AİHM Büyük Daire’nin, Türkiye’nin Osman Kavala dosyasında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “kararların bağlayıcılığı” hakkındaki 46’ncı maddesini ihlal ettiğine hükmetmesinin üzerinden tam 3 yıl geçti. Bu süreçte Kavala tahliye edilmezken, Avrupa Konseyi’nin başlattığı “ihlal prosedürü” de kilitlendi. Ankara ile Strasbourg arasındaki “bilek güreşi” sürüyor, Avrupa Konseyi artık “Dostane Çözüm” çağrısında bulunuyor
Bugünkü durumu anlayabilmemiz için önce biraz geriye gitmemiz gerekiyor. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin 2021 yılında 30 Kasım - 2 Aralık tarihleri arasında Strasbourg’da gerçekleşen toplantısı, Türkiye ile Avrupa arasındaki ilişkileri yakından ilgilendiren kritik bir oylamaya sahne oldu.
Komitede Konsey’e üye 47 ülkenin hükümetleri, yani bir bütün olarak Avrupa’nın siyasi kanadı temsil ediliyordu.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Osman Kavala dosyasında 2019 yılı sonunda üç ayrı başlıkta ‘ihlal’ tespit ettiği ve kendisinin ivedilikle tahliye edilmesine hükmettiği kararı Türkiye tarafından uygulanmamıştı.
AİHM bu kararında yalnızca “tutuklama”dan ihlal vermemişti. Aynı zamanda, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) “Anılan hak ve özgürlüklere bu Sözleşme hükümleri ile izin verilen kısıtlamalar, öngörüldükleri amaç dışında uygulanamaz” şeklindeki 18’inci maddesini de ihlal ettiğine hükmetmişti. Açıkça yargı sürecinin başvuru sahibini “susturmayı” amaçladığını belirtiyordu.
Avrupa Konseyi sisteminde AİHM kararlarının uygulanmasından siyasi kanat, yani Bakanlar Komitesi sorumlu.
Komite bu oturumunda Kavala ile ilgili AİHM kararı uygulanmadığı için ne yapması gerektiğine karar verecekti. Masada, sonuçları Türkiye karşısında oldukça sıkıntı yaratacak bir adımın atılmasını öngören bir ara karar taslağı bulunuyordu.
Hazırlanan tasarıda, AİHM kararını uygulama yükümlülüğünü yerine getirmediği gerekçesiyle Türkiye hakkında 46’ncı maddesinde yazılı olan “İhlal Prosedürü”nün (Infringement Procedure) işletilmesine kapı açılıyordu.
Siyasi kanat önlem almaya yetkili
“İhlal prosedürü” nedir?
Bu prosedür için öngörülen mekanizma, AİHS’nin “Kararların Bağlayıcılığı ve İnfazı” başlıklı 46’ncı maddesinde yer alıyor.
Bu maddenin 1’inci fıkrasında “Yüksek Sözleşmeci Taraflar, taraf oldukları davalarda Mahkeme’nin verdiği kesinleşmiş kararlara uymayı taahhüt ederler” deniliyor.
Aynı maddenin 2’nci fıkrası, kararların icrasının denetlenmesi görevini Bakanlar Komitesi’ne veriyor.
Dördüncü fıkrada komitenin, bir ülkenin alınan kesin karara uymayı reddettiği görüşünde olması halinde, yükümlülüğün yerine getirilip getirilmediği meselesini AİHM’ye intikal ettireceği belirtiliyor. Yani bu hususta nihai değerlendirme yetkisi AİHM’de.
Ve en can alıcı nokta 5’inci fıkranın giriş cümlesinde yer alıyor:
“Mahkeme 1. fıkranın (Kesinleşmiş kararlara uyma taahhüdü) ihlal edildiğini tespit ederse alınacak önlemleri değerlendirmesi için davayı Bakanlar Komitesi’ne gönderir.”
Burada “alınacak önlemler” ifadesinin altını kalın bir şekilde çizelim.
Türkiye’ye yaptırım uygulamanın siyasi riski
Bu usul Avrupa Konseyi’nde pek başvurulan bir yol değil. Çünkü işletilmesi, ihlali yapan ülke hakkında “önlemler alınması”, yani yaptırım uygulanmasına kadar gidebilecek bir süreci başlatıyor. Bu adımın atılmasının o ülkeyle ilişkilerin gerilmesine neden olması kaçınılmaz. İşte bu nedenle komitedeki oylama öncesi büyük bir hassasiyet ortaya çıkmıştı.
Karar kabul edilirse Türkiye’yi suçlayan taraf, daha önce sıkça yaşandığı gibi, parlamentolar değil bu kez bizzat Avrupa’daki hükümetler olacaktı.
İşin paradoksu şuradaydı: Aynı hükümetler bir taraftan da Türkiye ile askeri, siyasi, ticari ilişkilerini yürütürken, diğer taraftan Avrupa Konseyi cephesinde Türkiye ile ilişkilerini basınçlı bir alana sokacak siyasi bir süreci başlatacaklardı.
Dolayısıyla herkesin kafasının gerisindeki soru şuydu: Avrupa’daki hükümetler Türkiye’ye, bu çerçevede Ankara’da ipleri elinde tutan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a, kendisinin zaman zaman sert bir dille eleştirdiği Osman Kavala konusunda bu ölçüde eleştirel bir tavır almayı göze alabilirler miydi?
Aldıkları takdirde gerisini getirebilirler miydi?
Batı Avrupa eleştirdi Doğu Avrupa kolladı
Ara karar metni aslında nihai hamleden önceki ‘son uyarı’ niteliğindeydi. Sözleşme’nin ilgili maddesini (AİHS 46/5) devreye sokma niyetini telaffuz ediyor ve süreci başlatmadan önce Ankara’ya iki aya yakın bir süre vererek, Kavala dosyasında yanıt istiyor ve bir kez daha kendisinin tahliyesini talep ediyordu.
Bir sonraki aşamada sorun yine çözümsüz kalırsa, yani Kavala bırakılmazsa önlem alınması için harekete geçilecek ve dosya, ihlal olup olmadığını tespit etmesi için AİHM’ye gönderilecekti.
Bütün nefesler tutuldu ve kritik oylamaya geçildi.
O tarihte Rusya üyelikten henüz çıkartılmadığı için Avrupa Konseyi’nin toplam 47 üyesi vardı ve sözleşmeye göre kararın kabul edilebilmesi için üçte iki oy gerekiyordu. Yani 32 ülkenin AİHM kararının uygulanması talebinin arkasında durması yeterliydi.
Sonuç şöyle çıktı:
İki ülke oylamaya katılmadı: Polonya ve Bosna Hersek...
Oturuma katılanlardan 3’ü ‘aleyhte’ oy kullandı: Türkiye ve yanında yer alan Macaristan ile Azerbaycan...
İlginç bir nokta, 7 ülkenin salona girip ‘çekimser’ oy kullanmasıydı: Rusya, Ukrayna, Sırbistan, Gürcistan, Arnavutluk, Romanya ve Moldova...
Buna karşılık, kabul için gerekli olan eşiğin üç fazlasıyla 35 ülke karar taslağına “lehte”, yani Kavala’nın serbest bırakılması yönünde oy kullandı.
Toplam 27 üyesi olan AB’nin 24 üyesi kararı desteklemişti. Sadece 3 üye AB’nin oy birliğini bozmuştu. Bunlar çekimser kalan Romanya, oylamaya katılmayan Polonya ve aleyhte oy kullanan Macaristan’dı.
Bu oylama kalıbının altını çizdiği yöneliş, Batı Avrupa demokrasilerinin blok bir şekilde Türkiye’ye eleştirel tavır alması, buna karşılık çoğu eski ‘Demir Perde’ ülkesi olan, 1990’ların başında Berlin Duvarı yıkıldıktan sonra Konsey’e katılan yeni üyelerin önemli bir bölümünün çekimser durarak/oylamaya katılmayarak Türkiye’yi karşılarına almaktan kaçınması ya da doğrudan yanında yer almasıydı.
Rusya Ukrayna’yı işgal edince...
Tanınan bekleme süresi içinde Kavala’nın tutukluluğunda bir değişiklik olmayınca Bakanlar Komitesi 2 Şubat 2022 tarihli oturumunda dosyayı yeniden oylayarak “ihlal prosedürü”nü bu kez resmen başlatmış ve dosyayı ihlal tespiti için AİHM’ye göndermiştir.
Oylama kalıbı tek bir istisna ile tekrarlanmıştır. İki ay önceki oylamada çekimser kalan Moldova, bu kez AB grubunun çoğunluğuyla hareket ederek kararı desteklemiştir. Kararın yanında duran ülkelerin sayısı 36’ya çıkmıştır.
Böylelikle Avrupa Konseyi tarihinde ihlal prosedürü ikinci kez işletilmiştir. Bir önceki Azerbaycan’la ilgiliydi.
Bakanlar Komitesi ‘Cumhuriyet İçin Alternatif Partisi’ lideri Ilgar Mammadov’un 2013 yılında Bakü’de tutuklanıp yedi yıl hapis cezasına çarptırılması nedeniyle bu prosedürü 2017 yılında Azerbaycan hakkında devreye sokmuştur. Ancak dosya Bakanlar Komitesi’nde “önlem alma” aşamasına gelmeden, Mammadov 2018 yılında serbest bırakılınca konu kapanmıştı.
Bu kez Azerbaycan örneği tekrarlanacak mıydı? Yoksa iş bir sonraki aşamaya, yani Türkiye hakkında önlem alınmasına kadar gidebilir miydi?
Bu arada Avrupa kıtasını sarsan büyük bir sarsıntı meydana gelmiştir. Üç hafta kadar sonra, 24 Şubat tarihinde Rusya Ukrayna’yı işgal etmiş, Türkiye’nin bitişik bulunduğu bölgedeki jeopolitik denklem altüst olmuştur.
Konsey’de yaptırımın bugüne kadar emsali yok
Bakanlar Komitesi’nin 2 Şubat 2022 tarihinde konuyu AİHM’ye intikal ettirip görüşünü sorması üzerine, mahkeme 11 Temmuz 2022 tarihinde bu konudaki kararını vermiştir. AİHM, Kavala ile ilgili 2019 yılında aldığı karar uygulanmadığı ve kendisi tahliye edilmediği için Türkiye’nin, Sözleşme’nin “kararların bağlayıcılığı” hakkındaki 46’ncı maddesini ihlal ettiğine hükmetmiştir.
Böylelikle AİHM’nin Kavala hakkındaki kararlarının sayısı ikiye çıkmıştır. İkinci kararın “Büyük Daire” tarafından verildiğini önemli bir husus olarak not edelim.
AİHM, kararını komiteye iletince top yeniden Avrupa hükümetlerinin sahasına girmiştir.
Burada meselenin dikkat çekmemiz gereken bir boyutu var. Avrupa Konseyi tarihinde bugüne dek herhangi bir ülke hakkında ihlal prosedürü çerçevesinde yaptırım uygulanmış değildir. Dolayısıyla, izlenecek yol Konsey tarihinde bir “ilk” oluşturacaktır.
Sözleşme’de yalnızca “önlem alınmasından” söz ediliyor. Ancak metinde ne gibi önlemler alınacağı hususunda bir açıklık yok. Bu husus büyük ölçüde komitenin takdirine bırakılmış. Burada ilgili ülke ile Konsey arasındaki ilişkilerin belli alanlarda sınırlanmasından, üyeliğin askıya alınmasına kadar birçok seçenek akla geliyor.
Konsey ile Türkiye arasındaki bilek güreşi
Okumakta olduğunuz bu yazının yayınlandığı tarih 11 Temmuz 2025. Yani AİHM’in 11 Temmuz 2022 tarihli Kavala kararının ardından tam tamına üç yıl geçmiş.
Şimdi kritik soruyu yöneltelim. Aradan geçen üç yıl içinde Bakanlar Komitesi Türkiye ile ilgili herhangi bir önlem almış mıdır?
Almamıştır. Buna karşılık, geçen zaman kesiti Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi ile Türkiye arasında büyük bir bilek güreşine sahne olmuştur. Bu çerçevede bürokratik düzeyde yoğun bir yazışma ve yine yoğun bir temas trafiği yaşanmıştır.
Şöyle ki, komite her yıl üç ay arayla dört kez toplanıyor. Kavala dosyası “ihlal prosedürü” statüsünde olduğu için, komitenin her toplantısında gözden geçirilmekte ve bir karar alınmaktadır. Bu şekilde komiteden Kavala hakkında pek çok karar çıkmıştır. Her toplantı öncesinde bu dosyanın seyriyle ilgili ayrıntılı raporlar hazırlanmaktadır.
AYM VE AİHM’ye yeni başvurular
Geçen üç yıllık sürenin ilk döneminde Türkiye’deki yargılama sürecinin kesinleşmesinin beklendiğini söyleyebiliriz.
Son derece karmaşık bir şekilde yürüyen yargılama sürecinde, önce İstanbul’daki 13’üncü Ağır Ceza Mahkemesi Kavala’yı 25 Nisan 2022 tarihinde “Hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs” (TCK/312) suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırmıştır. Bu karar, yaklaşık bir buçuk yıl kadar sonra 28 Eylül 2023 tarihinde Yargıtay 3’üncü Ceza Dairesi tarafından onaylanmıştır.
Böylelikle Avrupa Konseyi cephesinde AİHM kararının uygulanacağı ve Kavala’nın bu karar doğrultusunda tahliye olacağı yolundaki beklentiler karşılıksız kalmıştır.
Bilek güreşi ise devam etmiştir.
Aynı dönem içinde Osman Kavala’nın avukatları 9 Haziran 2022 tarihinde (Ağır Ceza kararı sonrası) Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) yeni bir başvuruda bulunmuş, Yargıtay’ın onama kararı sonrasında 24 Ekim 2023 tarihinde AYM’ye ikinci bir başvuru daha yapmıştır. Kavala, ayrıca 18 Ocak 2024 tarihinde AİHM’ye de yeni bir başvuru yapmıştır.
Fidan’ın “teknik düzeyde görüşelim” önerisi
Sonrasındaki dönemde bu kilitlenmede bir değişiklik olmamıştır. Ancak bu konuda Ankara ile Strasbourg arasındaki çekişme farklı bir zemine kaymıştır. Bu arada, Kavala’nın avukatlarınca AYM ve AİHM’ye yapılan yeni başvuruların sonuçlanmasının beklenmesi düşüncesi de bu diyaloğun denklemine girmiştir.
Burada önemli bir nokta, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın 20 Kasım 2023 tarihinde TBMM Bütçe Plan Komisyonu’nda AİHM’nin Kavala kararının uygulanmaması ile ilgili soruları yanıtlarken, Kavala davasının Avrupa’da “siyasallaştırıldığı” eleştirisini getirerek şöyle demesidir:
“Hangi ülke, hangi ülke baskı yaptı diye kendi hukuki alanını değiştiriyor? Hiç kimse değiştirmez; yok böyle bir şey... Ama benim ait olduğum mahkeme üzerinden bana teknik olarak gelirseniz, hukuki olarak gelirseniz, orada bir konuşma alanı var. Oradan gideriz bir yere...”
“Oradan nereye gidilmiştir?” diye sorulabilir.
Fidan’ın bu açıklamasından sonraki dönemde Türkiye ile Konsey arasında AİHM kararlarının uygulanmasıyla ilgili hukuki/teknik düzeyde bir diyalog başlamış ve ilk toplantı Avrupa Konseyi sekreteryasından bir heyetin 15 Şubat 2024 tarihindeki ziyaretiyle gerçekleşmiştir. Üçüncüsü ise geçen 22-23 Mayıs tarihleri arasında yapılmıştır. Heyet Silivri’de Osman Kavala’yı da ziyaret etmiştir.
Ve komitenin çağrısı: “Dostane çözüm”e gidelim
Peki bugün nerede duruyoruz? Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Kavala dosyasındaki en son kararını geçen 10-12 Haziran tarihlerinde yaptığı toplantısında almıştır. Bu kararın içeriği, önemli ölçüde önceki metinlerden çok farklı değildir. Örneğin, AİHM kararları uygulanmadığı ve Kavala tahliye edilmediği sürece “Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde üstlendiği yükümlülükleri ve hukukun üstünlüğü ilkesini ciddi bir şekilde ihlal etmekte olduğunu” belirtmektedir.
Komite bununla birlikte, “üst düzey ziyaretler” yoluyla Türkiye ile diyaloğun sürmekte olmasından ve Adalet Bakan Yardımcısı’nın toplantılarda hazır bulunmasından memnuniyetini belirtmektedir.
Ve kritik bir nokta, aynı zamanda Kavala’nın AİHM’de açtığı ikinci davayla ilgili olarak taraflara “Dostane Çözüm” (Friendly Settlement) çağrısında bulunmaktadır. Aynı öneri mart ayındaki kararda da yer almıştı.
“Dostane çözüm” AİHM’deki başvurularda etkili çözüm yollarından biridir ve tarafların görülmekte olan bir davada uzlaşarak bir sonuca gitmelerini öngörmektedir.
Ancak bu seçeneğe gidildiği takdirde, Ankara’daki makamlar bir şekilde Türkiye’deki yargı cephesinde bu dosyada kusur bulunduğunu teslim etmiş olacaktır. Dolayısıyla, Ankara’nın bu seçeneği kabule yanaşması çok muhtemel görünmüyor.
İhlal prosedürü yerinde sayıyor
Görüleceği gibi, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin 2021 sonu, 2022 başında Kavala dosyasında başlatmış olduğu “ihlal prosedürü”nün işlemesinde ilerleme sağlanması bu aşamada önemli ölçüde kilitlenmiş görünmektedir.
Komite, “önlem” aşamasına geçmek bir tarafa, şimdilik Ankara karşısında “dostane çözüm” çağrılarıyla yetinmektedir.
Özetle, Strasbourg cephesinde değişen bir şey yoktur.
Bu arada Avrupa hükümetleri ABD’de Donald Trump’ın işbaşı yapmasından sonra Avrupa’nın yeni güvenlik mimarisinde Türkiye’nin nasıl bir rol oynayabileceği meselesi üzerinde kafa yormaktadırlar.
Çoğu AB üyesi olan bu ülkelerin hükümetleri, aynı zamanda siyasi ve ticari alanlardaki ilişkilerini geliştirmek için Ankara ile yakın bir diyalog içindedirler.
Dostane Çözüm nedir?
“Dostane Çözüm” yöntemi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 39’uncu maddesinde şöyle düzenleniyor:
“1. Mahkeme, davanın her aşamasında tarafların dostane bir çözüme varmasına yardım edebilir.
2. Dostane çözüme ulaşılması halinde, Mahkeme davanın kayıttan düşürülmesini öngören bir karar verir; bu karar sadece davanın olgularının ve varılan çözümün kısa bir özetini içerir.
3. Bu karar bağlayıcıdır ve davanın tarafları açısından geçerlidir.”