Geçen haftaki yazımın doğal bir devamı olarak bu hafta bir hayat tarzına dönüşen zoom toplantılarını masaya yatırmak istiyorum. Gününün en az 8 saatini ekran başında toplantı yaparak geçiren bir insan olarak, video ortamının insan ilişkileri üzerindeki etkisini gözlemlemeye çalışıyorum. Aslında video konferanslar pandemi öncesinde de profesyonel hayatın bir parçasıydı ama pandemi sonrası bir zorunluluk halini alınca kendi kültürünü yaratmaya başladı.
Öncelikle şunu kabul edelim, aynı ekrana bakarak saatler geçirmek, farklı mekanlarda veya farklı toplantı odalarında karşılıklı konuşmaktan çok daha sıkıcı ve mekanik bir süreç. Durum böyle olunca yapılan sanal toplantılar son derece sonuç odaklı oluyor ve “konuyu bir an önce halledip ekranı ne zaman kapatırım” mantığı ile ilerliyor. Normal hayatta naturel olarak uzayıp daha kişisel paylaşımlara dönüşebilecek toplantılar, sanal dünyada pat diye tek bir butona basarak bitiyor.
Geçen haftaki yazımın doğal bir devamı olarak bu hafta bir hayat tarzına dönüşen zoom toplantılarını masaya yatırmak istiyorum. Gününün en az 8 saatini ekran başında toplantı yaparak geçiren bir insan olarak, video ortamının insan ilişkileri üzerindeki etkisini gözlemlemeye çalışıyorum. Aslında video konferanslar pandemi öncesinde de profesyonel hayatın bir parçasıydı ama pandemi sonrası bir zorunluluk halini alınca kendi kültürünü yaratmaya başladı.
Öncelikle şunu kabul edelim, aynı ekrana bakarak saatler geçirmek, farklı mekanlarda veya farklı toplantı odalarında karşılıklı konuşmaktan çok daha sıkıcı ve mekanik bir süreç. Durum böyle olunca yapılan sanal toplantılar son derece sonuç odaklı oluyor ve “konuyu bir an önce halledip ekranı ne zaman kapatırım” mantığı ile ilerliyor. Normal hayatta naturel olarak uzayıp daha kişisel paylaşımlara dönüşebilecek toplantılar, sanal dünyada pat diye tek bir butona basarak bitiyor.