşı 2015 öncesi müthiş bir mücadele yürüttü. Ancak 2016’daki çatışmalar, sokağa çıkma yasakları ve sonrasında gelen KHK süreçleriyle bu örgütlenmeler büyük ölçüde ortadan kalktı. Bugün bölgede ciddi bir ekolojik tahribatın yaşandığı yönünde yaygın bir kanaat var.

Geçim derdi büyük

Şırnak bugün geçmişe kıyasla daha yoksul görünüyor. Sınır ticaretinin eski hacmine ulaşamaması, Habur dışındaki geçişlerin sınırlı kalması ve ticarete getirilen yeni düzenlemeler sonucu Şırnak halkının pek bir geçim kaynağı kalmadı. Bugün Şırnak’ın gençlerinin hemen hemen çoğu batıda inşaatlarda, otellerde, tarlalarda işçi olarak çalışıyor.

Şırnak’tan Roboski’ye geçiyoruz.

Roboski’yi ilerleyen haftalarda ayrıca yazacağım. Ancak bölgenin yollarını dolaştıkça güvenlik politikalarının günlük hayat üzerindeki etkisi daha görünür hale geliyor.

Uçsuz bucaksız Kızıltepe Ovası'na bakarken insanın içi burkuluyor. Bir Kızıltepeli şöyle diyor: “Yakında hiç genç kalmayacak burada. İş yok, ekmek yok. Oysa toprak da var, su da var. Ama mazot pahalı, elektrik pahalı, hayvancılık pahalı. Sınır ticareti de eski günlerinde değil. Gençler mecburen batıya gidiyor.”

Diyarbakır: Yorgun ve temkinli

Birkaç gün sonra Diyarbakır’a dönüyorum. Memleket yorgun, mutsuz görünüyor.

Esnafla, Sur’da yaşayanlarla sohbet ediyorum. Bölgeye gelen gazeteciler, sürekli halkın süreçten ne kadar umutlu olduğunu yazıp duruyor. Oysa ben süreçten umutlu tek bir insana rastlamıyorum. Yıllardır tanıdığım bir esnaf olan Melek’e “Gazetelerde anlatılan umutlu Kürtler nerede?” diye soruyorum.

Gülüyor:

“Batıdan gelenlere umutluyuz diyoruz.”

Sonra devam ediyor:

“Ölümlerin durması elbette çok kıymetli. Ama umutlu muyuz? Hayır. Gidişatın hepimiz farkındayız.

Doğruyu söylemek gerekirse Öcalan'ın açıklaması bende büyük hayal kırıklığı yarattı. 50 yıldır mücadelenin içindeyiz. Eeee şimdi ne oldu, hangi hakkımız verildi de bu açıklama yapıldı. Bir tane Selahattin Demirtaş’ımız var, o bile serbest bırakılmadı. Kayyımlar kaldırılmadı. Tek bir şey yapın yahu, tek bir şey yapılmadı.”

Sohbet ilerledikçe konu gençlere geliyor.

“Benim çocuklarım doktor oldu, avukat oldu” diyor. “Ben burada kalıp kendi halklarına hizmet etmelerini isterdim. Ama şimdi Almanya’ya gidiyorlar. Üzülüyorum ama bir yandan da neden gittiklerini anlıyorum.”

“Peki bu CHP’deki mutlak butlan meselesine ne diyorsun?”

“Siyasetin de bir ahlakı olmalı. Bu ne rezilliktir. Bu adamlar hiç düşünmüyor mu, öleceğiz, bari ismimiz bu dünyada düzgün kalsın diye. İnsan yol arkadaşlarına bunu yapar mı! Onu bırak, insan bu ülkeye bunu yapar mı!”

“Yapıyorlar Melekçiğim” diyorum, “Yapıyorlar.”

Bunlar ilk izlenimler, birkaç hafta daha Diyarbakır’dan Roboski’ye kadar bölgeyi yazacağım. Ancak şimdilik Kürtlerin umutlu olmaktan çok beklediğini, güvensiz ve hayal kırıklığı içinde olduğunu söylemek abartı olmaz diye düşünüyorum.

* Bu haber/yazı ve resimlerin eser sahipliğinden doğan tüm hakları Haftalık Yayıncılık Anonim Şirketi’ne ait olup işbu yazı/haber ve resimlerin, kaynak gösterilmeksizin kısmen/tamamen izin alınmaksızın yeniden yayımlanması yasaktır. Haftalık Yayıncılık Anonim Şirketi’nin, 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 24. maddesinden doğan her türlü hakkı saklıdır.

Nurcan Baysal
Nurcan Baysal