Yıl 2016, Vikram Gandhi imzalı Barry isimli film, eylül ayında Toronto Film Festivali’nde ilk gösterimini yapıyor ve Netflix hemen filmi satın alarak 2016 aralık ayında gösterime sokuyor. Film, Obama’nın New York’a ilk geldiği ve henüz Barry adını kullandığı gençlik yıllarına, 1980’lerin başına odaklanıyor. Resmi tanıtımı şöyle: “Suçun kol gezdiği ve ırksal gerilimlerin hakim olduğu bir ortamda Barry, kendini çeşitli sosyal çevreler arasında sıkışmış halde bulur; bir yandan da Kansas doğumlu annesi, arasının açık olduğu Kenyalı babası ve sınıf arkadaşlarıyla giderek gerginleşen ilişkilerini sürdürmeye çalışır.”
Yani Obama’nın gencecik yaşında dünyayı daha yaşanılır bir yer haline getirmekle ilgili planlarını görmeyi bekliyorsanız, hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz, çünkü Barry, daha çok ten rengi ile hayatında derin izler bırakan hüzünlü geçmişi yüzünden mücadele etmek zorunda kaldığı, beklenmedik bir hikaye anlatıyor. Yatay geçişle geldiği Columbia Üniversitesi’ne girmeden önce ırkçı bir polis memuru tarafından durdurulan 20 yaşındaki Barack “Barry” Obama’nın hikayesini.
Ashley Judd’ın canlandırdığı beyaz bir anneye ve Kenya’da yaşayan, hiç tanışmadığı siyasetçi bir babaya sahip olan Barry’yi; pek az kişinin anlayabildiği çağının ötesinde ve zekice düşüncelerini bir araya getirmekte zorlanırken, bir yandan da kendi kimliğini ararken görüyoruz.
Özüne sadık
Charlotte (Anya Taylor-Joy) adında beyaz tenli bir kız arkadaş edinen Barry’yi izlerken, onun hâlâ kendi ten rengine odaklandığını ve çevresindeki insanların da onu bu nedenle yargıladığının farkında olduğunu görüyoruz. Ancak kısa bir süre sonra, Ralph Ellison’ın Görünmez Adam (Invisible Man) kitabını okuyan Barry görünür hale geliyor. Nitekim, Charlotte’ın ailesiyle yediği akşam yemeğinde, siyaset üzerine sohbet eden o nazik ve görgülü adamın gelecekte önemli bir şahsiyet olacağının beklendiği açıkça hissediliyor. Elbette o sırada kendisi de dahil, o yemekteki kimsenin aklından Barry’nin gelecekte Amerika Birleşik Devletleri Başkanı unvanını taşıyacağı geçmemektedir.
Barry’nin en sıra dışı yanı sadeliği denebilir; sanki film, Amerika’nın gelecekteki başkanı hakkında değil de sıradan bir mahalle sakini hakkında çekilmiş gibi. Devon Terrell’ın Barry performansı, karakterin kişiliğine kendine has, sıra dışı bir nezaket katıyor; böylece onu, büyük hedefleri olan ve sonunda hayalini gerçekleştiren sıradan bir adam olarak görüyoruz.
Barry bizi 1981 yılına götürüyor ve kölelik üzerine yapılan o konuşmaya, Barry’nin bu konuyu zihninde nasıl evirip çevirdiğine tanık olmamızı sağlıyor. Film, ağır tempolu olmakla birlikte kolayca siyasi bir söyleme kayıp klişeleşmek yerine özüne sadık kalarak asıl başarısını yakalıyor; böylece izleyici, ABD’de ırkçılığın tehlikeli boyutlara ulaştığı bir dönemde, siyah, genç ve zeki bir adam olmanın ne anlama geldiğini daha yakından görüyor.