İran savaşı, Körfez'deki küresel sermaye merkezlerini riske atarken, Türkiye Birleşik Arap Emirlikleri'nde (BAE) yerleşik yatırımcıları ve şirketleri Türkiye'ye çekmenin yollarını arıyor.
Middle East Eye'a konuşan kaynaklara göre, üst düzey bir Türk yetkili geçtiğimiz günlerde uluslararası yatırımcılara, Ankara'nın çok uluslu şirketlere İstanbul Finans Merkezi'nde (İFM) halihazırda sunulanlara benzer vergi teşvikleri ve diğer destekleri genişletmeyi planladığını söyledi.
Yetkili, İran'ın BAE'nin finans merkezlerini ile Abu Dabi ve Dubai'deki uluslararası şirketleri hedef alma ihtimalinin, bazı firmaları Türkiye'ye taşınmaya teşvik edebileceğini belirtti.
Körfez bölgesi, uluslararası bankalar ve finansal hizmet firmalarının yanı sıra teknoloji girişimlerine, yapay zeka şirketlerine, veri merkezlerine ve üreticilere ev sahipliği yapıyor.
Bankalara, çok uluslu şirketlere ve diğer kuruluşlara ev sahipliği yapan İstanbul'daki bir finans bölgesi olan İFM, halihazırda bir dizi vergi indirimi sunuyor: İhraç edilen finansal hizmetlerden elde edilen gelir kurumlar vergisinden tamamen düşülebilirken, ilgili işlemler de bağlı masraflardan muaf tutuluyor.
Ayrıca, yurtdışı deneyim yılına bağlı olarak, gerçek net aylık ücretlerin yüzde 60'ı veya yüzde 80'i gelir vergisinden muaf tutularak uluslararası deneyime sahip personel için bordro vergisi teşvikleri de bulunuyor.
Bloomberg, Türk hükümetinin bu vergi teşviklerinden bazılarını çok uluslu şirketleri daha geniş çapta kapsayacak şekilde genişletmeye hazırlandığını bildirdi. Şirketlerin, yurt dışından tedarik edilen malları Türkiye'ye getirmeden satmalarından veya bu satışa aracılık etmelerinden elde ettikleri gelirin yüzde 50'sini vergiden düşmelerine izin verilebilecek.
Erdoğan ve Dünya Ekonomik Forumu
Yabancı şirketlerin Türkiye'ye olan ilgisinin artıyor olabileceğine dair bazı somut işaretler var.
Bu ayın başlarında, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Dünya Ekonomik Forumu (WEF) tarafından İstanbul'da düzenlenen ve katılan şirketlerin milyarlarca dolarlık değeri temsil ettiği bir toplantıda 40 küresel CEO'yu ağırladı.
Bu toplantı, Erdoğan'ın 2009 yılında dönemin İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres ile İsrail'in Gazze'de Filistinlileri öldürmesi üzerine yaşadığı kamuya açık tartışmadan bu yana Davos zirvesine katılmamış olması nedeniyle dikkat çekiciydi.
Dünyanın en büyük varlık yönetim şirketi BlackRock'ın CEO'su ve WEF Mütevelli Heyeti Başkanı Larry Fink, İstanbul toplantısının organizatörleri arasındaydı. WEF Geçici Başkanı ve CEO'su Alois Zwinggi, Türkiye'nin ticaret, yatırım ve üretim ağlarında giderek daha stratejik bir rol oynadığını söyledi.
Uzmanlara göre WEF de bu toplantıyı düzenleyerek Erdoğan ile Davos arasındaki buzları eritmeye çalışıyor.
İstanbul Finans Merkezi CEO'su Ahmet İhsan Erdem, bu ayın başlarında Reuters'a yaptığı açıklamada, merkezin İran savaşı nedeniyle İFM'ye kısmen taşınmak veya Türkiye'de genişlemek isteyen Doğu Asya ve Körfez'den 40 şirketle görüşmeler yaptığını söylemişti.
'Kimse Türk mahkemelerine güvenmiyor'
Bununla birlikte, isimlerinin gizli tutulmasını isteyen bazı analist ve yatırımcılarla yapılan görüşmeler Ankara'nın BAE merkezli yatırımcıları ve işletmeleri Türkiye'ye taşınmaya ikna etme konusunda önemli zorluklarla karşılaştığını gösteriyor.
Türkiye'nin bu yıl yüzde 25'e ulaşması beklenen enflasyonu ve giderek büyüyen bir dış ticaret açığı var. Yatırımcılar, hükümetin ülkenin ilk fintech unicorn firması olan ve değeri 1 milyar doları aşan Papara girişimine yaptığı gibi, yabancı yatırımcıları olan fintech firmalarına ve şirketlere el koyma konusundaki istekliliği de dahil olmak üzere başka endişelere dikkat çekiyor.
Hukukun üstünlüğü konusundaki endişeler ise çok daha temel bir sorun.
Uluslararası bir bankacı Middle East Eye'a, "Kimse Türk mahkemelerine güvenmiyor" dedi.
Örneğin, Dubai Uluslararası Finans Merkezi (DIFC), BAE'nin daha geniş hukuk sisteminden farklı olarak kendi medeni ve ticaret yasaları altında faaliyet gösteriyor. Bu yasaların çerçevesi İngiliz örf ve adet hukukuna dayanmakta.
Osmanlı İmparatorluğu'nun kapitülasyonlar olarak bilinen yabancı ekonomik ayrıcalıklarla yaşadığı acı deneyime dayanan ikili hukuk sistemlerine duyulan tepki göz önüne alındığında, Türkiye'de benzer bir düzenlemenin getirilmesi son derece tartışmalı olabilir.
Ankara merkezli düşünce kuruluşu Tepav ile bağlantılı önde gelen ekonomistlerden Güven Sak, "Bunu hükümetin kabul ettirmesi çok zor olur" dedi ve "Ancak Ankara, mevcut yasal yapı içerisinde finans şirketlerine güvence vermeye çalışabilir." değerlendirmesinde bulundu.
İsminin açıklanmaması kaydıyla konuşan üst düzey bir Türk yetkili, özellikle veri merkezlerini ve yapay zeka şirketlerini çekmek istiyorsa, Ankara'nın bağımsız mahkemeleri olan bir serbest bölge yaratmadan da bu endişelerin bazılarını giderecek yasal yollar bulabileceğini söyledi.
Sak, İngiltere'nin adadaki geçmiş kontrolü nedeniyle İngiliz örf ve adet hukuku mirasının bulunduğu Kuzey Kıbrıs'ta bu tür bölgelerin daha uygun olabileceğini savundu.
Türkiye ve Dubai'de vergilendirme
Yakın zamanda Abu Dabi Uluslararası Finans Merkezi'nde (ADGM) çalışan Anthesis Group Jeopolitik ve Stratejik İçgörüler Kıdemli Danışmanı Güney Yıldız, Ankara'nın İstanbul'da sunduğu finansal teşviklerin gerçek ve kayda değer olduğunu söyledi.
Yıldız, "İFM kampüsünden faaliyet gösteren bankalar, 2031 yılına kadar finansal hizmet ihracatında fiilen sıfır kurumlar vergisi ödüyor" diyerek sözlerini şöyle devam ettirdi:
"Kağıt üzerinde bu aslında Dubai'den daha iyi; çünkü DIFC ve ADGM çoğu faaliyette sıfır vergi sunarken, standart olarak yüzde dokuz vergi ödeyen bankaları ve sigortacıları bu durumun dışında tutuyor."
Yine de Yıldız, Körfez bankalarının öncelikli olarak İstanbul ile Dubai veya Abu Dabi arasındaki vergi kıyaslamasına odaklandığına inanmıyor.
"Onlar daha ziyade liranın değer kaybı, enflasyon riski ve Türkiye'nin nispeten düşük ülke kredi notu konusunda endişeliler," diyen Yıldız, mevcut Türk ekonomi yönetiminin güvenilir bir program yürüttüğünü de sözlerine ekledi.
Türkiye Körfez ülkelerinin şartlarını sunmuyor
İsmini vermek istemeyen bir başka analist, BAE ve Suudi Arabistan'ın yapay zeka ve teknoloji altyapısı inşa etmek için devasa kamu harcamaları yaptığını, aynı zamanda büyük petrol ve gaz üreticileri olarak güvenilir enerji arzı ve güçlü lojistik avantajlar sunduklarını söyledi. Analist, Türkiye'nin aynı koşulları sunmadığını belirtti.
Analist, "Türkiye bazı çok uluslu şirketler için bir alternatif olabilir, ancak birçoğunun zaten orada operasyonları veya iştirakleri var" dedi.
Türk imalat sektörü
Ekonomist Sak, Ankara'nın açık bir avantaja sahip olduğu bir alanın, Türkiye'nin bölgedeki en güçlü oyunculardan biri olmaya devam ettiği imalat sektörü olduğunu söyledi.
"Dubai, iç savaş nedeniyle potansiyelini gerçekleştiremeyen Beyrut'un bıraktığı boşluğu doldurdu" diyen Sak, "Doğru teşviklerle, İran'ın karşısında yer alan BAE'nin Cebel Ali Serbest Bölgesi'ne yoğun yatırım yapan Çinli işletmeleri çekebiliriz" şeklinde konuştu.
Bölge, aralarında otomotiv, lojistik ve teknoloji gibi sektörlerde faaliyet gösteren 11 Fortune 500 firmasının da bulunduğu ve 2021 rakamının neredeyse iki katı olan 507 Çinli şirkete ev sahipliği yapıyor. Türkiye'nin vergi teşviklerini çok uluslu şirketlere yayma girişimleri bu firmaların bazılarına cazip gelebilir.
Son üç ayda Körfezli yatırımcılara danışmanlık hizmeti veren Yıldız, aynı teşvik paketlerinin finans merkezine sahip İstanbul dışındaki Türk şehirlerine yayılmasının yabancı yatırımcılara yanlış sinyal verebileceğini ve finans merkezlerinin sağlaması gereken yasal ve lojistik bütünlüğü zedeleyebileceğini savundu.
Yıldız, "Bununla birlikte, bu fikrin daha akıllıca bir versiyonu var. Eğer Türkiye, denetime tabi faaliyetleri İFM'de tutarken, ikincil şehirleri kendi ayrı teşvik planlarına sahip uzmanlaşmış arka ofis veya fintech merkezleri olarak konumlandırırsa, bu gerçekten işe yarayabilir." dedi.
Türkiye'de olan ve Dubai'de olmayan ne?
Yıldız, Türkiye'nin sunabileceği, Dubai'nin ise sunamayacağı şeyin; sigortacılığın az gelişmiş olduğu, emeklilik kapsamının sınırlı kaldığı ve servet yönetiminin en üst gelir grupları dışında büyük ölçüde bulunmadığı 85 milyonluk bir ekonomiye erişim olduğunu sözlerine ekledi ve şunları söyledi:
- "Sigortadan varlık yönetimine ve leasinge kadar banka dışı finans sektörü, toplam finansal varlıkların yaklaşık onda birini oluşturuyor. Normal gelişmiş bir ekonomide bu rakam dört ya da beş kat daha yüksektir.
- Türkiye'nin Körfez ile diyaloğu, muhtemelen başaramayacağı bir şekilde Dubai ile vergi oranlarında rekabet etmeye çalışmaktan ziyade, bu pazara erişim üzerine olmalıdır."
İmamoğlu konusu
Avrupalı ikinci bir yatırım danışmanı, bazı yatırımcıları Körfez'den uzaklaştırmak için bir fırsat olabileceğini, ancak bunun sadece net bir strateji ve güçlü bir uygulamayla mümkün olabileceğini söyledi.
Söz konusu danışman İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun tutuklanması da dahil olmak üzere ülke çapındaki muhalif belediye başkanlarını görevden alma kampanyasına atıfta bulunarak, "Erdoğan'ın kişisel ajandası ilk planda olduğu sürece bunun gerçekleşmesi pek olası değil." değerlendirmesini yaptı.
Kaynak: Gazete Oksijen