16 Mayıs 2026, Cumartesi
Gece Modu Gece Modu Gündüz Modu Gündüz Modu
06.04.2026 17:02

Fransa’nın Orta Doğu politikası: Belirsizliklerin gölgesinde bir denge arayışı

İsrail’e silah ambargosu uygulayamayan ancak hava sahasını mühimmat taşıyan uçaklara kapayan Fransa’nın Orta Doğu politikası, bir denge arayışı ile belirsizlik arasına sıkışmış görünüyor. Ancak Paris hâlâ böyle bir denge kuramamışken sahadaki aktörler çoktan kendi kararlarını vermiş olabilir
A+ Yazı Boyutunu Büyüt A- Yazı Boyutunu Küçült

Savunma ile diplomasi her zaman aynı çizgide ilerleyemez; devletler bir noktada ikisinden birini öncelemek zorunda kalır.

Fransa’nın iki buçuk yıldır Orta Doğu’da, özellikle İsrail ve Gazze bağlamında izlediği politika, tam olarak bu iki yolun gerilimi içinde şekilleniyor. Bugün gelinen noktada, Paris’in neyi tercih ettiğini anlamak hala mümkün değil. Sonuçta devlet sırrı.

Paris'in tutumu, ülke içinde ve uluslararası kamuoyunda giderek daha yoğun şekilde tartışma konusu oluyor.

Paris yönetimi aslında aldığı kararlardan çok, almaktan kaçındığı kararlar ile eleştiriliyor. Çünkü işin en başında bir terslik var.

Şöyle ki Filistin ve Lübnan’a tarihsel desteğiyle bilinen Fransa bugün sanki her şey 7 Ekim 2023’te başlamış gibi bir tutum alıyor.

7 Ekim sonrası İsrail’in Gazze’deki tüm hukuka aykırı ve insanlık dışı girişimleri Fransız hükümetince “İsrail’in kendini savunma hakkı” çerçevesinde gerekçelendirildi. Fransa İsrail’e değil yaptırım ya da ambargo uygulamak; tek bir kez gerçek anlamda suçlamadı, uyarmadı hatta kınamadı. Ilımlı olmaya ve tarafları uluslararası hukuka uymaya davet etmekle yetindi.

Filistin’in iki yıl boyunca süren yerle bir edilişinin ardından Fransa 20 Eylül 2025’te Filistin Devleti’ni resmen tanıdı. Bu karar, Filistin'i tanıyan 152. ülke olması açısından değil, BM Güvenlik Konseyi Daimi Temsilciliği vasfı açısından önemliydi.

Bu girişimin fiiliyatta bir etkisi olmayacağından, ülkedeki Müslümanları yatıştırıcı bir taktik olduğu dahi yazıldı, söylendi. Ama iç dengeleri gözetmek siyasetin ilk gereği. Bunun bir örneği Suriye Kürtleri meselesinde yaşandı.

Amerikan Başkanı Trump 20 Ocak’ta “Kürtleri seviyorum. Onlara muazzam paralar ödendi. Petrol ve başka şeyler verdik. Bunu bizim için yaptıklarından daha fazla kendileri için yapıyorlardı” demişti. Ardından Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un kendisine yazdığı “Suriye konusunda aynı düşünceleri paylaşıyorum” mesajını dünya kamuoyuna açıkladı.

Fransa’daki Kürtler bu tutuma öfkelendi, pek çok şehirde protesto gösterileri düzenledi. Macron şiddet olaylarını yatıştırmak için bizzat diplomatik girişimlerde bulunmak zorunda kaldı.

İronik bir sonuç

Fransız yönetimi ambargoyu hiçbir zaman dile getirmediği gibi, İsrail’e yönelik silah ihracatı konusunda uzun süre oldukça ihtiyatlı ve kapalı bir dil kullandı. Savunma Bakanı, -şimdiki başbakan- Sebasten Lecornu resmî açıklamalarında Fransa’nın silah satmadığını savundu.

Basına yansıyan araştırmaların ardından ve Meclis’teki sorulara cevaben, doğrudan silah satmadığı, yalnızca İsrail’in savunmasına yönelik bazı bileşenlerin ihracatının söz konusu olduğunu açıkladı. Lecornu bu ihracatın çok sınırlı miktarda, savunma amaçlı ya da 3. ülkelere transit nitelikte olduğunu ileri sürdü.

Tam bu noktada eleştiriler de yoğunlaşıyor: Eğer söz konusu ihracatın hacmi gerçekten düşükse, sembolik de olsa bir ambargo kararı neden alınmadı? F

ransa’da muhalefet, sivil toplum ve pek çok dernek, hükümetin İsrail’e karşı daha net bir tutum almamasını eleştiriyor. Bazı Avrupa ülkeleri daha açık pozisyonlar alırken, Paris’in temkinli yaklaşımı iyice göze batıyor.

Ticareti durduran İsrail oldu

Bu tartışmalar sürerken, geçen hafta garip bir gelişme yaşandı!

Biz gazeteciler "Fransa silah satıyor mu, satmıyor mu?" diye Dışişleri, İçişleri, Savunma bakanlıkları ve Elysee Sarayı’nın kapı ve telefonlarını aşındıra duralım, belirsizliğe son noktayı İsrail koydu ve Fransa’dan yaptığı askeri alımları durdurma kararı aldığını açıkladı.

Fransa İsrail için başlıca silah tedarikçilerinden biri olmasa da, İsrail’in bu açıklaması sembolik olarak önemli çünkü Fransa satmam demiyor, İsrail almam diyor!

Sonuç oldukça ironik!

Hafta sonu hafta nihayet Fransa Savunma Bakanı da İsrail'e silah satmadığını açıkladı. Açıklama ilk Fransız tankerinin Hürmüz'den geçmesinin ardından geldi!

Silah satışı meselesinin gündeme gelmesinden önceki süreç daha karmaşık. ABD’nin Avrupa üzerinden yürüttüğü lojistik faaliyetler kapsamında Fransa, bazı koşullarla hava sahasını ve üslerini kullanıma açıyor.

Resmi açıklamalarda bu izinlerin yalnızca doğrudan operasyonlara katılmayan uçuşları kapsadığını vurgulanıyordu. Ancak askeri uzmanlara göre lojistik destek sağlayan uçaklar da dolaylı olarak savaşın bir parçası sayılıyor. Bu nedenle, Fransa’nın yaptığı ayrımın pratikte ne kadar anlamlı olduğu tartışmalı.

Yeni perde: Hava sahası

Geçtiğimiz hafta sonu Reuters’ın bir haberi ve ardından 31 Mart pazartesi günü Trump’ın Truth Social’da, İran'a karşı savaş için mühimmat taşıyan İsrail uçaklarının Fransız hava sahasından geçişine yasak getirildiğini ilan etmesiyle Fransa-ABD atışmalarında yeni bir perde açıldı. Böylece yeni bir aktör denkleme dahil oldu: İsrail.

Basın olarak net bilgilere ulaşabilsek, teyit ya da inkar ettirebilsek, olan bitene iletişim savaşı diyecektik ancak heyhat…

Tüm diplomatik savları defalarca tüketen cefakar dışişleri sözcülüğü, bu kez de sorulara yanıt vermemek için “ulusal çıkarlar” nosyonunu öne sürünce akan sular durdu. Şu anda söyleyebileceğimiz, Fransa’nın hava sahasını (muhtemelen tek bir kez) kullandırmadığı. Kararın kapsamı ve sürekliliği konusunda net bir açıklama yapılmadı.

Sorunun özü de burada yatıyor: Netlik eksikliği.

"İsrail uçaklarına hava sahası kapatıldı mı? Evet ise, ne zamandan beri? Bu tekil bir karar mıydı? Fransa gerçekten silah satmıyor muydu, yalnızca bileşen ihracatı mı söz konusuydu gerçekten?"

Bu soruların hiçbirine açık ve kesin yanıt alamadık. Fransız Dışişleri mensuplarının son haftalardaki açıklamaları, diplomatik dilin tüm inceliklerini barındırsa da kamuoyunun beklediği açıklığı sağlamaktan uzak kaldı. Yerel basında tepkiler artıyor.

Duruma dışarıdan bakıldığında tablo daha net görünüyor. İsrail basınında hâkim olan görüş, iki ülke arasında artık belirgin bir kopuşun yaşandığı yönünde. Paris’te ise bu ilişkinin korunabileceğine dair bir yaklaşım hissediliyor.

Bu durum, “uzaktan bakınca daha net görülür” sözünü hatırlatıyor: "İçeride dengeler korunmaya çalışılırken, dışarıda sonuç çoktan şekillenmiş olabilir."

Paris yönetiminin bu temkinli davranışının arkasında geniş bir stratejik hesap olduğu düşünülebilir: Fransa, ABD ile ilişkilerini zedelemek istemiyor çünkü hem Ukrayna meselesinde Washington’un desteğini kaybetmemek hem de İsrail ile diplomatik kanalları tamamen kapatmamak arzusunda.

Ayrıca, ikili savunma anlaşması olan Körfez prenslikleri ülkeleri, tarihi dostu Lübnan ve Filistin, DAEŞ’e karşı silah kardeşliği yaptığı Suriye ve Irak Kürtleri, AB’li dostu Kıbrıs ve Yunanistan ile olan ilişkilerine dayanarak, ve AB adına da davranarak, Orta Doğu’nun şekillenmesinde ve hatta buna bağlı olarak bölgede ve Afrika’da yeniden yapılanacak güçler arasında varlık göstermek ve aktörler arasında olmak arzusunda. Bu amaçla da aslında son derece aktif ve çok yönlü bir dış politika izliyor.

Paris’in temkinli yaklaşımlarla denge arayışı, giderek ABD ve İsrail nezdinde etkisiz bir pozisyona dönüşme riski taşıyor.

Donald Trump’ın Fransa’yı “yeterince işbirlikçi olmamakla” suçlaması gibi işaretleri sıklıkla görüyoruz. Öte yandan İsrail’in sert tepkileri, tek taraflı aldığı kararlar, bunları duyurma şekilleri; Fransa’nın tüm bu dostane, anlayışlı ve ihtiyatlı yaklaşımına rağmen ilişkilerdeki gerilimi tırmandırıyor.

Sonuç olarak Fransa’nın Orta Doğu politikası bugün bir denge arayışı ile belirsizlik arasına sıkışmış görünüyor. Eleştiriler yalnızca alınan kararlara değil, alınmayanlara da yöneliyor. Ve belki de, Paris hâlâ bir denge kurmaya çalışırken, sahadaki aktörler çoktan kendi kararlarını verdiler.

Peki ya bunlar bir oyunsa

Tabii bir de akla ya bütün bu atışmalar ve sataşmalar doğru değilse sorusu geliyor: "Ya amaç yine içte ve AB içindeki gerilimi yatıştırmaya yönelik ise ve aslında değişen bir durum yoksa?"

Neden bu soru derseniz:

İsrail’i (ve Türkiye’yi) de içine alan bölgedeki yurt dışı Fransızlardan sorumlu milletvekili Caroline Yadan’ın Ulusal Meclis’e sunduğu ve İsrail’i herhangi bir şekilde eleştirmenin suç sayılmasını öngören yasanın görüşmesi, açıklanmayan bir nedenle öne alındı.

Yasa kabul edilirse, İsrail ne yaparsa yapsın, söz söylenemez bir koruma altında olacak: Le Pen’e karşı çıkartılan Nazi soykırımını inkar yasasının benzeri bir dokunulmazlık. O ne kadar yerinde ise, bugünkü koşullarda Yadan yasasının Fransa gibi bir ülkede önerilmiş olması o kadar inanılmaz.

Mesela Belçika’da bu hafta başında devlet, İsrail’in Filistin’de yaptığı soykırıma sessiz kaldığı için mahkum edildi. Şu andaki yasalara göre bile Fransa’da böyle bir davanın açılmasına imkan yok. Yadan yasasının mahkum edeceği suskunluğu varın siz düşünün!

Tabii muhalefet, STK’lar, insan hakları dernekleri, özgür basın… Herkes ayakta. Bu büyük tartışmaya karşılık hükümet gerekçe belirtmeksizin yasanın görüşülmesini neden öne alıverdi? Tam da İsrail Fransa’ya “posta koymuşken”!

Bilgi eksikliği ne yazık ki en kara senaryoları bile düşündürtüyor.

Dillerde tek bir söz var: "Eski Fransamızı özlüyoruz."

* Bu haber/yazı ve resimlerin eser sahipliğinden doğan tüm hakları Haftalık Yayıncılık Anonim Şirketi’ne ait olup işbu yazı/haber ve resimlerin, kaynak gösterilmeksizin kısmen/tamamen izin alınmaksızın yeniden yayımlanması yasaktır. Haftalık Yayıncılık Anonim Şirketi’nin, 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 24. maddesinden doğan her türlü hakkı saklıdır.

Nurdan Bernard
Nurdan Bernard