Hande Ortaç’ın Sus (İletişim Yayınları) romanı, okuru daha ilk sayfalardan itibaren tedirgin edici bir atmosferin içine yerleştiriyor. Roman, görünmeyen ama her an hissedilen bir tehdidin gölgesinde ilerliyor; izlenme, takip edilme ve hedef alınma duygusu metnin omurgasını oluşturuyor. Romanın merkezinde, birbirine zıt gibi görünen ama aynı sistemin içinde sıkışmış iki karakter yer alıyor: Dijital dünyada kimlikler kurarak gerçekliği manipüle eden bir erkek ve kendi bedeniyle, geçmişiyle hayatta kalmaya çalışan bir kadın. İstanbul ise bu hikayede yalnızca bir arka plan değil; şiddeti, eşitsizliği ve çıkışsızlığı çoğaltan, karakterleri biçimlendiren canlı bir yapı olarak karşımıza çıkıyor. Tüm bu katmanları, “Her zaman iyi olanda kalmaya çalışan kadın sistemde cezalandırılırken, sistemin maşası olan erkeğinse sırtı sıvazlanıyor” diyen Hande Ortaç’la konuştuk.
03.04.2026 04:30
Şehir kendine benzer çocuklar yetiştiriyor
A+
Yazı Boyutunu Büyüt
A-
Yazı Boyutunu Küçült
* Bu haber/yazı ve resimlerin eser sahipliğinden doğan tüm hakları Haftalık Yayıncılık Anonim Şirketi’ne ait olup işbu yazı/haber ve resimlerin, kaynak gösterilmeksizin kısmen/tamamen izin alınmaksızın yeniden yayımlanması yasaktır. Haftalık Yayıncılık Anonim Şirketi’nin, 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 24. maddesinden doğan her türlü hakkı saklıdır.
Hayatın güzel yazısı yoktur
28 Ağustos 2026
Frida'yı Frida'dan okumak
21 Ağustos 2026
Persepolis'in yazarının son kitabı Türkçede
14 Ağustos 2026
Orta Çağ’ın seyahat Influencer’ları
07 Ağustos 2026
Tarihin en eskisi ve hep suçlusu: Kadın
Tüm Yazıları
31 Temmuz 2026