Marine Le Pen, 2027 Fransa Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yeniden aday.
Ulusal Birlik (RN) lideri, 7 Temmuz’da Paris İstinaf Mahkemesi’nin Avrupa Parlamentosu kamu fonlarının usulsüz kullanımı ve zimmetine geçirme davasındaki dolandırıcılık mahkumiyetini onamasına yani ilk kararındaki mahkûmiyeti büyük ölçüde korumasına rağmen, siyasi yasağın kalan infaz süresini 2027 seçimlerine aday olmasına engel teşkil etmeyecek şekilde düzenledi.
Marine Le Pen’in çarptırıldığı 3 yıl hapis cezasının iki yılı ertelendi, bir yılı elektronik kelepçeyle ev hapsine çevrildi. 100 bin euro para cezası verildi. Siyasi yasak ise 45 aydan 15 aya indirildi. Böylece aşırı sağcı liderin 2027’de aday olmasının önü açıldı.
İki kere suçlu bulunan Marine Le Pen, geçmişte baba Le Pen’in ve kendisinin “hüküm giymişlerin politikadan men edilmesi gerektiği” üzerine yaptıkları çeşitli beyanlara rağmen, kararın açıklanmasından birkaç saat sonra adaylığını ilan etti. Partisi yeniden iktidar yarışının merkezine yerleşmişken, bugün sorulması gereken soru, Marine Le Pen’in yıllardır savunduğu “yeni” RN gerçekten eski partiden ne kadar uzaklaştı?
Bu soru, Avrupa Parlamentosu’nun yolsuzlukla mücadele birimi, haziran ayında, Le Pen’in adaylığını açıklamasından hemen önce yayımlanan yeni bir belge, bu sorunun cevabını verir nitelikte.
Parlamentonun hazırladığı belgede, Jordan Bardella’nın başkanlığındaki RN grubunun 2024 ve 2025 yıllarında, yani marine Le Pen’in mahkum olduğu söz konusu dönemden sonra, bazı şirketlerle yaptığı sözleşmelerde “düzensizlikler” tespit etti.
Fransa’nın araştırma gazetecilikteki en önemli medyası Mediapart’ın belgeye dayalı incelemeleri sonucunda yayımladığı araştırmaya göre, söz konusu şirketlerin yöneticileri, Fransa’daki radikal aşırı sağın en eski ve en tartışmalı yapılanmalarından biri olan Groupe Union Défense (Savunma Birliği Grubu / GUD), kısa adıyla GUD çevresinden gelen isimlerdi.
GUD artık mevcut bir örgüt değil. 1960’lardan itibaren özellikle Paris’te faaliyet gösteren aşırı sağcı öğrenci örgütü, 2017’de yeniden ortaya çıkmış, 2024’te Fransız hükümeti tarafından feshedilmişti.
Ancak örgütün eski kadroları siyasetten ve iş dünyasından çekilmedi. Bazıları şirketler kurdu, bazıları RN çevresinde çalışmaya devam etti. Mediapart’ın “GUD Connection” adını verdiği ağ da tam olarak bu eski kadroların oluşturduğu çevreyi anlatıyor.
Bu bağlantının RN açısından yeni olmadığı da biliniyor. Mediapart’ın 2024’teki araştırmasına göre, GUD’un eski yöneticileri ve militanları tarafından kurulan şirketlere 2019-2023 yılları arasında Avrupa Parlamentosu’ndaki RN grubu tarafından 3 milyon euro’nun üzerinde ödeme yapıldı. Şirketler iletişim, danışmanlık ve çeşitli hizmetler için çalışıyordu.
Daha sonra RN yönetimi bu çevreden uzaklaştığını açıkladı. Ancak araştırmalar, kopuşun söylendiği kadar kesin olmadığını gösterdi. Haziran 2025’te Mediapart, GUD çevresiyle bağlantılı üç şirketin Avrupa Parlamentosu’nda RN grubuyla çalışmayı sürdürdüğünü ve yeni yasama döneminin ilk altı ayında bu şirketlere 323 bin €’dan fazla ödeme yapıldığını yazdı.
Haziran 2026 tarihli en son Avrupa Parlamentosu belgesi ise, tartışmayı bir adım daha ileri taşıdı. Çünkü bu kez konu yalnızca geçmişte GUD ile bağlantısı bulunan kişilerin RN çevresinde bulunması değildi; Avrupa Parlamentosu’nun kendi yolsuzluk biriminin, RN grubunun 2024-2025 dönemindeki bazı sözleşmelerini incelemesi ve bunlarda usulsüzlükler tespit etmesiydi. Üstelik söz konusu hizmet sağlayıcıların yöneticileri, Mediapart’ın araştırmasına göre Fransız aşırı sağının en radikal çevreleriyle bağlantılı isimlerdi.
Bu tablo, Marine Le Pen’in siyasi kariyerinin en önemli değişim iddiasını da yeniden tartışmaya açıyor.
Le Pen, babası Jean-Marie Le Pen’in liderliğindeki eski Front National’den farklı bir parti kurduğunu göstermek için yıllardır “normalleşme” politikası yürütüyor. Partinin adı 2018’de Front National’den Rassemblement National’e çevrildi. Açıkça antisemit ve ırkçı söylemleriyle tanınan bazı isimlerle yollar ayrıldı. Parti, daha geniş bir seçmen kitlesine ulaşabilmek için kendisini artık iktidara hazır, devlet yönetebilecek bir siyasi hareket olarak sunmaya başladı.
Ancak partinin geçmişi yalnızca söylemlerden ibaret değil. RN’nin Avrupa Parlamentosu’ndaki kamu fonlarının kullanımı nedeniyle açılan dava, Marine Le Pen’in bugün hâlâ taşıdığı hukuki yükün temelini oluşturuyor. Mahkeme, Le Pen ve diğer RN yöneticilerinin Avrupa Parlamentosu milletvekillerine tahsis edilen paraların parti çalışanlarını finanse etmek için kullanıldığı bir sistem içinde hareket ettikleri sonucuna vardı. Le Pen bu suçlamayı reddetti. İstinaf mahkemesi ise kamu fonlarının zimmete geçirilmesi suçundan mahkûmiyetini korudu.
Şimdi aynı dönemde başka bir soru ortaya çıkıyor: Bir siyasi parti, geçmişte kendisini çevreleyen radikal yapılardan gerçekten kopmuşsa, bu yapıların eski kadrolarıyla bağlantılı şirketler yıllar sonra nasıl yeniden aynı kamu fonlarından pay alabiliyor?
Bu sorunun cevabını RN’nin kendisi vermek zorunda. Çünkü mesele artık yalnızca GUD’un geçmişte ne olduğu değil. Bugün bu çevreden gelen insanların hangi şirketlerle, hangi sözleşmelerle ve hangi paralar karşılığında Avrupa Parlamentosu’nda çalışmaya devam ettiği.
Üstelik konu Marine Le Pen’in yeniden cumhurbaşkanlığı yarışına girdiği bir dönemde gündeme geliyor.
Le Pen’in 2027 kampanyası, RN’nin kendisini Fransa’yı yönetmeye hazır, kurumsallaşmış ve geçmişteki aşırı sağ görüntüsünden uzaklaşmış bir parti olarak sunacağı bir kampanya olacak. Jordan Bardella’nın liderliğindeki yeni kuşak da aynı dönüşümün temsilcisi olduğunu söylüyor.
Fakat siyasi partilerin değişimi yalnızca isimler, sloganlar ve seçim kampanyalarıyla ölçülmüyor. Bazen bir partinin geçmişiyle ilişkisini anlamanın en iyi yolu, kimlerle çalıştığına ve kamu parasını kimlere aktardığına bakmak.
Marine Le Pen şimdi üçüncü kez cumhurbaşkanlığı yarışına hazırlanıyor. Önünde daha önce hiç olmadığı kadar güçlü bir seçmen tabanı var. Fakat adaylığının hemen öncesinde ortaya çıkan Avrupa Parlamentosu belgesi, RN’nin geçmişindeki bazı ilişkilerin henüz tamamen kapanmadığını gösteren ciddi bir soru işareti oluşturuyor.
2027 seçimlerinde Fransız seçmeninin önünde yalnızca “Marine Le Pen cumhurbaşkanı olabilir mi?” sorusu olmayacak. Bir başka soru daha var: Marine Le Pen’in RN’si gerçekten değişti mi, yoksa yalnızca değişmiş gibi mi görünüyor?