Geçen aylarda Galata’da, tam çocukluğunun geçtiği o büyülü sokaklarda karşılaştık Nazlı Eray’la. Kucaklaştık. Galata’nın yokuşları, eski apartmanları ve belleğiyle çevrili o an, sanki Nazlı Eray romanlarından çıkıp gelmiş bir sahneydi. Rüyayla gerçeğin, geçmişle bugünün birbirine karıştığı, tesadüf gibi görünen ama kader tarafından önceden yazılmış hissi veren karşılaşmalardan biri… Zaten Eray’ın edebiyatı da biraz böyle işliyor. İnsanlar yıllar sonra yeniden ortaya çıkıyor, şehirler hafızanın içinde yaşamayı sürdürüyor, ölülerle diriler aynı masaya oturabiliyor. Bir mektubun içine girilebiliyor, bir örümcek kaderi yönetebiliyor, bir pişmiş kelle hafızanın bekçisine dönüşebiliyor. Onun romanlarında olağanüstü olan hiçbir zaman olağanüstü görünmüyor; hayatın doğal akışı içinde yerini buluyor.
12.06.2026 04:30
Tesla ile voodoo bebeğini aynı masaya oturtan roman
Nazlı Eray 80 yıldır bir şeyleri biriktiriyor: Şehirleri, kayıp insanları, yarım kalmış hikayeleri. Yeni romanı Olmayanın Güncesi’nde bir voodoo bebeğinin peşinden giderken Tesla’yı, Deli İbrahim’i ve Kennedy’yi aynı hikayede buluşturuyor
A+
Yazı Boyutunu Büyüt
A-
Yazı Boyutunu Küçült
* Bu haber/yazı ve resimlerin eser sahipliğinden doğan tüm hakları Haftalık Yayıncılık Anonim Şirketi’ne ait olup işbu yazı/haber ve resimlerin, kaynak gösterilmeksizin kısmen/tamamen izin alınmaksızın yeniden yayımlanması yasaktır. Haftalık Yayıncılık Anonim Şirketi’nin, 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 24. maddesinden doğan her türlü hakkı saklıdır.
Bir şehrin Kaybolan sofraları
10 Temmuz 2026
Cumhuriyet’in “güzel” propagandası
03 Temmuz 2026
Hayretin ve merakın lügatı
26 Haziran 2026
“Babayla yüzleştiğinizde iktidarla da yüzleşirsiniz”
19 Haziran 2026
Göçmen ailelerin ortak hafızası
Tüm Yazıları
05 Haziran 2026