Ne izleyelim?

Dijital platformlarda ne izleyelim? 
12 Eylül 2026, Cumartesi

Nazizm’in kılcal damarları 
40 milyon euro’yu aşan bütçesiyle döneminin en pahalı İngilizce olmayan dizisi olan Babylon Berlin, 1929 yılında başlayarak Weimar Cumhuriyeti'nin son dönemlerindeki Berlin'de geçiyor ve polis Gereon Rath’ın vakaları ile birlikte Hitler dönemine uzanıyor.

İlk dört sezonuyla şimdi HBO Max’te; beşinci ve son sezon da ekim ayında platformda olacak. Şenay Aydemir’in diziyi tanıtan yazısı burada, ilk sezon fragman da burada. 
Boeing’te kalite yerini kara bırakınca
Minik bir kısa devre kocaman bir uçağı düşürebilir. Peki ya bir uçak üreticisi artık bu ‘minik’ detaylarla vakit kaybetmek istemiyorsa? Kâr maksimizasyonunu önceliklendiren ABD’li havacılık devi Boeing’in tepe yönetimi, 2000’li yıllarla birlikte adeta ‘batmayacak kadar büyük’ bir şirketi sabote etme yarışına girişmiş.

Netflix’teki Serbest Düşüş: Boeing İçin Hesap Günü belgeseli de 737 Max’ten Dreamliner’a kadar gökyüzündeki Boeing uçakları hakkında soru işareti oluşturarak düşüşü ivmelendiriyor.

Burak Kuru’nun yazısı burada, fragman da burada.
Şöhret filtresini tavada çeviren program: Neden Esra?
Televizyonun ezberlenmiş sohbetlerinden kaçıp YouTube'un sınırsızlığına sığınan Esra Dermancıoğlu, konuklarını da kendisini de kontrol etmeye çalışmadan eğlencenin en sahici hâlini yakalıyor.

Umur Çağın Taş’ın Neden Esra? Programı ile ilgili yazısı burada, Ece Yörençli bölümün fragmanı burada.


Biri akılla, diğeri sezgiyle: Alıkara
TOD Studios ve Karga7 Pictures imzalı Alıkara, 10 Eylül’de izleyiciyle buluştu. Toplam 10 bölümden oluşan ve her hafta iki yeni bölümüyle yayınlanacak dizi, klasik bir 'fail kim?' sorusundan ziyade, kayıplarla baş etmeye çalışan iki farklı karakterin yöntemlerine odaklanıyor.

Miray Daner, Halit Özgür Sarı ve yapımın senaristlerinin Defne Akman’ın sorularını cevaplandırdığı yazı burada, fragman da burada. 

Karanlık bir sır, bir evliliği daha başlamadan bitirebilir mi?
Sick of Myself ve Dream Scenario filmleriyle ses getiren Norveçli yönetmen Kristoffer Borgli, bir kez daha hem karakterlerini hem de izleyicisini etik bir ikilemin içine sürükleyen bir hikâyeyle karşımızda: The Drama (2026).

Üstelik son dönemin en dikkat çekici iki yıldızıyla: Zendaya ve Robert Pattinson. Bu yıl hem The Odyssey hem de Dune: Part Three filmlerinde birlikte yer alan ikili, burada evlilik hazırlıkları yapan bir çifti, Emma ve Charlie'yi canlandırıyor. 

Emma ve Charlie romantik bir tanışmanın ardından ilişkilerini sağlam temeller üzerine kurduklarına inanan bir çift. Ancak düğünlerine sayılı günler kala arkadaşlarıyla çıktıkları bir akşam yemeğinde kendilerini hiç beklemedikleri bir yüzleşmenin ortasında bulurlar. İtirafların havada uçuştuğu gecede Emma'nın gençlik yıllarına ait karanlık bir sırrı ortaya çıkınca, masadaki herkes şaşkına döner. Ancak bu sırdan en çok etkilenen kişi Charlie olur. 

Charlie artık yalnızca geçmişe ait bir gerçeği öğrenmemiştir; aynı zamanda hayatını birlikte geçirmeyi planladığı kişiye duyduğu güveni de sorgulamaya başlamıştır. Film ilerledikçe Emma'nın geçmişini açıklama ve kendini savunma çabasıyla Charlie'nin giderek derinleşen paranoyası iç içe geçerken, hikâye seyirciyi şu soruyla baş başa bırakır: Gerçekten sevdiğimiz insanları ne kadar tanıyoruz?

Yönetmen, bu soru etrafında izleyiciye geniş bir düşünme alanı açarken, hikâyesini sürekli tedirgin eden bir belirsizlik ve gerilim atmosferi içinde anlatmayı tercih ediyor. Romantik ilişki dinamiklerini kara mizah ve psikolojik gerilim unsurlarıyla harmanlayan The Drama, aşkın yalnızca güzel anlardan ibaret olmadığını; geçmişin gölgelerinin en sağlam görünen ilişkileri bile sarsabileceğini etkileyici bir şekilde hatırlatıyor. The Drama şimdi TV+'ta, fragman da burada.

Yargıç babasını savunan bir avukat
Başarılı savunma avukatı Hank Palmer, annesinin cenazesi nedeniyle yıllardır uzak kaldığı memleketine döner. Ancak dönüşü beklenmedik bir gelişmeyle gölgelenir: Kasabanın saygın yargıcı olan babası Joseph Palmer cinayetle suçlanmaktadır. Aralarındaki sorunlu geçmişe rağmen Hank, babasının savunmasını üstlenir ve dava ilerledikçe hem olayın perde arkasını araştırır hem de ailesiyle olan kırgınlıklarıyla yüzleşmek zorunda kalır.

17 Eylül'de Netflix ekranlarına gelecek The Judge (2014), bir yandan sürükleyici bir mahkeme sürecini anlatırken diğer yandan baba-oğul ilişkisi, affetmek, pişmanlık ve aile bağları gibi temaları işliyor.

Filmin oyuncu kadrosunda Robert Downey Jr. (Iron Man, Oppenheimer), Robert Duvall (The Godfather), Vera Farmiga (Hawkeye, Up in the Air), Vincent D’Onofrio (Daredevil, Full Metal Jacket), Jeremy Strong (Succession) ve Leighton Meester (Gossip Girl) yer alıyor. Fragman burada.

En yakınındaki yabancıyı gerçekten tanıyor musun?
Elçin Sangu ve Melis Sezen’i buluşturan Netflix’in yeni gerilim dizisi Seni Tanıyorum, aile, sırlar ve güven üzerine kurulu hikâyesiyle 17 Eylül’de geliyor.

Anne olduktan sonra tutkusu olan ressamlıktan uzaklaşan Funda, bir yandan çocuğuna iyi bir anne olmaya çalışırken diğer yandan kendi hayatına ve sanatına yeniden dönmenin yollarını arar. Bu dengeyi kurabilmek için eve bir bakıcı almaya karar verdiğinde, Nazlı’nın gelişiyle ailesinin hayatının hiç beklemediği bir yöne sürükleneceğinden habersizdir.

Başta Funda’nın üzerindeki yükü hafifletecek bir çözüm gibi görünen Nazlı, zamanla evin içindeki dengeleri altüst eder. Sıradan bir bakıcı arayışıyla başlayan bu süreç, aileyi geri dönüşü olmayan karanlık bir çıkmaza sürükler.

Sekiz bölümlük dizi, giderek şiddetlenen gerilim atmosferi, psikolojik yaklaşımı ve iki kadın arasındaki değişen güç dengeleri ile izleyiciyi bu çıkmazın içine çekmeyi hedefliyor.

Başrollerini Elçin Sangu ve Melis Sezen’in paylaştığı dizinin oyuncu kadrosunda ayrıca Ozan Dolunay, Cemal Hünal ve Efe Taşdelen gibi isimler yer alıyor. Tuğba Doğan’ın yaratıcılığını ve senaristliğini üstlendiği dizinin yönetmen koltuğunda ise Mert Baykal (Yan Yana, Sıcak Kafa) oturuyor. Netflix’in yerli yapımları arasında iddialı bir yere sahip olmaya hazırlanan dizi, 17 Eylül’de izleyiciyle buluşacak. Fragman burada.

Yapay zekânın karanlık yüzü
Oscar Ödülleri'nde En İyi Belgesel ödülünü kazanan Navalny'nin yönetmenlerinden Daniel Roher, yapay zekânın hızla şekillendirdiği geleceğe yakından bakmak için yeni bir belgeselle geliyor.

Baba olmaya hazırlanan Roher, yapay zekânın günlük yaşamı ve gelecek nesilleri nasıl etkileyeceğini anlamak üzere kapsamlı bir araştırmaya girişiyor.

Yapay zekânın kontrolsüz gelişiminin insanlık ve teknoloji dünyası üzerinde yaratabileceği tehditleri ve olumsuz sonuçları ele alan alan The AI Doc: Or How I Became an Apocaloptimist (2026), bugün Netflix'te izleyiciyle buluşacak.

Yeni sona eren Toronto Film Festivali’nde ilk gösterimini yapan belgesel, yapay zekânın yanlış ellerde veya denetimsiz şekilde kullanılması halinde ortaya çıkabilecek riskleri sorgularken, teknolojinin giderek hayatımızın merkezine yerleşmesinin insanlığın geleceği açısından ne gibi sonuçlar doğurabileceğine dair çarpıcı sorular ortaya koyuyor. Fragman burada.

Hırs, Aşk ve Statü
Tomasz Schuchardt ve Sandra Drzymalska, The Breslau Murders'ın ardından bu kez bambaşka bir hikâyeyle The Doll (2026) ile yeniden bir araya geliyor.

16 Eylül’den itibaren Netflix ekranlarından izlenebilecek altı bölümlük tarihi drama, bizi Avrupa'nın büyük dönüşümler yaşadığı çalkantılı bir döneme götürürken; sınıf farklarının, servet tutkusunun ve kontrolü giderek kaybolan bir aşkın ortasında bırakıyor. Polonya edebiyatının önemli isimlerinden Bolesław Prus'un klasik eserini ekrana taşıyan dizi, sıradan bir tüccarın yükselme arzusunu ve bu uğurda göze alabileceklerini merkezine alıyor.

Stanisław, kendi çabasıyla yükselmiş ve toplumun seçkinleri arasına girmeye kararlı hırslı bir tüccarken, Izabela aristokrat çevresinin kendisi için çizdiği hayatın dışına çıkmaya çalışan genç bir kadındır. Farklı dünyalardan gelen ikilinin yolları kesiştiğinde Stanisław'ın Izabela'ya duyduğu tutku giderek bir saplantıya dönüşür. Yüksek sosyetenin kapılarını aralamaya çalışırken aralarındaki sınıf farkıyla yüzleşen Stanisław ve özgürlüğünü arayan Izabela'nın ilişkisi, aşk ile takıntı arasındaki tehlikeli çizgide ilerler. Fragman burada.

Kız kardeşliğin iyileştirici gücü
Meryem Uzerli’nin başrolünü üstlendiği Kovan filminin ardından yönetmen Eylem Kaftan, bu kez bir belgesel filmle izleyici karşısına çıkıyor. Ev içi istismara maruz kaldıkları için yaşadıkları evlerden kaçmak zorunda kalan ve bir sığınma evine yerleşen Reyhan ile Aslı’nın hayatı, felsefe ve şiire ilgi duyan, hayatının uçurumun kıyısında olduğunu hisseden Leyla’nın aralarına katılmasıyla değişiyor.

Üç genç kadın, geçmişlerinden taşıdıkları yaralarla birlikte birbirlerinin hayatlarına dokunurken, ortak bir dayanışma alanı kuruyor. 16 Eylül’de MUBI’de gösterime girecek olan drama-belgesel Bir Gün, 365 Saat (2023), Türkiye’nin gerçeklerinden beslenen çarpıcı bir hikâye ile üç kadının geçmişten bugüne uzanan hikâyelerini, yaşadıkları travmalarla yüzleşme ve iyileşme mücadelelerini yakından takip ediyor. Fragman burada.

Bir komedi şovundan fazlası: O. J. Simpson’ın ‘Juiced’ı
1994’te eski eşi Nicole Brown Simpson ve Ron Goldman’ın öldürülmesiyle Amerika tarihinin en çok konuşulan davalarından birinin merkezine yerleşen O. J. Simpson’ın, yayınlanmamış şaka programı Juiced’ın perde arkası mercek altında.

HBO Max’te gösterimde olan dört bölümlük belgesel serisi OJ Unseen: Exploitation of Evil (2026), Simpson’ın kamuoyundaki imajını yeniden şekillendirme ve televizyona dönüş girişiminin nasıl kontrolden çıktığını, daha önce hiç görülmemiş görüntüler ve programın yapım sürecine dair tanıklıklarla ortaya koyuyor. Kamera arkasında yaşanan gerilimler, rahatsız edici karşılaşmalar ve giderek büyüyen etik tartışmalar, yalnızca bir şaka programının hikâyesini değil, O. J. Simpson’ın medyadaki ikinci hayatını ve Amerikan eğlence sektörünün sansasyon uğruna neleri göze alabileceğini de gözler önüne seriyor. Fragman burada.

Komadan çıkamıyor ama tehlike yaklaşıyor
Stolen Heartbeats (2026), Kolombiya’dan gelen sürükleyici bir gerilim. Acımasız bir saldırının ardından komaya giren Anabel, bedenine hapsolmuş halde hayatta kalmaya çalışırken onun kalbini almak için peşine düşen düşmanları giderek yaklaşmaktadır. Ancak Anabel’in kaderi, ölülerin seslerini duyabilen gizemli hemşire Rafael’in hayatına girmesiyle değişir. Artık yalnızca Anabel’in hayatta kalması değil, saldırının ardındaki karanlık gerçeğin ortaya çıkarılması da bir zaman yarışına dönüşür. Düşmanları başladıkları işi tamamlamadan önce gerçeği açığa çıkarmak zorunda olan ikili, giderek büyüyen tehlikenin ve gizemin içinde birbirlerine tutunarak amansız bir mücadeleye sürüklenir.

Kolombiya yapımı bu gizem dolu drama, sürükleyici hikâyesi ve gerilim dozu yüksek atmosferiyle izleyicileri ekran başına kilitlemeye aday. Şimdi Netflix'te, fragman burada.

Hazırlayan: Harun Kubat

Ne İzleyelim? bültenimizi okuduğunuz için teşekkür ederiz!
Bu bülten size Gazete Oksijen bülten üyeliğiniz ve buradaki "eposta gönder" izniniz kapsamında iletilmiştir. Geri bildirimleriniz bizim için değerli. Bültenlerle ilgili geri bildirimlerinizi [email protected] adresinden bizimle paylaşabilirsiniz.

BİZE KATILIN

Çerez Politikası   |   Gizlilik Politikası   |   İletişim   |   Reklam
Gazete Oksijen 2025 © Levent Mahallesi Karanfil Sokak No: 21, Beşiktaş, İstanbul
Siteye Geri Dön