11 Eylül 2026, Cuma
Gece Modu Gece Modu Gündüz Modu Gündüz Modu
07.08.2026 04:30

İnsanı insan olarak görebilmek

A+ Yazı Boyutunu Büyüt A- Yazı Boyutunu Küçült

Hayattaki tek pusulam vicdandır. İnsan hakları ihlallerini, siyasetin o dar, geçici, çıkarcı ve kirli çerçevesinden izlemeyi reddettim. Dün nasıl Vietnam halkının yanında durup, Nazilerin zulmü altındaki Yahudilere empatiyle yaklaştıysak, bugün de mazlum Gazze halkıyla ele ele, yürek yüreğeyiz. Çünkü vicdan coğrafya tanımaz, acı milliyet sormaz


Galiba bu hayattaki en zor şey, insanı doğrudan, hiçbir ön kabul, etiket ya da kimlik yüklemeden, yalnızca insan olarak görebilmektir. İlk gençlik yıllarımdan beri empati, benim için pusulanın kendisi, insan olmanın en temel ve vazgeçilmez şartı oldu. Hayatım boyunca empatiden yoksun insanları, özellikle de ellerine en ufak bir otorite geçtiğinde vicdansızlığın bayraktarlığını yapanları büyük bir üzüntüyle izledim.

Bu otorite zehirlenmesi ve zalimlik; kimi zaman bir ailenin dört duvarı arasında, kimi zaman sıradan bir şirkette, kimi zaman bir fabrikanın çarkları arasında, kimi zaman da en sert ve acımasız haliyle siyasette karşımıza çıkar. Her yerde aynıdır; gücü eline geçiren, karşısındakini ötekileştirir.

Ötekileştirmenin karanlık sınırları

Yüreğimi kanatan bu manzaralar karşısında, hayatım boyunca ezilenin, zulüm görenin, haksızlığa uğrayanın yanında durmayı kendime bir hayat ilkesi edindim. Yunandı, Ermeniydi, Kürt idi, Türk idi… Kim olduğuna, nereden geldiğine bakmaksızın, istisnasız bir şekilde zulme uğrayan herkesin yanında yer aldım. Zaten kitaplarımda, romanlarımda, denemelerimde savunduğum da hep bu duruştur.

Ancak dünyada anlaşılması en güç şey ne yazık ki budur. Kalabalıklar halinde birleşmiş, kendi konfor alanlarına ve kemikleşmiş aidiyetlerine kavuşmuş insanlara bunu anlatmak imkansıza yakındır. Hemen zihinlerinde kalın duvarlar örer ve tehlikeli bir kategori açarlar: “Onlar.”

Bu hastalıklı kategori açıldığı an, işin rengi döner. “Onlar”dan diye genelleştirip, kategorize ettikleri herkesin; çoluk çocuk demeden insan hakları ihlallerine uğraması, işkence görmesi, öldürülmesi ya da linç edilmesi bu zihniyet sahiplerine gayet haklı, hatta doğru görünür. Hakim olan düşünce şudur: Yeter ki bizim tarafa dokunmasın, öbür tarafta çocuk da olsa öldürülürse iyidir.

Vicdanın hedef tahtasına konuluşu

İşte bu insanlık dışı, indirgemeci anlayışa karşı çıktığım, her masum canın hakkını savunduğum için yıllardır amansız bir saldırının hedefi oldum. Bir çocuk ölümünü kaleme aldığınızda, karşılaştığınız tepkilerin sığlığı ve vicdansızlığı insanın kanını dondurur.

Uğur Kaymaz’ı yazdığınızda, karşınıza çıkıp o 12 yaşındaki masum çocuğu bir insan evladı olarak değil de sanki çatışmanın bir unsuruymuş gibi gösterip “Oh, iyi oldu!” diyebilen bir zihniyetle tüyler ürpertici bir şekilde yüzleşirsiniz. Ve siz o çocuğun hakkına, hukukuna, hatırasına sahip çıktığınızda derhal hedef tahtasına konulursunuz.

Fakat madalyonun diğer yüzünde de aynı bağnazlık devrededir. Aynı duyarlılıkla Eren Bülbül’ü ya da Aybüke Öğretmen’i kaleme aldığınızda, bu kez madalyonun öteki ucu harekete geçer ve size şu soruyu yöneltirler: “Sen onlarla mı berabersin?”

İnsan hayatı üzerinden yapılan bu hesaplaşmalar, vicdanın nasıl rehin alındığının en acı kanıtıdır. Oysa acının, gözyaşının ve ölümün sağı, solu, etnik kökeni ya da siyasi rengi olamaz.

Örgütler değil, yalnızca insan

Benim bu ülkenin devrimci gençleri olan Deniz Gezmiş ve Sinan Cemgil arkadaşlarıma yazdığım ağıt ve türkülerde bile beni derhal daracık örgütsel kalıplara sokmak istediler. Oysa benim derdim hiçbir zaman bir örgüt ya da yapı olmadı; hiçbir örgüte de mensup, üye ya da dalkavuk olmadım.

Benim tek bir derdim vardı: İnsana insan gibi bakmayı düşündüm, öğrenmeye çalıştım ve hâlâ bu ilkeden sapmadım.

Hayattaki tek pusulam vicdandır. İnsan hakları ihlallerini, siyasetin o dar, geçici, çıkarcı ve kirli çerçevesinden izlemeyi reddettim. Dün nasıl Vietnam halkının yanında durup, Nazilerin zulmü altındaki Yahudilere empatiyle yaklaştıysak, bugün de mazlum Gazze halkıyla ele ele, yürek yüreğeyiz. Çünkü vicdan coğrafya tanımaz, acı milliyet sormaz. Gerçek insan kalabilmek, tam da bu sınırları aşabilme cesaretini gösterebilmekten geçer.

* Bu haber/yazı ve resimlerin eser sahipliğinden doğan tüm hakları Haftalık Yayıncılık Anonim Şirketi’ne ait olup işbu yazı/haber ve resimlerin, kaynak gösterilmeksizin kısmen/tamamen izin alınmaksızın yeniden yayımlanması yasaktır. Haftalık Yayıncılık Anonim Şirketi’nin, 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 24. maddesinden doğan her türlü hakkı saklıdır.

Zülfü Livaneli
Zülfü Livaneli